17 Haziran 2007 Pazar

bunlari biliyormuydunuz?

>Fareler Kusamaz.
-Zurafalar yuzemez.
-Yilanlar duyamaz.
-Karincalar uyuyamaz.
-Kirpiler suda batmaz.
-Kutup ayilari solaktir.
-Sineklerin 5 tane gozu vardir.
-Zurafanin ses telleri yoktur.
-Yunuslar bir gozlu acik uyurlar.
-Develerin 3 tane kasi vardir.
-Bir sinegin hizi saatte 8 km.dir.
-Zurafanin dili 35 cm. kadardir.
-Istakozlarin kani mavi renktedir.
-Kelebekler ayaklariyla tat alirlar.
-Fil ziplayamayan tek memelidir.
-Sigirlarin 4 tane midesi vardir.
-Kangurular geri-geri yuruyemezler.
-Kediler seker tadini ayirt edemezler.
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
-Fare, bir deveden bile daha uzun sure susuz kalabilir.
-Timsahlar dilini disari cikaramazlar.
-Zebralar beyaz uzerine siyah cizgilidir.
-Baykus mavi rengi gorebilen tek kustur.
-2600 kadar kurbaga cinsi var.
-Yetiskin bir ayi at kadar hizli kosabilir.
-Sadece domuzlar gunesten yanabilir.
-Deniz kobrasi dunyanin en zehirli yilanidir.
-Bir karincanin koku alma yetenegi en az bir kopeginki kadar gelismistir.
-Hayvanlarin en buyugu mavi balinadir. (uzunlugu 33 m., agirligi 190 t.)
-Sadece disi sivrisinekler isirir.
-Bir devekusunun gozu beyninden buyuktur.
-Deve deniz suyu icebilecegi gibi bir defada 250 litre su da icebilir.
-Bir insanin su ve yemek olmadan yasayabildigi en uzun sure 18 gundur.
-Karinca kendi agirliginin 50 katini tasiyabilir.
-Cekirgenin kulagi dizindedir.
-Yeryuzunun en sicak yeri Afrika'da El-Ezize bolgesidir. (Golgede 58 derece)
-Yeryuzunun en soguk yeri Antarktika'da Vostok (Rusya) bolgesidir. (- 88.3 derece)
-Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uctu.
-Ilk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak basti.
-Eski Roma'da siseden hazirlanmis kaplar altin ve gumusden daha degerli sayilirlardi.
-Dunyada en eski universitesi 989 yilindaki Misir'in El-Ezher universitesidir.
-Dunyanin en genc universite ogrencisi 11,5 yasindaki Ganesh Sittampalam'dir.
-Ilk yeralti tunel 1 km. uzunlugunda olmus ve bundan 4 bin yil once Irak'ta Firat nehrinin altindan gecmisdir.
-Paraguay dunyanin en yagisli bolgesidir. Bolgede yagmur neredeyse ara vermez.
-Dunyada 2000 e yakin halk ve 3000 e yakin dil var.
-Tarih boyu yapilmis savaslarin en uzunu Ingiltere ile Fransa arasinda olmustur. Bu savas 115 sene(1338-1453) surmustur.
-Insanin sacinda 102 bine yakin, derisinde ise 20 bine yakin kil olur. Killar her gun 0.35-0.40 mm. uzar.
-Ingiltereli Thomas Korne 207 sene yasamistir.
-Dunyanin en uzun omurlu insani Cin'de 253 sene yasamistir. (1680-1933)
-Gunes dunyadan 330,330 kat daha buyuktur.
-Bir kostebek sadece bir gecede 90 m. tunel kazabilir.
- Bir hamam bocegi kafasi koptuktan sonra acliktan olmeden 9 gun yasayabilir.
-Eski Misirlilar tastan yapilmis yastiklarda uyurlardi.
-Bir hipopotam agzini acarsa 120 cm boyunda bir insan onun icine rahatca sigabilir.
-Bogalar renk korudur, bundan dolayi matadorun elindeki beze saldirirlar; rengi ne olursa olsun.
-Ortalama bir buzdagi 20,000,000 ton gelir.
-Zehirli oklu kurbagada 2,200 insani oldurebilecek kadar zehir bulunur.
-Insan vucudundaki en guclu kas dildir.
-Hapsirdigimiz zaman kalbimizde dahil olmak uzere butun vucut fonksiyonlarimiz bir an icin durur.
-Gozleri acik tutarak hapsirmak imkansizdir.
-Kadinlar erkeklere oranla iki kat daha fazla goz kirparlar.
-Penguen yuzebilen ama ucamayan tek kustur.
-Sadece insanlar ve yunuslar zevk icin cinsel iliskide bulunurlar.
-Insan elinde, en yavas uzayan tirnak bas parmakta,en hizli uzayan tirnak ise orta parmaktadir.
-Insanlar beyinlerinin %10’nu kullanirlar.
-Bir insan yedi dakika icerisinde uykuya dalar.
-Sicak su soguk sudan daha agirdir.
- Sarisinlarin esmerlere gore daha fazla saci vardir.
-Sogan dograrken sakiz cignemek goz yasarmasini onler.

turk kadinina ithafen herkezi okumasini isterim

>
Sizler Alemlerin Rabbinin Dunyayi duzenini saglayip insanlara rahmet oolsun diye yarattigi insanlarsiniz. Sizler dunyanin guzelliginin ve ahenginin konusan seslerisiniz. Sizler Insanlarin var olmak icin ihtiyac duydugu yegane varliksiniz. Sizler Serefimizsiniz sizler onurumuzsunuz sizler namusumuzsunuz...

Heyhat binlerce asir gecti ilk yaratilisin ardindan. Nice yonetimler goruldu. Dunyaya hukm eden nice yonetimler goruldu. Yemin ederim ki bunlardan bir cogu kadini hor gorduler. Ve yok oluslarinin nedenlerinden biri olmustur. Gelecegin annelerine deger vermeyen toplumlarin gelecegi olamaz. Olsa bile kendi elleriyle yok ettikleri bir gelecektir o. Sonra Islam geldi. Ve kadinin onemini alemlere rahmet olarak inen yuce peygamber Hz. Muhammed (S.A. V)tarafindan vurgulandi. Sonrada Kur’an gibi bir mucezevi kitapta kadin kendisi icin ozel bir yer buldu. Burda Kadinin toplum yapisindaki onemi anlatildi. Nasil davranilmasi gerektigi vurgulandi. Heyhat zaman gecti tarih oldu. Ve bugunlere geldik. Ne yazik ki gunumuz kadini belkide tarih boyunca yasamis oldugu en kotu muamele ile karsi karsiya. Lakin mesele sudur ki Kadinlar Kendilerine uygulanan kotu muamelenin farkinda degil. Tabiki istisnai durumda olan toplumlar vardir. Lakin Bu karsimizda bulunan buyuk felaketi engellemeye yetmeyecektir.

Gunumuzde yasadigimiz cag icin bir yazi yazacak olsak eminim ki basligi “Ve Kadinin Erkek hizmetine sunulmasi” olurdu. Kadinlar hic bir cagda bukadar asagilanmamis bu kadar kotu gozle bakilacak duruma getirilmemistir. Eski zamanlarda kadinlar erkek hizmetine gerek ten zevkine gerekse de goz zevkine hitaben kole olurlardi. Bir nevi hayat kadini. Ve bu tur kadinlar toplumdan kolay sekilde ayrilabileceginden dolayi toplumsal buhranlar uzun sure icinde yasanirdir. Lakin simdi Kapitalist duzenin himayesi altina girdigimiz su gunlerde kadinlar oyle bir oyun icine suruklenmislerdir ki kadinlar bu oyunda “jon” olmaktan cok memnundurlar. Kadinlarin degisik meslek gruplariyla erkek hizmetine sunulmasi operasyonu kapitalist sermayenin kazandigi en onemli zaferlerden biridir. Manken,sarkici oyuncu derken ev hanimlarina kadar ulasan bu oyun kadinin onurunu korumak adi altinda kurt erkeklerin kendi zevklerine hizmet edilmesi amaciyla yaptiklari bir istir. Kadin etinin kadin teninin degerini yitirdigi su gunlerde gelecegimizide kaybettigimiz ap acik ortadadir. Kadinlar erkeklerin kolesi olmamalidir. Erkeklerin hukm ettipgi kapitalist duzen, kadinlari kandirmakta ve onlari farklarinda olmadan acinacak hallere suruklemektedir. Kadinlara vucutlarini teshir etmenin modernlesme oldugu fikrini empoze ederek eminim ki kendi aralarinda muthis bir eglence yasamaktadirlar. Vucutlarini erkek hizmetine sunan bu kadinlar onurlarindan kaybetmektedir sereflerinden kaybetmektedirler namuslarindan kaybetmektedirler. Buna paralel olarak buda toplumun geneline yasamaktadir. Bunun en net ornegi Halk arasinda mankenlik olarak tanimlanan vucut teshir etme seanslari sirasinda kizini izleyerek grur duyan babalarin sozde yasadigi onurdur.

Ey serefinden ve onurundan suphe duyulmayan turk kadini. Ey kurtulus savasinda savasip olen nice yigit savasci gibi olen,cepheye malzeme tasiyan onlara destek olup onurlandiran onurlu turk kadinin torunlari olan siz turk kadinlari.

Durust olmak gerekirse dunyadaki kadinlar uzerinde yapilan yipratma hareketleri ulkemizdede etkisini gostermistir. Ve hala gostermektedir. Bizi yikmak icin Kadinlarimiza saldiriyorlar. Neden? Cunku biz kadinlarimizla varolur kadinlarimizla yok oluruz. Onlarsiz bir hiciz. Eger guzel bir gelecege sahip olmak istiyorsak kadinlara sahip cikmali onlari korumaliyiz.

Ey yuce serefli turk kadini. Siz kolunuzda gezdirdiginiz erkek degilsiniz. Siz parmaginiza surdugunuz oje degilsiniz. Sizler kredi kartlariniz degilsiniz. Sizler Dekolteniz degilsiniz. Sizler teshir ettiginiz uzullar degilsiniz. Sizler soylediginiz sarki degilsiniz. Sizler oynadiginiz karakter degilsiniz. Sizler herkese tanitma amaciyla giydiginiz ic camasiri degilsiniz. Sizler asmali konak degilsiniz.sizler ozcan deniz degilsiniz. Sizler haziran gecesi degilsiniz. Sizler popstar degilsiniz. Sizler transparan elbiseleriniz degilsiniz. Sizler mayonuz degilsiniz.

Sizler Geleceksiniz umutsunuz onursunuz grursunuz guzelliksiniz. Sizin guzelliginiz kendinize ve esinizedir. Kimseye hizmet etmek zorunda degilsniz. Kimsenin goz zevkini tatmin etmek zorunda degilsiniz. Guzel gorunmek icin akmerkeze degil sadece aynaya ihtiyaci olan varliklarsiniz. Kul degilsiniz kole degilsiniz. Ozgur bireylersiniz. Erkeklerden farkli olan tek ozelliginiz yapici ozelliginizin yikici ozelliginizden fazla olmasidir. Ozgur olun. Modanin kolesi olmayin. Dizilerin kadin programlarinin kolesi olmayin. Siz geleceksiniz gelecegin analari. Gelecege karsi goreviniz bugunleri gelecege hazirlamaktir. Bunun icin de entellektuel bir birikime sahip olmalisiniz. Bunun icin en oenemli gorev ailelere dusmektedir. Kizlarimiz okullara ggonderilmeli okumalari icin ellerinden geleni ardimiza birakilmamalidir. Zaman akip gecer. Gencligimizde bize hukmeden homonlar kuruyup gittiginide guzellgimizde eser kalmadiginda pismanligimizdan baska ne kalir.Varsa bilgi birikimi. Gunumuz yasam tarzina kapilmayalim. Gunumuz yapi itibariyle kadinin vucuduna itimat etmektedir. Bu tuzaga dusmeyin. Sizler beyinlerinizle var olursunuz. Erkeklere kole olmayin. Kole olursaniz beyinlerinizi gelistiremezsiniz. Sizler erkeklere hizmet edin diye degil onlarin hayatlarina ortak olun diye yatildiniz. Kadinin asagilanmasinin adi farkli olsada heryerde yasanmaktadir. Anadoluda Kadinlarimiz eslerinin ayaklarini yikar. Batida ise kadinlar hos kiyafetler icinde erkeklerin yanlarinda boy gosterirler. Sonra onlarla odalara girerler. Ve kadin turlu rezillik i.cinde erkege hizmete baslar. Ne demek istedigimi anlamisinizdir.. Ve buna modernlik derler buna inanmayin. Bu tuzaga dusmeyin. Tum dunyanin en temel amaci kadinlari bayagilastirmak ve ucuzlastirmakttir. Ey onurlu turk kadini bu tuzaga dusmeyin dusmeye yakin olanlarida uyarin ki bir gelecegimizin olmasi icin bir umut olsun.. Eger gelecegimizi elimizden alirlarsa emin olun ki gecmisimizide elimizden alirlar. Ve artik onurlu bir sekilde hatirlayacagimiz bir gecmisimiz olamaz. Allah’a emanet olun. O size hakettiginiz degeri verecektir. Ve bilin ki ondan iyi ve hayirli dost yoktur...

Iste Abdulaziz'in kanli gomlegi

>Iste Abdulaziz'in kanli gomlegi

Zaman, bileklerini keserek intihar ettigi ileri surulen Sultan Abdulaziz'in kanli giysilerini ortaya cikardi.



131 yildir Topkapi Sarayi'nin depolarinda saklanan kiyafetler, cinayet iddiasini guclendiriyor.
Sultan Abdulaziz'in olumunden birkac gun once cekilmis son fotografini gundeme tasiyan Zaman, simdi de padisahin 'sehadeti'nde uzerinde bulunan kanli giysileri buldu. 131 yildir saklanan kiyafetler, Topkapi Sarayi'nin depolarinda ortaya cikti. Giysiler pantolon, hirka, dizlik, gomlek, atki ve ic kiyafetten olusuyor. Yanlarinda, Sultan'in bileklerini kestigi iddia edilen bir makas da var. Tanitici etikette, "Abdulaziz'in sehadetinde uzerinde bulunan giysiler" kaydi dusulmus. Olayin uzerinden bir asirdan fazla zaman gecmesine ragmen elbiseler h�l� kan kokuyor. Padisahin cenazesini yikayan imamin, "H�l� bileklerinden kanlar suzuluyordu, vucudunda darp izleri vardi." ifadesini dogrularcasina kiyafetler kanlar icinde. Ancak herhangi bir yirtilma yok.
Resm� tarih, Sultan Abdulaziz'in 30 Mayis 1876'da tahttan indirildikten dort gun sonra iki bilegini keserek intihar ettigini yazsa da, tarihcilerin buyuk bolumu olduruldugu konusunda hemfikir. Giysileri sandikta saklayan Pertevniyal Valide Sultan da, oglunun intihar ettigine hicbir zaman inanmadi. Hatiratinda, Abdulaziz'in Feriye Sarayi'na gizlice sokulan uc pehlivan tarafindan olduruldugunu soyledi.

Pertevniyal Valide Sultan'in, elbiseleri bugune ulasmasini saglayarak tarih� gerceklerin ortaya cikmasini amacladigi belirtiliyor. Tarihciler, bir insanin her iki bilegini keserek intihar etmesinin mantiken mumkun olmadigina isaret ediyor.
Abdulaziz donemiyle ilgili calismalariyla taninan Prof. Dr. Vahdettin Engin, padisahin olduruldugu kanaatini yineliyor. Serasker Huseyin Avni Pasa ile mesrutiyet arayisinda olan Yeni Osmanlilar'in bir olup Sultan'i katlettigini dusunen Engin, tarihin bu belgeler isiginda yeniden yazilmasi gerektigini soyluyor. "Sultan Abdulaziz neden olduruldu?" sorusunu ise soyle cevapliyor: "Abdulaziz'den sonra basa gecen V. Murad, akl� dengesi yerinde olmayan sagliksiz biriydi. Bunu herkes biliyordu. Onun basarisizligi halinde basa yeniden gececek ilk isim Abdulaziz olacakti. Darbeciler bu ihtimali goz onunde bulundurarak padisahi katletti." Tartismali tarih� olaylarla ilgili kitaplariyla taninan Dr. Erhan Afyoncu, "Sultan Abdulaziz'in olduruldugu suphe edilmeyecek bir gercektir. Bir bilegini kesen biri diger bilegini nasil keser? Bu bir kere akla mantiga ters. Sultan, gerek hapsedildigi sarayda gerekse bu saraya goturulurken agir hakaretlere ugradi. Sadece o degil, Harem'de yasayan annesi, ablasi da hakaret gordu. O donemde kimse tahttan indirilse bile padisah ailesine bunu yapmaya cesaret edemezdi. Olduruldukten sonra padisahin cesedi gunlerce karakolda bekletildi. Bu bile cok agir ve bircok soruyu icinde barindiran bir durum. Zaten padisahin kayinbiraderi Cerkes Hasan, bir sure sonra Huseyin Avni Pasa'yi olduruyor. Bu cinayet de bize padisahin intikamini almak icin yapildigini gosteriyor." diye konustu. Abdulmecid doneminde baslayan yenilik hareketlerini surduren Abdulaziz (1830-76), 14 yil 11 ay 5 gun tahtta kaldi. Mithat Pasa'nin kiskirtmalariyla universite ogrencileri 10 Mayis 1876'da bir protesto yuruyusu duzenledi. 30 Mayis 1876 Sali gunu sabaha dogru saray Huseyin Avni Pasa komutasindaki askerlerce basilmis ve Abdulaziz kansiz sekilde tahttan indirilmistir. Abdulaziz'in tahttan indirildikten 4 gun sonra, hapis hayati yasadigi Feriye Sarayi'nda sakalini duzeltmek icin istedigi soylenen makasla bileklerini keserek intihar ettigi iddia edilse de oldurulmus olabilecegine dair kanitlar var.

Kanlar icindeki bu elbiseler ibret verici

Evet gercekten de Sultan Abdulaziz'in kanli kiyafetlerinin Topkapi Sarayi Muzesi'nde saklaniyor olmasi son derece onemli. Bu her seyden once Osmanli'nin tarihe, atalarinin mirasina verdigi onemi gosterir. Muzecilik tarihi acisindan da fevkalade onemli bir sey. Kanlar icindeki elbise ibret verici. Kanli bir elbiseyi atmamis, yakmamis, bugune kadar aynen korumusuz. Atalarimizdan kalan Kasikci Elmasi da, bir kumas parcasi da muzeciler icin degerlidir. Sultan Abdulaziz'in olumune gelince, intihar etti demek mumkun degil, basbayagi oldurulmustur. Bu kadar net.

Oldurulmeden onceki son fotografini da yayinlamistik Iki yil once yayinladigimiz Sultan Abdulaziz'in son fotografi, Osmanli sultanina reva gorulen 'asagilayici' tavri gozler onune seriyordu. Saray fotografcilarindan Vasilaki Kargopulo tarafindan cekilen fotografta, padisahin giydigi kiyafetler ve arkasinda l�ubali sekilde duran sarayin alt gorevlileri dikkat cekiyor. Endiseli gozlerle bir sandalye uzerinde oturan Abdulaziz'in arkasinda duran iki gorevli, sultanin omuzuna dirsek dayamis sekilde poz veriyor. Fotograf, Bahattin Oztuncay'in hazirladigi "Hatira-i Uhuvvet: Portre Fotograflarinin Cazibesi 1846-1950" adli kitapta yayinlanmisti.
Abdullah Kilic

kuresel isinma ve sonuclari

>1856-2004 arasi kuresel ortalama yuzey sicakligiKuresel isinma, dunya atmosferi ve okyanuslarinin ortalama sicakliklarinda belirlenen artis icin kullanilan bir terimdir. Bu olay son 50 yildir iyice saptanabilir duruma gelmis ve onem kazanmistir.

Dunya'nin atmosfere yakin yuzeyinin ortalama sicakligi 20. yuzyilda 0.6 (� 0.2)�C artmistir. Iklim degisimi uzerindeki yaygin bilimsel gorus, "son 50 yilda sicaklik artisinin insan hayati uzerinde farkedilebilir etkiler olusturdugu" yonundedir [1].

Kuresel isinmaya, atmosferde artan sera gazlarinin neden oldugu dusunulmektedir. Karbondioksit, su buhari, metan gibi bazi gazlarin, gunesten gelen radyasyonun bir yandan dis uzaya yansimasini onleyerek ve diger yandan da bu radyasyondaki isiyi sogurarak yerkurenin fazlaca isinmasina yol actigi ileri surulmektedir.

Su buhari, diger sera gazlarindan farkli olarak gunesten gelen radyasyonun siddetine ve gezegenin ortalama isisina gore sabit olan bagli bir degiskendir. Dolayisiyla kuresel isinma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diger sera gazlari, yer yer bagimsiz degisken olarak kuresel isinma uzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Ornegin karbondioksit, yogun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafindan fosil yakitlarin yakilmasiyla yogun olarak atmosfere salinabilir. Bu durum, gezegenin ortalama isisindan bagimsiz olarak ortaya cikabilen ve ortalama isinin artmasi sonucunu doguran bir etken olarak islev gorur.

Bugun icin bilim cevrelerinde kuresel isinmadan basat rolun atmosferde karbondioksit oraninin artmasina baglanmaktadir. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit,

yesil bitkilerin fotosentez olayinda,
karbondioksitin litosfer yuzeyinde suda cozunmesiyle,
atmosferden cekilmekte ise de, bu mekanizmalarin kapasitesinin uzerinde karbondioksit salinimi, gezegen uzerinde sera etkisi yaratmaktadir.

Su buhari disindaki sera gazlari dolayisiyla gezegen yuzeyindeki ortalama isinin artmasi, buharlasmanin artmasina yol acacaktir. Bu ise atmosferde daha fazla su buhari, yani bulut olusmasina yol acar. Bulutlar, gunesten gelen radyasyonun bir bolumunu dis uzaya yansitirken bir bolumunu sogurarak isinirlar, bir bolumunu de yeryuzune gecirirler. Litosfer ve hidrosfere ulasan bu radyasyonun da bir bolumu sogurularak isinmaya yol acarken bir bolumu dis uzaya yansir. Dis uzaya yansiyan radyasyon yeniden bulut kutlesi ile karsilastiginda, ayni olaylar yasanir, yansitilir, sogurulur, dis uzaya kacar.

Bu mekanizma, su buhari disindaki sera gazlarinin atmosferde artmasi sonucu bulutlarin sera etkisini artirmakta, kuresel isinmaya yeni bir katkiya yol acmaktadir.

Konu basliklari [gizle]
1 Etkileri
2 Dunya'nin isinma tarihcesi
3 Nedenleri
4 Subat 2007 tarihli BM Raporu
5 Kaynaklar
6 Dis Baglantilar



Etkileri [degistir]
Laguna San Rafael'deki buzulun, kuresel isinma sonucu 1990 ile 2000 yillari arasindaki geri cekilisin, karsilastirmali uydu goruntuleri.II. Dunya Savasi sonrasinda dunya nufusu 2 kat, buna karsilik enerji kullanimi 4 kat artmistir. 1958 yilinda atmosferdeki 315 ppm/m3 karbondioksit orani 2004'te 379 ppm/m3 olmustur. ABD dunya nufusunun %4'une sahipken karbondioksit uretiminin %25'ini gerceklestirmektedir.

The Observer gazetesinin Subat 2004'te yayimladigi Pentagon'a ait Kuresel Isinma Raporu'na gore onumuzdeki 20 yil icerisinde Avrupada bircok kiyi kenti sular altinda kalacaktir. Guardian gazetesinde 2004 yilinda yer alan kuresel isinma haritasina gore bundan en az etkilenen bolgeler Turkiye ve Ortadogu ile kiyi kesimleri haric Kuzey Afrika'dir.


Dunya'nin isinma tarihcesi [degistir]Olcumlere gore 1860-1900 yillari arasinda, denizde ve karadaki kuresel sicaklik her ikisinde de 0,75�C yukseldi. 1979'dan beri kara sicakligi deniz sicakliginin iki kati hizla yukseldi. Uydudan yapilan sicaklik olcumlerine gore alt troposferdeki sicaklik 1979'dan beri 0.12 ile 0.22�C arasinda yukselmistir.

NASA'nin hesaplamalarina gore, guvenilir olcumlerin yapilabildigi 1800'lerden beri 2005 yili, 1998'i gecerek, en sicak yil olmustur. Dunya Meteoroloji Organizasyonu ve BK Iklim Arastirma Biriminin hesaplamalarina gore ise 2005, 1998 yilinin ardindan hala ikinci siradadir.





Nedenleri [degistir]Iklim sistemi icsel ve dissal (insani etkiler, gunes hareketleri ve sera gazlari, vb.) nedenlerden etkilenmektedir. Iklimbilimciler (klimatolog) kuresel isinma konusunda hemfikirdirler. Bu degisimin detayli nedenleri acik bir arastirma alanidir ama bilimsel cogunluk sera gazlarinin son zamanlardaki sicaklik artisinin baslica nedeni oldugunu belirtmektedir.

Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarindaki artis dunya yuzeyinin sicakligini yukseltmektedir. CO2 oranindaki artis dunyanin yuzeyini isitmakta ve kutuplara yakin buzlarin erimesine yol acmaktadir. Buzlar eridikce yerlerini kara veya sular almaktadir. Kara ve sularin buza oranla daha az yansitici olmasi gunes isinimi emilimini arttirmakta ve dolayisiyla buzullarda daha fazla erimeye yol acmaktadir.


Subat 2007 tarihli BM Raporu [degistir]Konu ile ilgili Birlesmis Milletler raporu, Fransa'nin baskenti Paris'te yapilan Hukumetlerarasi Iklim Degisiklikleri Paneli'nde aciklanmistir.[2] Raporda kuresel sicaklik artisinin olasi etkileri asagidaki bicimde ozetlenmektedir.

+2.4 derece: Su sikintisi baslayacak
Kuzey Amerika'da kum firtinalari tarimi yok edecek. Deniz seviyeleri yukselecek. Peru'da 10 milyon kisi su sikintisi cekecek. Mercan kayaliklari yok olacak. Gezegendeki canli turlerinin yuzde 30'u yok olma tehlikesiyle karsi karsiya kalacak.

+ 5.4 derece: Denizler 5 m. yukselecek
Deniz seviyesi ortalamasi 70 metre olacak. Dunyanin yiyecek stoklari tukenecek.

+ 6.4 derece: Gocler baslayacak
Yuz milyonlarca insan uygun iklim kosullarinda yasamak umuduyla goc yollarina dusecek.

Havacilik Tarihimiz (1)

>15 Mart 1912



R.E.P. Turk Hava Kuvvetleri’ne, o zamanki adiyla Ordu Ali-i Osmani’ye katilan ilk ucagimizdir. Robert Esnaoult-Pelterie tarafindan tasarlanan ve uretilen bu ucak ilk ucusunu 1912’de yapmistir. Ayni yil servise girmis ve Firma ile Harbiye Nezareti (Savunma Bakanligi) arasinda varilan anlasma geregince Osmanli Ordusu’nda havaciligi gelistirmek uzere alinmasi planlanmis ilk ucak 15 Mart 1912’de, Sultan Resad’in tahta cikma yildonumu torenlerinde Osmanli Ordusu’na katilmistir. Yedi adet siparis edilen bu ucagin besi bir kisilik, ikisi ise iki kisiliktir. Tek kisilik ucaklardan biri yerde yalnizca rule egitimi yapmak icin kullanilmistir. Son ucak trenle Istanbul’a nakledilirken Sirplar tarafindan el konulmustur. Bu ucaklarla ilgili olarak 28 Mart 1912’de Binbasi Mehmet Cemal’in yazdigi rapor aynen soyledir:

1.inci REP.......... Cift kumandali mektep tayyaresi olup ikiyuz metreden ziyade irtifaya cikamaz....

2. nci REP..........Bir kisilik talim makinasi olup daha tecrubeleri icra olunurken silindirleri patladi; yedek silindirler takildi.

3.uncu REP...........Rule makinasi olup muptedilerine yerde yurumelerini temin icin talim makinasi

4.uncu REP...........Harp makinasi olup Nuri Efendi’nin idaresinde Selanik’e goturulmus ve Balkan Savasi sirasinda orada terk edilmistir.

5.inci REP..........Harp makinasi olup bendeniz Ayastefanos(Yesilkoy) uzerinde tur yaparken sukut etti (motoru durdu). Tamiratina ihtimam verilmedi (ozen gosterilmedi)

6.nci REP..........Harp makinasi olup Nuri efendi idaresine verilmis ise de bir kisiden ziyade adam kaldirmadigi icin kiymet’i harbiyesi yoktur.

7.nci REP...........Harp tayyaresi olup gelirken Sirplar tarafindan yakalanmistir.

R.E.P.ler 1914’de hizmet disi birakilmistir.




12 Mart 1912



1912 yilinda Fransiz Deperdussin firmasi tarafindan yapilan ucagin tek (Deperdussin) ve iki kisilik (Deperdussin D) modelleri Hava Kuvvetlerimizin ilk savas ucagidir. 12 Mart 1912’de Harbiye Naziri’nin baskisi uzerine Heyeti Vekile tarafindan kabul edilmis ancak tahsisat bulunmamasi nedeniyle konu Mahmut Sevket Pasa tarafindan Muavenet-i Milliye Cemiyeti’ne goturulmustur. Cemiyetin verdigi paralara 30 altin da Pasa ilave etmistir. Kampanyaya Misirli Prens Celaleddin ve Sultan Resat ta katilmis ve toplanan paralarla Fransa’dan ikisi tek kisilik, biri iki kisilik olmak uzere uc ucak alinmistir. Ucaklardan birine “Osmanli” digerine “Prens Celaleddin” ismi verilmistir.

Bir kisiligi egitim, iki kisiligi kesif ucagi olarak alinmasina karsilik her ikisi de egitim amacli kullanilmistir.

“Prens Celaleddin” isimli ucak Nuri Bey komutasinda Istanbul-Kahire yolculugunu yaparken 14 Mart 1914’de Yafa civarinda dusmus, pilotu da sehit olmustur.

Deperdussin’ler 1914’de servis disi birakilmislardir.



Devami var.

Turkiye'den Guinness'e Giren Bazi Rekorlar.

> Turkiye'den Guinness'e Giren Bazi Rekorlar.



Turk Hava Kurumu tarfindan Eskisehir Inonude organize edilen ve Hakan zengin tarafindan gerceklestirilen bir parasut atlayisinda acilan 433 metre kare buyuklugundeki Dunyanin en buyuk bayragi.(17.06.2004)

Akdeniz Universitesi tarafindan gerceklestirilen bir organizasyonda, ayni anda 1983 ogrencinin "Dunya barisi" icin balon patlatma rekoru.(12.05.2004)

Hakan SUKUR'e ait,Dunya kupasinda 9. saniyede atilan en hizli gol. (29.06.2002)

Filme cekilmis 395 senaryoya sahip senarist Safa ONAL. (05.08.2005)

81 sesiz harften olusan bir Kafkas dilini Dunyada tek konusan kisi,TevfikESENC. (1992 YILINDA OLDU)

Selcuk Efes de 20.000 kisinin bir deve guresini izlemesi.

Bilkent Universitesince Dunyanin en kucuk mikrofonunun yapilmasi.(Ortalama sac kalinligi 50 mikron iken bu mikrofonon capi 40 mikron idi)

150 mm boyutunda Dunyanin en buyuk mikrop fosilinin (foraminiferida) yasli bir kayada Turkiye'de bulunmasi.

Edirnede ki Kirkpinar gureslerinin1460 dan beri araliksiz devam eden en eski gures organizasyonu olmasi.

Zonguldak Eregli'de Hamsi Festivalinin acilisinda 1600 metre ile Dunyanin en uzun mangal'inin kurulmasi.

Naim SULEYMANOGLU ve Halil MUTLU' nun halterdeki rekorleri.

Bursa'da Eyup SOLMAZ'in 240 kuzudan yaptigi 2 bin 698 kilogramlik dev doner.(06.11.2006



Muhtesem sesiyle Dursun ali erzincanli

>http://www.youtube.com/watch?v=nbskHiHJigg&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=UXYiM_gC0Hk&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=q2L9nWBsCk8&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=dqnPiWyfb4w&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=gjSNUVWsMRs&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=lKZ8MRRMecw&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=oJ0UEzgpu4U&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=4pdr0UURJBk&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=9f7pBlJxhmA&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=juEhIRdVzpM&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=Dwmp5o3x_O8&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=A85wSMrobwY&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=K99VKLik-OQ&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=yVU1QKzu_Ic&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=AagIGS25Thg&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=JyZ6XorUNxw&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=qzYZWMta7GA&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=RNOTfvG_o_E&eurl=
http://www.youtube.com/watch?v=932QfrTFaZg&eurl=

onceki yasaminizda kimdiniz?

>http://users.pandora.be/gad/re/turks.html
arkadaslar verilen linkde gun ay yil 2 ser rakamli doldurun.bakin bakalim
onceki yasaminizda kimmissiniz.
saygilar-sevgiler...
not.alintidir.

DUnyanin En BUyUk EkolojI ProjesI:bIyosfer-2

>DUNYA'NIN EN BUYUK EKOLOJI PROJESI: BIYOSFER-2
Mucize Gezegen
1990’larin basinda bazi bilim adamlari, Biyosfer-2 adi verilen dunyanin en buyuk ekoloji projelerinden biri uzerinde calisiyordu. Proje ismini ABD’de ki Arizona Colu’nde yer alan dev yapidan aliyordu. Burasi Arizona Colu’nde 13.000 m2’lik bir alana yayilan cam agirlikli yapi malzemeleri ve betonla insa edilmis, kapilari disariya simsiki kapatilmis bir yasam alaniydi. Gorunumu dev bir serayi andiriyordu. Yapilan planlara gore, dis dunyaya kapali bu dev yapinin icinde, yeryuzunde yasama kaynaklik eden su, oksijen ve azot cevrimi gibi mekanizmalarin kendiliginden isledigi bir ekosistem kurulacakti. Yeryuzunden izole edildigi halde isleyecek bu ekosistem 2 yil boyunca icerideki 8 kisiye de hayat imk�ni saglayacakti. Burada kucuk derecikler akiyor, bitki ortucukleri gelisiyor, buharlasma-terlemeye bagli yagmurlar yagiyordu. Butun besin maddeleri yapinin icinde uretiliyordu.
Biyosfer-2 o gune kadar olusturulan kapali arastirma alanlarinin en buyugu ve en kompleksiydi. Bu nedenle Biyosfer-2 icin kendi alaninin en buyuk projesi demek yanlis olmayacaktir.

Deneme sona erip de kapilar acildiginda, insanlar iceride islerin hic de planlandigi gibi gitmedigini ogrendi. Icerideki oksijen orani % 14’e duserek deniz seviyesinden 5300 metre yukseklikteki duzeye inmisti. Karbondioksit konsantrasyonunda ani yukselmeler olmus, azot oksit miktari ise insan beyninde hasara yol acacak oranlara ulasmisti. Temiz su saglayan sistem kirlenmis, Biyosfer-2 de yasayan 25 omurgali canli turunden 19’u yok olmus, bitkilerin tozlasmasini saglayan boceklerin tamami olmus, gollerdeki yosunlar asiri buyumus ve gida bitkileri sarmasiklarla sarilip bogulmustu. Biyosfer-2’deki felaketler bununla da kalmamis tum tesisi karincalar, cekirgeler ve hamambocekleri istila etmisti.(1)

Cikartilacak Dersler
Kisacasi tum cabalara karsin, Biyosfer-2 kapali sisteminde, yeryuzunde milyonlarca senedir mukemmel bir sekilde isleyen dengeleri meydana getirmek; dolayisiyla insanlar, bitkiler ve hayvanlar icin yasanabilir bir ortam olusturmak mumkun olmamisti.
Rockefeller Universitesi'nden Joel Cohen ve Minnesota Universitesi'nden David Tilman, Science dergisindeki makalelerinde, soz konusu girisimin sonucunu soyle ifade ederler:
"(Biyosfer-2 Projesi,) Ozgun tasariminda ve yapiminda kullanilan muazzam kaynaklara ragmen (1984'den 1991'e kadar yaklasik olarak 200 milyon Amerikan Dolari) ve milyonlarca dolarlik isletme butcesine ragmen, sekiz insani yeterli besin, su ve hava ile 2 yil boyunca gecindirecek kapali bir sistem olusturmanin imkansizligini kanitladi. Biyosfer-2 yonetimi, Biyosfer-2'yi disaridan destekleyecek neredeyse sinirsiz enerji ve teknolojinin mevcut olmasina karsin, pek cok beklenmeyen problem ve surprizle karsilasti."(2)
Ortada tartismasiz bir gercek vardir. Yasamimiz, yeryuzundeki milyonlarca canli turune, kusursuz dengelere ve mukemmel isleyen ekosistemlere bagimlidir. Ictigimiz suyun aritilmasi, soludugumuz havanin olusmasi, tarim yaptigimiz topragin verimli bir hale getirilmesi, yedigimiz besinlerin uretilmesi, kullandigimiz esyalarin hammaddelerinin olusturulmasi ve daha sayisiz faaliyet canlilar tarafindan gerceklestirilir. Cogu insan, canlilar sayesinde elde ettigi ve her an ic ice yasadigi bu nimetleri geregi gibi takdir etmez; hatta cogunlukla dusunmeye bile gerek duymaz. Oysa bunlar, uzerinde durulmasi ve derin dusunulmesi gereken gerceklerdir.
Sonuc olarak, Popul�syon Profesoru Joel Cohen ve Ekoloji Profesoru David Tilman, soz konusu projeden cikarilmasi gereken dersi soyle ozetlerler:
"Hic kimse dogal ekosistemlerin insanlara bedava olarak sundugu yasam destek hizmetlerini temin edecek sistemlerin nasil tasarlanacagini henuz bilmiyor."(3)
Su soru bile dusunce tembelliginden ve aliskanligin getirmis oldugu bakis acisindan kurtulmak icin yeterlidir: Soz konusu hizmetleri bizim adimiza gerceklestiren canlilar yok olursa, ne olur? Cevap aciktir: Biz de varligimizi surduremeyiz. 21. yuzyilin gelismis teknolojisini ve tum maddi olanaklarimizi seferber etsek bile, yeryuzundeki dengeleri ve yasamamiz icin gerekli kosullari saglayamayiz.
Dunya uzerindeki hayatin gorkemli zenginligi ancak ozel bir yaratilisin sonucudur. Ve bu yaratilis ustun guc ve akil sahibi olan Allah'a aittir.

Yeryuzu, uzerindeki canlilara yasam imk�ni taniyacak ozel bir tasarim ile yaratilmistir. Bunu anlamak icin yeryuzunde yillarca arastirma yapan bir bilim adami olmak gerekli degildir. Mesela soludugumuz havayi bir dusunun. Sesin yeryuzundeki iletimini saglayan baslica iletim vasitasidir. Bunun yaninda bizler icin son derece onemli olan elektrik ve isiginda iletimine imk�n tanir. Ayni zamanda butun bitki, hayvan ve insanlarin solunumu icin kullandiklari temel kaynaktir. Bitkilerin ruzg�rlarla polenlenerek dollenmesine de imk�n tanir. Icinde yasadigimiz havanin tum bu imk�nlari bizlere saglamasi, icindeki gazlarin kimyasal bilesimine ve bu bilesimdeki atomlarin fiziksel ozelliklerine baglidir. Bunlardaki degisiklikler havayi hava yapan ozelliklerin ortadan kalkmasina dolayisiyla da yeryuzundeki canliligin son bulmasina neden olacaktir.

Alintilar

(1) G.C. Daily, S. Alexander, P.R. Ehrlich, L. Goulder, J. Lubchenco, P.A. Matson, H.A. Mooney, S. Postel, S.H. Schneider, D. Tilman, G.M. Woodwell, "Ecosystem Services: Benefits Supplied to Human Societies by Natural Ecosystems", 2002,(2) Joel E. Cohen, David Tilman, "Biosphere 2 and Biodiversity-The Lessons So Far", Science, Vol. 274, No. 5290, 15 Kasim 1996, s. 150-1151
(3) P. Raeburn, "Home wreckers", Popular Science, January, 2000

Teskilat-i Mahsusa

> TM ya da Osmanli'nin ultra/ustun Turkleri
27.01.2007 Cumartesi 23:46

Saykh al Tuyur / Kuslarin Seyhi?!

Mazi, kalpte bir yaradir!
Hem de cok buyuk bir yara!
Atalarimiz bosuna “Hafiza-i beser nisyan ile maluldur / Insan hafizasinin en buyuk ozelligi unutmasidir” dememisler.
Iste bu anlamda, dunu unutanlar, sanli mazimizi unutturmak isteyenler icin fikir jimnastigi sayilabilecek birkac satir…
Cunku; bir yanda, tum yokluklarina ragmen verilen, dunya tarihine gecmis buyuk bir “vatan mucadelesi” var!
Diger yanda ise tum varlarina ragmen, BOP’cularla, BIP’cilerle isbirligi yapan “Beyaz Yakali” bir guruh!..
Bir yanda Araplar’in, daginik hedeflere yildirim akimlar duzenledigi icin “Kuslarin Seyhi” anlamina gelen “Saykh al Tuyur” yakistirmasini yaptiklari “Kuscubasi Esref” var.
Diger yanda ise “BOP’cular, BIP’ciler ne istiyorsa yapalim, kimse bizden vatan savunmasi beklemesin, AB surecinde tum yetkilerimiz elinden alindi” diye aglasan “Frankofon”lar var.
Bir yanda Milli Mucadele’nin adsiz kahramanlari, Enver Pasa’nin, Kuscubasi Esref’in, Kazim Karabekir’in, Fevzi Cakmak’in, Ismet Inonu’nun, Mustafa Kemal’in, Mehmed Akif’in “Aslanlar”i var.
Diger yandaysa, BOP Es Baskani Erdogan’in “kursun asker”leri, “Lavrens’in cocuklari” var!
BOP, BIP, GOP surecinde, “Turkiye’yi savunmasiz birakip” parcalamak isterken aciga dusmus ve de adlari tek tek kayda gecmis guruh iste bu guruh!..
Hulasa, Anadolu’yu ABD, Israil, Ingiltere adina destabilize edip, Turkiye’deki huzura golge dusurmeye calisanlar, kaosu derinlestirmek icin operasyon ustune operasyon yapanlar hep ayni isimler!
Nitekim…
Bir Turk atasozu soyle der:
“Akilsiz basin derdini ayaklar ceker!”
Iste bu “akilsiz baslar” icin eskilerin deyisiyle “Et’tekrare ahsen, velev kaane yuz seksen / Tekrar guzel seydir, yuz seksen kere olsa bile” sozunun icini dolduracak, zaman tunelinden birkac enstantane…
14 Kasim 2005 tarihli Yeni Safak gazetesinde, Abdullah Muradoglu’nun Sinan Tavukcu, M. Ruyan Soydan, Dr. Ramazan Yildirim, Ali Ozcan ve Mufit Yuksel’in katkilari ile hazirladigi “Teskilat-i Mahsusa” baslikli yazi dizisinden aynen aktariyorum:
(…)
50 DEVLETIN TEMELINDE HARCI OLAN TESKILAT: Osmanli Imparatorlugu'nun son on yilina imza atan orgut, Teskilat-i Mahsusa'dir. Enver Pasa'nin emriyle Ittihat ve Terakki'nin seckin eylemcileri tarafindan kurulan orgut, Mesrutiyet'in ilaninda onemli bir rol oynamakla kalmadi, Italyanlar tarafindan isgal edilen Libya'da, daha sonra Balkanlarda, Birinci Dunya Savasi'nda ve Kuva-yi Milliye'de onemli rol oynadi. Osmanli Imparatorlugu'nun son on yilina imza atan orgutlerden biri Teskilat-i Mahsusa'dir. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin en seckin fedai ve eylemcileri tarafindan kurulan gizli orgut, Mesrutiyet'in ilaninda onemli bir rol oynamakla kalmadi, ayni zamanda Italyanlar tarafindan isgal edilen Libya'da, Balkanlarda ve Birinci Dunya Savasi'nda inanilmaz bir direnis ve kahramanlik ornegi sergiledi. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin yer alti faaliyetlerinde pismis olan eylemcilerden teskil edilen "Ozel Teskilat" 1913'deki Babiali Baskini'nda da onemli rol oynadi. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidar olmasiyla resmilesen ve uluslar arasi nitelik de kazanan Teskilat-i Mahsusa, Hind kitasindan Afrika'ya, Orta Dogu'dan Balkanlara, Arap Yarimadasi'ndan Orta Asya'ya uzanan Islam dunyasini Osmanli etrafinda birlestirmeyi amacliyordu.
(…)
UMUR-I SARKIYE DAIRESI: Teskilat-i Mahsusa'cilara gore Teskilat, tanidik bildik bir gizli servis, bir ajanlar toplulugu degildi. Onlar bir dava etrafinda biraraya gelen, guclerini ve yeteneklerini bu cercevede birlestiren idealistlerdi. Onlarin tek gayesi imparatorlugu ayakta tutmakti. Hangi etnik kokene ve dine mensup olursa olsun, imparatorluk sinirlari icinde herkese yer vardi. Somurge altinda yasayan Musluman halklar kendi istiklallerini kazanmali ve kardes ulkelerle dayanisma icinde olmaliydi. Gizli Teskilat'in giderleri Harbiye Nezareti'nden ve ortulu odenekten karsilaniyordu. Teskilat'in adi resmi olarak Umur-i Sarkiye Dairesi'dir. Merkezi, Nuri Osmaniye Caddesi, Seref Sokak'ta, Tasvir-i Efkar gazetesinin karsisindaki bir binadaydi. Harbiye Nezareti'ne bagli olarak kurulan teskilat, Ittihat ve Terakki'nin Mesrutiyet oncesi yeralti calismalarinin bir urunu, hatta devamiydi. Kara Kemal'den Yenibahceli Nail'e, Kuscubasi Esref'ten Suleyman Askeri'ye, Yakup Cemil'den Omer Naci'ye kadar, Cemiyet'in pek cok unlu fedaisi daha sonra Teskilat-i Mahsusa'da yer aldi. Teskilat-i Mahsusa uzerine cok onemli bir calisma yapan Amerikali arastirmaci Dr. Philip Stoddard'un elde ettigi bilgilere gore, Teskilat'in Hilal olarak adlandirilan Islam dunyasinin her yerinde faaliyet gosteren 30 bini asan mensubu vardi. Resmi yazismalarda "Hafi Teskilat" olarak da zikredilen Teskilat-i Mahsusa'nin en dikkat cekici yanlarindan biri de ideolojik soylemleriydi. Ittihat ve Terakki, Trablusgarp Harbi'nden sonra Osmanli Imparatorlugu'nun dagilmasini onleyecek tek care olarak Ittihad-i Islam projesini devreye soktu. Bu proje kapsaminda, basta Ingiltere olmak uzere Fransiz, Hollanda, Rus ve Italyan somurgesi altinda yasayan Musluman ulkelerde Islam Ihtilal Komiteleri kuruluyordu. Teskilat-i Mahsusa icinde cesitli etnik koken-lere sahip idealist subaylarin yani sira yuzlerce aydin, seyh ve din adami yer aliyordu. Bedi-uzzaman Said Nursi'den Mehmet Akif'e, Durzi prens Emir Sekip Arslan'dan Misirli Seyh Abdulaziz Cavis'e, Tunuslu Seyh Salih Serif et-Tunusi'den Libyali Seyh Ahmet es-Sunusi'ye, Hintli Muhammed Bereketullah Efendi'den Ebul Kelam Azad'a, Pakistan'in ilk devlet baskani Muhammed Ali'den kardesi Sevket Ali'ye, Ibnurresid'den Seyh Mehdi'ye pek cok unlu isim Teskilat'la bir sekilde iliskiliydi. Teskilat-i Mahsusa'nin yapisi Osmanli'nin etnik yapisini icinde barindiriyordu. Hepsinin ortak gayesi, imparatorlugu ayakta tutabilmekti. Kafkas kokenli Kuscubasi Esref, Teskilat'cilarin bu yapisina dikkat cekerek, "Ben ne Dagistan ruyalarini goren bir Cerkes, ne Arap, ne de Rum'dum; ben Turkce konusan Musluman bir Osmanliydim" diyordu. Fuat Bulca da, Teskilat-i Mahsusa'nin esas vazifesinin imparatorlugun ayakta kalabilmesi icin baglanilmis olan buyuk davalari gerceklestirecek sahsiyetleri teskilatlandirmak oldugunu belirterek soyle diyordu: "Turk Istiklal Savasi ile ilk fiili neticesini veren, II. Dunya Harbi nihayetinde ise butun dunyaya yayilan ve sayisi elliyi gecen mustakil devlet kurdurmus olan milli uyanislarin fikri olusunda, bizim Teskilat-i Mahsusamiz'in buyuk himmeti vardir." Eski Cumhurbaskani Celal Bayar da Teskilat'in adami
ulke ekonomisinin millilestirilmesi de Teskilat'in ilgi alani icindeydi. Istanbul'da Kara Kemal Bey, bu amacla esnafi orgutlemis, yerli sermayeye dayanan sirketler kurdurdu. Celal Bayar, Teskilati Mahsusa'nin Izmir subesindeydi. Baslica gorevi Teskilat ve Parti arasindaki iletisimi saglamak, yani sira Izmir ekonomisini Turklestirmekti. Kara Kemal ve Celal Bayar Teskilat-i Mahsusa'nin Ticariye grubundaydi. Ucuncu Cumhurbaskani Celal Bayar "Ben de Yazdim" isimli hatiratinda Kuscubasi Esref'in gonderdigi bir ozel dosyada yer alan bilgilere yer verdi. Buna gore Teskilat-i Mahsusa, 1913'te Bati Trakya Hukumeti'ne son verildikten sonra yeniden ikinci defa ve Enver Pasa'nin emriyle kuruldu.
(…)
ESKI TUFEK VATANPERVERLER: Dosyada Esref Bey, sunlari belirtiyordu: "Gelelim yeni Teskilat-i Mahsusa'miza. Enver'in emrinde bir kurul ve Suleyman Askeri reis, ordudan subaylar, hukumet ricalinden yetkili bazi kisiler, yabanci Musluman memleketlerinden Hilafete bagli zevattan taninmis ulema, taninmis siyasi, milliyetci ve memleketin kurtulmasi ugrunda calisan kimselerle memleketleri icinde hidematiyle kendini gostermis, teferrut etmis olanlardan kurulu." Esref Bey'in verdigi listede onemli isimler vardi. Ornegin Hindistan'dan Muhammed ve Sevket Ali kardesler, Sih-Ghadr Partisi'nin lideri Dar Hayal bile Teskilat'la iliskilidir. Esref Bey bazi isimleri aciklamiyordu. Halihazirda bu zatlar onemli mevkileri isgal ediyorlardi. Teskilat-i Mahsusa'nin efsanevi seflerinden Esref Bey, isin en basindan beri icindeydi. Teskilat zaten buyuk olcude Esref Bey'in deneyimlerinden yararlandi. Kendisi Teskilat-i Mahsusaci'larin ruh yapisini ise soyle anlatir: “Birer eski tufekti bu adamlar-kendilerini vazifeye, vatan hizmetine adamis, ucuz kahramanliklara, suslu lakirdilara ve sahte tavirlara yuz vermeyen samimi, gercek vatanseverlerdi. Onlarin vatanseverligi derin ve icten yasanan bir duyguydu.(...) Kaybedecek hicbir seyimiz yoktu. Davamizin hakli bir dava olduguna inanmistik. Sonunda kazanamayacak olusumuzu gozardi etmek gayreti icindeydik. Etrafimizdaki dunya yikilip gitmeden hic olmazsa birkac tane daha kucuk zafer elde edebiliriz diye dusunuyorduk.” Teskilat-i Mahsusa resmi olarak 1913'te Enver Pasa tarafindan kuruldu. Ilk baskani Suleyman Askeri, Ikinci Baskani Ali Bashampa, son baskani Husamettin Erturk'tur. Esasinda Teskilat, buyuk olcude Kuscubasi Esref'in eseriydi. Teskilat-i Mahsusa ismini oneren Veteriner Rasim Bey'di. Kuscubasi Esref'in de katildigi bir toplantida Rasim Bey, "Bu hareket, kendisine has bir teskilata dayaniyor. Gayesi kadar, ona katilabilmenin sartlari da belirli vasiflar ister. Oyle ki baska dusunce ve fikirde olanlarin bu duzen icinde barinabilmeleri imkansizdir. Bu laalettayin bir hurriyet mucadelesi de degildir. En tehlikeli sahalarda ve anlarda icab eden tedbirleri kendi suuru ile benimseyen, mutlak musavatin hakim oldugu, politikadan uzak bir vatan hareketidir. Bence ona en uygun isim Teskilat-i Mahsusa'dir" diyordu, Teskilat kisa surede benimsendi. Cemal Kutay'in "Lavrense Karsi Kuscubasi" adli kitabinda yer aldigina gore Sam'da kolagasi olan Mustafa Kemal, Kuscubasi Selim Sami'yi sahte bir murur tezkeresi ile Teskilat yapmak icin Izmir'e gonderirken, yazdigi tavsiye mektubunda "Bizim Teskilat-i Mahsusa icin.." diyordu.
(…)
GIZLI GOREVLE LIBYA’YA GIDEN GAZI, HALI TUCCARI KILIGINDAYDI: Hali tuccari kiliginda Misir'a giden Mustafa Kemal'in ve diger gerillacilarin sahte kimlik ve pasaportlarinin temin edilmesinden, unlu Teskilat-i Mahsusaci Kara Kemal sorumluydu. Ittihat ve Terakki'yi Ittihad-i Islam projesine tesvik eden Trablusgarp'in Italyanlar tarafindan isgal edilmesiydi. Ittihat ve Terakki, iktidarin dizginlerini ele gecirdiklerinde bu projeye bel bagladi. Ittihatci eylemciler Libya'da kazandiklari tecrubeden Balkan ve Birinci Dunya savaslarinda da yararlanacaklardi. Enver Pasa'nin liderligindeki Ozel Teskilat, Libya'da silah, cephane ve profesyonel asker kitligina ragmen, mukemmel bir gerilla harbini orgutleyerek, 200 bin kadar Italyan askerini sahil seridine kilitlemeyi basariyordu. Trablusgarp'ta, sonradan cogu Teskilat-i Mahsusa'ci olan unlu isimler gerillacilik yapti. Bunlarin basinda Mustafa Kemal Pasa, Nuri ve Halil Pasalar, Ali Fethi Okyar, Kuscubasi Esref ve Haci Selim Sami, Kel Ali lakapli Ali Cetinkaya, ilk tayyareci sehitlerden Sadik Bey, Cerkez Resit Bey, Suleyman Askeri, Fuat Bulca, Yakup Cemil, Nuri Conker, Rauf Orbay gibi isimler yer aliyordu. Unlu Masonlardan Ord.Prof. Mim Kemal Oke de yuzbasi rutbesinde Derne cephesindeydi. Prof. Ayhan Songar'in babasi Nazmi Bey ve unlu seyyah Abdurresit Ibrahim de Libya'ya giden gonullu mucahitler arasinda yer aliyorlardi. Trablusgarp direnisi icin Ozel Teskilat, Enver Pasa tarafindan gerceklestirildi. Enver Pasa ve Ali Fethi Okyar binbasi, Mustafa Kemal Pasa Kolagasi rutbesindedir. Ozel Teskilat'in kurulusunu Ataturk'un akrabasi Fuat Bulca, Cemal Kutay'in yayinladigi "Trablusgarp'te Bir Avuc Insan" adli anilarinda anlatir. Bulca, Mustafa Kemal'in muavinidir. Mustafa Kemal'in Bulca'ya ilk sozu suydu: "Trablusgarp'e gidiyoruz, sen de geleceksin" olur. Mustafa Kemal, soyle diyordu: "Enver'in plani su: Bizler kendi arzumuzla ve hususi bir teskilat olarak mudafaayi ele alacagiz. Harbiye Nezareti de bizi istifa etmis sayacak. Orada teskilat yapacagiz. Biliyorsun ki ben daha evvel de Trablusgarp'te bulundum. Haleti ruhiyeyi bilirim. Eger ciddi olarak mudafaaya girisirsek basta Sunusiler olmak uzere halk bize yardim eder. Enver Urbani teskilatlandiracak, onlarin dillerini ve adetlerini bilen arkadaslari beraberimize alacagini soyledi. Esref bey de geliyor. Mintikalari harita uzerinde taksim dahi ettik. Sen benim muavinim olacaksin. Bu aksam Besiktas'ta Enver'in evinde toplanacagiz. Mahrem tut. Hic kimse bir sey bilmiyor. Mahmut Sevket Pasa'yla Enver temas ediyor. Ali Fethi de Cezayir'e gececek, oradan deniz vasitasiyla munakele imkanlarini arastiracak." Enver Pasa'nin Almanya'da bir hanim arkadasina yazdigi mektuplardan: 9 Ekim 1911 (Istanbul): Trablus zavalli memleket. Kaybetti simdilik. Kimbilir belki de ebediyen... Peki o zaman niye gidiyorum? Islam dunyasinin bizden bekledigi bir ahlaki gorevi yerine getirmek icin. Bu satirlari ayrilmamdan kisa bir sure once yaziyorum. Bunlar en gizli sirlarimdir. Ne kadar zor ve nankor gorevlerin beni bekledigini ancak birkac kisi biliyor. (Iskenderiye'den) 21 Ekim 1911: Yarin nihayet gitmeye hazir olacagim, dostunuzun girecegi kilik hakikaten hosunuza gidecek: Uzun mavi elbise, basimda beyaz basortusu, beyaz maslak, altin islemeli kordon. Iste tam bir Arap seyhi kiyafeti. 11 Kasim 1911: Dun aksam 13 saatlik bir gece yuruyusunden sonra geldim ve asiret reisleri sonuna kadar Italyanlara karsi savasmaya devam etmek icin yemin ettiler. Bir yillik erzak temin edildi, cephane bol, zafer de yeterince var.
(Kendi Mektuplarinda Enver Pasa, M. Sukru Hanioglu, Der Yayinlari) Trablusgarp'in kapilari Askeri'ye nasil acildi: Misir'in liman kenti Iskenderiye, Trablusgarp'e gecisin kilidi idi. Ozel Teskilat'in subaylari Iskenderiye'den hududa, oradan da Trablusgarp'e gececeklerdi. Teskilat mensuplari subay olduklarini gizlemek zorunda olduklarindan sahte kimliklerle yolculuga cikacaklardi. Mustafa Kemal hali tuccari, Suleyman Askeri genc bir molla kiligina burunmustu. 1915'te Teskilat'in Osmancik Gonullu Taburu'nun basinda Irak'ta sehit dusen Kisiklili Yuzbasi Cemil hoca kiligindaydi. Mustafa Kemal yolcuga cikmadan once Fuat Bulca'ya soyle diyordu: "Hukumet acziyet icinde. Bunu Harbiye Naziri elem ve uzuntuyle itiraf etti. Istanbul'dan hicbir yardim gorecegimizi zannetmiyorum. Enver de ayni kanaatte... Evvela o gitmek istiyor. Esref beyin Misir'daki muhitinden ve dostlarindan istifade edecegiz. Sevkiyatin tehlikesiz oraya varmasi icin Misir'in muhtelif yerlerinde teskilat yapacak. Takma adlarimizla bu unvanlara uygun mesleklerimizin listesi hazirlaniyor." Kara Kemal, Ozel Teskilat'in Istanbul'daki isleriyle ilgilenecekti. Ozel Teskilat'a secilecek subaylarin iaseleri, yolculukta kullanacaklari kiyafetler, sahte kimlik ve pasaportlarin tanzim edilmesi onun isiydi. Hazirliklar gizli tutuldu. Ozel Teskilat'in Hukumetle, Ittihat Terakki merkezi ile irtibatindan da Kara Kemal ve Sukru Bey sorumluydu. Kara Kemal Bey'in Karagumruk'teki evi, Ozel Teskilat'in guvenli eviydi. (Kara Kemal, 1926'da Ataturk'e suikast davasindan aranirken intihar etti. Maarif eski naziri Sukru Bey de ayni davadan idam edildi.) Enver Bey'in evinde yapilan gizli toplantida Mustafa Kemal, Ali Fethi Okyar, Kuscubasi Esref, Mumtaz Bey, Suleyman Askeri, Fuat Bulca ve birkac subay vardir. Toplantida buyuk bir harita basinda calisiliyordu. Teskilat, Misir uzerinden Libya'ya sizacakti. Ingiliz kontrolu altindaki Misir'dan gecisler tehlikeliydi. Baska bir care de yoktu. Misir'da Esref Bey'in cevresi ise dahil edilicekti. Misir'i iyi taniyan biri daha vardi: Omer Fevzi Mardin. Fevzi Bey, Ozel Teskilat'in Iskenderiye'deki sevkiyat ve ikmal sorumlusu tayin edildi. Teskilat, Trablusgarp'e karadan ve denizden baglanan yollar uzerindeki merkezlerde guvenilir elemanlar gorevlendirecekti. Ozel Teskilat herkese acik olmayacakti. Profesyonel ceteciler ve idare etme niteligine sahip guvenilir subaylar yer alacakti. Enver Pasa, hazirlik icin Esref Bey'in onceden gitmesini istedi. Enver Pasa'nin son sozleri soyleydi: "Hepimiz yekdigerini tebrike layikiz. Nizam ve disiplini muhafaza etmek icin mutehalli oldugumuz suura azami riayet icinde, tam bir kardeslik ve uhuvvet havasini temsil edecegiz. Allah bizimle beraberdir." Enver Pasa'nin kardesi Nuri Bey Libya'da keskin nisanciligi ile un saldi. Pusuya yatan Nuri Pasa'nin, tek basina 100'den fazla Italyan askerini oldurdugu dilden dile dolasti. Kuscubasi Esref de "Ucan Seyh" unvanini Libya'da kazaniyordu. Tunus, Cezayir ve Sudan'dan gonulluler akiyordu. Cezayir'li Emir Abdulkadir'in oglu Emir Ali Pasa ile Tunuslu Seyh Salih Serif Tunusi de Esref Beyin davetiyle Trablusgarp'e geldi.

(…)
ISLAM DUNYASI TESKILAT-I MAHSUSA’YA DESTEK VERDI: Libya'nin isgali Islam dunyasini ayaga kaldirdi. Hindistan'in sehirlerinde sokaga dokulen halk, Italyan konsolosluklarina saldirdi. Siisiyle Sunnisiyle, Hint muslumanlari bir oldu. Hint gazeteleri Italyan isgalini kinayan kara cerceyeye alinmis basliklarla cikti. Osmanli hukumetinin resmi sorumlulugu disinda olmak uzere Ozel Teskilat kurarak Italyan isgali altindaki Libya'ya giden Enver Pasa ve arkadaslari Trablusgarp ve Bingazi'de asiretleri orgutledi. Enver Pasa'nin Libya halki uzerindeki etkisi cok yuksekti. Sunusi Seyhi Ahmet Serif, Enver Pasa'nin en onemli destekcisiydi. Seyh Sunusi, Ittihad-i Islam siyasetinin onemli bir unsuru olacakti. Sudan, Cezayir, Misir ve Tunus gibi yakin bolgelerden Libya'ya gonullu akiyordu. Cezayir'den Emir Abdulkadir'in oglu Emir Ali Pasa ve Tunuslu koklu bir ulema ailesinden Seyh Salih Serif Tunusi, Esref Bey'in calismalari sonucunda gonullu kuvvetlere katiliyordu. Avrupa, isgalci Italyanlara buyuk destek verirken Libyali direnisciler binbir guclukle bogusuyordu. Esref Bey, Cemal Kutay'a verdigi anilarinda soyle diyordu: "Hicbir harpte, Trablusgarp'te oldugu kadar yalnizligimizi hissetmemistik. Col ortasinda idik. Yaralarimizi saracak pamugumuz, tenturdiyotumuz yoktu. Icinde amonyak vardir diye yaralarin uzerine idrar dokuyorduk. Biz bu yoksulluk icinde iken, Italya, hiristiyanlik aleminin yardimina mazhardi. Kizilhac'a mensup prensesler, Avrupa saraylarinin kadin sahsiyetleri, Vatikan'in dunyanin dort tarafindan davet ettigi her mezhepteki kadinlik muesseseleri, sanki Italya kendi topraklarindan bir kismini kurtariyor da bizler istilaci imisiz gibi karsimizda yer aldi. Ele gecirdigimiz Italyan esyasi icinde neler yoktu? Bu hediyeler arasinda 'Barbarlara karsi harp eden Italyan askerine minnet' cumleleri ve bunlarin altinda Guney ve Kuzey Amerika'yi, Avusturalya'yi, Kanada'yi, Yeni Zelanda'yi temsil eden halk imzalari vardi. Kendilerine hicbir fenaligimiz dokunmamis insanlar, bizi yanlis tanitmis olanlarin gunahlariyla karsimizda idiler."
(…)
'SERIF HUSEYIN IHANETI OLMAYABILIRDI': Esref Bey, Hiristiyan dunyasina karsi Hindistan Musluman Cemiyeti'ni harekete gecirdi. Kalkuta, Delhi, Kesmir ve Karaci'de halk sokaga dokuldu, Italyan konsolosluklari saldiriya ugradi. Siisiyle Sunnisiyle, Hint muslumanlari bir oldu. Hint gazeteleri Italyan isgalini kinayan basliklarla cikti. Pek cok ulkede tepkiler sokaga tasti. Butun bunlar, Ittihatcilari Ittihad-i Islam'a tesvik etti. Esref Bey'in itiraflari ilgincti: "Trablusgarp harbi bizim hangi kuvvetlere istinad edebilecegimizi tereddude mahal kalmadan isbat etti. Arabistan'da sehir merkezlerinde Ingiltere ve Fransa'nin menfaatleriyle sarhos olan ve siyaseti meslek olarak benimseyenler haricindeki buyuk kitle, bilhassa bedeviler devletimize sadik idiler. Biz Trablusgarp'te yerlilerden gordugumuz alaka ve sadakati her tarafta gorecegimizi dusunup tedbirler alsaydik ne Serif Huseyin ihaneti olurdu, ne Filistin'i ne Suriye'yi ne Irak'i bu kadar hazin dekorlar ve sartlar icinde kaybetmezdik. Buyuk hatamiz is isten gectikten sonra aklimizin -o da maalesef hatali sekilde- basimiza gelmis olmasidir. Trablusgarp'ta Misir bize en comert sekilde el uzatti. Halkin kalbi bizimleydi. Sunusiler bize inanarak kanlarini doktuler. Yemenliler bize ikram ettiler. Bizi gadre ugramis buyuk bir milletin cocuklari olarak, kara gunlerimizde kendi topraklarinin serefli mudafileri saydilar.”
(…)
ZENCI MUSA: Hamallik yaptigi sirada Anadolu'ya cephane sevkiyatinda gorev alan Zenci Musa, emekli maasini "Millet ac... Ben bunu alamam" diyerek kabul etmemis. Esref Bey'in anlattigina gore hastalandiginda devlet hastanesine yuk olmamak icin Seyh Ata Efendi'nin seyhi oldugu Ozbekler Tekkesi'ne siginmis. Vefat ettiginde bavulunda kefeni ve Osmanli haritasi varmis. Bir de Esref Bey'in soluk bir resmi. Esref Bey, onun icin, "Ben Malta'dan kurtulup Milli Mucadele'nin bayragini acanlardan birisi olmak serefine mazhar oldugum gunlerde, Musa, o benim kahraman Arabim, veremden olmus" diyecekti. Merhum Akif, Zenci Musa'yi Esref Bey'le birlikte Nasihat Heyeti'nin Arabistan yolculugunda tanimisti. Akif, Sudan'in bu vefakar evladini siirine alarak soyle diyordu: "Esref beyin emireri Zenci Musa/Isa Peygambere omuzlarini odunc verir/Ve Peygamber bu sayede Goke tirmanabilir" Edirne'nin dususu de Islam dunyasinda infiale yol acti. Edirne'yi savunmadan Bulgarlara verme niyetinde olan Hukumet, kendi idam fermanini da imzaladi. Ittihat ve Terakki, Enver Pasa'nin reisliginde bir gizli toplanti yapti. Sadrazam Kamil Pasa gorevinden istifa ettirilecekti. Operasyon Teskilat-i Mahsusa tarafindan gerceklestirilecekti.
(…)
BAB-I ALI BASKINI: 23 Ocak 1913 gunu gerceklesen Babiali Baskini'nda Enver Pasa beyaz bir atin ustunde simdi Istanbul Valiligi olan binaya geldi. Binaya giden ara sokaklar ve caddeler Ozel Teskilat'in kontrolundeydi. Hukumet binasini koruyan askerler Enver Pasa'yi gorunce silahlarini indiriyordu. Omer Naci'nin atesli bir nutuk cekmesinden sonra iceri girdiler. Teskilat'in unlu fedaileri Yakup Cemil, Sapancali Hakki, Filibeli Hilmi, Mumtaz Bey, Enver Pasa'nin yanindaydi. Harbiye Naziri Nazim Pasa, darbecilere engel olmak isteyince Yakup Cemil tetige basti. Konak'ta biri darbeci, dort ceset vardi. Enver Pasa kan dokulmemesi icin talimat vermisti. En ufak bir harekette tetige basmayi huy haline getiren Yakup Cemil, dur durak bilmiyordu. Sadrazam Kamil Pasa istifa mektubunu imzaladi. Yeni Sadrazam Mahmut Sevket Pasa'ydi. Yeni bir donem basliyordu.
(…)
LIBYALILAR, ENVER PASA’YI GOZYASLARIYLA UGURLADI: Osmanli Devleti'nin Trablusgarp Harbi'yle mesgul olmasini firsat bilen Bulgaristan, Yunanistan, Sirbistan ve Karadag birleserek, 8 Ekim 1912'de Osmanli Devleti'ne karsi savas actilar. Osmanli ordusu Catalca onlerine kadar cekildi. 8 Kasim 1912'de Yunanlilar Selanik'i isgal etti. 17 Kasim 1912'de Bulgarlarin Istanbul'u almak icin yaptiklari taarruzlar geri puskurtuldu. Bulgarlarin saldirisi sonunda 26 Mart 1912'de Edirne, ardindan Yanya ve Iskodra dustu. 1. Balkan Savasi, 30 Mayis 1913'te imzalanan Londra Antlasmasi'yla sona erdi. Osmanli Devleti'nin baskentine birkac saatlik mesafedeki Edirne dustugunde Trablusgarp'te savasan Ozel Teskilat'in baskani Enver Pasa geri donmek zorunda kaldi. Libyalilarin gozyaslari icinde, milli marslarla, tekbirlerle dualarla ugurladigi Enver Pasa Istanbul'a dogru yeni bir maceraya yelken acarken, arkasinda muhtesem bir direnis, kulaktan kulaga yayilan destanlar birakiyordu. Birinci Cihan Harbi'nden sonra Libya'da direnisin simgesi olan Seyh Omer Muhtar Teskilat-i Mahsusa'nin komutasinda savasan Sunusi gonulluler arasindaydi. Italyan isgali sirasinda Kasur Zaviyesi imami olan Omer Muhtar, 1931'de Italyanlara esir duserek idam edildi. 20 yil savastiktan sonra sehit olan Omer Muhtar'in cesareti Teskilat-i Mahsusa subaylarinin dikkatini cekmisti. Sunusi seyhleri, bir gonullu mufrezesine kumanda eden Omer Muhtar hakkinda subaylara, "Boyle on tane Omer Muhtar olsa bize yeter" diyorlardi. Teskilat-i Mahsusa'dan gerillaciligi ogrenen Omer Muhtar, Cumhuriyet doneminde, eski silah arkadasi Ataturk'e mektup yazarak destek istedi. Bu mektuplar cevapsiz kaldi. Orhan Kologlu'nun Libya Krali Idris Sunusi'nin basbakanligini yapan babasi Sadullah Efendi'nin naklettigine gore, mektuplar Ataturk'e ulasmamis. Libyalilar Turkiye'ye uzun sure kirilmislar. Isin gercegini bir Ingiliz ajani, Sadullah Bey'e aciklamis. Buna gore Italyan isgal kuvvetleri komutani fasist Maresal Rodolfo Graziani, bu mektuplari ele gecirerek saklamis.
(…)
INGILIZ OSMAN SEHIT OLDU: Sudan'dan gelen gonullulerden biri de eski Ingiliz istihbaratci 'Ingiliz Osman'di. Enver Pasa, bir hanim arkadasina yazdigi mektupta, sehit dusen Ingiliz Osman icin soyle diyordu: "Kampimizda buraya gelmeden once siyasi nedenlerle Musluman olan Ingiliz bir asker vardi. Hayatimda hic karsilasmadigim bir gozupeklige sahip, hakikaten cok iyi cocuktu. Italyan dikenli tellerinin altindan kayip onlarin kalelerine girmek onun icin spordu. Gecen gun Derne Vadisi'nde adamlarimla oldurulduler, yaralandilar ve Italyanlar tarafindan goturulduler. Hepimiz nasil seviyorduk onu. Bu aksam yine, asil adi Stuart Smallwood olan Osman adli bu zavalli Ingiliz kahramani deforme olmus ve antipatik suratiyla dusundum. Onu yine de cok seviyor ve olaganustu yigitligine hayrandim. Heyhat. Simdi oldu ve cesedi Italyanlarin ellinde. Ismini yasatmak icin herseyi yapacagim. Ailesinin altin imtiyaz madalyasini almasi icin Harbiye Nezareti'ne yazdim, annesi Sefkat Madalyasi alacak ve ismi Harbiye Nezareti'nin altin defterine kazinacak. Ona gelince, o herhalde mutlu, huzurlu ve mennundur."
(…)
ZENCI MUSA HER YERDE SAVASTI, SONRA VEREMDEN OLDU: Sudan'dan gonullu olarak Libya'ya gelen Zenci Musa, Kuscubasi Esref'e baba gibi baglandi. Olene kadar Osmanli idealleri icin savasti. Sudan'li gonulluler arasinda meshur bir isim vardi. Iki metreyi asan dev cussesiyle bu siyahi musluman, Akif'in siirinde yer alan Zenci Musa'ydi. Esref Bey'e bir baba gibi baglanan Zenci Musa, onun 1917'de Hayber'de esir edilisine dek yanindan ayrilmadi. Zenci Musa, Yemen'deki Osmanli kumandanina teslim edilmesi gereken emanetleri kurtardi. Ali Sait Pasa'ya emanetleri teslim ederken aglayan Musa Bey, "Cok sukur basardik ve hazineyi teslim edebildik. Fakat Esref beyimizin dusmanin eline dusmesine musaade ettik" diyordu. Zenci Musa Yemen'de Ingilizlere esir dustu. Serbest birakildiginda Istanbul'a dondu. Esref Bey Malta'da esirdi. Ali Sait Pasa, "Esref'in Arabi" ve "Esref'in komandosu" olarak anilan Zenci Musa hakkinda "O bizim cengaver Musa'dir. Yemen'e bize para getiren adam" diyordu. Gumruk hamallarina kahya oldu, diger hamallar gibi yuk tasidi. Ingiliz isgal kumandani General Harrington onu kocaman bir cuvali tek eliyle kaldirirken gorup maiyetine istemis, ancak "Benim bir tek efendim ve kumandanim var. Onu bekliyorum" cevabini almis.
(…)
BASARILI OLAMASALARDI, ASI ILAN EDILECEKLERDI: Enver Pasa'nin baskisiyla Osmanli Devleti, hukumete tabi olmayan gayri resmi bir Teskilat-i Mahsusa'nin Bulgar isgali altindaki Bati Trakya'da cete faaliyeti gostermesine goz yumdu. Teskilat-i Mahsusa gonullulerden kurdugu ceteler ordusuyla Bulgarlari Bati Trakya'dan tumuyle supurup atti. Teskilat-i Mahsusa'nin ikinci gorev alani isgal altindaki Bati Trakya idi. Teskilat, yuzde 85'i Musluman ve Turk olan Bati Trakya'da da gayr-i resmi hareket edecekti. Enver Pasa, Libya'da devlete vergi vermemek icin daga cikan eskiyalari gonulluler arasina katmisti. Kuscubasi Esref ve kardesi Haci Sami, cetecilikte epey tecrube sahibi idiler. Ayni yontem Bati Trakya'da uygulanabilirdi. Ittihat-Terakki, Edirne yuzunden Hukumet darbesi yapmisti. Edirne hala Bulgar isgali altindaydi. Bati Trakya'da yuz binlerle ifade edilen Pomak Musluman zorla vaftiz ediliyordu. Istanbul muhacir kayniyordu. Yeni hukumet isleri agirdan aliyor, sorunu diplomatik yollardan cozmek istiyordu. Bu arada Mahmut Sevket Pasa'nin oldurulmesi isleri karistirdi. Enver Pasa, Esref Bey'i Trablusgarp'ten cagirdi. Gorevini Aziz Ali El- Misri'ye birakip Istanbul'a donen Esref Bey'in ilk isi Sevket Pasa'nin katillerini yakalamakti. Enver Pasa, Hukumeti ve Harbiye Naziri'ni askeri harekata ikna edemiyordu. Kuscubasi Esref, Enver Pasa'yi tazyik ediyordu. Cemal Kutay'in yayinladigi anilara gore, Esref Bey, Enver Pasa'ya Trablusgarp'te bir avuc insanla neler yaptiklarini hatirlatarak, benzer teskilatla Bulgarlari puskurtebileceklerini savunuyordu. Enver Pasa, Kuscubasi Esref'e sordu, "Ne kadarlik bir kuvvete ihtiyac var?" Esref Bey, "Ordudan resmi yardim istemiyorum" diyerek soyle devam etti: "Sami bey kuvvetleri, Cihangiroglu Ibrahim Bey kuvvetleri, Erzurum, Kars, Usak taburlari kafidir. Neden endise ediyoruz? Benim unvanim ne? Umum Ceteler Kumandani!. Gayr-i mesul bir makamin gayr-i mesul sahsiyeti. Ben ilerlerim, dusman beni cevirirse eritir, yok eder, mesele de kalmaz. Er meydaninda olmek hassasi baki kalmis ise, dusmani onumuze katar, geldigi yere surukleriz. O zaman da cikacak siyasi meseleleri, sakallari yerleri suruyen, omuzlarinda yarim asri gecmis tecrubeler olan nazir pasalar dusunsun. Daha sikiya geldiniz mi, bu herif asinin biridir, asilmasi gerektir der, beni, ulasabildigim yerde asarsiniz.” Enver Pasa, Kuscubasi Esref ile konustuktan sonra Kolordu komutani Hursit Pasa'ya gitti. Dondugunde vize cikmisti. Cemal Pasa anilarinda Hukumetin, Ordunun Edirne'ye yuruyecegini, ancak Meric nehrini gecmeyecegini taahhut ettigini, Enver Pasa ve arkadaslarinin ise hukumete tabi olmayan gayri resmi bir Teskilat-i Mahsusa'nin Meric nehrinin ote tarafinda istedigi gibi hareket etmesini Hukumete kabul ettirdiklerini soyluyordu. Teskilat-i Mahsusa hemen harekete gecti. Kuscubasi Sami, hapishanelerde yuz kizartici suclar disinda kalan deneyimli silahsorlere af cikartarak gonullu mufrezelere dahil etti. Anadolu'nun her yerinden gonullu geliyordu. Gonulluler, Umum Milli Kuvvetler Kumandani Esref Bey'in etrafinda toplaniyordu. Kurt asiret reisleri ve atlilari, biyigi yeni terlemis Anadolu delikanlilarinin yani sira 80 yasindaki dedeler bile gelmisti. Esref Bey'in ceteleri harekete gecti. Enver Pasa, muzaffer bir komutan olarak Edirne'ye girmesini Kuscubasi Esref ve Suleyman Askeri'nin cetelerine borcluydu. Edirne'nin isgalden kurtarilmasi Enver Pasa ve Ittihat ve Terakki'nin itibarini artirdi. Ceteler, Meric Nehri'ni asip Bati Trakya'ya girdiler, kisa surede Bulgarlari bolgeden supurduler.
(…)
BEDIUZZAMAN VE GONULLULERI KUSCUBASI ILE BIRLESTI: Bati Trakya’da amcasi Suleyman Bey'i sehit veren yazar Mehmet Niyazi Ozdemir, "Yazilamamis Destanlar" isimli kitabinda Van'dan topladigi gonullulerle Teskilat-i Mahsusa kuvvetlerine katilan Bediuzzaman Said Nursi'ye genis yer verdi. Kitapta Bediuzzaman'in cepheye gelisi soyle anlatiliyor: "Sisli bir sabah yeni bir gonullu grubuyla karsilastilar. Bunlarin kiyafetleri degisik, baslari sarikliydi. Bellerini, omuzlarini armalari dolaniyor, sag yanlarinda da kamalari sarkiyordu. Tufeklerini catmislardi. Baslarinda uzunca boylu, levent endamli, biyikli, cizmeli, gosterisli bir kumandan vardi. Talime baslayacaklari sirada gelen Gonullu Kuvvetleri Kumandani Esref Bey, onlara dogru yurudu. Dostane bir bulusmaydi. -Aziz Ustadim, bu kara gunumuzde ogrencilerinizle imdadimiza kostunuz. Esref bey ona Aziz Ustadim derdi; O da Esref Bey'e "Kahraman Kumandanim"diye hitap ederdi. -Ah benim kahraman kumandanim, kara gun hepimizindir. Boyle bir gunde din ve devletin hizmetinde bulunmayacagiz da ne zaman bulunacagiz. Esref Bey'in sesi kahir doluydu: -Boyle zelil bir duruma dusecek millet miydik Aziz Ustadim? Said Nursi derin bir nefes almasina ragmen Esref beyi teselli etme geregi duydu. -Bu duruma dusmemizin sebebi ve suclusu coktur. Bunlar ic meselemiz; simdilik kenara birakalim. Dustugumuz yerden kalkmaya calisirsak, Rabbim yardimini esirgemez insallah. Bir baska araba ile Enver Bey nizamiyeden iceri girdi. Said Nursi bu genc subayla cok samimi dosttu. Yuzune yerlesen matem uzaktan belli oluyordu. Said Nursi'yi gorunce gulumsemeye kendini zorladi. -Geldiniz degil mi Canim Ustadim! Ona her zaman Gayur Kardesim diye hitap eden Said Nursi cevap verdi: -Nasil gelmiyeyim Gayur Kardesim? Said Nursinin boynuna sarilirken duygulu bir sesle sordu: -Nasilsiniz Canim Ustadim? -Allaha sukur, vatan ve milletimizin kederinden baska sikintimiz yok. Siz nasilsiniz? -Nasil olayim Canim Ustadim? Said Nursi bir elini omuzuna koydu; sesi de teselli ediciydi. -Uzuntuyle bir yere varamayiz. Rabbu'l-Alemin'in rahmetinden de umit kesmeye hakkimiz yok. Biz elimizden geleni yapalim." Bati Trakya, Bulgarlarin bos vaadleri ve Rus tehdidi yuzunden bosaltildi. Osmanli hukumeti, Cemal Pasa'yi Teskilat-i Mahsusa'yi ikna etmek icin Bati Trakya'ya gonderdi. Esref Bey Cemal Pasa'ya haber gonderip, Bati Trakya Hukumeti'nin mustakil oldugunu, Osmanli pasaportuyla gelmemesi halinde kendisini tutuklayacagini soyleyecek kadar kizgindi. Bulgar Disisleri Bakani Ivan Gesof anilarinda soyle diyordu: "Osmanli hukumeti Bati Trakya'da kurulan hukumeti kendi eliyle yok etmis olmasa idi buyuk devletler bu tampon devleti kesin olarak taniyacaklar ve Turkler Balkanlardan cikmamis olacaklardi. Biz bu sonuctan endise ettik. Fakat Osmanli devlet adamlari, ozellikle Cemal Pasa bize, bizden daha cok hizmet etti." Meric nehri boylarini Bulgar'lardan temizleyen Teskilat-i Mahsusa, Agustos 1913'te Garbi Trakya Hukumet-i Muvakkataa-i Islamiyesi adiyla bir gecici hukumet kurdu. Parasi, pulu, posta teskilati, haber ajansi ve kucuk bir ordusu olan Hukumetin reisi Muderris Salih Hoca, baskenti Gumulcune, Hukumetin icra ve genelkurmay baskani "Suleyman Zeynelabidin" takma ismini kullanan Suleyman Askeri idi. Bayragi yesil, siyah ve beyaz renkli, ayyildizliydi. Esref Bey, Kuva-yi Milliye Umum Mufettisi unvani tasiyordu. Osmanli Hukumeti'nin Bulgarlarla yaptigi bir anlasma sonucunda Bati Trakya Hukumeti omru kisa surdu. Esref Bey ve Teskilat'in itirazi sonuc vermedi.
(…)
BJK’NIN ESKI BASKANI BALKAN KOMITACI: Besiktas Kulubu'nun eski baskanlarindan Fuat Balkan unlu bir komitaciydi. Bati Trakya'da Suleyman Askeri'yle calisan Balkan, Teskilat-i Mahsusa emrine girdi. Komitaciliga Bulgarlarin Pomaklari zorla hiristiyanlastirmalari uzerine baslayan Balkan, Arma'dan cikan hatiralarinda soyle diyordu: "Komitacilik bazilarinin sandigi gibi, soygunculuk, capulculuk degildir. Aksine, vatanseverligin en mufritine komitacilik denir. Komitaci, vatan davasi karsisinda herseyini feda eden; gozunu budaktan ayirmayan adamdir. Memleket ve milleti icin, gerekirse, acimadan yakar, yikar, oldurur. Biz de gerektikce, boyle hareket ettik. Kac defa boyle vaziyetler karsisinda kaldik, yapilmasi lazim olani yaptik. Simdi bakiyorum da, su veya bu iste, cezri hareket etmemis olsa idik, memleket kimbilir kimlerin ayaklari altinda kalacak ve bu serefli millet kimlerin esiri kalmaga mahkum olacakti." Teskilat-i Mahsusa'nin kurulus toplantisinda yer alan Nevrekoplu Celal Bey, gizli bir gorevle, Abidinov takma adiyla Bulgar Millet Meclisi'ne mebus olarak girmeyi basardi. Celal Bey, Bulgar Meclisi'nde Bulgaristan'in 1. Dunya savasina katilmasiyla ilgili oylamada diger 14 Turk milletvekili ile birlikte onemli bir rol oynadi. Celal Bey, kendisine verilen bir baska gorev cercevesinde Birinci Cihan Harbi'nden sonra da Trakya'nin Turkiye'ye baglanmasi icin Roma'da diplomatik girisimlerde bulundu.
(…)
KUSCUBASI’NDAN LAVRENS YORUMU: Serif Huseyin isyanini hazirlayan Ingiliz casusu Lavrens, Osmanli'nin dikkatini 1914 yili baslarinda cekti. Yemen'de gorevli bir Teskilat-i Mahsusa ajani, Bedevi kiliginda dolasan Lavrens'i tesbit etti. Bugunku Suud-i Arabistan sinirlari icinde baslayan Serif Huseyin Isyani'ni hazirlayan Ingiliz casusu Edward Thomas Lawrence'ydi, Lavrens, Teskilat-i Mahsusa'nin dikkatini ilk defa ne zaman cekmisti? Kuscubasi Esref, bu sorunun cevabini Cemal Kutay'in nesrettigi anilarinda veriyordu. Lavrens'i ilk ifsa eden Yemen'de gorevli bir nufus memuru olan Ahmet Hamdi Bey'di. Hamdi Bey Teskilat-i Mahsusa ajaniydi. Teskilat, Yemen'de Musluman kisvesine burunmus Ingiliz muhtedisi iki ajani tespit etmisti. Ahmet Bey'in gorevi bu iki ajanin iliski kurdugu kisileri belirlemekti. Ahmet Hamdi, Haci Ali ve Abdullah Mansur adindaki iki ajanin ziyaretcileri arasinda ilginc bir kisiyi tespit etti. Seyh kiligi icinde, Arapca konusan, celimsiz biri olan bu Ingiliz, civardaki bazi asiret reislerini ziyaret etmisti. Esref Bey, Ahmet Hamdi'den bu kisiyi takibe almasini istedi. Sam'da gorevli teskilat ajani Eczaci Nejat Bey de Ingilizle bizzat temas edecekti. Cok iyi Ingilizce ve Fransizca konusan Nejat Bey, Ingiliz'in adini tespit etti. Arkeolog kisvesinde dolasan bu adam Lavrens idi. Lavrens'in Balebek'te oldugunu ogrenen Nejat Bey, Balebek harabelerinde arastirma yapan Muze-i Humayun gorevlisi kimligine girdi. Lavrens'in dikkatini cekmek icin annesi Turk Yahudisi olan Alman ajani Hans Gurzoch'la dostluk kurdu. Gurzoch'tan bilgi sizdirmak icin Lavrens, Nejat Bey'e yanasti. Nejat Bey, Lavrens'e zararsiz bilgiler verdi. Lavrens'in birlikte calisma teklifini geri cevirmeyerek onunla birlikte bazi gezilere katildi. Bu arada Lavrens'in resminin de icinde oldugu dosyayi Istanbul'a gondermisti. Lavrens'in Nejat Bey'den ogrenmek istedigi en onemli konu, hilafetin Turk milleti uzerindeki tesiri idi. Nejat Bey Istanbul'a geldiginde Lavrens'in seceresini bile cikarmisti. 1914 baslariydi. Lavrence adi henuz duyulmamisti. Esref Bey, Lavrens'in ileride oynayacagi rolu yeterince anlayamadigini itiraf edecekti. Kahire'deki Hizbul Vatani orgutune mensup bir Teskilati Mahsusa elemanindan Lavrens'in Maresal Lord Kitchener ile gorustugunu ve Atina'ya hareket edecegini ogrenmisti. Lavrens, Iskenderiye'de bir gemiye bindi. Yandaki kamaraya bir teskilat ajani yerlesmisti. Lavrens'in ilk duragi, Atina'daki Ingiliz Elciligi idi. Elci, Lavrens'in serefine bir aksam yemegi verdi. Esref Bey, silik bir Ingilizin, elciden gordugu ilgiyi merak etti. Atina'daki bir gayr-i muslim dostunu devreye soktu. Gelen bilgilere gore Lavrens, Arabistan bolgesindeki Rum-Yunan sirketleriyle yakin mesaiye girmek istiyordu. Bu yuzden Ingiliz sefirini devreye sokmustu. Lavrens'in Balebek'te oldugunu ogrenen Esref bey, bir bedevi seyhi kiligina girdi. Once Balebek harabeleri cevresindeki Yahudiler dikkatini cekti. Esref Bey, anilarinda soyle anlatiyordu: "Balebek 7 sene oncesine gore taninmaz haldeydi. Harabelerin etrafinda bir cok Yahudi mustameresi peyda olmustu. Bunlar, cogu casus olan toplulugun sadece parasini mi almak icin gelmislerdi? Biz, Teskilat-i Mahsusa olarak, Rum, Ermeni, Arap ayrilikci hareketleri icinde Yahudiligin de nasil gizli calismalar yaptigini biliyorduk. Nitekim Filistin cephesinin sukutu ile bu gizli hazirlik, digerleri gibi arkamizdan vurdu" Esref Bey, Balebek'te Musa El Atras adinda cok tarafli bir muhbiri sikistirdi. Atras'i Merzifon Amerikan Koleji'nden bir muallimle gorusurken yakalamisti. Atras, Esref Bey'e cesitli fotograflar gosterdi. Resimlerden birine gozu takildi. "Bu kimdir?" dedi. Atras, "Aradiginiz adamin bu oldugunu bilmiyor muyum? Ya Bek, itimadiniz yoksa, neden istihza ediyorsunuz?" dedi. Esref Bey, dikkatlice bakti, Nejat Bey'in gonderdigi resimdeki adamdi. Atras, Lavrens'in Araplar arasinda dostca karsilandigini ve Ceres'e gelecegini soyledi. Esref Bey ve ajanlari Ceres'teki casus kaynayan Britanya Sark Enstitusu'un Mustesrikler Toplantisi'na katildi. Atras, Lavrens'in yanina gidecek, boylece Esref Bey de onu taniyacakti. Ceres harebeleri civarinda Atras, kiyafeti Yukari Hicazli bedevilerinkine benzeyen, celimsiz, soluk renkli, zayif birisine dogru ilerledi. Lavrens'ti. Esref Bey bu ani anlatirken, "Lavrens karsimda idi. Nejat Bey'in ilettigi fotografa tipatip benziyordu. Ilk uyandirdigi intiba, hasta, mariz, dertli, renksiz, sahsiyetsiz, gelismemis bir kisi ile karsi karsiya oturdugumuz duygusu idi" diyor. Lavrens ile tanisan Esref Bey onu bir bedevi seyhi olduguna inandirdi. Lavrens'i oldurmeye gerek duymamisti. Lavrens tehlikeli bir casus olarak anilmaya basladiginda bile bu nu dusunmedi. Niyeti, Lavrens'i tuzagia dusurup, savas sonuna kadar Anadolu'da hapsetmekti. Nejat Bey'in yakalanmasi plani akamete ugratti. Kuscubasi Esref Bey, Lavrens'i oldurmedigi icin pisman miydi? Soyle diyordu: "Oldurmeyi, dusunmuyordum: Daima en sona biraktigim bu tedibi, Lavrens icin o anda dusunmege sebep de yoktu. Hadiseler, benim hata ettigimi gosterdi ama o gun kolaylikla yapabilecegim bu isi, kanli bir sekilde bitirmedigime pisman degilim. Bu, yari sarlatan bir adami kahraman yapmak olurdu. Esref Bey,1917'de Hayber'deki cenkte esir dustugunde Lavrens onu ziyaret etti. Bedeviler arasinda adi efsane gibi dolasan Esref Bey'i merak etmisti. Karsisindaki kisi, yillar once Ceres'te sohbet ettigi bedevi idi. Lavrens'in nufuz edemedigi iki bolge, Trablusgarp ve Sudan'di. Lavrens anilarinda soyle diyordu: "Turklerin buralardaki nufuz ve itibarinin asil sebeplerini anlayabilmek icin bir omrun bu coller icinde gomulmus olmasi kafi gelmez. Seyh Sunnusi'ni dini nufuz mintikasi icinde olan bu yerlerde Osmanli Turklerine ait anlatilan hikayeler hakikatle ilgisi olmasa bile, asirlardir nesillerin birbirlerine soylediklerini hafizalardan silebilmek mumkun degildir. Tarihin kendilerine 'Sizin sonunuz geldi' diye haykirmasina ragmen direnen bu bir avuc mecnun Trablusgarb'i elde etmek isteyen Italyanlari nasil durdurmuslar ve ancak, Balkan Hiristiyanliginin el birligi ile uzerlerine atilarak onlari Konstantinopol kapilarina kadar kovalamasindan sonra buralardan ayrilmislarsa, ilk firsatta gizlice ve cogu Alman denizaltilariyla sahillere ciktilar, harbin sonuna kadar da hicbir yabanci kuvveti sokmadilar!" Lavrens; “Kuscubasi Esref, collerin esine rastlamadigi muthis bir haydut”: Vaktiyle Hicaz Valisi ve Sultan Hamid'in en sevgili pasasinin oglunu, iki tabur asker arasindan alip daga kaldiran bu haydudun en curetkar hareketi, Hicaz kuvvetlerinin icinden siyrilip colun en zor yerinden asip Yemen'e gitmek tesebbusu idi. Esref Bey, kendisi icin aksi bir tesadufle ve bizim haberimiz uzerine Serif Abdullah'la carpisti. Turkler, teslim olmayi adetleri uzerine reddettiler ve bir sicak su golune atilmis seker parcalari gibi eridiler. Esref'in plani Hicaz'da, Filistin zaferimize imkan veren bu isyani bastiracak son Osmanli tesebbusu idi. Bu cok cesur ve bedeviler arasinda 'Ucan Seyh' unvaniyla taninan korkunc adam, Ibn-i Resid'in ve Imam Yahya'nin dostu idi. O sirada Ibn-i Suud bize dusmanca vaziyet aldiginda, Esref'in telkinleri ile Mekke ve Medine'yi isyanci Hicaz kuvvetlerine birakmamak isteyebilir, bu, neticede Turk planinin zaferi olurdu. Bu tehlikeli adamin yarali olarak Hayber'de ele gecmesi, neticelere dogrudan dogruya tesir etti. Kuscubasi Esref; “Lavrens kurnaz riyakar, asagilik biriydi”: Lavrens cesur muydu? Hayir. Pervasizdi. Zeki mi idi? Hayir. Kurnazdi. Atak, utanmaz, sirasina gore riyakar ve iki buklum, fakat basarilarinin ana sebebi olarak sabit fikri olan, caliskan bir insandi. Bazen kendisini mucadeleye layik olmayan ve karsilasmaya degmeyen bicare, zavalli, manyak bir huviyete buruturdu. Ne icin, kimin icin calisiyordu? Buna sarih olarak cevap vermek guctur. (...) Peygamberimiz'den 1285 sene sonra, yine O'nun yolundan, O'ndan olduklari iddiasi icinde, O'ndan ayrilmis olanlarin da katildigi dusman bir dunya safina karsi yapilan Hayber sahlanisini takip eden devrede Lavrens, en kesif faaliyetini gosterdi. Turk esirlerine zulme vesile olmasi, Hayber cenginden sonradir. (...) Eline gecen firsatta Lavrens, ne kadar gaddar oldugunu isbat etti. Sadece Turklere karsi degil, butun insanlara karsi nefret beslerdi. Kendisinin bir pic ve cinsi sapik olmasinda zulum duygusunun buyuk tesiri oldugunu soyleyebilirim.”
(…)
TESKILAT-I MAHSUSA’DAN BINBASI OMER FEVZI: 1914'de Enver Pasa, Suudi Arabistan'in ilk krali Ibn Suud ile anlasmasi icin Teskilat-i Mahsusa'dan Binbasi Omer Fevzi'yi gonderdi. Binbasi Fevzi, Fars Korfezi ve Umman sahillerinde Ingilizlere karsi halki orgutlemeye calisti. Buna ornek gosterilen vaka, Teskilat-i Mahsusa'nin Libya'daki tecrubesiydi. Birinci Cihan Harbi baslamadan once Enver Pasa, Ingilizlere karsi Hintli muslumanlarla isbirligi yapmaya calisirken, Arap yarimadasinda Osmanli'nin durumunu da guclendirmek istiyordu. Necid'in kudretli asiret reisi Ibn Suud, Osmanli'ya isyan halindeydi. Enver Pasa, Ibn Suud ile anlasma saglamak istiyordu. Pasa'nin Ibn Suud ile anlasma yapmasi icin sectigi kisi bir binbasiydi. Bu gorevlendirme Basra Valisi Suleyman Sefik Pasa'yi bile sasirtmisti. Pasa, gorevin kendi uhdesine verilmesini istiyordu. Binbasi, Harbiye Nezareti'ne bagli Umur-i Sarkiye Dairesi (Teskilati Mahsusa) emrindeydi. Trablusgarp, Iran, Misir, Irak, Kafkasya ve Arabistan'da Teskilat'in operasyonlarina katilan bu binbasinin adi Omer Fevzi idi. 'Prof. Zekeriya Kursun'un "Necid ve Ahsa'da Osmanli Hakimiyeti" isimli kitabinda yer alan belgelere gore, Fevzi Bey, bolgede arastirmalar yapmis, Kuveyt Seyhi Mubarek ve Muhammare Seyhi Hazal Han'i da ziyaret etmisti. Temaslarinin ardindan Ibn Suud ile yapilacak anlasmanin mahiyetine iliskin bir raporu Enver Pasa'ya sundu. Kuveyt Seyhi Mubarek'le yaptigi gorusmeyi sifreli telgrafla iletti. Seyh Mubarek'e gore, Osmanli Hukumetinin Ibn Suud ile gizli bir anlasma saglamasi Umman, Maskat ve Bahreyn'e el atilmasinda cok kolaylik saglardi. Ibn Suud bu bolgeleri isgal ederdi, bu fiili durum Osmanliya resmi sorumluluk getirmezdi. Ibn Suud'un Osmanli Devleti'ne asi oldugu soylenerek isin icinden cikilabilirdi. Prof. Kursun'un naklettigi belgelere gore Omer Fevzi, 13 Nisan 1914'de Harbiye Nezaretine cektigi sifreli telgrafta, Katar'in Ingilizlere teslim edilmesi halinde Libya'daki gibi milli bir mudafa kuvvetinin vucuda getirilebilecegini kaydediyordu. Resmi surette cevap verilemezse, hususi bir emir yeterliydi. Fevzi Bey, Katarlilarin Osmanli’ya sadik olduklarini ve Ingiliz idaresine girmek istemediklerini kaydediyordu. Katar'in terki butun muslumanlar nezdinde kotu tesir birakirdi. Fars korfezinde Katar'dan baska liman olmadigini belirten Fevzi Bey, Ingilizlerin Necid ve Iran sahillerini birer birer ele gecirdigine dikkat cekiyor, ileride Basra'nin zor durumda kalacagini soyluyordu. Kuveyt Seyhi Mubarek ve Ibn Suud'la uzlasma saglanmaliydi. Bu anlasmayla, Ingilizlerin istila planina karsi, Fars Korfezi ve Umman Denizi sahillerinde bir umumi tesebbus vucuda getirilebilirdi. Omer Fevzi, soyle devam ediyordu: "Ingilizler Islam mulkunu kucuk ve kuvvetsiz seyhliklere, hakimliklere ayirarak istila esaslarini kurmak istiyorlar. Biz de asiret seyhlerini Ibn Suud'un etrafinda birlestirelim. Hatta milli bir islam ordusunu Iran guneyinden dolastirarak Hindistan'i kurtarmaya hazirlamayi bunlara bir gaye olarak telkin edelim. Ihtiyat buyrulur ise bunu devlet adina degil de sahsi bir hasim olarak tarif edeyim. Ingilizler, Osmanli Hukumeti'ne karsi ne kadar pervasiz iseler, boyle pervasiz bir Islam ordusundan da o kadar cekinirler. Cunku ufak bir kivilcimin Kizildeniz ve Umman Denizi sahillerindeki Islam beldelerine yayilmasi halinde buyuk bir gaile karsisinda bulunacaklarini zannediyorlar". Fevzi Bey, Enver Pasa'dan anlasma yapma yetkisi istiyor, "Ingilizlerin her yerde bize karsi oynadiklari role hic olmazsa bu sekilde bir mukabele ile hatirimizi saydiririz" diyordu. Omer Fevzi ile Dahiliye Nezareti temsilcileri arasinda uzlasma prensipleri uzerinde tartisma yasandi. Dahiliye'ye gore, Fevzi Bey, Ibn Suud'a cok fazla taviz veriyordu. Fevzi Bey'e gore ise saglam bir anlasma yapilmamasi halinde Ibn Suud ileride vaadlerinden cayabilirdi. Saglam bir anlasmayla Osmanli bolgede Ingilizlere karsi para ve askerini tuketmeyecek, tam aksine Necid'in asker ve parasindan istifade edecekti. Harbiye ve Dahiliye ortak noktada bulustu, Ibn Suud ile gizlice anlasti. Necid Sancagi vilayet olacak, valilik ve kumandanligina Ibn Suud getirilecekti. Herkes mennundu. Basra Valisi Suleyman Sefik Pasa, anlasmaya katki saglayanlari taltif edilmesini, Omer Fevzi Bey'e de bir iftihar madalyasi verilmesini istiyordu. Anlasmadan hemen sonra Cihan Harbi basladi. Anlasma kaduk kaldi. Ibn Suud, Osmanli'dan yana tavir almadi, ancak Ibn Resit'le husumetine son verdigini acikladi. Ibn Suud, savas boyunca tarafsizligini korudu, Ingilizlere fiili yardimda da bulunmadi.
(…)
OMER FEVZI'NIN SECILMESI BOSUNA DEGILDI: Omer Fevzi Bey'in secilmesi bosuna degildi. Babasi Mehmet Arif Bey, Araplar arasinda sayilan biriydi. II. Mesrutiyet doneminde Istanbul'daki Arap Kulubu'nun onde gelen isimlerindendi. Arif Bey, Osmanli'nin Arap vilayetlerinde reformlar yapmasini istiyordu. Boylece imparatorluk daha guclenecekti. Bu yuzden Ittihat ve Terakki'yi destekliyordu. Subay olan oglu Omer Fevzi, Gevgili'de gizli Ittihat ve Terakki Cemiyeti kurucularindandi. Hatta bir ara Misir'a firar etmis, Ikinci Mesrutiyet'te gorevine donmus, 1911'de Italyanlar Libya'yi isgal ettiginde de Enver Pasa'nin Teskilati Mahsusa'sinda gorev almisti. Enistesi Haci Adil Arda ise, Ittihat-Terakki'nin onde gelen isimlerindendi. Mehmet Arif Bey, Mardin'in en koklu bir ulema ailesine mensuptu. Aile buyukleri Kadiri Tarikati'nin onemli seyhleri arasinda sayiliyordu. Omer Fevzi Bey'in adi Uzeyir Garih cinayetiyle gundeme geldi: 1911-1918 yillari arasinda kurmay subay olarak Harbiye Nezareti Teskilat-i Mahsusa'sinda da onemli gorevler ifa eden Omer Fevzi Bey'in Rauf Orbay'la dostlugu Cumhuriyet doneminde de surdu. Rauf Bey, Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'nin kurulus calismalarini yaparken bir siyasi komployla yuzyuze geldiginde Fevzi Bey'den yardim istedi. Komployu ortaya cikaran Fevzi Bey, polis tarafindan gozaltina alinarak sorgulandi. Omer Fevzi Bey, Cumhuriyet doneminde siyasi faaliyetlerden uzak durdu. Kendini dini ilimlere ve irsat calismalarina verdi. Kalamis'taki evi cesitli fikirlerin mutalaa edildigi bir irfan meclisi oldu. Adnan Giz Bey'in "Bir Zamanlar Kadikoy" isimli kitabinda Acibadem Loncasi olarak niteledigi toplantilarin mudavimleri, Ord. Prof. Suheyl Unver, Ender Mermerci'nin babasi cildiyeci Prof. Hasan Resat Sigindim, Mehmet Ali Ayni, Yanya Mudafii Esat Pasa, eski Istanbul Muhafizi Ahmet Fevzi Pasa, Prof. Ismail Hakki Izmirli ve TBMM Hukumeti'nin Adliye Bakani ve Roma temsilcisi Cami Baykut'tu. 1953'de vefat eden Omer Fevzi Bey'in adi 44 yil sonra yeniden gundeme geldi. Isadami Uzeyir Garih 2001 yilinda Eyup Mezarligi'nda olduruldu. Garih, Fevzi Cakmak'la ayni sofada yatan Naksi Seyhi Kucuk Huseyin Efendi'nin kabrini ziyaret ediyordu. Huseyin Efendi'nin halifelerinden biri, Omer Fevzi idi. Seyhi'nin 1930'da olumunden sonra, koku Libya'da olan Arusi Tarikati'ni kurdu. Boylece Cumhuriyet doneminde kurulan ilk tarikatin ilk seyhi unvanini kazanmis oldu. Omer Fevzi Efendi, soyadi kanunuyla birlikte Mardin soyadini almisti. Ord. Prof. Ebulula Mardin, Prof. Serif Mardin, Amerika'nin unlu muzisyenlerinden Arif Mardin, diplomat Semsettin Mardin, eski milletvekili-sair Yusuf Mardin, halkla iliskiler duayeni Betul Mardin ve daha pek cok unlu ismin yer aldigi Mardinizade ailesine mensuptu. 1878'de dogan Omer Fevzi Efendi, yazar Cemal Kutay ve Kuscubasi Esref arasinda da akrabalik baglari vardir. Omer Fevzi Efendi'nin annesi Zarife Hanim, Kurt Bedirhan Pasa kizidir. Bedirhan Pasa'nin oglu eski Trablus mutasarrifi Bedri Pasa ise Kuscubasi Esref'in teyzesinin kizinin esidir. Trablusgarp Harbi sirasinda Omer Fevzi'nin temin ettigi silah yuklu bir gemiye Ingilizler el koydu. Silahlar Libya'daki direniscilere aitti. Omer Fevzi, Iskenderiyeli kabadayilarla anlasti. Aksam hava karardiginda gemiye ciktilar, Ingiliz nobetcileri etkisiz hale getirerek yuku bosalttilar. Omer Fevzi, hususi ajanlari vasitasiyla Yunanlilarin harp sevkiyatlarini da takip ediyordu.Rauf Bey de sevkiyat yapilan limanlari bombardiman ediyordu. Bu bilgilerin bir kismi, Osmanli genelkurmayinin verdigi bilgilerle zitti. Ancak Genelkurmayin degil, Omer Fevzi'nin bilgileri dogru cikiyordu. Balkan savaslari sonrasinda yurda donen Hamidiye'yi Canakkale'de hukumet ve padisah adina Omer Fevzi karsiladi. Buyuk bir kalabaliga hitap eden Omer Fevzi, veciz bir hos geldin konusmasi yapiyordu. Hamidiye'ye yaptigi yardimlardan dolayi Harbiye Nezareti tarafindan odullendirilmek istendi. Odulu reddetti, sadece Hamidiye Sancagi'nin hatira olarak verilmesini rica etti. Hamidiye Zirhlisinin sancagi daha sonra Denizcilik Muzesi'ne intikal edecekti. Omer Fevzi, Hamidiye Kahramani Rauf Orbay'in yakin arkadasiydi. Hamidiye Zirhlisi'yla Akdeniz, Adriyatik ve Ege'deki akinlarda Omer Fevzi'nin buyuk yardimi olmustu. Orbay anilarinda soyle diyordu: "2 aralik 1912 gunu baslayip sekiz ay suren akinci hareketimiz esnasinda bir cok muskul durumlara, hatta batmak tehlikelerine maruz kaldik. En buyuk zorlugumuz su ve komur tedarikiydi. Oniki gunde yediyuz elli ton komur yakiyorduk. Komursuz kalmak, cephanenin infilaki bakimindan buyuk tehlike idi. Komur tedarikinde Omer Fevzi Beyin buyuk yardimi oluyordu. Bu zatla Trablusgarp harbi esnasinda Enver Pasa, ben, ucumuz beraberdik. Misirlilari cok iyi tanidigi icin gizlice silah temininde hayli yardimini gorduk. Hamidiye'nin her turlu ihtiyacini Omer Fevzi bey her yere gider, tanidiklari vasitasiyla bulur, muhabere eder, gerektiginde Suveys'e gelir, bizimle bulusur temin ederdi." Orbay ve Omer Fevzi, Teskilat-i Mahsusa'nin Iran-Afganistan seferinde de birlikteydi. Bu gizli seferin heyet baskani Rauf Bey, kurmay baskani Binbasi Omer Fevzi Bey'di. Ittihat ve Terakki'den Talat Pasa, Haci Adil Arda ve Huseyin Hilmi Pasa'nin cabalari sonucunda, Omer Fevzi Bey'in babasi Mehmet Arif Bey, Sam valiligini kabul etti. Arif Bey'in Suriye'deki karisikligi onleyecegi dusunuluyordu. Arif Bey'in gidisi Arap Kulubu'nu sekteye ugratti. Cemiyet mensuplari Arif Bey'i hic affetmediler. Arif Bey, daha once, Hudeyde Mutasarrif Vekili oldugu sirada Yemen'de Imam Yahya ile Osmanli Hukumeti arasindaki soguklugu gidermis, Basra'da Kut'el Amara muhasarasini kaldirtmisti. Libya'da Sunusi tarikati vasitasiyla Osmanli subaylarinin komutasinda savasan Arap asiretleri cephesinin kurulmasinda buyuk payi vardi. Teskilat-i Mahsusa'nin Misir'daki sevkiyat ve ikmal sorumlusu olan Fevzi bey, babasinin Misir'daki nufuzundan yararlanmisti. Arif Bey'in son esi, unlu Paris Elcisi Halil Serif Pasa'nin kizi ve Prens Mustafa Fazil Pasa'nin torunu Leyla Serife hanimdir.
(…)
TESKILAT, IRAN’DAN KAFKASYA’YA TUM BOLGEYE HAKIM OLDU: Teskilat-i Mahsusa, somurge altindaki bolgelerde Islami-milli ayaklanmalarin zeminini hazirladi. Plana gore uygun ortam gelip, ihtilal kivilcimlari cakilinca, Osmanli birlikleri bolgelere girerek yerel guclerle birlesecekti. Harbiye Naziri Enver Pasa, Hamidiye Kahramani Rauf Orbay'i, kucuk bir Alman askeri misyonuyla Afgan Emiri Habibullah'la ozel bir gorusme yapmakla gorevlendirdi. Yolculuk, Teskilat-i Mahsusa'nin sorumlulugunda idi. Heyet, Iran icinden Kabil'e ulasacakti. 1914 sonlariydi. Amac, Ingilizlere karsi Afgan Emirini Osmanli-Alman tarafina cekmekti. Heyetin kurmay baskani Binbasi Omer Fevzi (Mardin)Bey'di. Rauf Bey'in adi sakli tutuluyordu. Prof. Mustafa Balcioglu "Teskilat-i Mahsusa'dan Cumhuriyete" isimli calismasinda bu yolculugu anlatirken Omer Fevzi'den Umur-i Sarkiye Muduru (Teskilati Mahsusa) olarak soz eder. Hazirliklari yapan da Fevzi Bey'di. Sahte pasaportla iki ajanini onceden hazirlik yapmak uzere Hindistan'a gondermisti. Ingilizler iki ajani gemiden indikten sonra tutukladilar. Prof. Balcioglu'na gore, Fevzi Bey'in iki ajani ugurlarken gogsunde altin madalyasi ve Umur-i Sarkiye Muduru sifatiyla iskelede gorunmesi dikkat cekmisti. Heyet, Iran'a uc parca halinde Halep uzerinden Iran'in Loristan eyaletine girmisti. Heyette Almanlarin yani sira bazi Hintli ve Iranli ihtilalciler vardi. Heyet Iran iclerindeyken Osmanli Hukumeti savasa girdigini ilan etti. Yolculugu uzatan Rauf Bey, bolgedeki buyuk Kurt asireti Bahtiyarileri yanina cekmek suretiyle Guney Iran'da kontrolu ele almak niyetindeydi. Kabil'e gitmek uzere yola cikan Teskilat-i Mahsusa heyeti, Iran icinde teskilat yapiyordu. Kurt asiretleri icinde faaliyet gosteren Rauf Bey'in mufrezesinin Kasr-i Sirin'i isgal edip, ardindan Kirmansah'a girmeye hazirlanmasi Alman subaylarin uykusunu kacirdi. Almanlar Rauf Orbay'i Enver Pasa'ya sikayet ederken, Iran Hukumeti ve basini Tahran'daki Osmanli Sefiri'ni tazyik altina aldi. Ingilizler ve Ruslar tarafindan kiskac altina alinan Iran Sahi tarafsizlik siyaseti izliyordu. Enver Pasa, Rauf Bey'den Kirmansah'a cebren girmemesini, Guney'deki asiretler uzerinde calismaya devam etmesini istedi. Almanlar, Teskilat-i Mahsusa'nin Iran'daki calismalarindan rahatsizdilar. Rauf ve Omer Fevzi beyler de Almanlarin Iran'da kendi adlarina yaptiklari faaliyetlerden kuskuluydular. Almanlar Orbay'i, Orbay da Almanlari Enver Pasa'ya sikayet ediyordu. Irak cephesinde bedevi gonulluleri orgutleyerek cepheye sevkeden Suleyman Askeri de ortak misyonun sona erdirilmesini, heyetin elindeki silah ve techizatin kendisine gonderilmesini istiyordu. Ingilizler Basra'yi isgal etmisti. Irak cephesi oncelikliydi. Askeri'ye gore Iran'da Almanlardan ayri hareket edilmeliydi. Enver Pasa, ortak misyonun Almanlari uzmeden sona erdirilmesine izin verdi. Silahlara el konulmayacak, Almanlar Kabil'e ayri gidecekler, yanlarinda refakatci olarak Yuzbasi Kazim bulunacakti. Cihad-i Mukaddes ilan edilmisti. Kirmansah'taki Ingiliz Konsoloslugu'nu koruyan Hintli muhafizlarin komutani ve adamlari Rauf Bey'e iltihak etti. Van cephesinden Cerkez Ethem, Cihangiroglu Ibrahim Bey de Iran'a geldi. Bu arada Omer Fevzi Bey, Tahran Sefareti'ne atesemiliter olarak tayin edildi. Gorevi Teskilat-i Mahsusa'nin orgutledigi Kafkasya'daki Islam Ihtilal Komiteleri ile Istanbul arasindaki koordinasyonu saglamakti. Omer Fevzi Efendi, Iran'daki Ingiliz ve Rus nufuzunu kirmaya calisti. Sii ve Sunniler arasindaki uzlasmazliklari cozumlemek istiyordu. Sii din adamlariyla gorusuyordu. Siilerin Hac konusundaki isteklerini Istanbul'a ileterek olumlu adimlar atilmasini sagladi. Faaliyetleri Ingilizlerin dikkatini ceken Omer Fevzi Bey, bir suikast girisiminden son anda kurtuldu. Teskilat-i Mahsusa kuvvetleri Iran iclerinde Rus kolordosunu bozguna ugratip Kirmansah ve Hemedan'a girmisti. Kirmansah'ta eski nazirlarindan Nizam-us-Saltana Huseyin gecici hukumet kuruyordu. Teskilat'tan Omer Naci, Ruseni Barkin, Cihangiroglu Ibrahim ve kardesi Hasan Bey, Mesrutiyet'ten once Guney Iran'da Nizam us-Saltana ile Mesrutiyet icin cetecilik yapmisti. Omer Fevzi Bey'in on ayak olmasiyla kurulan Kirmansah Defa-i Islam Cemiyeti , Ittihad-i Islam'i savunuyordu. Omer Fevzi Mardin, Kafkas isleriyle yakindan ilgileniyordu. Dr. Vahdet Kelesyilmaz'in verdigi bilgilere gore Teskilat-i Mahsusa'dan Ali Murteza Bey, Tahran'daki Omer Fevzi Bey'e bir rapor gonderiyor: "Yeterli silah ve cephane saglandigi takdirde Kafkaslarda ihtilal cikarmak, kopruleri ucurmak, Baku petrollerini yakmak mumkundu." Omer Fevzi Mardin'le iliski kuranlar arasinda Azerbaycan Musavat Partisi lideri Mehmet Emin Resulzade de vardi. Resulzade, Tahran Sefareti'ne gonderdigi raporda Omer Fevzi Bey'den silah ve cephane yardimi istiyordu. Omer Fevzi Efendi'nin mutareke sirasinda da Katar civarlarinda oldugu biliniyor. Bu sirada Enver Pasa'ya yazdigi mektupta, "Anlasma uzerine askerlerimizi cekiyoruz; ama halkin durumu musait. Libya'daki gibi milisleri organize ederek mi cikalim?" dedigi belirtiliyor. Omer Fevzi Bey'in, kisa bir sure Harp Okulu'nda ogretmenlik yaptigi da kaydediliyor. Enver Pasa belki Ingilizleri sasirtmak, belki Almanlardan ayri olarak Emir'le ittifak saglamak amaciyla bir baska heyeti, Ubeydullah Efendi baskanliginda yola cikarmisti. Ubeydullah Efendi de Rauf Bey gibi Kabil sefiri olarak gonderiliyordu. Iki heyetin birbirinden haberi yoktu. Aydin Mebusu ve Merdivenkoy Bektasi Tekkesi seyhi olan Efendi'nin Iran-Afganistan yolculugu cok renkliydi. Efendi'nin kurmay baskani Teskilat-i Mahsusa'dan eski Basra Valisi Suleyman Sefik Pasa, heyetin askeri doktoru ise Fahri Kutlar'di. Dr. Kutlar, Teskilat-i Mahsusa'dandi. Ubeydullah Efendi'nin anilarini yayina hazirlayan Omer Hakan Gokalp'in verdigi bilgilere gore Kutlar, Ubeydullah Efendi'nin hucresinde calisiyordu. Kutlar, daha sonra Iran'da calisirken Ingilizlere tutsak dusuyordu. 8 Nisan1915'de baslayan Afganistan yolculugu Ubeydullah Efendi'nin 24 Agustos 1918'de Ingilizler tarafindan Tahran'da tutuklanmasiyla sonlandi. Ubeydullah Efendi Kabil'e ulasamamisti. Istanbul'a goturulerek hapsedilen Ubeydullah Efendi, 1919'da serbest birakildi. 1920'de yeniden tutuklanarak Malta'ya gonderildi. Ubeydullah Efendi, Iran'da halkin buyuk sevgisi ile karsilaniyordu. Buna Kum kenti dahildi. Onun Hamedan'a girisi sirasinda binlerce Iranli, bir seyyid gibi giyinmis olan Osmanli Sefirini sultanlar gibi agirliyordu. Ubeydullah Efendi, Sultanabat kentinde halkin ilgisini soyle anlatiyordu: "Bu tarifi kabil olmayan bir temasa idi: Bir hukumdardan baska hic kimse icin bu yolda bir karsilama olamazdi. Sehrin bir saat mesafesinde demokratlar (Iran firkalarindan biri) tarafindan serefime bir zafer taki kurulmustu. Zafer taki gecildikten sonra, dinlenmem icin buyuk bir cadir kurmuslar, burada caylar biskuviler hazirlamislardi. Zafer takinin onunde cemaat reisleri ve konsoloslar karsilamaya gelmislerdi. O gunu carsilarla beraber butun mektepler de kapanmisti. Mektep cocuklari heyetleri ile resmen, kadin kiz coluk cocuk herkes yollara dokulmustu. Karsilamada 30 bin kisi vardi. Biz saga sola tebessum ederek, selamlar vererek yolumuza devam ediyorduk. Zafer takinin yanindaki cadirda bir muddet istirahat ettik. Kasideler okundu. Nutuklar soylendi. Yola devam edildi."
(…)
MILLI ISLAMI AYAKLANMALAR: Prof. Mim Kemal Oke, "Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar" adli kitabinda Ittihad-i Islam'in basarili olmasi icin Teskilat-i Mahsusa'nin buyuk bir mesai harcadigini belirterek, "Teskilat-i Mahsusa ekipler cikararak propaganda faaliyetlerine baslayarak, dusman somurgelerinde islami-milli ayaklanmalarin zeminini hazirlayacaktir. Uygun ortam olusturulup ihtilal kivilcimlari cakilmaya baslaninca, zaten harekete gecmis olan duzenli Osmanli birlikleri mezkur bolgelere girerek yerel milliyetcilerle birlesecekti" diyor. Prof. Oke Teskilat-i Mahsusa'nin diger calismalarindan soyle soz ediyor: "Bahattin Sakir'in, Riza Bey'lerin Kafkas hududuna gonderilerek ceteler teskil etmeleri ve Acara ahalisini ayaklandirmak icin Rus hududunu gecmeleri, Enver Pasa'nin yaveri Binbasi Mumtaz beyin Esref ile Misir hududunda mucahit toplayarak tecavuz hareketlerine girismeleri, Ubeydullah Efendi Grubunun Binbasi Rauf Beyin ekibinin esliginde, Iran'a, oradan da Afganistana sizmalari saglanir. Ote yandan Ittihatcilarin girisimleriyle cihadin akisleri Guney Asya'da da siddetle hissedilmistir." Teskilat-i Mahsusa'nin Iran-Kafkas bolgesindeki onemli eylemcilerden biri Omer Naci'ydi. Ikinci Mesrutiyet ilan edilmeden once Iran'a mesruti bir rejim icin calisti, cetecilik yapti, tutuklandi. Guney Iran'da, Anayasaciligi savunan devrimci gruplarin Omer Naci'yle siki iliskileri vardi. Bu iliskiler Ittihat-Terakki Hukumeti doneminde de surdu. Iran'da ipten donen Omer Naci, Cihan harbinde, Iran Azerbaycan'ini ayaklandirmaya calisti. Emrindeki birlikler Turk ve Kurtlerden olusuyordu. Komutasindaki birlikler Ocak 1915'de Tebriz'e girdi. Iran'da Huveyze ve Ahraz'a girerek petrol borularini havaya ucurdu. 1916'da Musul'a gecen Naci'nin gonullu birlikleri Urmiye civarinda Ruslara buyuk kayiplar verdirdi. Iran'daki Bahtiyari asiretini Ingilizlere karsi ayaklandirmaya calisan Omer Naci, tifuse yakalanarak Kerkuk'te vefat etti. Nasit Hakki Ulug, 1969'da Yeni Gazete'de "Kutsal Cihat" baslikli tefrikasinda soyle diyordu: "Islam Birligi adli Iran dernegi, Ittihat ve Terakki'den tesvik goruyordu, Turk ileri gelenleri Sunnilik ve Siilik gibi mezhep farklarina onem vermeyerek, Turkiye, Iran ve Afganistan'in buyuk bir maksat ugrunda birlesmelerini mumkun goruyorlardi. Bu sebeple Mesrutiyetin ilanindan sonra idealist bir subay ve sair olan Omer Naci, yanina verilen birkac komitaci ile birlikte Iran'a dalmisti. Ittihatcilar icin Iran'daki irkdas ve dindaslara yaklasmak dayanilmaz bir arzu olmustur. Gocebe oymaklar Irak sahrasi ile Iran yaylasi arasinda gidip geliyordu." Ulug'un sozunu ettigi Islam Birligi Dernegi, Omer Fevzi Bey'in kurulmasina on ayak oldugu Defa-i Islam'di. Omer Naci hakkinda kitap yazan Dr. Fethi Tevetoglu'nun babasi Ali Dursun Kaptan, Teskilat-i Mahsusaci Omer Naci ile birlikte Kafkas-Dogu cephesinde 5 yil calisti. Ali Dursun Kaptan, Kurtulus savasinin da tescilli denizci kahramanlarindan. Ali Dursun Kaptan, pop star Tarkan'in da dedesi oluyor. Dr. Fethi Tevetoglu (Tarkan'in buyuk amcasi), MHP lideri Alparslan Turkes ile birlikte 1944'deki Turkculuk-Turancilik Davasi'nda yargilandi. Turkes ile birlikte Tabutluk denilen hucrelerde yatan bir ustegmendi. Eski Samsun senatoru Tevetoglu'nun pek cok kitabi var. Babasi'ndan Omer Naci'nin menkibelerini dinleyen Dr. Tevetoglu, "Omer Naci bu bolgede bir avuc fedai mufrezesi ile oyle korkunc baskinlar, oyle tesirli hucumlar yapmis ve basarmistir ki, adinin duyulmasi darda olan Turklere ferahlik, dusmana ise buyuk korku getirirmis" diyordu. Omer Naci'nin olumu, Milli Ajans'in Kerkuk mahrecli haberinde soyle yer aliyordu: "Hurriyet ve Mesrutiyetin teessusu gayesine hayatini, ruhunu feda ile bu yoldaki mucadeleleriyle inkilap tarihimizde pek yuce bir ad ve yer kazanmis olan Turk vatanseveri Hatib-i Sehir Omer Naci Bey, Iran'daki Ruslara galebe calan Turk bayragi altinda mucadelesine devam ettigi bir sirada tifus hastaligina yakalanarak tedavi edilmek icin naklolundugu Kerkuk sehrinde sehitler katina ucmustur."
(…)
HINDULAR VE MUSLUMANLAR, INGILIZ’E KARSI SAVASTI: Hindistan'in Ingiliz somurgesinden kurtularak bagimsizligini kazanmasi icin mucadele veren Sih, Hindu ve Musluman eylemciler Teskilat-i Mahsusa tarafindan desteklendi. Hint Ihtilal Komitesi'nin ipek mendillere gorunmez murekkeple yazdiklari esrarengiz mektuplar Ingilizleri dehsete dusurdu. Teskilat-i Mahsusa'nin en dikkat cekici operasyonu Hindistan'di. Islam dunyasinin en kalabalik nufusuna sahip olan ulkede 70-80 milyon Musluman vardi. Bu, Osmanli nufusunun bes katiydi. Ingiltere'nin de en buyuk somurgesiydi. Hintli muslumanlar Trablusgarp'in isgali sirasinda Kalkuta'da Osmanli Hilal-i Ahmer Cemiyeti'ne Yardim Cemiyeti kurdular. Hint Kizilayi Balkan savaslarinda Turkiye'ye yardim getirdi. Bulgar isgali altindaki Edirne'lilere gida ve para yardimi yapti. Kizilay heyetinin temas kurdugu kisi Kuscubasi Haci Sami idi. Hindistan'da kurulan bir orgut de "Rumeli Muhacirlerine Yardim Cemiyeti'ydi. Hint-Osmanli ortakligiyla "Encu-men-i Huddam-i K�be" kuruldu. Kurulus gerek-cesi, kutsal beldelerin guvenligini saglamakti. Teskilat-i Mahsusa Hindu, Sih ve Musluman ihtilalcilerle iliski kurdu. Sih-Gadar Partisi lideri Har Dayal ve Raca Mahendra Pratap bunlardan ikisiydi. Stanford Universitesi'nde ders veren ve Isvicre'ye surgun edilen Dayal, Istanbul'a gelerek Teskilat-i Mahsusa ile iliski kurdu. Partide Prof. Mevlana Bereketullah da etkindi. Tokyo Universitesi'nde hoca olan Bereketullah Istanbul'a yerlesip Osmanli vatandasi oldu. Dr. Vahdet Kelesyilmaz'in "Teskilat-i Mahsusa'nin Hindistan Misyonu" adli kitabindaki bilgilere gore 5 hafta Istanbul'da kalan Dayal, Enver Pasa'ya bir ihtilal programi sundu. Program genis olcude kabul gordu. "Genc Hindistan Cemiyeti", "Seyfi Hindistan Cemiyeti", "Hind Uhuvvet-i Islam Cemiyeti" gibi orgutler bu program cervesinde kuruldu. Istanbul'da Urduca, Arapca ve Turkce olarak cikan Cihan-i Islam ve Uhuvvet gazetelerini Teskilat-i Mahsusa finanse ediyordu. Cihan-i Islam'in sahibi Hintli Ebu Said El Arabi'ydi. Hintlileri Ittihad-i Islam'a davet eden Arabi'nin yazilari Hindistan, Turkiye, Suriye, Misir ve Iran gazetelerinde yer aldi. Teskilatin finanse ettigi bir diger kurulus, Indian National Party'nin yayin organi Hind Haber Ajansi(The Indian News Agency) idi. Hintli ihtilalciler, Afganistan Emiri Habibullah'in Osmanli ile isbirligi yapmasina hayati onem atfetmisti. Emir ise, tarafsiz kalmayi istiyordu. Teskilat, Basbakan Nasrullah ve Emir'in kardesi Emanullah Hani yakin markaja almisti. Emanullah Han, Osmanli yanlisi Mahmut Tarzi'nin damadiydi. Enver Pasa ve Alman Genelkurmayi, Afgan Emiri'ne ortak heyet gonderilmesi hususunda anlasti. Heyet baskani Rauf Orbay'di. Heyette Raca Mahendra ve Bereketullah Efendi yer aliyordu. Iran iclerinde iken ortak misyon sona erdirilmis, Almanlar yanlarinda bir Turk subayinin refakatinda Kabil'e varmisti. Heyet, Kabil'de cok sicak karsilanmisti. Emir ayak suruyor, yerine getirilmesi zor sartlar one suruyordu. Bu arada Ubeydullah Sindi, Kabil'e geldi. Kucuk yasta musluman olan Sih asilli Sindi, Ingilizler tarafindan araniyordu. Pratap, Bereketullah ve Sindi, Almanlara guvenmiyordu. Dayanilmasi gereken tek guc Osmanliydi. Emir'e ragmen Hukumet, Afgan sinirindan Hindistan'a gecen ihtilalcilerin silahli hareketlerine goz yumuyordu.
(…)
IPEK MENDIL KOMPLOSU: Raca Pratap, Bereketullah ve Ubeydullah, Kabil'de surgun hukumeti kurdu. Hukumetin baskani Mhendra, basbakani Bereketullah, Icisleri bakani Ubeydullah idi. Cihat fetvasi bolgeye ulastiktan sonra Hindistan ordusundaki firarlar hizla artti. Afgan sinirina yakin bolgeler kayniyordu. Hayber gecidinde asiretler Ingilizlere saldiriyordu. Ingilizlerin ele gecirdigi bazi mektuplar komitenin planlarini aciga cikariyordu. Mektuplar ipek mendil uzerine gorunmez murekkeple yazildiklari icin Ingiliz kaynaklarinda "Silken Letter Conspiracy (Ipek mektup Komplosu) olarak zikredildi. Prof. Azmi Ozcan'in, Temmuz 1993 tarihli "Tarih ve Toplum" dergisinde "Ingilizlere Karsi Hind-Osmanli Plani Yahut Ipek Mektup Komplosu" baslikli makalesinde onemli bilgiler var. Buna gore Hicaz'da Hintli Mevlana Mahmudul Hasan, Hicaz Vali ve kumandani Galip Pasinler Pasa ile temas kurmustu. Galip Pasa, Hintli, Afganli muslumanlar arasinda dagitilmak uzere yazdigi mektupta,"Eskiden Diyubendi Medresesinde muderris olan Mevlana Mahmudul Hasan Efendi bizimle irtibattadir. Bu mesele uzerinde tam bir fikir birligimiz var ve bizden gerekli direktifleri almistir. Eger Hasan Efendi size gelirse ona guveniniz ve ihtiyaci olan herseyle destek olunuz" diyordu. Mahmudul Hasan, Medinede Enver Pasa ve Cemal Pasa ile gorustu. Mektuplar Hindistan'da elden ele dolasti. Medine ve Kabil arasindaki irtibat, ipek mendillere gorunmez murekkeple yazilan mektuplarla saglaniyordu. Mektuplarda Cunudur-Rabbaniye adiyla askeri bir teskilatin kuruldugu, bildiriliyor, liderligine Mahmudul Hasan'in secildigi, merkezinin Medine oldugu ifade ediliyordu. Teskilat'in amaci Musluman ulkelerin ittihadi ve kurtulusuydu. Hintli Muslumanlarin Afgan sinirina yakin bolgelerde baslattigi silahli hareketler, Har Dayal yanlisi Hintli askerlerin isyanlariyla buyudu. Singapur'daki Ingiliz garnizonunda cikan isyanda cogu subay 40 Ingiliz subay olduruldu. Isyan, Rus, Japon ve Fransiz gemilerinden sevkedilen askerlerin mudahalesiyle bastirilabildi. Afgan sinirinda ciddi hareketler oluyordu. Elden ele dolasan mektuplar Ingilizlerin dikkatini cekmisti. Bazi mektuplarin ele gecirilmesinin ardindan buyuk bir tutuklama furyasi basladi. Ubeydullah Sindi, Ingiliz baskisiyla Kabil'de gozetim altina alindi. 1918'de savas sona erdi. Galip Pasa harp esiri oldu. Galipname olarak zikredilen mektubun varligini kabul etmisti. Serif Huseyin'i destekleyen bir fetvayi imzalamayan Mahmudul Huseyin ise Ingilizlere teslim edildi. Hint isyaninin akim kalmasinin ayrintilari 40 yil sonra aydinlandi. Hindistan Genel Valisi Lord Hardinge anilarinda, Vincent Kraft adli bir Alman'in Singapur'da ele gecirildigini, ustunde Amerika'dan gelen silah yuklu gemilerin ugrayacagi limanlari gosteren haritalarin ciktigini soyledi. Bol para ve guvenli yasam vaadi alan Kraft, yakalanmamis gibi calismaya devam etmis, Hindistan, Burma, Singapur, Tayland'ta Hintli ve Burma'li yuzlerce ihtilalcinin yakalanmasini saglamisti. Kraft'in adi Ingiliz gizli belgelerinde Ajan X 'ti. Hindistan'da Ittihad-i Islam calismalari yapan bir baska unlu sahsiyet de Osmanli'nin Bombay Baskonsolosu Halil Halit Bey'di. 1913-1914 yilinda gorev yaptigi Hindistan'da her gittigi yerde coskulu kalabaliklar tarafindan karsilanan Halit Bey'in 1911'de kaleme aldigi "Turkler ve Araplar" adli risalesi Islam dunyasinda genis yanki bulmustu. Risalesinde Halit Bey, "Turklerle Araplar arasindaki siyasi yakinlik baglari ne kadar zayiflatilirsa, Islam'in istiklal ve hakimiyeti o nisbette zevale ugrar; yine o takdirde , bu iki kavmin evlatlari-Sarklilari denk saymaya tenezzul etmeyen ve daima asagi goren-Batililarin tasallutuna o nisbette maruz kalirlar ve iste o zaman iftihar ettikleri milli duygulari da ayni derecede kaybolup gider" diyordu. Bombay'da Ebul Kelam Azad, Muhammed Ali ve kardesi Sevket Ali ile yakin dost olan Halit Bey, Cambridge Universitesi'nde hocalik yapan ilk Turk'tu. Birinci cihan harbi ciktiktan sonra Ingilizler, Halit Bey'le yakin iliskisi olan pek cok Hintliyi tutukladi. Halvetiligin Cerkesi kolunun kurucusu Seyh Mustafa Cerkesi'nin torunu olan Halit Bey, Can Kirac'in esi Inci Kirac'in yakin akrabasi oluyor.
(…)
BIR AVUC KAHRAMAN: Teskilat-i Mahsusa'ya bagli gonullu taburlarindan biri Osmancik'ti. Basta Yuzbasi Cemil ve unlu ceteci Yahya Kaptan olmak uzere taburun subaylari Bati Trakya ve Trablusgarp'te bulundu. Osmancik Taburu, Suleyman Askeri'nin emrinde Basra'da Ingilizlere karsi savasti. Tabur komutani Yuzbasi Cemil ve pek cok gonullu sehit dustu. Ali Cetinkaya ve MAH Baskani Naci Perkel de taburun komutanlarindandi. Taburun tegmeni Seyh Samil'in torunu Hamza Osman, "Bir Avuc Kahraman" isimli kitabinda soyle anlatiyordu: "Harp meydanlarinda verdigimiz zayiattan baska, kus ucmayan kervan gecmeyen koylerde, binbir zahmet ve mesakkattan, aclik, susuzluk, gunes carpmasi ve sicak memleketlere mahsus bircok hastaliklardan ne aslan gibi delikanlilar kaybetmistik. Ne kadar mert ve kiymetli subay ve erlerimiz oralarda son nefeslerini vermislerdi. Kumlarin seraplarina karismis olan bu mezarsiz sehitlerimizin aziz hatiralari onunde kalbimden tasan saygi hisleriyle egilirim. Vatan ugrunda imanla olenlerin yuksek serefi yaninda her seref sathi ve gecicidir." Mehmet Emin Tuksavul, Hindistan yer alti teskilatinda calisan Teskilat-i Mahsusa ajanlarindan biriydi. Uc cocugu ve esini kayinpederine emanet ederek ortadan kaybolan Emin Bey, 1913'te Teskilat'a katilmisti. 1916'da Ingiliz Kizilhaci, Emin Bey'in Hindistan'da bir Ingiliz esir kampinda kursuna dizildigini bildirdi. Oysa Emin Bey, esir kampindan kurtulmayi basarmisti. 1921'de Istanbul'a dondugunde, bir baskasi ile evlenen esinin yani sira Edirne Kadisi olan babasi da uzuntuden hayatini kaybetmisti. Bacanagi ise Fransizlarla isbirligi yaptigi icin Beyrut Emniyet Mudurlugu'ne getirilmisti. Bacanagini vurmak icin Fransiz isgali altindaki Beyrut'a giden Emin Bey kendisine kurulan bir pusu sonucunda sehit oldu. H�l� mezari belli degil. Hint Ihtilal Komitesi'nin liderlerinden Mevlana Bereketullah Efendi, Teskilat-i Mahsusa'nin yerine kurulan Islam Ihtilal Cemiyetleri Ittihadi'nin Hindistan temsilcisiydi. Bereketullah Efendi, Enver Pasa sehit olduktan sonra Amerika'ya gitti, 1927'de San Fransisco'da vefat etti. Hamza Osman Erkan'in babasi , Hicaz Valisi ve Medine Muhafizi Cerkes Osman Ferid Pasa'ydi. Unlu reklamci Nail Kecili'nin dedesi Teskilat-i Mahsusa'dan Yenibahceli Sukru, Pasa'nin akrabasi. Hamza Osman ile Kazim Karabekir Pasa bacanak. 1950'de DP'den Kocaeli Milletvekili secilen Hamza Osman 27 Mayis darbesinde Yassiada'ya gonderildi. Unlu metin yazari, reklamci ve radyo programcisi Rana Pirinccioglu, Hamza Osman Erkan'in torunudur.
(…)
ISTE BABAN KIZIM, ARTIK OKSUZ DEGILSIN: Teskilat-i Mahsusa'dan Kuscubasi Haci Sami ve dort arkadasi Kesmir uzerinden Pamir daglarini asarak Bati Turkistan'a sizdi. 1916'daki, Ruslara buyuk kayiplar verdiren Yedi-Su Isyanlari'nda onemli rol oynadilar. Hind ihtilalini hazirlamak icin Hindistan'a giden alti kisilik ekibin basinda Kuscubasi Esref vardi. Ekibin elemanlari Haci Selim Sami, Emrullah Barkan, Adil Hikmet, Ibrahim Haklier ve Tatar Huseyin 'di. Ekip Bombay'a giderken savas patlak verdi. Enver Pasa, Esref Beyi geri cagirdi. Ingilizler, ekibin pesindeydi. Yol haritasi degismisti. Esref Bey, dostu Maskat Emirine ugrayip Istanbul'a, digerleri ise Orta Asya'ya… Haci Sami ve arkadaslari Kesmir uzerinden Pamir daglarini asarak Dogu Turkistan'a girdi. 1916'daki Ruslara buyuk kayiplar verdiren Yedi-Su Isyanlari'nda onemli rol oynadilar. Yusuf Gedikli'nin hazirladigi "Asyada bes adam" adli hatiratinda Adil Hikmet soyle anlatiyor:"Cok defa yirtik bir potini ruyalarimizda bile gormedik. Cok defa bos midelerimizin sikayetini durdurmak uzere yumruklarimizi karnimiza bastik. Pamirden Taklamakan collerinden ve her turlu vasitalara malik seyyah kutlelerinin gecmeye cesaret edemedikleri yerlerden yalniz basimiza yuruyerek gectik. Kirgizlari ayaklandirarak, mukden meydan muharebesinde Japonlara maglup, fakat Turkistan ihtilallerini kanli bir surette bastirmaga muvaffak oldugundan dolayi carin sarayinda buyuk bir mevkiyi haiz olan meshur meshur general Kuropatkin ile muntazaman muharebeler yaptik. Bu muharebelerde gah maglup olduk, gah galip geldik. O meshur generalin araya koydugu Cinli general ile bir devlet gibi mutareke akdettik. Rus gazeteleri sutunlarini bizim hakkimizdaki havadislerle doldurdu. Japon matbuati en mutena sahifelerine bizim resimlerimizi basti. Iste ben bu vakalari tespit ediyorum." Bes eylemci, Haziran 1919'da Sanghay'a ulasti. Cin Cumhuriyeti'ni kuran Dr. Sun Yat -Sen, Teskilat'cilara ilginc bir teklifte bulundu. Cin ikiye bolunmustu, ic savas vardi. Bir adamini onlara gondererek Cin ihtilal ordusunda gorev almalarini ya da Cin dahilinde teskilat yapmalarini istedi. Teklifte bulunan sadece Cinliler degildi. Adil Hikmet soyle diyordu: "Kore Hariciye nazirligina namzet olan ihtilal reisi mister Kim ziyarete geldi. Kore ihtilalini idare etmemizi rica etti. Bunu reddettik. Korelilerin Turk olduklarini, irkdaslarimiza yardima kosmamizi istedi. Kore ihtilalinin misyoner tahrikleriyle alevlendigini ve ABD'nin menafigini istihdaf ettigini ve bizim, irkimiz icin cinayet yapamayacagimizi izah ettik." Adil Hikmet, 1921'de Istanbul'a geldi. Baskent isgal altindaydi. 1914'de yola cikarken alti aylik evliydi. Bir cocugu dunyaya gelmisti. Istanbul sularina girdiginde hisleri soyleydi: "Henuz duvagiyla biraktigim hayat ortagim ne halde? Kizim bana sarilacak mi? Ben bu heyecani simdi daha siddetli hissediyorum.(…) Iceriye adim attigim dakikada velvele koptu. Herkes birbirini kucakliyordu. Su kosede benim alti bucuk seneden beri hayalimde yasattigim kadin gozlerine mendil tutmus, hickiriyor. Su ufak yavru kim? Siyah gozlerini bana dikmis, cekingen tavirlarla bakiyor. Eliyle cenesini oksuyarak bir ayagini ileri geri oynatiyor. Kayinpederim torununu kucakladi, bana dogru gelerek: Iste baban kizim, dedi, artik oksuz degilsin."
(…)
MEVLEVILER ILE BEKTASILERI MILIS YAPTILAR: Islam Milis Teskilati'nin kumandanlarindan biri Teskilati Mahsusa'dan meshur komitaci Omer Naci'ydi. Teskilati Mahsusa'nin Sark cephesi "Kafkasya Ihtilal Cemiyeti" namiyla hareket ediyordu. Cemiyetin subeleri Erzurum, Trabzon ve Van'di. Erzurum'un idaresinden Dr. Bahattin Sakir, Hilmi Bey, Vali Tahsin Uzer sorumluydu. (Tahsin Bey Van Valisi iken Bediuzzaman'incok yakin dostuydu. Medresetuz-Zehra'nin acilmasi icin defalarca Istanbul'a yazi yazdi. Neticede universitenin temeli atildi. Kuva-yi Milliye doneminde Ataturk ve Fevzi Cakmak'in Ankara'ya davet ettigi Bediuzzaman,Tahsin Bey'in araya girmesiyle davete icabet ediyordu.) Omer Naci ise Van'da kalarak, Rusya ve Iran dahilinde istihbarat ve teskilatla mesgul oluyor, ceteler teskil ediyordu. Omer Naci'nin Teskilat merkezine cektigi telgraflara gore Van'da milis firkasi teskilinde beklediklerinin cok ustunde netice alinmisti. Omer Naci'nin sozunu ettigi milis firkalarinda Necip Fazil'in seyhi Abdulhakim Arvasi, Seyyid Taha, Seyyid Haci Baba Seyh, Van ve Gevas Muftuleri ile Bediuzzaman da vardi. Seyhler ve Hocaefendiler muritlerinden ceteler teskil ederek Ruslara ve Ermeni cetelerine karsi savastilar. Bediuzzaman'in katibi Molla Habib Iran cephesinde Teskilat-i Mahsusa'nin unlu isimlerinden Halil Pasa'yla muhim bir haberlesmeden sonra sehit dustu. Milis Albayi Bediuzzaman ise Bitlis'te Ruslara esir dustu. Esaretten kurtulup Istanbul'a geldi. Enver Pasa, Nursi'nin Isaretul Icaz adli eserinin kagit parasini karsiladi. Nursi, Istanbulun isgalinde Hutuvat-i Sitte'yi yazarak tavrini ortaya koydu Kadir Misiroglu'nun "Kurtulus Savasi'nda Sarikli Mucahitler" kitabindaki belgelere gore bolgedeki milislerin kumandani Omer Naci, Seyhulislam'a telgraf cekerek Seyyid Abdulhakim Arvasi ve kardesi Haci Baba Seyh'in Iran'da mucahede-i Islamiyeleriyle temayuz ettiklerini, manevi nufuzlariyla mukaddes cihada bilfiil hizmetlerde bulundugunu bildirerek birer rutbe-i aliye ile taltif edilmelerini istiyordu. Teskilat-i Mahsusa'nin topladigi gonulluler arasinda tarikatler ve asiretler de vardi. Mevlevi Mucahit Alayi'nin basinda Veled Celebi, Bektasi Mucahit Taburu'nun basinda Cemaleddin Celebi vardi. Kadiri, Naksi, Rufailer Mevlevi Alayi bunyesinde idiler. Yenikapi Mevlevi Seyhi Abdulbaki Efendi ile Erzincan Mevlevi Seyhi Ibrahim Hakki Efendi de dervisleriyle Sam'daki Mevlevi Alayi'na dahil oldu. Vatan Ozgul'un "Balabanlilar" kitabindaki belgelere gore Erzincan ve Dersim'de mukim Balabanli alevi asireti reisi Gul Aga ve Sadilli asireti reisi Kirmo Yusuf'un, Teskilat'la siki iliskisi vardi. Ilginc bir not: Ittihad-i Islam, alevi asiretler arasinda da kabul gordu. Balabanli milislerden "Gul Aga'nin Mucahitleri" diye soz ediliyordu. Bektasi Seyhi Cemalettin Celebi, Dersim'deki Alevi ocaklarini ziyaret ederek, Teskilat-i Mahsusa'ya gonullu topladi. Bu gonullulere Mucahidin-i Bektasiye adi veriliyordu. Erzurum'da Bektasi Alayi Kumandani Cemalettin Efendi'nin askeri danismani Yuzbasi Nuri Dersimi idi. Dersimi daha sonra ayrilikci isyanlarda yer aldi. Bazi iddialara gore Dersimi, Teskilat'in isyancilarin icine sizmis basarili bir elemaniydi. Bektasi Mucahit Taburlari'nin Erzincan subesinin basinda yuzbasi rutbesiyle Alevi Babasi ve ozani Sitki Baba vardi. Bitlis'teki Nursin Seyhleri de Cihan harbinde muritleriyle milis firkalari kurdu. Bunlarin ikisi, Molla Sadrettin Yuksel'in kayinpederi Seyh Masum ve amcasi Seyh Muhammed Ziyauddin idi. Seyh Ziyauddin'in iki kardesi sehit oldu, kendisi kolunu kaybetti. Ataturk, Kuva-yi Milliye doneminde yazdigi, "Nursinli Mesayih-i Izam'dan Seyh Ziyauddin Efendi Hazretlerine" baslikli mektubunda "zat-i fazilanelerinizin Harb-i Umumi'nin imtidadinca Osmanli ordusuna ifa eylemis oldugunuz hidemat-i berguzidelerine ve Makam-i Mualla-yi Hilafet ve Saltanata gostermis oldugunuz revabit-i kalbiyelerine yakindan muttali bulunuyorum. Bu sebeple zat-i alinize kalben pek buyuk hurmetim vardir" diyordu
(…)
ENVER PASA, “SON ANA KADAR ITTIHAD-I ISLAM”: Enver Pasa 1918'de Teskilat'i Mahsusa'nin resmen tasfiye edilmesini istedi. Bunun yerine “Umum Alemi Islam Ihtilal Teskilati”ni kurdu. Ihtilal Teskilati Ingiliz ve Fransiz somurgeciligine karsi pek cok milli orgutu de catisi altinda topladi. Enver Pasa'nin olumuyle orgut dagildi. Enver Pasa 1918'de yurt disina cikmadan once Teskilat-i Mahsusa'ya vekalet eden Husamettin Erturk'u cagirdi. Osmanli yenilmisti. Ittihat ve Terakki Hukumeti cekilmisti. Enver Pasa, Erturk'e Teskilat'i resmen feshetmesini istedi. Ancak varligi surecekti. Silah ve cephaneler gizli depolara aktarilacakti. Teskilat'in kadrolari, gizli silah ve cephane depolari buyuk olcude Milli Mucadele'ye intikal edecekti. 1918 sonlarinda Islam dunyasinin cesitli yerlerinden gelen ve Teskilat-i Mahsusa tarafindan misafir edilen yuzlerce subay, din adami, asiret reisi ve seyh vardi. Bunlarin basinda Seyh Ahmet Serif Sunusi geliyordu. Enver Pasa, Erturk'e talimat veriyordu: "Topkapi Sarayi'nda misafir edilen Seyh Sunusi Hazretleri, Fatih medreselerinde barindirdigimiz bunca seyh, Misirli umera ve zabitan, velhasil misafiran-i Islamiye nami altinda Istanbul'da topladigimiz mucahitlerin hepsi gidinceye kadar iase edilecek. Bunlarin salimen memleketlerine firarlarini temin etmelisin. Aman Husamettin Bey elinden gelen yardimi esirgeme, hepsi imparatorlugumuza hizmet etmislerdir, ileride de edeceklerdir" diyordu. Enver Pasa, Turk-Iran Islamlari Birligi Reisi Iranli Seyh Esad Efendi, Iranli nazir Nizam us-saltana ile yuze yakin Iranli zabitan ve mucahit, eski Iran Sahi Muhammed Ali'nin biraderi Salaruddevle'nin salimen Iran'a gonderilmesini istiyordu. Pasa'nin son sozleri suydu: "Teskilat-i Mahsusa'nin bundan sonraki ismi Umum Alemi Islam Ihtilal Teskilati olacaktir. Siz de Teskilat'in Istanbul subesi reisisiniz. Bunu kuran benim, sizi secen benim." Teskilat-i Mahsusa yerine ikame edilen "Islam Ihtilal Cemiyetleri Ittihadi" ya da Ittihad-i Selamet-i Milli'nin merkez uyeleri Enver Pasa, Ziya Bey, Ibrahim Tali, Halil Pasa, Sami Bey, Seyfi Bey, Azmi Bey'di. Orgutte Misir'i Dr. Ahmed Fuad, Suriye'yi Sekip Arslan, Kuzey Afrika'yi Muhammed Yasin Hamza, Hindistan'i Bereketullah Efendi ve Cemal Pasa temsil ediyordu. Merkezi Berlin'de olan orgutun baskani Talat Pasa'ydi. 1920'de Baku'deki Sark Milletler Kurultayi'na Enver Pasa Kuzey Afrikayi temsilen katiliyordu. Zafer Toprak'in "Toplumsal Tarih" dergisinin Temmuz 1997 sayisindaki makalesinde yer verilen Fransiz gizli raporuna gore Orgut Damat Ferit, Suleyman Sefik Pasa ve Aznavur'u ortadan kaldiracakti. Yani sira Tunus ve Misir'li devrimcilere birer milyon Frank, IRA (Irlanda Kurtulus Ordusu)'ya da 50 bin lira verilecekti. Orgutun 1921'de Berlin'deki kongresine Misir'dan Seyh Abdulmecid el- Bekr, Mahcub Sabit, Abdulaziz Cavis, Seyh Mehmet Necid, Turkiye'den Kucuk Talat, Hasan Fehmi, Haci Evliya Efendi, Fevzi Bey ve Bahattin Sakir, Tunus'tan Seyh Salih Tunusi, Seyyid Mehmet Ganimi, Mustafa Sefik Bey, Rusya'dan Abdurresit Ibrahim, Mehmet Begof, Cafer bey (Seyitahmet Kirimer), Emin Kekirof, Haci Mecdi Efendi, Suriye'den Mehmet Ihsan Bey, Bulgaristan'dan Hafiz Sadik, Iran'dan Mirza Huseyin Danis, Haci Musib Efendi ve Seyid Abdusselam katiliyordu. Ittihad-i Selamet-i Islam, Islam Komunterni olusturmaya donuk faaliyetlerin merkeziydi. Berlin'de Sark Kulubu, Roma'da Sark Mazlum Halklari Ittihadi, Ittihad-i Selamet-i Milli'nin yan orgutleriydi. Sark Kulubu Iran komunistlerine ait Azad-i Sark Dergisi'ne kol kanat gerdi. Sark Kulubu Baskani Sekip Arslan'di. Kulub, Misir, Suriye, Hindistan, Afganistan, Turkiye, Azerbaycan, Tunus, Fas, Cezayirli devrimcilerin bulusma yeriydi. Enver, Talat ve Cemal Pasalar ile Bahattin Sakir ve Azmi Bey'in sehit dusmeleriyle Orgut zaafa ugradi. Buna ragmen orgutun 1923'te Berlin, Misir, Tunus, Suriye, Hindistan, Rusya, Ankara, Fas-Cezayir-Tunus'u iceren sekiz birimi vardi. 1924'de Osmanli Imparatorlugu tasfiye edilince Orgutun Turk kanadi dagildi. Ortaya cikan otorite boslugunu bu kez Misir'daki Hizbul Vatani doldurdu.
(…)
TESKILAT’TAN KIMLER GELDI KIMLER GECTI: Libya, Balkanlar ve Birinci Cihan Harbi'nde faal olan Teskilat-i Mahsusa ile iliskili yuzlerce isim var zikrediliyor. Bunlar arasinda Celal Bayar gibi Cumhurbaskanlari, Refik Saydam, Sukru Kaya, Rauf Orbay gibi basbakanlarin yani sira bakanlik yapan Hafiz Mehmet, Kara Kemal, Ihsan Eryavuz, Behic Erkin, Resit Galip Aydin, Ali Cetinkaya, Kazim Ozalp, Suleyman Sefik Pasa, Prof. Fuat Koprulu, Kara Said Pasa, milletvekilleri Fahrettin Erdogan, Mufit Ozdes, Yenibahceli Nail (Kecili), Filibeli Hilmi, Kara Vasif, Fuat Bulca, Tahsin Uzer, Sabit Sagiroglu, Nuri Conker, Ali Fethi Okyar, Halil Turkmen, Memduh Sevket Esendal, Halet Bey, Ubeydullah Efendi, Ismail Canbolat, Emrullah Barkan, Ruseni Barkin da yer aliyor. Izmir'in isgali sirasinda Yunan ordusuna ilk kursunu sikan gazeteci Hasan Tahsin de Teskilat'in fedailerindendi. Toplum Gonulluleri Vakfi Baskani Ibrahim Betil'in dedesi Karakas Ibrahim Bey, 1955'deki meshur 6/7 Eylul Olaylari'nda sivrilen Istanbul Ekspres'in eski sahibi ve milletvekili Mithat Perin'in babasi Celal Perin, Selanik'teki Yeni Asir gazetesinin yazari Kemalettin Iren da Teskilat'a hizmet etti. Esref Bey'in soyledigine gore Teskilat, Musevi Prof. Avram Galanti, Rum doktor Istalyanos ve Ermeni Keseryan Efendi'den comertce istifade etmisti. Teskilat mensubu bir Osmanli subayi olan ve ihanet icine giren Nuri Said Pasa, Irak'ta defalarca Basbakanlik yapti. 1958'deki Irak devriminde kadin kiliginda kacmaya calisirken olduruldu. Esref Bey'le Malta'da birlikte tutsak kaldigi dostlarindan Saad El Zaglul, Ismail Sitki ve Muhammed Mahmut Pasalar, Misir'da Basbakanlik yapti. Seyh Hamed El Basel Misir Islam Ihtilal Komitesi'nde calisti. Zaglul, Mahmut ve Sitki Pasalar Teskilat'in Misir kanadiyla iliskiliydiler. Hidiv yaveri Hasan Husnu Sefik, Ata Husnu Pasa, El Ahram yazari Muhammed'us Sabahi, Emin Attar, Mahcub Sabit ve Mithat Sami Teskilat'in vefakar dostlariydi. Hintli Mevlana Mahmud'ul Hasan ile Teskilat'in Iskenderiye Subesi'ni yoneten Ibrahim Ethem bey de Malta'dadir. Teskilat-i Mahsusa'nin buyukleri arasinda yer alan Seyh Ahmet Sunusi, Kuva-yi Milliye hareketini destekledi. Anadolu'yu gezerek vaazlar verdi. Islam dunyasinin Anadolu hareketine destek vermesi icin calisti. Buyuk Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Pasa, Meclis'te Seyh Sunusi'nin onuruna davet verdi. Ataturk, konusmasinda Seyh'i soyle takdim ediyordu: "Butun alem-i Islam'in hurmet ve muhabbetini hakkiyle kazanmis olan bu tarikati ve onun mumtaz mumessilini, riyasetinde bulundugum Buyuk Millet Meclisi namina hurmetle selamlar ve kendisine davamiza gosterdikleri necip alaka ve bizi bu yolda mucadeleye devam hususunda vaki tesviklerinden dolayi minnetle anariz. Afrika'nin en tabii reisini, en salahiyettar hukumdarini ve bize mazideki emsalsiz mucahedeleriyle rehber olmus Sunusileri de burada kalbimizden gelen en buyuk takdir ve takdis hisleriyle alkislariz." Teskilat-i Mahsusa gelenegine uygun bir ornek, Kibris Turk Mukavemet Teskilati'ydi. Hukumetin, Genelkurmay'in resmi sorumlulugu disinda, ama bilgisi ve destegi dahilinde, 1958'de Ozel Harp Dairesi Baskani Tumg. Danis Karabelen tarafindan kuruldu. TMT'nin Kibris baskani Yarbay Riza Vuruskan'di. Sahte isim ve mesleklerle Kibris'a giden uzman subaylar, Kibrisli Turkleri orgutledi, egitti, silahlandirdi. Teskilat mensuplarinin genel adi "Mucahitler" idi. KKTC eski Cumhurbaskani Rauf Denktas, "TMT'nin 1 numarali mucahidi" sifatiyla teskilata kaydedildi. 3 yilda hucreler halinde 5 bin mucahit egitildi. Riza Vuruskan'in sag kolu olan Denktas, 17 yil varligini surduren TMT'nin mensubuydu. Islam dunyasindan pek cok alim ve aydin, Ittihad-i Islam projesine destek verdi. Teskilat-i Mahsusa'ya kol kanat gerenlerin etnik dagilimi Islam dunyasinin renklerini tasiyordu. Ayni ideal etrafinda toplanan isimler soyleydi: Kanal harekatinda savasan Kurt mucahitlerin komutani Hilmi Musallimi, Tunuslu Seyh Salih Tunusi, Misirli Seyh Abdulaziz Cavis, Lubnanli Durzi Sekip Arslan, Mehmet Akif, Sibiryali Abdulresit Ibrahim, Libyali Seyh Serif Ahmet Sunusi, Hintli Mevlana Berekatullah, Muhammed Ali-Sevket Ali Ebul Said El Arabi, Kurt Seyh Cevad Berzenci'nin damadi Yusuf Setvan, Cezayirli Emir Ali ile Emir Halit. Teskilat-i Mahsusa ile iliskilendirilen bazi isimler: "Besiktas yoneticisi Mehmet Ali Fetgeri, Ataturk'un basyaveri Rusuhi Savasci, Dr. Fuat Sabit Agacik, Seyh Samil'in torunu Sait Samil, Prof. Ismail Hami Danismend, Musir Deli Fuad Pasa, Nuri Killigil ve Halil Kut Pasalar, MAH Baskani Naci Perkel, Genelkurmay Baskani Nafiz Gurman, Alevi Balabanli ve Sadilli asireti reisleri Gul Aga ile Kirmo Yusuf, Prof. Halim Sabit Sibay, Vehip Pasa, Prof. Ali Huseyinzade, Filistinli lider Haci Emin El Huseyni, Suleyman Numan Pasa. Teskilat'in Hindistan'daki etkisini ise Esref Bey soyle ozetliyor: "Hindistan'daki gizli teskilatimiz, buyuk muvaf-fakiyetler kaydetti. Din farki olmaksizin Musluman-Budist-Brahman topluluklarini Mustakil Hindistan ideali etrafina toplayan tesebbusumuze, Gandi, Mevlana Mehmet Ali , Said Han, Mevlana Mahmut Huseyin, Ali Sevket, Muhammed Ali Cinnah, sair Ikbal, Nehru gibi mucahitler toplandi."
(…)
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda birkac satir daha…
Teskilat-i Mahsusa’nin “milli sair”i Mehmed Akif Ersoy, “Istiklal Marsi”ni kaleme aldiktan sonra 16 Haziran 1936’da, temenni niyetine sunlari soyler:
“Binbir fecayi karsisinda bunalan ruhlarin istiraplar icinde hal�s dakikalarini bekledigi bir zamanda yazilan o mars, o siir bir daha yazilamaz. Allah bir daha bu millete bir Istiklal Marsi yazdirmasin!
Iste bunun icin hepimize dusen gorev belli!
Icimizdeki “ayrik otlari”na, tum “Ilistirilmis, Devsirilmis Beyaz Yakali” yoneticilere ragmen, yilmadan usanmadan mucadele etmek!
Emanete, canimiz pahasina sahip cikmak!
Bu anlamda bir Cin atasozu soyle der:
“Bir yil sonrasini dusunuyorsan tohum ek, agac dik. On yil sonrasiysa tasarladigin, yuz yil sonraysa dusundugun o zaman milletini egit!”
Imparatorlugun o zor gunlerinde, bugunleri dusunup “Bana ne, bize ne!” demeden, Osmanli cografyasinda “saglam tohumlar eken” tum Atalarimiza, vatanin bolunmez butunlugu icin mucadele eden “Teskilat-i Mahsusa”nin tum vatanperverlerine sukran borcluyuz.
Cunku yeseren filizler, onlarin ektikleri tohumlarin eseri!
BOP operasyonu sirasinda “Uc arti bir”in yani “ABD, Israil, Ingiltere ve Fransa”nin “Operasyonlarimizi bozuyorlar” diye sikayetci oldugu, “teshis edilen ama tespit edilemeyen” buyuk operasyon bozucu guc “Ultra/ustun Turkler”; iste o Turkler’in torunlari!
Kutsal emanet”in yilmaz bekcileri!
Iste atalarimizin ektikleri o tohumlar sayesinde “Buyuk Turk Devleti”, 2000’li yillarda yeniden ayaga kalkiyor!
Uyumaya birakilan buyuk bir devlet, baharla birlikte silkinip, buyuk kis uykusundan uyaniyor!
Sark’tan Garp’a uzanan ufuk cizgisinde “Aslanlar Ordusu” yeniden er meydanina cikiyor.
Zumrud-u Anka” misali “buyuk bir uygarlik” tum engelleme cabalarina ragmen, yeniden kullerinden doguyor.
Ezcumle, bir kisim Bati’da yasanan buyuk korku ve panigin esbab-i mucibesi budur!
Ne Mutlu Turk’um Diyene!”
Hepsi ve daha otesi budur!
Kaynak: Sesar-Hayrullah Mahmud

V.PUTIN 9/11 kompplosuna inanmiyor, islam dunyasiyla isbirligi yapmak istiyor

>orjinal kaynak:

http://www.islam.ru/pressclub/smi/amputes/



buda ingilizce cevirisi:

http://www.online-translator.com/url...&psubmit2.y=16

Vergiyi Kim Veriyor ?

>ARIF SIMSEK

Vergi dairesi binalarinin girisinde vergilendirilmis kazanc kutsaldir yazisini fark etmissinizdir. Maliyecilerin bu iddiali gorusunun karsitindan, vergisi odenmemis kazancin kutsal olmadigi, en azindan etik acidan sakincali oldugu anlami cikarilabilir. Ulkemizde vergiyi kimler oduyor, hangi kesimler, hangi sehirler, hangi kazanclar veya harcamalar, islemler uzerinden oduyorlar bir bakalim.

1-Oncelikle OECD uyeleri arasinda milli gelire gore vergi yukleri sosyal guvenlik primleri haric %19-20'lerle en dusuk ulkeler arasindayiz.


2- Baska bir deyisle yaratilan toplam geliri yeterince vergileyemiyoruz. Bu sonucta kayit disi ekonominin boyutlarinin buyuklugu en buyuk etken. Demek ki vergiyi tabana yayip, her turlu islemi ve kazanci adil bir sekilde vergileyemiyoruz. O halde millet olarak hepimiz yeterince vergi odemiyoruz.

Istanbul'dan %40


3-ODENEN toplam verginin %85'ini Istanbul, Ankara, Izmir, Bursa, Adana Mersin gibi 8 buyuk il oduyor. %40'ini ise tek basina Istanbul oduyor.

4-Dogudaki Sirnak, Bitlis, Bingol, Hakkari, gibi ekonomik olarak az gelismis 20 il toplam verginin ancak %1'ini, 26 il ise %2'sini oduyor.

5-Vergiyi az odeyen bu illerin devlet butcesinden aldigi ise verdigi verginin ortalama 7 kati. Yani devlet buralara 7 veriyor 1 aliyor.

6-Baska bir deyisle devlet batidan aldigini doguya dagitiyor. Yada bati illerinde yasayan 1 kisi nispeten az gelismis dogudaki bir ilimizde 7 vatandasi finanse ediyor.

7-Daha da iddiali bir yaklasimla Turkiye'nin yarisini Istanbul finanse ediyor. Istanbul calisiyor, uretiyor, kazaniyor Turkiye harciyor denilebilir. Demek ki yazili gorsel basinda her gun izledigimiz magazin programlarindaki bir avuc insanin asirilik goruntuleriyle olusan Turkiye calisirken Istanbul harciyor ve egleniyor gibi bir izlenim yanlis.

Harcama vergileri

8-BIR ulkede adil bir vergi sisteminden soz edebilmek icin kazanc uzerinden alinan dolaysiz vergilerle, harcama ve islemlerden alinan dolayli vergilerin payi esit olmali. Piyasa ekonomisinin gecerli oldugu gelismis bati ulkelerinde de asagi yukari bu oran gorulebilir. Bu ulkelerde gelir dagilimi da bize gore nispeten daha adil.
9-Bizde ise yillardir mal ve hizmetler uzerinden alinan OTV, KDV gibi harcama vergilerinin agirligi yildan yila artiyor. En son %73'lere dayandi.

10-Geriye kalan %27'lerdeki kazanc uzerinden alinan gelir ve kurumlar vergilerinin ise cogunlugu beyana dayali olmasi gerekirken stopajla alinan bordrolu ucret vergilerinden olusuyor.

11- Beyan uzerinden alinan gercek kazanc vergilerinin payi %12-13'lere kadar dusmus.

12-Dolayli vergilere o kadar yuklenmisiz ki bizden 10 kat zengin ulkelere gore akaryakit urunlerini 2 kat pahali alir hale gelmisiz, ornek olarak daha once de yazdik 1 litre benzin Isvicre'de 1.65 YTL iken bizde 2.7 YTL.

Otomotivde, iletisim hizmetlerinde, tutun ve alkollu urunler ile kolali iceceklerde de durum ayni.

Devlete guven


13-BU carpikligin sonucundaki ozet ise; verginin cogunu insanlar kazanirken degil harcarken alabiliyoruz.

14- Yani basta tarim, sanayi, ticaret, hizmet gibi tum sektorlerdeki mal ve hizmet hareketini kontrol edemiyoruz. Daha kolay ve maliyetsiz olan harcamalara yukleniyoruz.

15-Ancak unutmamaliyiz ki akaryakit vergisinin yuksekligi sadece otomobiliyle gezinti yapanlari degil. Ureten tum sektorlerin en yuksek maliyetli girdisi oldugundan tum ekonomiyi etkiliyor.

16-Vergide esitlik ve adalet ilkesini zedelediginden vatandasin devlete guvenini de zedeliyor. 2005 yilinda toplam kayitli vergi mukellefindeki 280 bine yakin azalma bize yeterli sinyali vermistir.

17-Istihdam uzerindeki isci ve isvereni zorlayan ve kayit disina tesvik eden vergi yukleri ile turizmdeki KDV, OTV indirimi feryatlarini da eklersek artik bir seyler yapma zamani geldigini anlariz.

18-Ekonomi politikasinin tartismasiz en basarili ayagi olan maliye ve butce programini yuruten maliye yetkililerinin daha fonksiyonel ve etkili calismaya baslayan vergi konseyinin onerilerini de dikkate alarak harekete gecmesi zamani coktan gecmistir...

Saygilarimla...

Bombus Arilari

>Gunumuzde bircok ulke seralarda tozlama gorevini bombus adi verilen arilara yaptiriyor! Bombus, ozellikle sebzecilikte yuksek verim elde etmek amaciyla hormon kullanan ureticilere bir cikis, hatta kurtarici oldu. Bu ureticiler, yetistirdikleri sebze ve meyvelere hormon uygulayarak yuksek verim pesinde kosarken, umduklarinin aksine is gucu ile uretim maliyetinde artis ve urun kalitesinde de bir dusus oldugunu gozlediler. Ayrica, kimilerinin bilincsizce hormon kullanmasi sonucunda insan sagligi da olumsuz yonde etkilenmisti. Bu arada 1987 yilinda Hollanda, Belcika ve Fransa’da, son birkac yil icinde de Israil, ABD, Japonya, Ispanya ve Ingiltere seralarinda tozlamada bir bombus kullanma modasi bas gosterdi. Bombus sayesinde hem daha kaliteli urun elde ediliyor hem de daha az is gucu gerekiyordu.

Bu arilar, Ingilizler’in deyimiyle, para istemeyen, haftanin 7 gunu deliler gibi calisan, sorun cikartmayan, ustune ustluk sigorta, vergi gibi sorunlari da olmayan, gonullu iscilerdi.

Bombus, guclu gorunumlu, renkli tuyleri ile taninan, turdeslerine gore oldukca iri, belirli heyecanlari olan ve bunlari; ornegin ofkesini, asik oldugunu, vizildamasindaki tonlamalarla disa vuran ve genelde toprak altinda yasayan, bildigimiz yaban arisinin ta kendisi. Onu, arilar alemindeki diger arilarla kiyaslayan insanlar “etkin tozlayici” diye bir de lakap taktilar. Bunun nedeni, bombusun buyuk vucutlu olmasi ve tuylerine takilan cicek tozlarini cicekten cicege tasiyarak tozlamaya yardim etmesi. Bu yumusak huylu, kin ve nefret duygularindan arinmis, kendisini rahatsiz edenlere karsi bile en etkin silahi, ignesini (ignesini kullanmasinin kendi olumune yol acacagini bilircesine) kullanma geregi duymayan bombuslar, butun gun bir cicekten digerine durmaksizin dolasarak, cicek tozu ve balozu toplarlar.

Uzun dilli (agiz parcalari) turleri isirma ve yalama gibi etkinlikleri cok iyi becerdiginden, bombuslar, cogu bocegin basarmakta zorlandigi bir is olan, cicek borusu uzun ciceklerden de cicek tozu ve balozu alabilme ayricaligina sahiptir. Hatta bazi turler, balozune ulasabilmek icin once cicegin dis kismini isirir ve actigi delikten agiz parcalarini iceri sokarak kolayca beslenirler.

Bombusun ozellikleri bu kadarla da bitmiyor. Ornegin, gogus bolgesinde tutunma ve yurumeyi saglayan uc cift bacaklari var. Bu bacaklardan birinci cift, antenlere bulasan cicek tozlarini ve tozlari temizlemek icin ozel temizlik gerecleri ile donatilmistir; bu sayade koku alma organi olan antenler surekli temiz tutulur. Bombusun 1 cift anteni, bilesik gozlerin orta kismina yakin bir yerden cikar. Antenler, disi ve isci bombuslarda 12 bolutten, erkek bombuslarda ise 13 bolutten meydana gelir.

Koku alma islevini ustlenmis olan antenler cok miktarda cicek tozu ve balozuyle bulasik olmasina ragmen bombuslar bacaklarin birinci cifti sayesinde yine de cok etkin calisir. Sectikleri cicekler cogunlukla tatli kokulu, cok renkli ve buyuk boyutludur. Bombuslar insanlarin kokusuz diye bildigi bazi ciceklerin kokularini bile ayirt edecek kadar hassastir.

Bombuslarin ucuncu cift bacaklarinda cicektozu tasimak icin sepetcikler ve cicektozlarini doldurmaya, gerektiginde sikistirmaya yarayan fircalar bulunur. Bombuslar vucut agirliklarinin yarisi kadar yuku rahatlikla tasirlar. Bu nedenle, iri olan isci bireyler daha etkin besin toplayicisidirlar.

Zar seklindeki iki cift kanatlari sayesinde ucarlar. Birinci cift kanadin arka kenarinda, ikinci cift kanadin ise on kenarinda bir seri kanca bulunur. Bunlar ucus sirasinda birbirine kenetlenir, boylece on ve arka kanatlar birlikte ve daha guclu hareket edebilir. Bombuslar kendi etrafinda donen bir turbulans yaratir ve bu sayede dusmeden ucabilirler.

Ucus icin isi uretimi zorunludur. Bombuslar toraks (gogus) bolgesinin sicakligini 30 oC’a ya da daha ust duzeylere cikarabilirler. Aktif olarak ucan bir bombusda toraks bolgesinin sicakligi 35-40 oC olur. Bunun icin ucusa gecmeden once bir isinma sureci gecirirler. Bombuslarin hemen her mevsimde ucabilmelerinin sirri da, ucus kaslarindaki enzim etkinlikleri ile vucut sicakligini artirabilmelerinde yatar. Bu enzimler belirli sekerleri parcalayarak enerji aciga cikarirlar. Bombus cicege kondugunda vucut sicakligini dusurur. Eger karahindiba ve aycicegi gibi bitkiler uzerinden besin topluyorsa, bir cicekten digerine ucmak yerine yurumeyi tercih eder ve bu sirada toraks bolgesinin sicakligi ucus icin gerekenden daha alt sinira duser. Ari, ucmaya karar verdiginde yeniden isinmaya baslar.


Bombusla Tanisanlara Birkac Ornek
Bircok arastirmaci, cok uzun sureden beri bombuslarla ilgili gozlemlerde bulunmuslar. Bu arastirmacilarin bir kismi doga bilgini, bir kismi ziraatci, bir kismi kimyaci ya da zoolog. Ornegin Darwin, 1800’lu yillarda, yaptigi gozlemlerine dayanarak, hercaimeneksenin (Viola tricolor) dollenebilmesi icin toprak yaban arisina (Bombus terrestris) hemen hemen bagimli oldugunu belirtiyordu. Darwin bu tezinin savunmasini ise su cumlelerle dile getiriyordu:

“Hercaimenekse denilen bu cicege baska bocekler ugramaz; oysa bu bitkinin dollenebilmesi icin boceklerin ona ugramasi ve cicek tozlarini tasimasi kesin bir gerekliliktir.”

Darwin bazi ucgullerin dollenmesi icin de arilarin gerekli oldugunu belirtiyor ve ornek olarak su gozlemlerini acikliyor: “20 kok ak ucgul (Trifolium repens-surunen ucgul) 2290 tohum verirken, arilardan korunmus 20 kok ak ucgul hic tohum vermedi. Bundan baska 100 kok cayir ucgulunden (T. pratense) 2700 tohum elde ettim, oysa arilardan korunmus ayni sayida bitkiden bir tek tohum alamadim. Cayir ucgulune yalniz toprak yabanarisi yani Bombus terrestris gelir; cunku obur arilar balozune (nektar) ulasamazlar. Kelebeklerin ucgulleri dollendirebilecegi one surulmustu, ama cayir ucgulunde bunu yapabileceklerinden kuskuluyum; cunku agirliklari, kanatciklari bastirmaya el vermez. Bundan dolayi Ingiltere’de Bombus cinsi tumuyle tukenseydi ya da azalsaydi, hercaimenekse ile cayir ucgulu de buyuk olasilikla tukenir ya da seyrelirdi”.

Darwin bunlari Turlerin Kokeni kitabinda, var olma savasi sirasinda butun hayvanlar ve bitkiler arasindaki karmasik iliskileri aciklarken anlatiyor.

Darwin, bombuslarin huylarini incelemis olan Albay Newman’in ayni konudaki gozlemlerini ise soyle aktariyor: “Toprak yabanarilarinin herhangi bir bolgedeki sayisi, buyuk oranda peteklerini ve yuvalarini yok eden tarla sicanlarinin sayisina baglidir. Ingiltere’de bombuslarin ucte ikisinden daha cogu boyle yok olmustur. Bilindigi gibi sicanlarin sayisi da kedilerin sayisina buyuk olcude baglidir. Koy ve kasaba yakinlarinda baska yerlerde buldugumdan cok daha fazla bombus yuvasi buldum, bunu sicanlari yok eden kedilerin cokluguna yoruyorum. Bundan dolayi, bir bolgede cok sayida kedi olmasini once sicanlari ve ondan sonra arilari etkileyerek o bolgedeki belirli bitkilerin coklugunu belirledigine kesinlikle inaniyorum”.



Dogada birbirinden uzak asamalarda bulunan bitkilerin ve hayvanlarin karmasik iliskiler agi ile birbirine nasil bagli oldugunu aciklayan bu orneklerden sonra, Ord. Prof. Dr. C. Kosswig’in bombuslarla ilgili goruslerine gelelim.
Kosswig’e gore, cicekli bitkilerin ve boceklerin yeryuzunde bol miktarda bulunmasi bu iki organizma grubunun birbirleriyle simbiyotik (ortakyasar) bir iliski icinde olmalariyla aciklanabilir. Cicekli bitkilerin bircogunda dollenme bocekler araciligi ile olur. Buna karsilik, bocekler de cicekli bitkilerin cicektozlari veya balozu ile beslenirler.

Cicegin rengi, kokusu ve sekli bocekleri cezbetmeye yeter. Deneysel olarak bocekleri belirli kokulara, renklere alistirmak olanaklidir. Ornegin, bocekler belirli renkleri birbirinden ayirt ederler; sayet bir ari cicekte fazla balozu oldugunun farkina varirsa, o cicegin rengini, kokusunu ve seklini belleginde tutarak o tipteki ciceklere konmayi tercih eder. Bocekler cogunlukla cesitli bitki turlerinin dollenmesine yardim ettikleri halde, bazi durumlarda yalnizca bir bitki turunun dollenmesine yardim ederler. Buna ornek olarak Salvia (adacayi) ile bombus verilebilir.

Adacayinin iki erkek organi vardir. Bunlardan her ikisinin de bir polen kesesi verimli (fertil) digeri verimsiz (steril) dir. Fertil polen kesesini filamentle birlestiren konnektif, steril polen kesesini birlestiren konnektiften daha uzundur. Bu iki degisik uzunluktaki konnektifler filamentle birlestikleri yerde manivela gibi hareket ederler. Sayet bir bombus balozu almak uzere adacayinin cicegine konarsa basi ile steril polen kesesini filamente baglayan konnektifi bastirir, bu sirada fertil polen kesesi de hayvanin karin bolgesine (abdomenine) deger ve cicektozlari buraya dokulurler. Yeni acmis bir cicegin cicektozuna degmis olan bir bombus, yasli bir cicege konarsa, abdomeni ile disi organin acilmis stigmasina dokunarak cicektozlarini oraya birakir. Boylece bombus, Salvia’nin dollenmesini saglamis olur.

McGregor (1976) ise elmanin tozlasmasinda arilarin onemini vurgularken; arilarin sadece kaliteli ve arzu edilen miktarda meyve verimini saglamakla kalmayip, daha baska olumlu etkilerinin de oldugunu belirmekte ve ornek olarak sunlari soylemektedir: “Ayni agactaki elma ciceklerinden tozlasmis olanlar, tozlasmamis olanlara oranla ilkbahar donlarindan daha az etkilenmektedir. Dolayisiyla elma agaclari cicek acar acmaz tozlasmayi saglayacak onlemler alinmalidir.”

Bombuslar, hercaimeneksede, adacayinda, ucgulde, elmada ne denli etkililerse, domates, biber, patlican, cilek gibi bitkilerin ciceklerini dollemede de o denli etkililer. Oyle ki, domatesleri bombuslarla tozlastirmak urun miktarinda %3-5, meyve buyuklugunde ise %5-8 oraninda artis yapiyor. Iste bu etkiyi fark eden insanlar 1987’lere gelindiginde bombusu seralarina konuk etmeleriyle, gunumuzde pek cok ulkede, seralarda tozlama gorevi, bombuslarin seralara yerlestirilen kolonileri ile saglanmistir. Boylece, hem daha saglikli ve kaliteli olan hem de daha az insangucu gerektiren bir sonuc elde edilmistir.

Ulkemizin topografik ve iklimsel kosullarinin uygun olmasi nedeniyle bombus arilari faunasi cok zengindir. Bunu goz onune alan Cukurova Universitesi Ziraat Fakultesi ogretim uyeleri, NATO Science for Stability programinca desteklenen bir proje cercevesinde, konu ile ilgili calismalari baslattilar. (NATO’nun Science for Stability programi, Yunanistan, Portekiz ve Turkiye’ye, birlikteki diger ulkelerle aralarindaki bilimsel ve teknolojik acigi kapatmakta yardim amaciyla, bilimsel ve teknik arastirmalarda destek vermektedir.) Projenin ana temasi, ulkemizde seralarda domates, biber ve patlican gibi urunlerin dollenmesinde hormon yerine bombus arisinin kullanilmasi. Bombuslar bu proje cercevesinde laboratuvarda uretilmeye baslanmis durumda ve seralara yerlestirilen koloniler, hormon uygulamasi kadar basarili sonuclar vermis. Arilarin evcillestirme ve seralarda degisik kultur bitkileri uzerindeki tozlama etkinliklerinin belirlenme calismalari ise devam etmekte.


Bombus Kolonileri
Kimi hayvan cok sicak yerlerde yasamayi sever, kimisi de soguk bolgelerden yana tercihini kullanir. Bombuslarin tercihi ise iliman iklim bolgeleridir. Onlar, dunyanin degisik iliman bolgelerinde omru sadece bir yil olan koloniler olustururlar. Bu kolonilerin her birinde bir kralice, isciler (disiler) ve erkekler bulunur.

Kolonideki bireylerin tamami yil sonunda olurler, bu onlarin degismez yazgisidir. Ancak, yazin olusan genc kraliceler kisi gecirirler, bir diger deyisle kislamaya girerler; onlar gelecek yilin kolonilerini olusturacak bireylerdir. Alti ya da sekiz ay suren kislama toprak icerisinde kazilan, yuvarlak veya oval odaciklar icerisinde gecirilir. Kislaklar secilirken ozellikle kuzey, kuzey-doguya bakan, calilik veya az agacli yamaclar tercih edilir. Oyle ya, bahar aylarinin gunesli sicak gunlerinden rahatsiz olmadan kislamaya devam edebilmek ancak boyle yerlerin secilmesi ile olanaklidir. Kislamasini bitirip kislagindan cikan yeni kraliceler o yilin kolonilerini olusturmak uzere harekete gecerler. Bombuslara, baharda erkenci bitkiler ciceklerini actiktan sonra rastlariz. Hele yaz aylarinda gun dogumundan batimina kadar cicekten cicege cirit atip dururlar, ama bu besin toplama isi sabah saatlerinin ortasinda en yuksek noktasina ulasir, gun ilerledikce belirgin bir sakinlesme ya da uyusma gorulur. Bombuslarin ucuslarini, yagmur, sis gibi kotu hava kosullari da etkiler; ancak diger boceklerin ucmasini engelleyen bu tip durumlarda bombuslar islerine yine devam ederler. Onlar sogukta calismaya daha dayaniklidir.

Genc kraliceler tipki bir annenin karnindaki bebegini buyuttugu gibi yumurtalarini olgunlastirir. Yumurtlamanin baslamasina yakin genc kraliceler koloni olusturmak icin uygun yerler aramaya baslarlar. Yer bulunduktan sonra (ki bu yer cogu zaman bir yeralti kemirgeninin terkettigi yuvasidir), sira yuvanin yapimi icin gerekli olacak tuy, kil, ot, yaprak gibi malzemelerin bulunmasina gelmistir. Bunun icin hummali bir faaliyet baslamistir.

Ilk olarak yuvanin ortasina tenis topu buyuklugunde bir odacik yapilir. Bu odacik toplanan malzemenin birbirine baglanmasiyla olusturulur, eger malzeme islaksa, kralice vucudundan yayilan sicaklikla bunu kurutur. Sira yuvaya besin saglanmasina gelmistir. Kralice yuvasindan disari cikar; ama tekrar ayni yere donebilmek icin yuva uzerinde havaya daireler cizerek yukselmeye baslar ve bu sirada yonu daima yuvasina donuktur ve boylece yuvasinin yerini ezberler. Sonra cicekten cicege konar ve gereksinim duydugu besinleri ciceklerden, balozu ya da cicektozu olarak toplar; yeteri kadar besini olduguna inandiginda da yuvasina doner ve bu besini odanin ortasina bosaltir. Balozunun besin olarak kullanilmayan kismi kuruyarak odacigin yapildigi malzemenin hem birbirine yapismasini hem de yalitimini saglar. Balozuyle beslenen kralice bir sure sonra balmumu salgilamaya baslar. Cicektozlarini toplayip yuvasina tasiyan kralice bunlardan kucuk topakciklar yapar ve uzerlerine ilk iscileri olusturacak bireylerin gelisecegi 8 ya da 16 adet yumurta birakir ve yumurtalarin cevresini cicektozlari ile sikica kapatir. Yeni yumurtalar da belirli bir simetri ile birakilir. Genc kralice balmumundan yaptigi bal canaklarinin icerisini bolca balozuyle doldurur. Yavrular 4-5 gun suren bir kulucka doneminden sonra yumurtadan cikar ve hazirlanmis bu cicektozu ve balozuyle beslenerek hizla buyumeye baslar. Olgunlastiklarinda ordukleri ipek kozalar icinde pupa olurlar ve yaklasik 3-5 hafta icinde ilk iscileri olusturacak bireyler kozalarini yirtip cikarlar.

Isciler, vakit kaybetmeden calismaya baslarlar, kralice ise artik yalnizca eski yumurtalarin uzerine yeni yumurta birakma cabasindadir. Sonunda yaz gelir ve koloni gelisimini tamamlamistir. O kolonide isci ari sayisi turune gore 20-300 kadar olabilir. Bu sirada kolonide yeni kralice ve erkek arilar olusmaya baslar. Bunlar, ciftlesmek ve yeni koloniler olusturmak uzere koloniyi terk ederler. Ciftlesmeden sonra kralice ari, toprak icinde kendisine bir korunak hazirlayarak kisi gecirmek uzere uykuya yatar. Bu dongu boylece devam eder gider.



Bombuslarin Ask Hikayesi
Bombus erkeklerinin tek amaci ayni turden genc bir kralice bulup onunla ciftlesmektir. Yani bombus erkegi bir tur kazanovadir. Bazi durumlarda, erkek bombuslar yuva girislerinde uygun bir es bulmak icin gezerler ve genc bir kralice gordukleri an, pesinden kosup onu koloninin icine kadar takip ederler. Bazen ciftlesme yuvanin icinde gerceklesir; ama, bu durum butun turlere ozgu degildir. Cunku, cogu bombus turu dogada ciftlesmekten yanadir.

Erkeklerin uygun disiyi cekebilmek icin gelistirdikleri karmasik davranis bicimleri vardir. Ornegin, yazin gunesli bir gunde, erkek bombus ‘ucus yolu’ adi verilen ucuslarla belirli yerlere, ornegin agac diplerine bakar. Bu ziyaret yerleri, kendilerinin daha once koku biraktiklari bolgelerdir ve turden ture degisiklik gosterir. Kimi tur agac tepelerine giderken, kimisi de topraga yakin yerleri tercih eder. Ziyaret yerlerine birakilan koku yalnizca kendi turunu oraya cekmek icindir. Insanlar tarafindan da ayirt edilebilen bu kokular cok hostur ve onlari cilgina cevirir. Ziyaret yerine gelen genc kralice, kisa surede uzerine dogru atilan erkekle burun buruna gelir ve erkek bombus, onu ciftlesmek icin topraga indirir. Bir saat boyunca ciftlesme pozisyonunda kalabilen bu arilarin tek kaygilari ise diger erkeklerden uzak kalabilmektir. Ciftlesen bombuslari birbiri ardindan ucarken de gorebiliriz. Ama daha cok yerde, agacta ya da bir calinin uzerinde bulunmak isterler. Cogu disi kislamadan once bir kez ciftlesir; birkac turde ise bu is rastgele ya da karisik olarak gerceklesir.


Ulkemizdeki Bombus Turleri
Turkiye’de cesitli yerlerden toplanan ve tanisi yapilan 100 kadar bombus turu ve altturu var. Hatta, bombus arilarinin tozlama etkinliginin cok yuksek oldugunu ve Akdeniz ulkelerinde dogal populasyonlarinin yaygin olarak bulundugunu fark eden ve ticari olarak yaklasan bazi kimseler bu arilari dogadan toplamaya ve 1987 yilinda buyuk partiler halinde ulke disina gondermeye baslamislardir. O siralarda Avrupa’da bombus bireylerinin dogadan toplanip kullanilmasi yasaklanmisti. Cunku orada da, ilk evcillestirme calismalarinda dogadan kralicelerin toplanip kullanilmasi nedeniyle bombuslarin dogal populasyonunda hizli bir azalma baslamisti. Bunun uzerine Avrupali ureticiler ulkemize yonelmislerdi. Arilarin toplanmalari sirasinda yuvalarinin bozulmasi nedeniyle ulkemizdeki bombuslarin populasyonunda da azalma bas gostermistir. Simdilerde konu uzerinde yurutulen calismalar ve duyarli tepkilerle bombuslarin dogadan toplanmasi yasaklanmistir. Bu tatsiz durumu bir kenara birakarak gelelim ulkemizdeki bombus turlerine.

Bombus cinsine bagli 250 (ki bunlar gercek bombus arilaridir) ve kendileri yuva yapmayip yumurtalarini gercek bombus yuvalarina birakan ya da yuva icindeki bombus kralicesine baskin cikarak yuvaya el koyan Psithynus cinsine bagli 44 tur iceren bu arilarin ulkemizde 100’den fazla turu bulunmaktadir.

Bu arilar dagilim alanlari ve konukcu olduklari bitkiler acisindan birbirlerinden farklilik gosterirler. Ornegin Dogu Akdeniz Bolgesi’nde (Adana Icel ve Hatay) bombus ari turleri uzerine faunistik ve taksonomik calismalar yapan Mahmut Murat Aslan’in saptamalarina gore, Dogu Akdeniz Bolgesi’nde bulunan 16 bombus turunden yalnizca Bombus terrestris lucoformis deniz seviyesinden 1500 m. yuksekliklere kadar dagilim gosterirken, diger 15 tur yalnizca 1000 m. yukseklikten sonra gorulebilmektedir. Bu turlerin ziyaret ettikleri bitki turleri incelendiginde, B. terrestris lucoformis ve B. armeniacus turlerinin 10’dan fazla bitki turunu ziyaret ettikleri, B. erzurumensis, B. melanurus ve B. persicus eversmanniellus turlerininse sadece bir bitki turunu ziyaret ettikleri saptanmistir.

Palandoken ve Kargapazari daglari ari faunasini inceleyen Hikmet Ozbek ise, Erzurum Ovasi’ni dogu ve guneyden cevreleyen Kargapazari ve Palandoken daglarinda degisik familyalara mensup 61 ari turu ve bunlarin ziyaret ettikleri bitkileri belirlemistir. Bunlar arasinda en fazla turu ve en yuksek populasyonu Bombidae turlerinin olusturdugunu belirten Ozbek, ayrica dunya literaturu icin yeni olan Pyrobombus (Melanobombus) turunu de bu bolgelerde saptamistir.

Hikmet Ozbek 1976-1978 yillarinda yaptigi bir calismasinda da Dogu Anadolu’nun meyve yetistirilen yorelerinden Erzincan, Erzurum’un Ispir, Olur, Oltu ve Tortum ilceleri ile Igdir, Kagizman, Tuzluca ve Posof’ta, ayrica Yusufeli’nde elma ciceklerini ziyaret eden arilar arasinda 6 bombus turunun oldugunu belirtmistir.

Hikmet Ozbek, 1972-1974 yillarinda yaptigi bir calismada ise Erzurum’da kabayoncayi tozlastiran arilardan Bombus lederi’nin kabayonca tarlasinda en sik rastlanan toprak yabanarisi turu oldugunu belirtmektedir. Dakikada 12-18 cicek ziyaret eden bu arinin oldukca hizli ve etkili bir tozlastirici oldugu arastirmaci tarafindan gozlenmistir. Sabah 6’dan aksam 16’ya kadar aktif olan bu ari, bazi gunler 18:20’de bile cicektozu toplarken gorulmustur.

Genel ifadeyle, boceklerle tozlasma bitki acisindan zorunlu olmasa bile, meyve ve tohum kalitesi bocegin bitkiyi ziyaretiyle artiyor. Ayni zamanda boceklerle tozlasma, urunun daha erken olusmasini ve daha olgun olmasini sagliyor.

Bombuslarin bitki caprazlamalarinda ve deneysel calismalarda uygun tozlastiricilar olduklari da artik gun gibi asik�r. Yeterki uygun cevre duzenlemeleri ile onlarin hayatta kalmalari saglansin. Uygun cicekli bitkiler, agaclar ve calilar bulduklarinda adeta yasama sevinci bulan bu canlilar, doganin o goz kamastirici cesitliliginden, guzelliklerinden yalnizca bir tanesi. Daha da hos olani “En iyi bocek olu bocektir” anlayisina bombuslarla elveda denilmis olmasi.

Kac Devlet Kurduk ?..

>Bazi kaynaklara gore 136 devlet kurmusuz

Beylikleri de hesaba
katarsaniz bu sayiyi buluyor.
Ancak Fransa tarihinde hanedanlar degistigi halde devlet
tekdir.Rusya,Ingiltere,Almanya ,Cin tarihinde de hanedanlarin degismesi ile olusan yeni donem,yeni bir devlet olarak adlandirilmamistir.

Biz ise her hanedan degisimini yeni bir Turk devletinin kurulusu olarak kabul etmisiz.Bunun dogru olup olmadigini bir iki kisi haric sorgulamamisiz.

Onlarca devlet kurdugumuz kabul gormus.H.Nihal ATSIZ'a gore ise bu son derece yanlis bir kabul,yanlis ve ilmi olmayan bir bakis acisi.

Iste can alici soru:Bu kadar devlet kurduk,kabul.Peki nerede bu devletler?Kurdugumuz devletleri yasatamadigimizi mi soyleyecegiz? Yani beceriksizligimizle mi ovunecegiz?
Dogru bakis sudur;Kurdugumuz devletleri cografi yerlerine gore soyle tasnif edebiliriz:

1-Asya Turk Devleti :
Hunlar,Gokturkler,Uygurlar,Ka rahanlilar,Ga zneliler...
2-Avrupa Turk Devleti :
Avrupa Hun Devleti,....Altinordu Devleti..
3-Turkiye Turk Devleti :
Selcuklular,Osmanlilar,Turkiye Cumhuriyeti

Ne dersiniz? Dogru bakis acisi bu degil mi?

Yorumlarinizi bekliyorum...

Abdulhamid’in petrol haritasi

>Guneydogu’da petrol var mi, yok mu? Sultan II. Abdulhamid tarafindan hazirlanan petrol haritasinda bu soruya 100 yil once cevap verilmis. Iste detaylar!...


--------------------------------------------------------------------------------

Turkiye petrol denizi uzerinde mi? Sinirin oteki yakasinda petrol cikiyor da Guneydogu’da niye cikmiyor? Ya da baslayip bitmeyen bir polemik; Turkiye’de petrol var ancak yabancilar cikarmamiza izin vermiyor! Peki gercekten petrolu bol denilen Guneydogu Anadolu Bolgesi’nde petrol var mi? Bu soruya Sultan II. Abdulhamid yuz yil oncesinden cevap veriyor. Sultan’in hazirlattigi tespit haritasinda Guneydogu Anadolu’nun neredeyse tamaminda yuksek olcekte petrol rezervinin oldugu saptaniyor. Gorevli muhendisler arastirmalarini Dogu ve Guneydogu ile sinirli tutmayip Osmanli topraklari icinde bulunan Zaho, Erbil, Kerkuk, Suleymaniye, Musul ve Bagdat gibi bolgeleri de tariyorlar. Isin en ilginc tarafi yuz yil once hazirlanan petrol haritasinin bircok yerinde h�l-i hazirda petrol cikariliyor olmasi. 6 ay once Barzani ailesi tarafinda Habur Cayi’nin oteki kiyisinda cikartilan ve Turkiye’nin, tabir yerindeyse, istihani kabartan petrol kuyulari bunlardan sadece biri.

BITLIS’TE PETROL

Sultan II. Abdulhamid ozellikle 1800’un son ceyreginde tum dunyada gundeme gelen ve stratejik bir maden oldugu kabul edilen petrol icin buyuk caba harcadi. Yetismis jeoloji ve maden muhendisi olmamasi Devlet-i Aliye’nin elini kolunu bagliyordu. Ancak ugruna savaslarin cikartilacagi, yeni bir dunya duzeninin olusturulacagi petrolun ehemmiyetini anlayan Abdulhamid sikintilari kendi fedakarliklari ile asti. Hazine-i Hassa’dan, yani padisahin sahsi malindan odenek cikartilarak genis kapsamli bir petrol rezervi calismasina girildi. Sultan’in kendi parasiyla yaptirdigi calismada yabanci ve yerli muhendisler yer aldi. Musul ve Bagdat havalisinde, Dicle ve Firat nehirleri havzasinda petrol taramasi yapildi. Alman maden muhendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yonetimindeki arastirma ekibi calismalarini 22 Ekim 1901’de Sultan II. Abdulhamid’e sundular.

Bu zamana kadar soylenen ancak mahiyeti hakkinda bir bilginin bulunmadigi “Sultan’in petrol haritasi” sadece Guneydogu’da degil, Hakk�ri ve Bitlis gibi illerde de petrol bulunabilecegini ongoruyor. Haritayi hazirlayan heyet, Bitlis Suyu denilen cayin kiyisi boyunca onemli petrol rezervleri tespit etmis. Heyetin baskani Paul Groskoph, petrol noktalarini tek tek tespit ettiklerini aktarirken, takip ettikleri guzerg�hi da detayli bir bicimde anlatiyor. Petrol havzasini dolasan Paul, Siirt tarafinda ve Dicle Nehri kiyisinda zengin petrol rezervlerinin bulundugunu belirtiyor. Dicle Nehri kiyisindaki noktalarda yeterli arastirmayi yukselen sulardan dolayi yapamadiklarini da raporuna ilave eden Paul, nehrin kiyisi disinda, Dicle’nin kiyi seridi boyunca uzayip giden yuksek daglarda da petrol bulundugunu kaydetmis. Yine de o donemin teknik imkanlari acisindan 900 metre yukseklikteki bu daglardan petrolun cikarilmasi ve nakliyatinin zor olacagini eklemeyi unutmamis raporuna.

Guneydogu Anadolu’nun neredeyse tamami ve Dogu Anadolu’nun bir kismini kapsayan petrol haritasinda Diyarbakir, Mardin, Bismil, Hazro Cayi etrafi, Sinan, Batman Cayi etrafi, Dicle bolgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Botan Cayi etrafi, Habur, Findik, Cizre, Habur Cayi etrafi, Bitlis Cayi kiyisi ve Hakk�ri (Colemerik)’de onemli petrol yataklarinin bulundugu kaydediliyor.

HARITA ILK KEZ YAYIMLANIYOR

Dogu ve Guneydogu Anadolu’da calismalarini tamamlayan heyet daha sonra bugun Irak sinirlari icinde kalan merkezlerde petrol taramasina devam ediyor. Kerkuk, Babagurgur, Zaho, Suleymaniye, Bagdat, Musul ve Altinkopru’deki petrol noktalari kilometre ve yerlesim yerlerine gore yon tayini yapilarak kayit altina aliniyor. Raporda Kerkuk ve sehre 15 kilometre uzakliktaki Babagurgur bolgesinde yogun miktarda petrol rezervinin bulundugu belirtiliyor. Babagurgur bolgesinin II. Abdulhamid’in sahs� mali oldugu, ve bu topraklarda Turkiye’deki Nefci ve Dogramaci ailesinin pay sahibi oldugu biliniyor. Ekip yaptigi tetkikler sonucunda en kaliteli petrolun Bagdat yakinlarindaki El-Kayra ile Mendel’de oldugu sonucuna da variyor.

Ulasimin Dicle’de sal ustunde, karada da at ve esek sirtinda yapildigi bir donemde aylarca suren bir calisma sonunda Basmuhendis Paul Groskoph, ince detaylarin yer aldigi raporun sonuna iki onemli noktayi da ilave etmeyi unutmuyor: “Dicle ve Firat nehirleri havzasinda zengin ve muhim petroller bulunuyor. Bunlarin isletilmesi ve pazarlanmasi icin Bagdat’a uzanan bir tren yolu l�zim. 1889’da insaatina baslanan ve 1902’de biten demiryolu petrolun Anadolu’ya tasinmasini saglayacaktir. Bunun icin ana hatta sadece birkac ilave ek hattin yapilmasi yeterlidir.” Basmuhendisin ikinci notu ise iyi degerlendirilmesi durumunda bu petrol cografyasinin gelecekte dunyanin en onemli merkezlerinden biri olacagi seklinde.

Kisa bir zamanda bu kadar noktada tarama yaptirarak gunun kit imk�nlarina ragmen petrol tespitini belgelendiren Sultan II. Abdulhamid’in saltanat omru petrol cikartmaya yetmedi. Ilk kez yayimlanacak olan ‘Sultan’in petrol haritasi’ Basbakanlik Devlet Arsivleri Genel Mudurlugu tarafindan hazirlanan ve onumuzdeki gunlerde kamuoyuna sunulacak olan “Osmanli Doneminde Irak” isimli kitapta yer alacak. Devlet Arsivleri Genel Mudur Yardimcisi Doc. Dr. Mustafa Budak, bu calismayla Irak’taki Osmanli’yi kamuoyuna sunacaklarini belirtiyor. Kitabin editorlugunu yapan Cevat Ekici de kitaptaki bircok belge ve cizimin, ozellikle de petrol bolumundeki haritalarin halen uzerinde calisilmaya deger belgeler oldugunun altini ciziyor.

Calismanin kapsami petrol haritasi ve bununla ilgili raporlarla kisitli degil. Hazine-i Hassa’ya devredilen petrol haklari ve bununla ilgili yazismalar da bulunuyor kitapta. 18 Kasim 1902’de Yildiz Sarayi’na gonderilen belgede Musul vilayetindeki petrol madenlerinin imtiyazinin Hazine-i Hassa’ya verildigi kaydediliyor. Daha sonraki tarihlerde padisaha ait araziler Maliye Hazinesi’ne devrediliyor. Ancak 12 Ocak 1920’de Maliye Hazinesi’ne devredilen padisaha ait butun mallarin tekrar Hazine-i Hassa’ya devri icin bir kararname cikartiliyor.

Aksiyon dergisinin 480. sayisinda yer alan “Hanedan Musul’u istiyor^” baslikli haberde, Osmanogullarinin Sultan Abdulhamid’ten miras kalan Musul’daki gayrimenkullerini almak icin hukuki bir mucadele baslattiklarina yer veriliyordu. Ayni haberde hanedanin mirascilarinin daha onceki donemlerde Musul’daki gayrimenkulleri dava yolu ile kazandiklari, ancak birtakim siyasi manipulasyonlar sebebiyle bu kararin uygulanmadigi da vurgulaniyordu.


65 NOKTADA PETROL TESPIT EDILMIS

1. Diyarbakir

2. Mardin

3. Bismil

4. Hazro Cayi

5. Sinan

6. Batman cayi

7. Dicle

8. Midyat

9. Bedran

10. Bitlis Suyu (cayi)

11. Tulan

12. Siirt

13. Botan cayi

14. Habur

15. Findik

16. Cizre

17. Dehuk

18. Zaho

19. Habur cayi

20. Hakkari (Colemerik)

21. Ahmediye

22. Bisan

23. Alkus

24. Akra

25. Buyuk Zap

26. Revanduz

27. Musul

28. Karakus

29. Nemrut

30. Kucuk Zap

31. Erbil

32. Koysancak

33. Altinkopru

34. Sargat

35. Hamrin Dagi

36. Kerkuk

37. Tashurmati

38. Tavuk

39. Karadag

40. Suleymaniye

41. Karadag

42. Aksu

43. Tuzhurmati

44. Kefri (Salahiye)

45. Deli Abbas

46. Tikrit

47. Samara

48. Haso cayi

49. Narbin Suyu

50. Diyale Suyu

51. Ramadi

52. Felluce

53. Mendeli

54. Bakuba

55. Kazimiye

56. Bagdat

57. Museyyeb

58. Hille

59. Kerbela

60. Hit

61. Firat

62. Anah

63. El-Kadim

64. Ebu Kemal

65. Meydani



Dr. Orhan Kologlu:

HARITA BILINMIYOR AMA ABDULHAMIT’IN PETROLE ILGISI MESHUR

II. Abdulhamid’in petrol ile ilgili calismalari daha cok genel olarak biliniyor. Kapsamli ve detayli bir sekilde bilinmiyor. Bu haritanin ortaya cikarilmasi onemli bir gelismedir. Abdulhamid dunyadaki degisimi yakindan takip ediyordu. O donemlerde petrolun yeni kullanim alanlari buldugunun da farkindaydi. Artik motorlu tasitlar yayginlasiyor ve bunlarda petrol kullaniliyordu. Donanmalari ile dunyayi idare etmeye calisan Ingilizler komurle calisan gemilerini artik daha pratik olan petrolle calistirmaya baslamislardi. Abdulhamid bunlarin hepsini biliyor ve petrolun gelecekte stratejik bir silah olacaginin hesabini yapiyordu. Bu yuzden Musul’un petrol arazilerini satin aldi. Cunku Ingilizler israrla burayi istiyordu. Ingilizler, 1. Dunya Savasi’nda Bagdat’i almak icin harcadiklari paranin 7 mislini Musul’a sahip olmak icin harcadilar

Kendi Cenaze Namazini Kilan Sehitler

>Kirte muharebeleri sirasinda bolukler arka siperlerde hucum siralarini beklemektedirler. On siperlerdekiler ileri firlamis
bogusuyorlar. Yuzbasi hucum icin emir bekliyor. Butun asker sungu takmis siperden firlamak icin hazir. Sinirler gergin ! ...
Butun dudaklar kipir kipir dualar okuyor, kelime-i sehadet getiriyor. Sure uzuyor. Yuzbasi erlere sesleniyor...
"Yavrularim... Aslanlarim... Biraz sonra Cenab-i Rabb'ul Alem'in huzuruna varacagiz. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
Tufeklerimizin kabzalarina ellerimizi surup, hep beraber teyemmum edelim..."
Teyemmum edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yuzbasi;
" Cocuklarim... Saniyorum biraz daha bekleyecegiz... Onumuzde biraz daha zaman var. Ileride arkadaslarimiz sehit oluyor.
Hem onlar icin, hem de vakit varken, kendi cenaze namazimizi kendimiz kilalim..."

" Kabe Karsimizda... "

Arkadan Of'lu Ali cavus bagirir. " ER KISI NIYETINE... "

O gun yapilan hucumda, kendi cenaze namazini kilan pek az kisi sag kalabilmisti.
Onlar Allah'a verdigi sozu tuttular....
Yuce rabbim herkese boyle olmeyi nasip etsin.Vatanim icin canim feda olsun!!!!!!

ajan helikopter

>ajan helikopter



Drone kelimesi benim hayatima oynadigim strateji oyunlarindan girmisti. Sonra da hic gormemistim acikcasi; http://www.microdrones.de/products/md4-200/md4-200.html bu sayfayi gorene dek.
Adamlar 4 adet minik pervanesi olan bir "drone" yapmislar ve satis icin sitelerine koymuslar. Bu "drone"a fotograf makinesi veya kamera takarak; onu dizustu bilgisayariniza bagli konsolu ile yonlendirebilirsiniz. Fiyat belli degil tekliflere gore degisken.


Ayrica firma anlattigim ajanin bir ust model olan "MD4-1000" u de cok yakinda satisa hazir hale getirecekmis.

Google siyah olsaydi..?

>Google siyah olsaydi..?


Etiketler: google, elektrik tasarrufu, elektrik, tasarruf, dunya
burada yazan bilgiye gore, Google siyah olsaydi yilda 3000 megawatt elektrik tasarrufu yapmis olacaktik..



bildiride deniyor ki: tamami beyaz olan bir ekran yaklasik olarak 74 watt elektrik tuketiyor. tamami siyah bir ekransa yaklasik olarak 59 watt. google, gunde yaklasik olarak 200 milyon hit aliyor. her kullanici icin ortalama 10 saniye arama suresi desek, google, gunde 550.000 saat goruntuleniyor. eger sayfa siyah olsaydi toplamda 15 watt'lik bir kazancimiz olacakti. bu da dunya capinda 8.3 megawatt/saat'lik bir enerji kazanimi demekti ya da yilda 3000 megawatt/saat enerji.. ve sadece birkac ufak kod degisikligi sayesinde, elektrigin 1 kilowatt/saat'ine 10 cent dersek, toplamda 300.000$ kar saglanmis oluyor.

Fatih S. Mehmet'in mezari acildi mi?

>Fatih S. Mehmet'in mezari acildi mi?


Fatih Sultan Mehmed'in mezarinin 2. Abdulhamid doneminde halkin gordugu bir ruya uzerine acildigini biliyor muydunuz? Iste mezarin acildigi ile ilgili ilginc iddialar:




Iste Sabah Gazetesi'nde tarihci Murat Bardakci'nin aktardiklari

Bugunku Fatih Camisi'nin altinda I. Konstantin'in mezari vardi. Fatih, "Roma Imparatoru" hayali ile burayi istiyordu, cenazesini kokuttuk.

Bugun, Fatih Sultan Mehmed'in turbesinin de bulundugu Fatih Camii'nin yerinde fetihten once Istanbul'un ilk Hristiyan m�bedi olan "Havariyun Kilisesi" vardi ve Istanbul'un kurucusu olan Roma Imparatoru Birinci Konstantin'in mezari da bu kilisedeydi. Fatih, ismini tasiyan caminin bu kilisenin yerine insa edilmesini ve oldugunde de ayni caminin avlusuna defnedilmeyi istemis; boylelikle Konstantin ile ayni mek�nda yatarak cocuklugundan beri tasidigi "Roma Imparatoru" hayalini hakikat yapmaya calismisti..

Nisan yagmurlari Istanbul'a 1800'lerin sonunda her zamankinden fazla yagmis, sehri seller goturmus, Fatih taraflari gole donmus ve her tarafi su basmisti. Selin hemen ertesi gunu, Fatih semtinin sakinleri arasinda bir dedikodu cikar: Fatih Sultan Mehmed gece halkin ruyasina girmis, "Boguluyorum, beni kurtarin" demistir. Tahtta, Ikinci Abdulhamid vardir ve hukumdar dedikodulardan �ninda haberdar olmustur. Abdulhamid, amcasi Sultan Abdul�ziz'in damadi Serif Pasa ile Fatih ve Aksaray taraflarinin itfaiye kumandani Mehmed Pasa'yi huzuruna cagirir. Turbeye giderek mezari acip cenazeyi kontrol edecek, halkin gordugu ruyanin dogru olup olmadigini arastiracak ve saraya donup rapor vereceklerdir. Hukumdar, pasalari turbeye gondermeden once goreceklerini hicbir yerde soylemeyeceklerine dair siki siki yemin ettirir. Mehmed ve Serif Pasalar, Fatih Camii'nin yanibasindaki turbeye gider ve sandukayi kaldirip mezari kazarlar. Derken, onlerine demir bir kapak cikar. Kapagi actiklarinda tas bir merdiven gorurler. Ellerinde lambalariyla merdivenden iner ve daha derine uzanan bir dehlizle karsilasirlar. Dehlize dalar, metrelerce yurur ve ufak bir salonu andiran baska bir mek�na gelirler. Ortada musalla tasina benzeyen bir mermer, mermerin uzerinde de bir islemeli agactan bir tabut vardir. Bir hayli zorlanarak tabutu acar ve icinde bozulmamis bir mumya bulurlar: Fatih'in mumyasini. Yuzu aynen, yasadigi devirde cizilmis resimlerindeki gibidir.

PASA, YEMININI TUTMADI

Mumyanin basinda dua eden pasalar tabutu kapayip hayattaki bir hukumdarin huzurundan ayrilircasina adimlarini geriye dogru atarak uzaklasirlar. Yukariya cikar, sandukayi yerlestirir ve saraya gidip gorduklerini Abdulhamid'e anlatirlar. Padisah sellerin Fatih'in cenazesine zarar vermemis olmasindan memnuniyet duyar ve Pasalar'a yeminlerini hatirlatip "Gorduklerinizi unutunuz!"der. Ama, Damad Serif Pasa yeminini seneler sonra bir tarafa birakir, hadiseyi 1940'li senelerde o zamanin meshur kalem erbabindan Ibnulemin Mahmud Kemal Inal'in Mercan'daki konaginda yapilan musikili bir sohbet meclisinde anlatir ve soyledikleri, o gunlerde cikan bir tarih dergisinde de kisa bir bicimde yayinlanir. Ben, Serif Pasa'nin bu mumya macerasini, Ibnulemin'in konaginda o gece yapilan sohbete sahit olanlardan bundan senelerce once bizzat dinlemistim. Hukumdarlari ve onemli devlet adamlarini mumyalamak, Turkler'de Islamiyet oncesi zamanlardan kalma bir �detti, bircok Selcuklu sultaninin yanisira Fatih'in oglu Ikinci Bayezid'e kadar butun Osmanli hukumdarlari mumyalanmisti. Hukumdarin baskentten uzakta, savas meydaninda can vermesi h�linde, mumyalama zaten kacinilmazdi. Fatih Sultan Mehmed de baskentinden uzakta olmustu. Yeni bir sefere cikmak icin 1481'in 27 Nisan'inda 300 bin kisilik ordusuyla Istanbul'dan ayrilmis, 3 Mayis gunu Maltepe civarindaki Hunk�r Cayiri'nda hayata veda etmisti.
CENAZE BIR KOSEYE ATILDI

Cenaze gizlice Topkapi Sarayi'na nakledilirken vezirleri, hukumdarin Anadolu'da valilik yapan iki ogluna, Sehzade Bayezid ile Cem'e babalarinin vefatini haber verdiler ve hemen Istanbul'a gelmelerini istediler. Hukumdarin vefatinin duyulmasi butun cabalara ragmen onlenemedi ve Istanbul'da tam bir anarsi yasandi. Askerler sehri yagma ediyor, sevmedikleri devlet adamlarini sokak ortasinda parcaliyor, devletin buyukleri ise tahta gececek sehzade konusunda birbirleriyle mucadele ediyorlardi. Devletin ust duzeyi iktidar icin birbirlerinin gozunu oyarlarken Fatih'in cenazesinin tahnid edilmesi unutuldu, hatta naasin basinda mum yakilmasi �deti bile kimsenin hatirina gelmedi ve cesed koktu. Saray gorevlileri, cenazenin vaziyetini ortaligi dayanilmaz bir kokunun sarmasi uzerine hatirladilar. Fatih bir tabipve hukumdarin baltacilarinin kethudasi, yani o zamanin bir cesid saray muhafizi olan Kasim adindaki bir zat tarafindan mumyalandi. Tahta birkac gun sonra Ikinci Bayezid'in gecmesinden sonra, sabik hukumdar icin cok buyuk bir cenaze merasimi yapildi ve hukumdarin naasi, kendi yaptirmis oldugu camiin avlusundaki turbeye defnedildi.

FATIH, ROMA IMPARATORU'DUR

Ancak, Fatih Camii'nin ve turbenin insa edildigi alanin cok onemli bir baska ozelligi vardi: Istanbul'un kurucusu olduguna ve sehre ismini verdigine inanilan Imparator Konstantin de, 337'deki olumunden sonra ayni yere defnedilmisti. Istanbul'da insa edilmis ilk Hristiyan m�bedi olan "Havariyun" yani Havariler Kilisesi, bugun Fatih Camii'nin oldugu alanda bulunuyordu. Asirlar boyunca harap hale gelen ve 13. yuzyildaki Latin isgali sirasinda yagmalanan kilise fetih sirasinda bir hayalet binayi halindeydi ve Fatih, kendi ismini tasiyacak olan caminin, kilisenin yerine insa edilmesini, oldugunde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hukumdarin arzusunun sebebi h�l� tartisiliyor ve en kuvvetli gorus, Fatih'in kendisini "Osmanli hukumdari" degil, "Roma Imparatoru" olarak gormesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'in kurucusu Konstantin ile ayni yerde yatma arzusu. O devirdeki ismi "Diy�r-i Rum" yani "Roma ulkesi" olan Anadolu ile "Yeni Roma"nin mutlak h�kimi bu sayede fethine mesruiyet kazandirirken, bir yerde de kendisinin "Roma'nin son imparatoru" oldugunu il�n ediyordu. Fatih, ebedi uykusunu bugun bir zamanlar Imparator Konstantin'in defnedildigi mek�nda uyuyor. Konstantin'in kemiklerinin kaybolmasinin uzerinden asirlar gecti ama Fatih'in mumyali cesedinin bugun bilinen turbesinde mi, yoksa Abdulhamid'in pasalarinin girdikleri dehlizin ucundaki tabutta mi bulundugu konusu ise h�l� bir muamma.

Istanbul'un alti, kostebek yuvasini andiran esrarli dehlizlerle doludur

Istanbul'un altinda kostebek yuvasini andiran cok sayida dehlizin v�roldugu hep bilinip anlatilan bir efsanedir ama bu dehlizlerin cogunu gorme sansini yakalamis az kisi vardir ve bendeniz de o kisilerden biriyimdir. Kilometrelerce uzayip giden dehlizlerin cokmesini sik araliklarla insa edilmis sutunlar tutar. Duvarlar ve tavanlar Bizans zamanindan kalma tuglalarla oruludur. Koridorlar, belli bir yerden sonra ufak meydanlara acilir. Bu meydanlar, baska dehlizlerin birlesme noktasidir. Nereye uzandigini bilmediginiz bu yeralti yollarinda elimizde isigin dayanabildigi mesafeye kadar gider, sonra geri donmek zorunda kalirsiniz. Girme sansini buldugum dehlizlerde cektigim bazi fotograflari bu sayfada yayinliyorum ama dehlizlerin nerelerde olduklarini soylemeyecegim. Zira asirlar oncesinden bugunlere sapasaglam kalan bu mek�nlarin kazmali yahut dedektorlu hazine avcilarinin akinina ugrayip kostebek yuvasina donmelerinden korkuyorum.


Sabah

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=212024

Sivrisinekler insani nicin sokar?

>Dunyada yaklasik uc bin sivrisinek turu oldugu bilinmektedir. Bunlarin cogu insana saldirmaz. Zaten aksi olsaydi dunyanin her yerinde bulunabilen bu yaratiklar ormanda,dagda,insan bulunmayan yerlerde yasamlarini idame ettirmezlerdi.

Insanlarin kanlarini emerek yasayan sivrisinek turlerinin yalniz disileri kan emer. Disiler de insanlarin kanlarini kendi yumurtalarini uretebilmek icin protein saglayabilmek amaciyla emerler. Bircok cinste disi sivrisinekler en azindan ilk

yumurtalarini kana ihtiyac duymadan uretebilirler, fakat sonraki yumurtalari icin kana ihtiyaclari vardir. Bulabildikleri her canlinin kanini emerler, hatta deniz yuzeyine gelen baliklar bile ellerinden kurtulamaz.

Erkekler cicek ozleri ile beslenirler. Yumurta uretme gibi bir dertleri olmadigindan insanlari sokmazlar.

Disi sivrisinekler avlarinin yerlerini duyargalari ve uc cift bacaklarindaki alicilarla bulurlar. Alicilar ile nem, ter ve isi ozelliklerini saptarlar. Sivrisinegin duyargalari bir santigradin binde biri kadar sicaklik degisimleri algilayabilecek kadar hassastir.

Disi sivrisinekler insanin nefes verirken cikardigi karbondioksit bulutu icinde, ileri geri hareketler yaparak bu bilgileri degerlendirirler, avin yararli olacagina karar verirlerse eyleme gecerler. Bazilarinin ‘sivrisinek bana dokunmaz’ demelerinin esas nedeni ter ve nefes kokularinin sivrisinek icin cazip ve ozendirici olmamasidir.

Sivrisinek sanildigi gibi ici delik ve sivri uclu bir boruyu deriye sokarak kani emmez. Sivrisinekte agzin altindaki kesede iki tup, iki de nester olarak kullandigi testere agizli bicak vardir. Once bicaklarla deride delik acar, sonra tuplerden biri ile tukuruklerini bu deligin icine akitir.

Bu tukuruk insan kaninin pihtilasmasini onler, boylece ikinci tupu sokarak, sivi kani size farkettirmeden kolayca emer. Eger bir dakika icinde hala fark etmediyseniz, deposu kaninizla dolu olarak, kafayi bulmus sekilde derinizden ayrilir.

Sivrisinekleri tahrik eden sey nefesinizdeki karbondioksit orani ile derinizdeki isi ve nem orani oldugundan, ozellikle geceleri sivrisinek hucumlarini gecistirebilmek icin, cok sik nefes alis-verisi gerektirecek fiziksel hareketler yapmamamiz, teninizi serin ve kuru tutmaniz gerektigini unutmayin.

Kanserin en cok sevdigi yiyecek

>Kanserin en cok sevdigi yiyecek

"Lutfen dikkatli okuyun kardeslerim"

Kanserin hucrenin yanlis beslenmesiyle ortaya ciktigini biliyor muydunuz? Ustelik bunu da en cok sevdigi yiyecegi bol bol tuketerek kendimiz yapiyoruz. Nasil mi?




Kanser en cok neyi sever?

Her doktor ogrenciligi sirasinda Otto Warburg'un bulusunu ogrenir.
1930'lu yillarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani
saglikli bir hucreyi kanser hucresinden ayiran seyin ne oldugunu bulmustur. Bu, o kadar onemli bir bulustur ki, Otto Warburg'a Nobel odulu kazandirmistir.

Otto Warburg'a gore kanserin bir temel sebebi vardir. Bu da, vucudun
normal hucrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz - anaerobik-
hucre solunumuyla yer degistirmesidir.

Warburg'un bulusu bize baska neleri anlatmaktadir? Birincisi, kanser,
normal hucrelerden cok farkli bir bicimde metabolize olmaktadir. Normal hucreler oksijene ihtiyac duyar; kanser hucreleri oksijenden kacinir.

Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanilan bir yontemdir.

Bu bulusun bize anlattigi baska bir sey de, kanserin bir mayalanma
(fermantasyon) sureciyle metabolize oldugudur.

Kanserin metabolizmasi normal hucre metabolizmasindan 8 kat daha fazladir.

Yukarida soyledigimiz her seyi birlestirirsek ortaya su tablo cikiyor: Vucut, kanseri beslemeye calisirken mutemadiyen kapasitesinin ustunde calisir. Kanser devamli acliktan olmenin esigindedir ve vucuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alimi kesilirse kanser acliktan olmeye baslar. Tabii kendisini beslemek icin vucudun seker uretmesini saglayamazsa...

Proteinlerden seker

Bu ziyan sendromuna kaseksi denir. Kaseksi vucudun proteinlerden (evet, dogru duydunuz, karbonhidratlardan veya yaglardan degil de, proteinlerden) "glukoneogenez (yeniden glukoz yapimi)" islemiyle, seker elde etmesidir. Bu seker kanseri besler. Vucut sonunda, kanser hucresini beslemeye calisirken kendisi aclik ceker.



Simdi, kanserin sekerle beslendigini ogrenmisken, onu sekerle beslemek mantikli geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?

Bugun, kansere karsi uygulanan bircok besin terapisi mevcuttur (ise de
yaramaktadirlar) cunku gunun birinde birisi seker ve kanser arasindaki baglantiyi gormustur. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakimindan zengin gidalara izin verilmez. Terapilerin hicbirinde sekere de izin verilmez
cunku seker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gercekleri size neden soylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kisinin siz degil, kendisi oldugunu
dusunmektedir. Belki Otto Warburg'un bulusunu duymustur ama geri kalan parcalari tamamlayamamistir. Belki de beslenmeyle ilgili hicbir sey
ogrenmemistir. Aslinda 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluslarindan biri,
beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadigini iddia etmekteydi!!!!

Kanser ve seker baglantisindan haberdar olanlar ise, dikkate deger terapilerle ortaya ciktilar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaseksili hastalarin yuzde 50'den fazlasinda glukoneogenez surecini durduran hidrazin sulfat bunlardan bir digeridir.



Bugun, Minnesota Universitesi kemoterapi alaninda bir "akilli bomba" uzerinde calismaktadir. Akilli bomba diyebilecegimiz ilacin uzerinde bir
kaplama vardir. Ilac, vucutta oksijensiz bir bolge ile karsi karsiya geldiginde bu kaplamayi uzerinden atar. Kanseri yok etmek icin kemoterapiyi serbest birakir. Cunku, vucutta oksijensiz tek alan, kanserli bolgedir.

Kanser hucresini ac birakmaya calisan besin terapileri de vardir. Kanserin ne sevdigini bilen hasta, bunlari yemekten kacinir. Kanser, cig yiyeceklerdense pismis yiyecekleri sever. Pisirme islemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin seker sevdigini aklinizdan cikarmayin. Kanserinizi sevmiyorsaniz, onu beslemeyin!

Seker yerine tatlandirici kullanmak cozum degil

Seker yerine tatlandirici kullanmayi dusunuyorsaniz, baska bir tuzaga
dusmus olursunuz. Tatlandiricilarin da vucuda ciddi zararlari oldugu,
yapilan arastirmalarla kanitlandi. Ornegin, Amerikan Gida ve Ilac Dairesi
(FDA), sakarin iceren her turlu gida maddesinin uzerine "Sagliga
zararlidir. Hayvanlar uzerinde yapilan testlerde kansere yol acmistir."
ibaresinin konmasini sart kostu. Aspartam ve sukraloz gibi diger
tatlandiricilar da yan etkileri nedeniyle uzak durulmasi gereken gidalar
arasinda. (Editorun notu: Ama maalesef hic birinin uzerinde boyle bir ibare yok).




-------------------------------------------------------------------------
Prof. Dr. Ahmet Aydin:
Sekerli gidalar nasil kansere neden olur?
-------------------------------------------------------------------------

Aslinda Nobel Tip Odulunu alan Alman Otto Warburg yillar once (1931) kanser hucrelerinin saglikli hucrelerden farkli bir metabolizmasinin oldugunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve sekerin kanserli hucreleri besledigini gostermistir (1).

Asiri sekerli gidalar yemek insulin direncine yani hiperinsulinizme yol acar. Hiperinsulinizm, insuline benzer buyume faktoru (IGF) baglayici protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 duzeyini artirir. Serbest IGF-1 hemen hemen butun dokular icin potent bir mitojeniktir. Yani hucre uremesini kontrolsuz bir sekilde artirarak kansere neden olur (2-4).

Son iki yuzyildir seker tuketimi nasil artti?

Ingiltere'de 1815 de 5 kgcivarinda olan kisi basina yillik cay sekeri tuketimi 1970de 50 kg'in uzerine cikmistir (5). 1970-2000 yillari arasinda ABD vatandaslari onceki yillara oranla yilda 100 litredaha fazla sekerli
mesrubat tuketmislerdir.

Turkiye'deki durum da artik cok farkli degildir. Cocugu ile buyugu ile
cilginca seker ve beyaz un kullanilmaktadir. Butun bu bilgiler kanserlerin
nicin arttigini goz onune acikca sermektedir.

Asagidaki tedbirlerle kanserlerin en az ucte ikisi onlenebilir;

* Un ve sekerden kacinarak insulin direncini yenin.

* Hicbir sekilde tatlandirici ve tatlandirici iceren 'light' hafif yiyecek

ve icecek tuketmeyin.

* Katki maddesi ilave edilmis, paketlenmis gidalari yemeyin. Tas devri
diyetini uygulayin.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin



* Yeterli omega-3 alin; aycicegi, misir, soya, pamuk ve margarin gibi

yaglari diyetinizden cikartin. Bunlarin yerine zeytinyagi ve dogal hayvani

yaglari (tereyagi, ic yagi ve kuyruk yagi) yiyin.

* Kefir, yogurt, tursu, sirke, nar eksisi ve boza gibi probiyotiklerden

(faydali mikroplar) zengin gidalarla beslenin.

* Ozgur dolasan hayvanlarin etini ve yumurtasini yiyin.

* Pastorize sutlerden mumkun oldugunca kacinin. Kutu sutu tuketmeyin.

Mumkunse marda sutu kullanin. Sut yerine sut urunlerini (yogurt, peynir)

tercih edin.

* Gunde iki dis sarimsak ve/veya 1 bas kuru sogan tuketin.

* Gunde 1-2 tatli kasigi zerdecal tozu tuketin

* Yesil ve siyah cay tuketin (sekersiz!)

* Streslerden uzak durun

* Iyi uyuyun.

* Cevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.

* D vitamini duzeylerinizi yukseltmek icin dengeli bir sekilde guneslenin

ya da D vitamini takviyesi alin.

* Yeteri derecede egzersiz yapin

* Asiri alkol kullanmayin

* Islenmis soya urunu yemeyin.

* Yemekleri geleneksel yontemler (bugulama, buharda pisirme) ile pisirin. Turbo firinlar da kullanilabilir.

* Hizli pisirme yontemleri (mikrodalga gibi) besin kayiplarina yol acar; ayrica kanserojen olabilirler.

* Daha cok toprak (guvec), cam ya da kalayli bakir kaplari tercih edin.
Emaye ve celik tencere daha sonraki tercihlerdir.

* Teflon ve aluminyumu ise kesinlikle kullanmayin.

IU Cerrahpasa Tip Fak/ Cocuk Sagligi ve Hastaliklari ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dali Baskani


www.iyibilgi.com



Kaynak: International Wellness Directory

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=211940

turklerin tarihi ve kizilcahamami tanitma projesi

>KIZILCAHAMAM'I TANITMA PROJESI -Alkan Biraderler

Beseriyetin hafizasi ve insanligin tecrubesi olan tarih, suurda yasadikca, milletlerin sahsiyetlerini gelistirmeye, kultur ve ulkulerini guclendirmeye hizmet eder. Tarihini bilmeyen ve suurunu tasimayan milletler, hafiza ve idraklerini kaybetmis saskin kimselere benzer.



Beseriyetin hafizasini canli ve diri tutacak unsur ise belgelerdir. Buna karsi Yabanabad’ in gecmisi hakkinda yeterli kazi ve arastirma yapilamamis olmasi yuzunden, bugune kadar bolge ile ilgili yazili eserlerde, Ankara ile beraber ele alinma zarureti hasil olagelmistir.



Ankara-Diskapi’da bulunan Roma Hamami ve Haci Bayram Camii yanindaki Ogust Tapinagi harabeleri, Arkeoloji Muzesinde sergilenen buluntular yaninda, ilcemiz sinirlari icinde bulunan Baskoy Kalesi, Mahkeme Agacin kilise magaralari, Akdogan Koyu kazilari, Saray koyu Roma harabesi, Seyhamami’ ndaki eski kilise, genel olarak Ankara ve munhasiran Yabanabad tarihinin ilkcaglara kadar uzandigini, o devirlerde onemli bir yerlesim yeri oldugu konusunda bir fikir veriyor.



Ankara ve Yabanabad bolgesinin, sulari, tabii guzelligi ve insanin temel ihtiyaclarini karsilayabilecek zira calismalara imkan veren topragi ile sadece yerlesim yeri olarak kalmayip, Ilkcagda Ortadogu’ nun en onemli stratejik unsuru olan Kral Yolu’nun uzerinde bulunmasindan dolayi onemli bir konaklama merkezi oldugu da bir gercekdir. Asya-Avrupa arasi goc, ve seferler sirasinda da cok onemli bir ugrak merkezi olan Yabanabad’ dan, Kargasekmez ve Azaphane gecitleri ile kuzeye, Ozboyu (Kirmir vadisi) ile de batiya ulasmak mumkun olmustur. (Bugun uluslararasi iki karayolu da ve E-89-Kizilcahamam’dan gecerek, bolgenin hala onemli bir gecit ve ugrak yeri oldugunu adeta tasdik eder.)



Genel olarak 20. Asrin baslarinda Ankara civarinda eski medeniyet izlerinin nisbeten yer uzerinde bulundugu; Cubuk, Maltepe, Uregil, Ataturk Orman Ciftligi, Ergazi, Baglum, Karaoglan, Gudul, Ahlatlibel ve Eti Yokusu gibi mevkilerde yapilan kazilarda ortaya cikarilan yapi, arac-gerec ve yazili belgelerden, Ankara ve cevresinde Kalkolotik ve Bakir Cagi’na ait iskan izleri goruluyor.



Sehrin bazi yerlerinde Paleolotik devir tas aletlerI ve kalenin eteginde Neolitik devIr el baltasi bulunmasi, buranin o donemde iskan edildigini gosteriyor. Cikarilan belgelerin okunmasindan, cevrede koyler kuruldugu, hayvanlarin evcillestirildigi, tarim ve kismen dokumacilikla ugrasildigi anlasilmaktadir.



Ayrica yapilan arastirmalarda ilcemiz Cestepe koyunun Paleolotik devirde yerlesim yeri oldugu goruluyor.



M.O. 2. Bin yil baslarinda, once Asurlular’in Orta Anadolu’da ticari koloniler kurdugu, ardindan Hitit’lerin gelip, Hatusas (Bogazkoy) merkez olmak uzere Ankara ve cevresine hakim olduklari gorulur. Akdogan koyu ve dolaylarinda Prof. Dr. Muzaffer Senyurek’in yaptigi arastirma ve kazi bulgularindan, Hititlerin bolgede ve Kirmir vadisi tabaninda yasamis olduklari tesbit edilmistir. Fakat bu arastirmaci ilim adaminin tesbitleri yayinlanmadan, bir ucak kazasinda vefat ettigi icin bolgemizin tarihi hakkinda daha fazla bilgi edinebilmek su an icin mumkun olamamistir.



Hititlerden sonra, M.O. IX. Asirda Frigyalilar, merkez Gordiyon (Polatli yakinlarinda ) olmak uzere, Manisa, Afyon, Ankara ve Konya’yi icine alan ve Malatya’ya kadar uzanan bir bolgede hakimiyet kurarlar. Ankara bu donemde (M.O.VII-VII asir) muhtemelen kale ve etrafina kurulmustur.



Arkeolojik buluntulara gore Ankara tarihi Friglerle baslar. Haci Bayram Tepesi zirve olmak uzere, hal civarindan, Cankirikapi ve Diskapi’ya kadar olan kisim bir Frig hoyugu olup, Anitkabir, Bahcelievler ve Ciftlik tumulusleri (Yigma tepe) asillerin, istasyon civari ise halkin mezarligidir. Gerek mezar tumuluslerinin buyuklugu, gerekse icindeki esyanin zenginligi Ankara’nin onemli bir Prenslik oldugunu ortaya koyar.



Bu tablo Ankara ve cevresinin Frigler tarafindan iskan edildigini gostermis olmasina karsi, Yabanabad’ da iskani gosteren fazla bir ize rastlanmiyor. Bunun icin ozellikle Kizilcahamam’da iskanin olabilecegi kanaatinde oldugumuz Ozboyu’nun (Kirmir Vadisi) Gudul’e kadar arastirilmasi gerekmektedir. Cunku 1463 tarihli tahrir defterine gore Gudul’e bagli Kesanuz (Yesiloz) ve Erkeksu koylerinde Rum halkin bulundugu gorulmektedir.



Ankara’ya cesitli donemlerde “Ankaraya, Angora, Enguru” gibi isimlerin ne zaman ve kimler tarafindan kondugu bilinmiyor. Bizans kaynaklarinda, Galatlar’in Misirlilara kazandigi bir deniz zaferi serefine bu sehri kurduklarini ve zaferin nesi olarak Misirlilardan ele gecirdikleri bir gemi capasindan dolayi, ismini Ankaraya koyduklari belirtiliyor. (Ank-Grekce-=Cengel ve kivrimli. Gemi capasinin da cengelli ve kivrimli olmasi, bu gorusu kuvvetlendiriyor)



M.O. VII asrin ortalarinda Dogu Anadolu’ya gelen Iskitler, buradaki Urartu’ larin karsi koymalari ile Orta Anadolu’ya yonelirler. Gordiyon’u tahrip ederek Frigya Devleti’ni yikarlar ve VII asrin ilk ceyreginden itibaren Ankara ve cevresinde belli bir sure devam edecek bir hakimiyet kurarlar.



Iskitler’den sonra Ankara ve cevresi, M.O. 547’den itibaren Lidya hakimiyeti altina girer. Fakat Iran’dan gelen Pers’lerin saldirmasi sonucu, baskentleri Sard’ (Manisa’nin ilcesi Sardmahmud) a kadar cekilirler ve yenilirler. Ozellikle bu donemde kullanilan Kral Yolu’un, Ankara’dan gectigini yukarida belirtmistik.



Pers hakimiyeti, Makedonyali Buyuk Iskender’in, Dogu Seferi icin Anadolu’ya gelisine kadar devam eder. Kral Yolu ile Gordion’a ugrayan Buyuk Iskender, burada bir kis gecirerek, M.O. 333 yili baharinda, Ankara’ya gelip yaza kadar Pers ordusunu bekler. Daha sonra da Dogu seferine devam etmek uzere, ayni yol ile guneye inerek, Toroslari asar.



Buyuk Iskender’in hakimiyetinin ardindan, M.O 281 yilindan itibaren bu sefer de yagmaci ve capulcu bir Avrupa kavmi olan Galatlar, Balkanlar’ dan Anadolu bozkirlarina gelerek, cobanlik yaptiklari Fransa ve Guney Almanya gibi kendi memleketlerine benzettikleri Ankara ve cevresini uygun bulup bu cevrede Galatya adiyla bir devlet kurarlar. Fakat Anadolu’nun yerlesik halki bu barbar kavmi Romalilar’a sikayet edince M.O. 188 de Roma Konsulu Manliyus Vulsa Galatlari yener ve, bir daha yagmacilik yapmamalari sarti ile baris yapilir. Bu sekilde II.Asrin baslarindan itibaren bu bolgede siyaset birligi yeniden kuran Romalilar, Ankara ve cevresinin cografi onemi ve ticari yollar uzerinde bulunmasi sebebiyle, Galatya’yi bir Roma eyaleti haline getirirler ve Ankara’yi da bu eyaletin baskenti yaparlar. (M.O. 25) Galatya bu sekilde kurulduktan sonra Yabanabad, kuzeyde merkezi Gangra (Cankiri) olan Paflagonya Eyaleti sinirlari icinde yer alir.



Ankara M.S.(188) II.Asirdan itibaren, Roma ile kurulan sIki iliskilerin de sonucu yavas yavas buyuyup gelisir ve en parlak donemini yasar.



M.O. 391 de Roma uzerine yuklenerek bir koldan Antakya’ya, baska bir koldan da Galatya’ya kadar dayanip (M.O.395-398) Ankara civarina gelen Hunlar’in, Yabanabad’a gelip gelmedikleri konusunda bir bilgi yok.



M.S. 515/516 yillarinda Sabar (Sibir) Turkleri Anadolu’ya girerek Kayseri, Konya ve Ankara civarlarina akinlar yaparak pek cok ganimet alirlar.



M.O. 395 de Roma Imparatorlugu’nun ikiye ayrilmasi ile, Dogu Roma (Bizans) hakimiyet sahasi icinde kalan Ankara (ve Yabanabad), VII. Asir baslarinda Sasniler’in Anadolu’ya duzenledikleri seferler sonucu, 620 yilinda hukumdar II.Husrev tarafindan ele gecirilirse de, kisa bir sure sonra (627) Bizans Hukumdari Heraklius tarafindan geri alinir.



Bu yillardan itibaren, Arap Devletleri Istanbul’u almak icin Anadolu’ya sayisiz sefer duzenlediler. Bu amacin gerceklesmesi icin,onemli bir gecit uzerinde bulunan Ankara ve Yabanabad’dan gecmek gerektiginden, bolge Malazgirt Zaferi’ne kadar Bizans ve Araplar arasinda surekli el degistirir. Ankara bu donemde Musluman Araplar tarafindan Enguru veya diye anilir. Halkin Ankrya sozunu, Farsca uzum demek olan “Enguru”ye benzetmesi sonucu bu ismi verdigi anlasilmaktadir.



Sehir Araplar tarafindan ilk olarak 654 de isgal edilirse de bir sure sonra Bizans tarafindan geri alinir. VIII. asir sonlarina kadar Bizans hakimiyetinde kalan ve devamli akinlarla oldukca zayiflayan Ankara, 838 de Halife El-Mu’tasim tarafindan zapdedilerek, bastanbasa yikilip yagma edilir. Bundan sonra Islam ordularinin, Istanbul’a ulasmak icin, Yabanabad (Kargasekmez, Azaphane ve Kirmir vadisi) gecitlerini kullanmis olduklarini soyleyebiliriz.




2-SELCUKLULAR DONEMI:



Ustunlugun artik bariz bir sekilde doguya gecmeye basladigi XI.Asir baslarinda, Anadolu’nun dogu sinirlarinda tarihin seyrini degistirebilecek kabiliyette, dogum sancisi seklinde heyecanli bir kipirdanma tezhur etmektedir.



Bu devir, tarih kimligimizin meydana gelip, kemale ermesi bakimindan oldugu gibi, asirlar sonrasi bazi onemli olaylara zemin teskil etmesi bakimindan da cok onemli ve ilginc bir takim olaylarla dolu olup, bizler icin derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.



a-Turklerin Islamiyeti kabul etmeleri:



Araplarin Cinlilerle yaptigi Talas savasinda, ezeli dusmanlarina karsi Araplarin yaninda yer alan Turkler,bu suretle ilk olarak Islamla tanisma firsati buldularsa da asil toplu olarak bu dini kabul etmeleri Karahanlilar zamanina rastlar.



Turklerin Islam’i kabul etmeleri basli basina bir olay olup anlatmaya sayfalar yetmez. Ancak simdilik Turkler’in kendi dinleri ile bir cok (Tevhid esasi, Kurban, Ahiret ve ruhun bekasi, gogun katlari, cihad Vb.) ortak noktalari oldugu icin ve kilic zoru ile degil gonullu olarak topluca Musluman olduklarini belirtelim.



Gokturk Hakani Bilge Kagan’in Orhun kitabelerinde belirttigi tavsiyesine uyarak gocebe hayati birakip yerlesIk duzene gecen ve siyasi birligi saglayan Turkler Cihan hakimiyetine nereden baslayacaklari konusunda kararsiz durumda iken mi secmeleri ile bu dugum kendiliginden cozulur ve sebeplerini birazdan aciklayacagimiz sekilde Bati’ya yonelmeye baslarlar.



b-Dandanakan savasi:



Asya’da hukumranlik iddiasinda bulunan iki Musluman Turk devleti olan Selcuklular ile Gazneliler arasinda hukum suren cekisme, nihayet Dandanakan savasinda Oguz soyunun temsilcisi olan Selcuklularin galibiyeti ile sonuclanir.



Gazneliler’e karsi kucuk Oguz ordusunun bu zaferi, kimsenin hatir ve hayalinden gecemezdi. Oguzlarin partiyi kaybettikleri, hic Horasan’a inmemis gibi bir istikballe Aral golu etrafindaki bozkirlara atilacagina herkes emindi. Yalniz Selcuklular bunun aksini dusunuyorlar ve bu dusuncelerine inaniyorlardi.



Dandanakan Turk tarihinin Istanbul’un fethi ve Malazgirt’ten sonra en muhim hadisesidir. Filhakika bin yil kapali kitalarda dolasan Turkler, Dandanakan ile bir hamlede acik denizlere inmislerdir. Dandanakan, Osmanli cihan devletinin kurulmasinin uzak sebeplerini hazirlamis, bu inanilmaz mucizeyi mumkun kilmistir. Bu suretle tarihin dengesi altust olmus, mecrasi degismistir.



c-Buyuk Turk muhacereti:



Turk milletinin Islam dunyasina hakimiyetleri, Islamiyeti kabul etmeleri ile baslayan buyuk Turk muhaceretinin tabii bir neticesidir. Ozellikle Anadolu’nun Turklesmesine sebep olan bu buyuk muhaceret olayi olmasaydi ne Selcuklu devleti, ne de Turk hakimiyeti soz konusu olurdu. Bu onemi dolayisiyla bu gocler hakkinda esasli bilgi edinmek, bu tarih donum noktasinin ve halkimizin gercek kokenini ogrenmek bakimindan bir zaruriyet oldugu inancindayim.



10.Asir baslarinda Cin ve Mancurya’da kurulan Kitay Devleti 924 de Orhun vadisine saldirarak, zaten yogunlasan nufuslari ve bollasan hayvanlari ile daralan yerlerinde sIkisan Turkleri, yurtlarini birakip Bati’ya goc etmelerine mecbur etti. Bu hareket sirasinda Turk kavimleri arasindaki kaynasma sonunda Saman dinine mensup Baskirdlar, Pecenekler, Macarlar ve Bulgarlar 932 de Karadeniz uzerinden Avrupa ve Balkanlar’a goc ederler.



11.Asir baslarinda Kitaylar’in, diger Dogu Turkleri ile beraber Kipcak, Karluk ve Oguzlar’a baski yapmalari sonucu, 2.bir goc dalgasina sebep oldu. Bu gocler Musluman Oguzlar’in (Turkmenler) Selcuklular idaresinde Islam dunyasina hakim olmalarina imkan verirken, Saman (Pecenek,Uz ve Kipcak) Turkler de Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa ve Balkanlar’a gocuyorlardi.



Butun Avrupa’yi tedirgin eden Saman Turklerinin bu gocler sonunda Balkanlarda meydana getirdigi hakimiyet uzun surmez. Bizans bunlari (1123) ortadan kaldirip bir kismini Balkanlar ve Anadolu’da sinir boylarinda iskan eder.



Saman dinine mensup olan bu Turk boylari zamanla Hiristiyanligi kabul ederek kimliklerini kaybetmislerdir. Ancak Rumeli’deki bu Turk nufusu, daha sonra buraya gelen Turkmenler tarafindan Musluman edilmislerdir. Y.Ziya Yorukan, Rumeli’ye gecen bu Turkmenlerin kamilen Yoruk adini almis olduklarini belirtiyor. Fakat Rumeli’deki kadim yerli Turkler’e bazi yerlerde Gacal, Catak, Aryan, Pomak ve Bulgar gibi degisIk adlar verilmis



d-Anadolu’nun Musluman-Turk yurdu haline gelmesi:



Bu goclerin bizce asil onemlisi, Hazar’in guneyinden Anadolu’ya akin eden Musluman Oguzlar’in gocleridir.



Burada enteresan bir nokta da, Turkler’in Bati Milletlerine nazaran, muayyen bir cografyada yerlesmekte gecikmis olmalaridir. Bu gecikme, asirlarca Asya’da hayvanciliga ve akinciliga dayanan, “Bozkir Medeniyeti” denilen bir hayat nizami icinde yasamis olmalarindan kaynaklanir. Fakat zamanla bu sistemin risklerini anlayarak, VIII.asirdan itibaren, Buyuk Gokturk Hakani Bilge Kagan’in vasiyetine de uyarak, belirli bir mekanda yerlesip, surekli devletler kurma amaci guttuler.



Dandanakan savasindan sonra onlerinde hicbir engel kalmayan Turk boylari hayvanlari ile Malazgirt savasina kadar Anadolu kapilarina gelip dayanirlar. 1018-1021 de Cagri Bey, 1045 de Kutalmis Bey, 1067 de Afsin Bey Anadolu iclerine sayisiz akinlar yapip, buralarin bereketli, yasamaya uygun guzel bir yer oldugunu ve Rumlarin da savasamayacak kadar zayif olduklari konusunda rapor verirler.



1071 Malazgirt Zaferi ile Bizans ordusu yenilince Anadolu kapilari ardina kadar, heyecanla bekleyen Turk boylarina acilir. Hizla iceri dalan Turkler hic direnc gostermeyen Anadolu’da o hizla Ankara ve cevresine ulasirlar. 1073 yilinda Ankara Selcuklu Hakimiyetine girer.



1040 Dandanakan zaferi ile baslayip, 1071 Malazgirt zaferini takip eden yillarda Turkistan, Horasan ve Maveraunnehir’den yapilan goclerle Anadolu’ nun etnik yapisi da hizla degisir. Artik bu gocler istila ve yagma seklinde degil, bir yerlesme ve yurt tutma amaciyla yapilmistir. Boylece Anadolu’nun, yerli (Rum, Ermeni ve Gurcu) nufusu, Turk nufusu karsisinda cok azinlikta kalmistir.



Bu gocebe Turkmenler hakkinda Rumlarin davranislari da kayda deger. Onceden Turkmen akinlarindan sikayet eden Rumlar, Beylik kurulduktan sonra davranislarini derhal degistirip, Bizans’in baskisi idaresi yerine bu Turkmenler’in hakimiyetini seciyor, adalet ve guvene kavusacaklarini umuyorlardi.



Iste Mogollarla Turkler arasindaki esasli fark budur. Nitekim Selcuklu beylerinin ayri ayri Turkmen istilasi ilk zamanlarda mecburen bir takim akin ve yagmalara sebep olmus, fakat devlet kurulunca hersey duzelmistir. Halbuki Mogol istilasi bir devlet idaresinde buyuk ordular vasitasi ile ve bir nufus hareketi olmaksizin, toptan yagma, kital ve tahripler esliginde yapilmisti.



Bu buyuk farka genellikle dikkat edilmezken, yalniz Rus alimi W.Barthold, Turklerin demokrat, Mogollarin da aristokrat bir devlet idaresine sahip olduklarini, Turk beylerinin mevki ve asaletlerine ragmen, Mogollar gibi halka hakaretle bakmadiklarini, bilakis devletin kurulus ve yukselisinde halka birinci derecede mevki verdiklerini belirtmistir.



Kesif Turk muhacereti, Anadolu’yu,11.Asrin son ceyreginde tamamen bir Turk ulkesi yapmistir. Islamiyet’in Orta Asya’da kuvvetlendigi 11. asirdan itibaren bilhassa Buhara ve Semerkant gibi ilim ve kultur merkezlerinden gelen ve “Horasan Erenleri” denen atesli propogandaci dervis gaziler, imanlarini bu asiretlere asilayarak onlara kolayca hukmederler. Emirleri altina giren kitleye once “Cihad” ve “I’l-yi Kelimetullah” umdelerini asiliyor, sonra bu umdelerin tahakkuku icin, gerekli bilgi ve beceriyi veriyor, yol gosteriyor, teskilatlandirip sevk ve idare ediyorlardi. .”Alp” ve “Abdal” gibi unvanlar da tasiyan bu mursidler, once harb ile Bizans topraklarini isgal ediyor, sonra oralarin Turk-Islam topragi (Sulh) haline gelmesi icin muazzam bir faaliyete girisiyorlardi.



Tarihin en dikkate sayan hadiselerinden biri olan bu faaliyet, buyuk bir enerji ve en musbet sekilde ve en kisa zamanda netice veriyordu. Hoca Ahmet Yesev Hazretlerinin talebeleri olduklarini bahsettigimiz ve aralarinda Mevlana Celaleddin Rum seyh Aliyyus Semerkand gibi onderlerin de bulundugu bu manevi mimarlar Anadolu’ya Turk-Islam muhrunun vurulmasinda bizce en etkin rolu oynamislardir.



Asirlar suren Turk-Arap akinlari, zaten Anadolu’da Rum ve Ermeniler’in koy hayatini temelinden yikmisti. Rum ve Ermeni yerli halk, Turk akinlari karsisinda once mustahkem kale ve sehirlere, oradan da daha sonra sahillere cekilmisler, boylece Orta Anadolu tamamen Turklesmistir.



Dogudan gelen Turk gocmenler, ileri, Bizans siniri uzerindeki vilayetlere iskan edilmislerdi. Bunlar proniyelik vazifesi gordukleri icin, butun enerji kudretleri ile bu topraklara yerlesmisler, saf Turk kulturunu temsil etmisler ve Bati Anadolu Turk beyliklerinin nuvesi olmuslardir.



Mogol istilsi ile Kuzeybati Anadolu’ya yerlesen taptaze gocebe kuvvetler, nisbeten hayatiyetini kaybetmis yerlesIk Turklerden daha canli ve atesle hududu muhafaza ediyorlardi. Bunlarin, anayurtlarini mustevliye birakmanin kompleksi icinde cihada sarildiklari muhakkaktir.



Bu yillarda Kuzeybati Anadolu’da dunya capinda gelisme istidadi gosteren bir herc u merc mevcut idi. Bu konuda fazla bir bilgi olmamasina karsi, bu bolgede tesekkul eden dini tarikatlerin, sosyal kitleyi sevk ettikleri muhakkakti.



Oguzlarin Bozok gurubuna mensup 12 boy Kuzey Anadolu, Ucok gurubuna mensup 12 boy da Guney Anadolu’nun cesitli bolgelerine yerlesmislerdir. Turkiye’ ye yerlesen en kalabalik boy, Selcuklularin basinda bulundugu Kinik boyudur. Asalette birinci telafi edilen ve Osmanogullarinin basinda bulundugu Kayilar, daha sonra Afsar ve Bayindirlar da yogun olarak geldiler. Kiniklar ozellikle Kizilirmak cevresini isgal etmislerdir.



Oguz asiretleri uygun yerlesim yerlerinde iskan edildikten sonra buralara genellikle kendi soylari ile ilgili isimler vermeye basladilar. Cevredeki koylerden Kinik, Igmir, Igdir, biraz daha ilerlerde Kizik, Camlidere’de Pecenek, Bayindir, Cubuk’da Cavundur, Ayas’da Bayat gibi koyler Oguz boyu isimlerini tasimaktadir. Bunun yaninda koyun kurucusu oldugu bilinen Dervislerin isimlerini alan, kendi koyumuz oldugu gibi Tasli Seyhler, Ali Dede Seyhler, Yuva Seyh, Otaci Seyh koylerini sayabiliriz. Ayrica icindeki turbeden veya Alperenlik literaturunden isim alan Erenkoy, Tekke gibi koyler de var.



Bozkir kavmi oldugu icin onceleri duzluk yerlere yerlesen Oguzlar, nufuslari cok artinca, daglara da yayilmaya baslamislardir.



Selahattin Kocyigit’ e gore, Orta Asya’dan en son Kipcak Turkleri’nin bir kolu olan Citaklar ilcemize yerlesmis. Yazar, sadece ilcemizde degil, Anadolu’nun pek cok yerinde Citak olarak bilinen aile ve yer ismi var oldugunu belirtiyor. Turkmenistan’da gorev yapan hemsehrimiz Yusuf Akgul ise, Orta Asya’da Citak sozunun, “Cotak” haliyle hal kullanildigindan bahsediyor.



Burada Anadolu’nun Musluman Turk kimligi kazanmasinda manevi mimar olarak rol oynayan Dervis Gaziler hakkinda genis bir sayfa acmak istiyorum.



Horasan’da Yesev tarikatinin kurucusu Pir Turkistan Haci Ahmet Yesev ve cevresindekiler, Islam inanciyla Turk geleneklerini kaynastirarak bir sentez meydana getirmisler ve Islam’i samimiyetle kabul etmislerdi.



Islam Turk kulturunun mimari sayilan bu gurup, kulturumuzun temel taslari olan unsurlari, Islam gibi saglam bir harcla ormusler, sonsuza dek yikilmayacak dayanikli bir yapi meydana getirmislerdi. Sentezci, yani iki farkli unsuru tek butun haline getiren rolleri ile, tarihte isimlendirilirken de bu rollerini aksettirirler.



Alperen ismi, bu ozelliklerin hepsini en iyi sekilde ifadelendiren bir sifattir. Alp; yigit, mert, savasci demektir. Eren ise, Allah yolunda belli bir mertebeye erismis, kendini Allah yoluna adamis kisi anlamindadir. Ilk bakista cok farkli duran bu iki kelimenin, bazi insanlarin sahislarinda somutlastigini goruruz.



Alplik, Islam oncesi Turklerde bir unvan veya savasciligi ifade eden bir sifat olarak kullaniliyordu. Turkler’in Islam’i kabulu ile Anadolu’da eli kilicli bazi din adamlarinin, tasavvuf erbabinin faaliyete gectigi gorulur. Bu insanlar Islam’in yayilmasi icin ellerinden gelen gayreti gosteriyor, kimi sozle kimi zaman kilicla mucadele ediyorlardi. Soz gibi soyut bir kavrami, kilic gibi somut bir varlikla birlestiren bu insanlara,herhalde “Alperen” den daha guzel bir sifat verilemezdi.



AsIk Pasazade’nin “Gaziyan-i Rum”,diger kaynaklarin Alpler-Alperenler gibi unvanlarla zikrettikleri bu zumre, yalniz Anadolu Selcuklularinin cokme devrinde degil, daha ilk Anadolu futuhati esnasinda da mevcut bir sosyal kurum idi.



Islam’dan once Turklerde “kahraman, cengaver” anlamina gelen ve prenslere de verilen Alp unvani, Islam’dan sonra, hatta Musluman Turk devletlerinin resmi unvanlarinda bile devam etmisti. Fakat Islam’i kabul ettikten sonra yalnizca “Gazi” lakabi kullanilmis.



AsIk Pasazade ayrica Alperen olmak icin, kuvvetli yurek, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, ozel bir elbise, yay, iyi bir kilic, sungu ve iyi bir arkadas olmak uzere dokuz sartin arandigini da kaydediyor.



Kirmizi Ebe’nin de icinde bulundugunu var saydigimiz “Baciyan-i Rum” zumresi, tarihcilerden sadece AsIk Pasazade’nin kayitlarinda geciyor. Bu kadinlar uc beyliklerindeki Turkmen kabilelerin silahli ve cengaverleri olarak anlatiliyor.



Alplik ile Erenligi sahsinda birlestirip, Anadolu’nun fethinde ordu icinde yer alan, diger zamanlarda tekkelerde ogrenci yetistiren bu seckinler, kendilerinden sonra gelenlere yol gostermislerdir. Alperenlik,yuksek ahlak ve savasci ruh isteyen bir mertebedir. Onlar Islam’in yogurdugu celik gibi bir sahsiyete ve yilmaz bir savasci iradeye sahiptirler. Halk arasinda oyle kabul gormuslerdir ki, cogu dag baslarinda olan turbeleri bile bu gun pek cok insanin ziyaretgahi halindedir.



Dervis Gaziler, 11.12. ve 13.asirlarda, Anadolu’da henuz fethedilmemis olan yorelere, yol agizlarina, bogazlara tekkelerini kurmuslardir. Bu Tekkeler Turk ordusunun karakolu durumundaydi.



Bu dervisler Hiristiyan ulkeleri, kisa zamanda Turk topragi olarak devlet sinirlari icine dahil etmislerdir. Savasci niteliklerinden dolayi Alperenler, kultur tarihimizde “Kolonizator Turk Dervisleri” olarak da anilmaktadirlar.



Ahmet Yesevden aldiklari ilhamla yola cikan bu sahislarin, kilic ve sozleri oldugunu belirtmistik. Fakat onlarin sozle yaptiklari cihad daha dikkat cekicidir. Dunya tarihinde diger fetihlerden sonra meydana gelen ayaklanma ve direnmeler olurken, bu Dervis Gaziler, Anadolu’daki yerli halkin ruh dunyasini ele gecirdikleri icin herhangi bir direnme ile karsilanilmamistir.



Hoca Ahmet Yesevnin talebeleri olan Dervis Gaziler, bir carik bir asa, birkac bas hayvan ile yerlestikleri yerlerde, ilkin yerli halkdan biraz uzak, tereddut icinde gecen bir zamandan sonra yerli halka yapilan karsiliksiz iyilik ve yardimlarla meydana gelen guvene dayali dostluk, asirlarca surecek, kardesce bir arada yasama duzeninin temelini olusturur. O Cennetmek Dervis Gazilerin tesis ettigi sicaklik ile, Bizans’in zulmunden bunalan yerli halk, Turkmen gocu dalgasina hic direnc gostermez ve zamanla sosyal bir kaynasma meydana gelir.



Batili kaynaklarin: ”Turkler, yerli halki Bizans’in zulum ve fenaliklarindan korumak icin, tanri tarafindan gonderilmisdir.” Diye bahsettigi Turk Begleri, Mogollar gibi yerli halki asla hakir gormeyip, onlara insanca yaklastilar.



Uzerinde yasadigimiz ve “Anadolu” olarak isimlendirdigimiz topraklarin Bizans donemindeki adi; Latince “Gunesin dogdugu yer” anlamina gelen Anatolia’ dir. Islam tarihi kaynaklarinda ise Diyar-i Rum (Rum ulkesi) olaerak gecen bu ellere Anadolu isminin verilmesi, mutasavvif Dervis Gazilerin diliyle olmustur.



Bu Dervis Gazi’lerden biri de, bugun Taslica Koyu’muzde medfn bulunan Kirgiz Ebe ve oglu Oruc Gazi’dir. Bu iki Turk-Islam mucahidinin kabirleri sanki, hal o eski yasadiklari yeri gecmiste oldugu gibi bugun de muhafaza etmek ister gibi koyun girisinde ve cikisindadir. Kaynaklara gore Kizilcahamam’in, kaydi



bulunan en eski Turk-Islam yerlesim yeri oldugu bilinen Taslica Koyu’nde vuku bulan ve yasadigimiz bu topraklara Anadolu isminin verilmesine vesile olan menkibenin genis seyri kitabimizin turizm bolumunde ele alinmistir



Anadolu Selcuklu Sultani Alaaddin Keykubat (1220-1237) ordusu ile seferde iken yolu uzerindeki Taslica’ya ugrar ve burada Kirgiz Ebe’nin, askerlere ayran ikram ettigi sirada gosterdigi keramet karsiligi, Kirgiz Ebe’nin dilegi uzerine buralari onun evlatlarina yurtluk olarak bagislar. Koye de vergi muafiyeti taninir.



Taslica Koyu’ne taninan bu vergi mufiyeti Osmanlilar doneminde de yururlukte kalip, Cumhuriyet’e kadar devam eder ve 1925 sonrasi siyasi sosyal ve ekonomik duzenlemeler cercevesinde kaldirilir.



Keramet ehli biri olmasindan dolayi, Allah’in veli kullari arasinda olan Kirmizi Ebe ve ailesinin, siradan bir gocmen ailesi olmayip, Haci Ahmet Yesevin talebelerinden birisi oldugu hukmunu cikarabiliriz. Bu topraklara yerlestigi tarih olarak da, Melik Mesud’un Ankara’nin kuzeyini fethettigi 1197 veya sonraki 5-10 yil olarak soylememiz mumkundur.



Cunku, bu tarihler, Haci Ahmet Yesevin, talebelerine vasiyeti uzerine olumunden (1166) sonra Anadolu’ya gelmis olabilecekleri tarihlere yakindir. Ikinci bir hareket noktasi da, Kirmizi Ebe’nin,Haci Ahmet Yesevin,yillar once Turkistan’da gosterdigine benzer bir keramet gostermis olmasidir ki, bu ozelligin kendisine Haci Ahmet Yesevden tevarus etmis olmasi kuvvetle muhtemeldir. Azi cok etme kerameti, manevi yonu cok fazla kisilerde gorulen bir haldir.



Tarihin akisina donersek,1176 Miryakefalon zaferinden sonra, 2.Kilicaslan tore geregi ulkeyi ogullari arasinda pay ederken Ankara ve kuzeyini (Cankiri ve Kastamonu dahil) oglu Ankara meliki Muiniddin Mesud’a biraktigini goruyoruz.



Melik Mesud, Bizans’a karsi Sakarya vadisine kadar yaptigi fetihlerle, 1197 de Devrek’i Turk topraklarina katar. Devrek’in fethi,Gerede ve Yabanabad’in bu tarihten once veya en azindan ayni yil Selcuklu hakimiyetine girdigini gosterir.



Bu donemlerde Ankara ve Kastamonu cevresine daginik halde 100.000 cadirlik (=400. 000 kisi) Kayi Turkmen toplulugu yerlestirilmistir.



En onemli Anadolu beyliklerinden olan Candarogullari Beyligi’nin sinirlari icinde bulunan Yabanabad, beyligin basta Osmanlilar olmak uzere diger beyliklerle irtibat noktasinda ve ayni zamanda beyligin egitim ve kultur merkezidir. Bu donemde daha da onem kazanan Yabanabad’in kuzey (Guvem) bolgesinin idaresi, Candaroglu Isfendiyar Bey tarafindan oglu Hizir Bey’e verilmek istenir. Buna karsi cikan oteki oglu Kasim Bey’in Osmanlilar’a basvurmasi sonucu Celebi Mehmet’in bolgeye yurumesi uzerine, bolge idaresi Kasim Bey’in uzerinde kalir. (1417)



Mogollarla yapilan Kosedag Savasi’nda Selcuklular’in yenilmesi sonucu, 1243-1277 arasi Ankara Mogol hakimiyetine girer. Bu yillarda Mogol baskisindan kacan Turkmenler, ilk fetih donemlerinde oldugu gibi buyuk gruplar halinde Anadolu’ya girdiler. Bu goc ile,sahip olduklari menkul kiymetleri ile az cok mureffeh bir takim koylu halk, zengin tuccarlarla beraber, Mogol saldirisindan kacan cok sayida ilim adami, sanatkar, lider, seyh, dervis ve baba Turkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya geldi ve bu goc dalgasindan sonra Turkler Anadolu’da % 85-90 (Ozellikle koylerde % 100 e yakin) bir yogunluga sahip oldular.



Bu sekilde Anadolu’ya gelen baska bir zumre de gocebelerdir. Bunlar ayri ayri yayla ve kislaklarda yasayan yari gocebe unsurlardir. Kendi ihtiyaclari kadar biraz ziraatle mesgul olmakla beraber, bilhassa hayvan suruleri yetistiriyorlar, Orta-Asya’dan getirdikleri halicilik ve nakliyecilik de onlar icin mutemmim bir uretim vasitasi oluyordu. O zamanlar Anadolu’nun pek meshur olan atlarini yetistirenler, halilarini dokuyanlar bunlardi.



12.asrin sonlarina dogru, yillar suren futuhat ve istiladan sonra nufus yavas yavas oturmaya baslar. Koyler onemli bir cogunluk idi. Orta-Asya’da koyde yasayanlar, goclerden sonra Anadolu’da da derhal koyler kurup zirai uretime basladilar. Bu arada gayrimuslimlerin kurduklari koyler de zamanla Turklesti. Koyler ozellikle ticaret yollari, buyuk sehirlerin cevresi ve maden bolgelerinde kurulmuslardi. Fakat yol guzergahindaki koyler daima tahribata ugruyorlardi.




Koylerde kendi topragini isleyen az sayida ciftciden baska, toprak sahibi olmayip belli bir ucret karsiligi rencberlik edenler veya baskasinin topragini kendi sermaye ve gucu ile isleyerek yaricilikta bulunanlar da vardir ki, koy halkinin cogunlugunu teskil ediyorlardi. Bunlardan baska koy arazisinin buyuk kismini kendi ellerinde toplayarak onlari rencberlerle isleten, yariciliga veren, sayilari az da olsa bir koy aristokrasisi mevcut idi. Bunlar koyun hakiki hakimleri idi.



Koylerde kendi topragini isleyen az sayida ciftciden baska, toprak sahibi olmayip belli bir ucret karsiligi rencberlik edenler veya baskasinin topragini kendi sermaye ve gucu ile isleyerek yaricilikta bulunanlar da vardir ki, koy halkinin cogunlugunu teskil ediyorlardi. Bunlardan baska koy arazisinin buyuk kismini kendi ellerinde toplayarak onlari rencberlerle isleten, yariciliga veren, sayilari az da olsa bir koy aristokrasisi mevcut idi. Bunlar koyun hakiki hakimleri idi.



Y.Ziya Yorukan, bu donem Anadolu’sundaki koylu kesimini; Turkler (Eskiden burada bulunmus ve Turkmenler geldikten sonra Musluman olmuslar), Turkmenler ve Yorukler olmak uzere uc kisimda inceliyor. Ifadesine gore Turkmen ve Yorukler Anadolu’ya sonradan, muhtemelen Turk muhacereti sirasinda geldiler.



Selcuklu idaresi, harp ve anarsi neticesinde zarara ugrayan, dagilan koyleri mumkun oldugu kadar himayeye, belli bir zaman icin vergiden muaf tutmaya, hatta onlari tohumluk ve cift hayvanlari ile donatmaya dikkat ediyorlardi.



Oguzlar’in onemli bir kolu olan Kayilar, Selcuklular devrinde genel Oguz muhaceretine katilarak Bati’ya gelmisler, Anadolu’ya gelenler muhtelif parcalara ayrilarak cok daginik sahalarda yerlesmislerdir. Ozellikle Amasya, Corum, Cankiri, Kuzeybati Ankara, Bolu, Eskisehir, Mugla, Burdur, Isparta ve Bilecik cevresinde yogunluk goruluyor. Buralarda hala Kayi isimli koyler var.



Yaband’da ilk meskenlesme buyuk capta ciftlikler seklinde olup, az sayida da mezraa bulunmaktadir. Anadolu’daki iskn sekilleri icinde en eski ve koklu unitelerden biri olan ciftlikler, cok defa bir veya birkac ailenin gecimini ve yerlesimini saglayan, genisce bir toprak parcasi uzerinde kurulmus kucuk bir yerlesim alani ve iskn tipidir. Yabanabad’daki ciftlikler muhtemelen, bu gun koylulerin verana / viran dedikleri, eski Bizans veya daha eski iskan yerlerinin uzantisidir. Bunlarin bir kismi babadan ogula intikal ederken, bir kismi da daha sonra vakfa donusturulmuslerdir.



Anadolu’nun fethinin ardindan, iskanin onculeri Dervis Gazi’lerdir. Bu gun en eski iskan kaydi Taslica Koyu’ne aittir ve Selcuklu Sultani Alaaddin Keykubat’ in (1220-1237), o zaman bolgede yerlesmis olan Kirgiz Ebe’ nin oglu Oruc Gazi’ye koy arazisini ciftlik olarak vakfettigini gosteren vakfiyedir.



Butun bunlara karsi Yabanabad’da Turk Koyleri, Vakif veya Timar Ciftlikleri’ nin etrafina kurulmustur diyebiliriz. Kendilerini emniyete almak icin gocebe Turk aileler, baska yerlerden gelerek ciftliklerin etrafina yerlesip, zamanla buralarin koy olmalarini saglamislardir. Prof Dr. Fuat Koprulu’ ye gore Ankara Savasi’ ndan sonra, Celebi Mehmet idaresi altinda bulunan yerlerde kurdugu timarlar sayesinde, kardeslerine karsi basari kazanmis ve padisah olmustur.



Kosedag Savasi’nda Selcuklular’in yenilmesi sonucu, 1243-1277 arasi Ankara Mogol hakimiyetine girer. Bu yillarda Mogol baskisindan kacan Turkmenler, ilk fetih donemlerinde oldugu gibi buyuk gruplar halinde Anadolu’ya girdiler.



Mogollar’ da once Anadolu’ya gelmis olan cok sayida dindar lider, seyh, dervis ve baba, yeni gelen ve yari Samanist olan bu Turkmenlere Islam Inancini tam olarak benimsettiler ve uclarda ki savas kutsal bir anlam kazandi. Bu durum da yayilmayi artirdi. Bu ikinci goc dalgasindan sonra Turkler Anadolu’da % 85-90 (koylerde % 100 e yakin) bir yogunluga sahip oldular. Ankara’da Ilhanlilar (1304-1344) devresindeki bu hakimiyet Eretna Devleti kurulana kadar devam eder (1304) ve Ankara’da Osmanlilar’a kadar surecek bir Ah yonetimi kurulur.




3-OSMANLILAR DONEMI:



Ankara, Ah yonetiminde iken, stratejik oneminden dolayi, Osmanli hukumdari Orhan Bey’in oglu Suleyman Pasa tarafindan fethedilir (1354). Fakat bir sure sonra Ahiler tarafindan geri alininca, bu sefer de Osmanli hukumdari I.Murat tarafindan cevresi ile beraber (Yabanabad dahil) Osmanli topraklarina katilir. (1362) Bir rivayete gore Ankara, sehrin ululari tarafindan I.Murat’a hediye edilir. Bu donemde Ankara, yogun Turk nufusuna olan ihtiyac ve stratejik oneminden dolayi Karaman Beyligi ile cekisme alani haline gelir ve birkac defa el degistirir. Bu yillarda Yabanabad’in dogu ve guneyi Osmanli Beyligi, bati ve kuzeyi de Candarogullari Beyligi hakimiyetnindedir.



“Yabanabad” adini ilk ne zaman aldigi bilinmemekler beraber, 1423 tarihli ilk tahrirde zikredilen “Yabanova” adinin Selcuklular’dan intikal ettigini kabul etmemiz gerekir. Bu tarihte verilen Yegen Bey Vakfiyesi’ne konu olan vakiflarin kaynagi ilk Osmanli donemine kadar gitmektedir. Yani bolge-yer isimlendirme ve tanimlamalari II.Murat devri tahrirlerini esas almakta, onlara da Selcuklular’dan intikal ettigi anlasilmaktadir.



Burada Yabanabad tarihinde onemli bir yere sahip olan, ileride sIk sIk karsimiza cikacak olan Turasan Sah Bey’den soz etmemiz gerekir. XIV.asir ortalarinda Horasan’dan gelen Turasan Sah, ”Bey” unvani ile Ankara bolgesine yerlesmek istediginde, sIk ormani, soguk ve bol suyu ile temiz havasindan dolayi, o zamanki adi Akcakavak olan 10 hanelik Tekke (Verimli) koyunu secer ve koy bundan boyle Beykoy olarak anilmaya baslar. Zamanla etrafindaki 5-10 hanelik koyler (Ortakoy, Verana, Hacikoy ve Omurlar) eskiya korkusu ile Bey’in himayesine siginip Beykoy ile birlesirler.



Bundan, guc ve nufuzunun cok fazla oldugunu anladigimiz Turasan Sah Bey, 1354 de Ankara Kalesi’nin fethine babasi ile birlikte katilir. Yabanabad’da daha sonra kurulan en zengin vakiflar O’na ait olduguna gore, bu zenginligini ve nufuzunu bu sirada elde etmis olmasi muhtemeldir.



Ankara Kalesi’nin fethinden sonra bolgede kalici Osmanli hakimiyetinin kurulmasi icin baslatilan ilhak mucadelesine de katilarak, bu sirada elde ettigi basari ile yari must bir otorite kuran Turasan Sah Bey’e,”Bolgenin bir bolumunun ilhakla elde edilmis ilk sahibi” olmasi sifati ile, memleketi imar-ihy ve iskan etmesi sarti ile II.Murat tarafindan ilk mulkiyet berati verilir.



Buradaki Virancik (Orencik) koyu ise 1.Murat zamaninda Iskender Bey’e ait iken, iki hisseye ayrilip II.Murat zamaninda Ahi Pasa ve Ahi Arif’e satilir.



Turasan Bey vakfi hakkinda, Fatih Sultan Mehmet’in gonderdigi berat ise 1463 Mart’nda deftere islenmistir. Defterde Hiristiyan halkin; Istanoz, Gudul, Kesanuz ve Erkeksu karyelerinde yasadigi anlasiliyor. Yabanabad’da ise herhangi bir gayri muslim unsur yok.



Gudul’de 11 hane “Kefere-i Gudul” ismi ile kaydedilmis. Kesanuz (Yesiloz)’da 1600 akcalik epeyce fazla cizye miktari, buradaki Hiristiyan reaya miktari hakkinda bir fikir verebilir.



Bu sayimda ilcede gayrimuslim unsura rastlanmamis. Bu tesbitle bolgede sadece Turk ve Musluman homojen bir yapi bulunuyor denilebilir. Ancak bazi koylerimizin cevresindeki yer isimlerinin ve “Kurd” isimli koylerin varligi, bolgemizde vaktiyle az da olsa bir Kurd iskaninin oldugunu ortaya koyuyor. Mesela Camlidere Yedioren koyunun eski ismi Kurd koyudur.



1523-1571 arasi tahrirlerde koyden; ”Kurtler ve Kuzkoy,karye-i mezkrenin ehli Kurtlerdir. Ors-i Seriyyeden ve orfiyyeden mu’af ve musellem olup yilda ikisi asakir-i mansureye eserler deyu defter-i kohnede mestur, yine kemakan mukarredir.” Diye bahsediyor. 1463 sayiminda Sorba yakinlarinda bir Kurd koyu oldugu kaydediliyor. Bunlardan baska Taslica koyunun kuzey batisindaki Kurdkonagi mevkii ve Beskonak koyundeki Kurtalti mevkii ve Selami Demircan’ in ifadesine gore Yildirim bolgesinde Kocakurdun Dere, Tilloglunun Kopru, Kurtler mevkileri ve Kurt mezarligi, bolgede vaktiyle Kurt iskaninin bir delilidir.



Anadolu’ da istikrarin ve asayisin ortadan kalktigi donemlerde, Dogu’ dan bazi Kurt asiretlerinin bolgeye gelip yerlesmis olabilecegi soylenebilir.



2.Mahmut zamaninda, gocebelerin azginliklari cogalip syet konusu olunca, Ankara sancakbeyligi, kaza kadiliklarina gonderdigi fermanla, Kurt gocebelerinin kislaklarina donerken, Sorba kazasi koylerinde arazi ve hayvanlara zarar verdiklerinden bahisle gerekli tedbirin alinmasini ister. Gercekten Kurt gocebeler, 1824 sonbaharinda hayvanlari ile Sorba kazasi sinirlari icinden gecerken, halkin 2000’e yakin koyun ve keci, 350 den fazla beygir-kisrak, 200 kadar kara sigir-okuz ve 65 den fazla merkebini gasp etmisler, ekili araziye zarar verip bunlara engel olmaya calisan halki dovmuslerdir. Ayrica bu Kurt gocebeler Taslica’ya ugrayip, koy halkindan Mehmet isimli birinin kizina tecavuz etmisler.



Bu bilgiyi aciklayan Seyfettin Bey, ayrica koyumuzun Calti tarafindaki Kurt konagi mevkiinin, bu goc hareketleri sirasinda bahse konu Kurtler tarafindan kullanildigi ve bu yuzden bu bolgeye Kurt konagi denilebilecegi uzerinde duruyor.



Basta Anadolu’nun fethinde gorev alan beylerinkiler olmak uzere mulkler, daha II.Murat (1421-1451) zamanindan itibaren vakfedilmeye baslanir. Gelirleri ile Yabanbad’in gelismesinde buyuk bir paya sahip olup sonraki bolumlerde genis olarak ele alinacaklardir.



Yabannin temeli olarak kurulan bu vakif ve timar ciftliklerinin etrafina kurulan Turk Koyleri isimlerinin bir kismi Beylerin ismini, bir kismi asiret, boy veya cemaat ismini, bir kismi cevrede icra edilen sanat ve cevrenin ekonomik ozelliklerini, bir kismi cevrede yasamis evliya veya turbe ismini, bir kismi cevrenin arazi sekillerini, bir kismi Rum ismi ile kalirken bir kismi da renklerle tasvir edilmistir. (Ornekler idar bolumde detaylica ele alinacaktir.)



Bursa-Tebriz Ipek Yolu (Ankara, Cankiri, Corum, Amasya, Tokat, Erzincan, Erzurum ve Aras) uzerinde bulunan ve icinde Yabanad’in da bulundugu Ankara’nin kuzeyindeki Candarogullari Beyligi’ne ait onemli merkezlerin, Osmanli kontrolunde tutulmasi meselesi yuzunden, Yildirim Bayezid zamaninda Osmanlilar ile Candarogullari arasindaki



Ankara Savasi’nda (28 Temmuz 1402), Osmanli Hukumdari Yildirim Bayezid’in, ordusu ile, bugun Cubuk ile Kizilcahamam arasinda yer alan Yildirim Ormanlari’nda otag kurdugunu bazi kaynaklar anlatiyor. Baska kaynaklarda da Timur’un Kizilcahamam yakinlarinda mevzilendigi ve fillerini IsIk Dagi etegindeki ormanlarda sakladigi belirtilir. Hemsehrimiz Huseyin Cinar; “Osmanlidan Cumhuriyete Cubuk Kazasi” isimli eserinde ise Yildirim’in otagini Esenboga yolu yakininda Meliksah koyu yaninda, Timur’un ise Pursaklar’in batisinda Kuscu Dagi’nin Sirkeli’ye bakan eteklerinde kurulmus oldugunu belirtiyor. Belgelere dayandigi icin bu gorusun dogru olmasi gerekir.



Ankara Savasi’nda Osmanli ordusundaki Rumeli kuvvetleri icinde bulunan Citak boyu Turkleri’nin, savasdan sonra geri donmeyip bolgede yerlesmis olmalari ve bu gunku Citak kokunun temelini teskil etmis olmalari kuvvetle muhtemeldir. Bugun bolgedeki koyler (1840dan itibaren) hep Yildirim on adi ile (Yildirim Oren, Yildirim Hacilar, Yildirim Catak, Yildirim Demirciler, Yildirim Olucak gibi) anilir.



Ilcemizin Egerli ve Semer bolgelerinde Ankara Savasi ile ilgili bir tesbit var. Bolgeye ilk gelen asiretlerden atlari egerli askerler, Baskoy, Alveren Koyu tarafinda, atlari semerli olanlar ise Semer tarafinda yerlesmis olduklarindan bolgeye “Egerli” ve “Semer” ismi verilmis oldugu belirtiliyor.



Ancak bu isimlerin bolgede bir zamanlar bulunabilecegi mumkun olan “Egercilik” ve “Semercilik” gibi sanatlarla da ilgili olabilecegi gibi, bolgedeki Egri akarsuyunun zamanla bozularak Egerli almis olabilecegi de mumkundur. Cunku Baskoy 15. ve 16. asir sayimlarinda Bas Inegrilu olarak geciyor. Egrili ismi sanki sonradan Egerli olmus gibi.



Savastan hemen sonra Timur 8 gun kadar Ankara’da kalir. Aksak koyu, ismini Timur’ un i olan “Aksak” dan almistir. Bilindigi gibi Timur’un bir bacagi hafif sakat oldugu icin aksayarak yururmus.



Bu savasta Yildirim’in, yenilmesi ile baslayan Fetret Devri’nde Ankara Yildirim’in ogullari arasinda devamli el degistirir. Mehmet Celebi’nin Anadolu’ yu ele gecirdigini goren Suleyman Celebi, kardesi Isa Celebi’yi bir ordu ile Bursa’ya gonderir. Beypazari’nda Karaman ordusu ile carpisarak buradan Bursa’ya gelen Isa Celebi, Mehmet Celebi’ye yenilerek, Isfendiyar Beyligi’ne siginir.



Ikisi Ankara’yi Mehmet Celebi’den geri almak isterlerse de Gerede’de yapilan savasta yenilirler. Bunun uzerine diger kardes Suleyman Celebi taze kuvvetlerle bizzat ordusunun basinda Ankara kalesini kusatir ve kenti alir.



Boylece Ankara Yildirim’in ogullari arasinda devamli el degistirir. Yaban noktada mucadeleler sirasinda yapilan seferlere ugrak ve konaklama yeri olarak kullanilir. Sonucta Celebi Mehmet’in Osmanli tahtina oturmasi ile Anadolu Eyaleti’ne bagli bir sancak olarak kalir.



Sultan II.Murat zamaninda Haci Bayram nin Ankara’da yasadigi yillarda koylerine varana kadar imar edilir. Fatih Sultan Mehmet zamaninda ise, Karaman Beyligi ile mucadele yillarinda dimi bir ugrak yeri olur.



Anadolu Beyliklerinin en onemlilerinden olan Candarogullari Beyligi sinirlari icindeki Yaban bu beyligin, basta Osmanlilar olmak uzere diger beyliklerle irtibat noktasi konumunda ve beyligin egitim ve kultur merkezidir.



Bu donemde daha da onem kazanan Yabanbad’in kuzey (Guvem) bolgesinin idaresi, Candaroglu Isfendiyar Bey tarafindan oglu Hizir Bey’e verilmek istenir. Buna karsi cikan obur oglu Kasim Bey Osmanlilara basvurunca Celebi Mehmet’in bolge uzerine yurumesi uzerine bolge idaresi Kasim Bey’in uzerinde kalir. (1417) Kasim Bey, Celebi Sultan Mehmet’in damadidir ve Istanbul’ un fethine katilmistir.



Bolgedeki Kasimlar koyu, adini o gunlerden alir ve o doneme ait onemli kultur izleri tasir. Hidirlar adi da, Isfendiyar Bey oglu Hizir Bey’den kalmistir.



Osmanlilarla yapilan savasda yenilerek Candarogullari’na siginan Mentese Beylerinden Mahmut Bey, Kizilcahamam’in kuzeyinde (Iyceler Koyu’nun Menteseler Mahallesi) yer alan ve gunumuzde Menteseler adi ile anilan havalide yerlesmistir. Su anda bolgede yasayan Kara soyadli sulle bunlarin devamidir.



XV. Asrin ikinci yarisinda ise Guvem ve kuzey bolgeleri Candarogullari’ ndan Iskender Bey bin Mehmet Bey’in mulkudur. Bolgeye ismini veren Iskender Bey, elindeki arazileri vakfettigi halde Seyhamami’ni mulkiyetinde birakir. Eski ismi Kilise olan Seyhamami’ ndaki kilise, muhtemelen Iskender Bey zamaninda yikilarak, yerine bir cami insa edilmistir.



Osmanli arsiv belgelerinde “tab Binari” ip ucuyla belirtilen “Ilisu” koyunden bahsediliyor. Bu durumda Ilisu koyunun, gecmiste Binari kazasina bagli bir koy oldugu soylenebilir. Belgelerde Binari’ ye bagli diger koyler ve Sey Hamami civarinda sicak su kaynaklarinin bulundugu dikkate alindiginda Ilisu koyunun Guvem cevresinde bir koy (veya mezra) oldugu soylenebilir.



Keza Seyhamami’ nin bagli oldugu Yukari Kese koyunde onemli bir yere sahip Deli Imam ailesinin ILIPINAR soyadinin da ILISU baglantili oldugu varsayimi goz onunde tutulabilir.



XIII asir sonlari-XIV asir baslari arasinda bir Horasan ereni olan Seyh Ali-yus Semerkand (K.S.) hazretleri de Yabanbad’i sereflendirir. M.1320 de Isfahan’da dogan ve Hz.Omer (R.A)’in dorduncu batindan torunlarindan bir sulleye mensup olan bu zat, Semerkant ve Buhara’da ilim tahsil edip kemle erdikten sonra Anadolu’ya gelir. Irs vazifesine once Karaman’da devam eden Seyh, buradan Cankiri Ili Eskipazar ilcesi Seyhler Koyu’ne, daha sonra da Yabanbad’a gelerek o zamanki adi Kuzviran olan Camlidere’ye yerlesir. Bu belde Seyh’in yerlesmesinden sonra Ali Dede Seyhler Kriyesi olarak un yapar. Koy Seyh’in mulku olan ciftlik yeri ve degirmeni vakfettigi yaninda ileride bir de camii yapilmasiyla gelismeye baslar. (Seyh’e ait genis bilgi ilerde verilecekdir.)



Seyh’in keri arasinda “Sigircik-veya cekirge- suyu vardir ki, Eskipazar Seyhler Koyu’nde bulunan bu su, ar ve urune zarar veren hasar karsi, usulune uygun olarak kullanilirsa, hasaratin oldugu yerde karinlari alti beyaz Sigircik kuslari meydana gelerek zararlilari yok etmektedir. 51 Haziran 1571 tarihli ve padisah II.Selim’in muhrunu tasiyan fermanda; ”Seyh’in evlatlari olan ve sigircik suyuna memur edilen kisilerin her turlu vergi ve angaryadan muaf olduklari ve kendilerine hic kimsenin zulum ve baski yapamiyacagi, bu muafiyetlere iliskin ellerinde Huccet-i Serif olup bunun her zaman gecerli oldugu” belirtilmektedir. (Bu fermanlar her padisah doneminde yenilenmektedir.)



Bolgeye Horasan Erenlerinin yerlestigine bir baska ornek de, Guvem Hidirlar Koyu camii yanindaki Horasanli Abdullah turbesi. Fakat bu merhum zata ait bugun herhangi bir bilgiye rastlanamadigi gibi turbesinin yerinde de yeller esiyor.



Osmanlilar’ in Rumeli’ye gectigi 14. asir ortalarindan baslayarak, bu bolgenin genis anlamda Osmanli hakimiyeti altina girdigi II.Murad ve Fatih Sultan Mehmed zamanina kadar, Anadolu’dan ozellikle Turkmen asiretlerinin yogun olarak yasadigi bolgelerden cok sayida insanin buraya yerlestirildigi malur. Ali Kemal Balkanli’nin “SarkRumeli ve Buradaki Turkler” eserinde, Yaban’ dan yuzelli hane Turk’un, Edirne Eyaleti’nin Filibe Sancagi’na bagli Haskoy yakinlarindaki Uzunca maa sadirvan, hamam, bir cami-i Serif, bir mekteb-i munif, on kadar medrese odasi, bir dershane ve hademe odalari insa etmistir.



Ayni eserde, Haskoy ile Uzunca arasindaki mesafenin bir milden az oldugu, bolgenin kara ve demiryollari kavsaginda bulundugu, ipek, susam, anason, pamuk, tutun ve uzum yetistigi, tavukculuk ve hayvancilik yapildigi belirtiliyor. Ayrica yakin bir yerde kaplicalar da bulunan bolgeye sonradan Bulgar gocmenleri de yerlestirilir. Fakat 1912-13 Balkan savasi sirasinda butun Turk evleri yagma ve tahrip edilir, camiler yikilir, camii vakfi olan buyuk han da yakilir.



Rumeli’de Turklerin Anadolu’dan goturulup yerlestirildigi yerlerden biri de Cirpan ilcesidir. Ahmet Hezarfen, bunlarin Yabanabad Cirpan koyu ahalisi olduklarini soyluyor. Belgelere gore, buradaki Cirpan ilcesi Ali Pasa koyu ahalisi Aralik 1811 de Istanbul’da Divan-i Humayun’a gonderdikleri dilekcelerinde, yol uzerinde bulunan koylerinin Dagli eskiyasinin hucumuna ugrayip yakilip yikildigini ve bu koyun yerine yeni bir koy kurmak istediklerini belirtiyorlar.



Kanun Sultan Suleyman devri (1520-1566) baslari ve II.Selim devri (1566-1599) sonlarinda yapilan sayimlardan anlasilmaktadir ki, Yaban Asirda en parlak devrini yasamistir. Nufus ve uretime paralel olarak refah artmis, ekilebilir alanlar genislemistir.



Alisilan yerlesIk duzenin gerektirdigi hayat surerken, yayla zamani cikan tatsizliklar, koylerde bazan vukr ve sipahilerle aralarinda cikan nizzilerinde bazi yillar akarsularin tasip urunu mahvetmesi, degirmenlerin yikilmasi, bataklik ve salgin hastaliklardan dolayi tabiatla giristikleri bitip tukenmek bilmeyen mucadeleler etkiliyordu.55



Merkezden uzak sarp yerlerde kurulan bazi koylerin halki, bilhassa kis mevsiminden yollarin kapanmasi, yapilan tehlikeli yolculuklardan korktuklari, davarlarin bazilarinin heloldugu ve hirsizlar tarafindan gasp edildiginden sIkayetcidir. Yaban Oremis koyu halki bolgelerinin imardan uzak oldugu ve guvenlikten yoksun oldugu icin Ankara Kadisina muracaat ederek koylerinin Derbent olmasini isterler. (Kasim 1568) Koylunun bu istegi padisaha bildirilir.



Divan-i Humayun’dan (Yabanad veya Ankara kadisi oldugu anlasilan) Rahmi Bey’e yazilan yazida ise konunun arastirilmasi, adi gecen koyun korkunc ve tehlikeli yerde olup olmadigi, bunun icin Derbent olmasi gerekip gerekmedigi, koyun eskiden beri mamureden uzak olup olmadigi hususunun bildirilmesi istenir.



Anadolu’nun Cel isyanlarla sarsildigi XVI. Asir sonlarindan itibaren, Osmanli Devleti’nin oldukca saglam iktisad ve mill sebeplere dayanan bu hareketi bastirmakta zorlandigi gorulur. Toplum icin tehlikeli hale gelen bu isyanlar uzerine koylu, yol kiyisinda ve ovadaki koyunu birakarak, Cellilerin erisemeyecegi gozden uzak noktalarda 5-10 haneli koyler kurarak buralarda yerlesmeye baslamis. 57 Bu gun elverissiz yerlerde toplanmis akil disi gibi gorunen daginik koylerimiz bu kacisin bir gostergesidir. Atlarin tirmanamayacagi ve barinmanin zor oldugu dag doruklari ve yol vermeyen orman izbeleri gibi yerlesim yerleri bolgemizde fazlasiyla mevcuttur.



Idarlumde, bahsedecegimiz Altiviran koyu de belki bu sekilde kayboldu. Cunku kuytu sahalarda kurulan koylerimizin cogu gunumuze kadar gelmisken, acik sahalarda kurulu olanlarin cogu silinmis, dagilmis veya yer degistirmis.



Kendini korumakla gorevli devlet memuru ve pasadan bile gelen zulum uzerine koylu, yol kiyisi ve duz arazideki koyunu birakarak, atlilarin tirmanamayacagi kayalik yerler, ciplak dag doruklari ve orman icleri gibi gozden uzak 5-10 hanelik yerlere yerlesme yolunu tutmustur. Bugun en elverissiz yerlerde toplanmis akil disi daginik koy yapimiz bu kacisin bu gunlere gelmis bir uzantisidir.



Isyanlarin arttigi 16.asir sonlarinda, bazi kaza kadilari halki silahlandirmaya baslar. Elinde Emr-i serif bulunan bazi devlet gorevlilerinin de karistigi bu isyanda, halkin devlete ve ehl-i orfe (hukumet) guveni kalmaz. Bu yuzden bilhassa 1595-1596 yillarinda bazi kasaba ve sehirlerde ehl-i orf’e karsi saldirilar gorulur.



Bu saldirilardan biri de Yabanbad’da yasanir. Yabanbad kadisi ile Naib Abdulkadir, muhafiz oldugu anlasilan Mustafa Cavus’u “Halka zulum etmek” le suclayip mahkemeye cagirirlar. Diger yandan da Naib Abdulkadir halki toplayarak, ”Emr-i Serif mucibince Dem-i hederdir” diye kiskirtmis ve Mustafa Cavus’u mahkeme etmeye bile gerek duymadan kasaba halkina silah, tas ve sopa ile parcalatmistir. Ayrica iki elini de kesip evini de yagma ettirmistir.



Celi onderlerinden Karakas Ahmet de 17. asir baslarinda Ankara sancaginda tahribat ve talana girisir. 1603 de Yaban, Murtazabad, Ayas ve Baci kadilari Istanbul’a hukumete ortak bir dilekce yazarak, bu sirada Ankara Sancagi Mirlivasi Edip Bey’in kaymakami olan “Ali Kethuda’ nin hareketleri hakkinda bilgi vermislerdir. Bey’in vekili sifati ile guya devriye gezen Kaymakam, Celali levendlerden meydana gelen 200 silahli ile bu kazalarda koy koy dolasip “Burada kital olmus” diyerek cebren para tahsilati yapiyordu. Bu tahsilat sirasinda Yabanad koylerinden 6 yuk nakit akce olmak uzere diger kazalardan toplam 18,5 yuk (bir milyon sekizyuzellibin akca) haracdan baska at, katir, deve ve bir cok esyayi da zapdetmisti.



Bu dilekceye Istanbul’ dan gelen cevapta, isnat olunanlar dogru ise hemen hakkindan gelinmesi (idami) ferman olunmus. Ancak Ankara Sancak beyinin vekili olan Ali Kethuda’ nin Karakas Ahmet’ e karsi nasil bir tavir takindigina dair bir kayit bulunamamis.



Osmanlilarin, ozellikle Yukselme devrinde parlak bir hayat seviyesine ulasmis olan Anadolu ve uzerindeki koylerde, Duraklama devrindeki ic karisIkliklardan olumsuz etkilenmeler goruluyor. Genelde yol uzerinde kurulmus olan koyler her zaman baskina ugrayinca, buralardan daha emin oldugu dusunulen dag izbelerine bile goc edilip yerlesmeler baslar.



Koylerin birbirine saldirmasinin ve birbirilerinin arazilerinde hak iddia etmelerinin sebebi, anarsiden dogan otorite boslugudur. Bu bosluktan faydalanmak isteyen komsu Y. Karaoren koyu halki, koyumuzden toprak talep edince, Taslica koyu halkindan Seyyid Ibrahim, 1729 yilinda Sorba kadisina bir dilekce ile basvurarak, koye yapilan mudahalenin menini ister.



Ayrica bahse konu topraklarin kendilerine ait oldugunu belirten ve Kanun zamaninda (1542 yili ortalari) verilen vakif beratini gosteren Taslicalilar, Oruc Gazi adina tanzim edilmis vakif beratini sahitler huzurunda mahkemeye ibraz ederek; ”(Ekim-1729): ”Ecd Rahmetullah Hazretleri bir ciftlik yer vakfedup ol zamandan beri tasarruf eyledigimiz topraklardir.” diye koylerinin hakkini savunmuslardir. Kadi ise bu durumda mudahil Y.Karaoren halkini bu mudaheleden men eyleyip hukmunu bir il ile belirtmistir. (Ek-9)



Koyun tarih onemini goz onunde bulunduran Kultur Bakanligi,Ankara Kultur ve Tabiat Varliklarini Koruma Kurulu’nun 21.11.1991 tarih ve 2056 sayili karari ile Taslica Koyu’nu tekrar koruma altina almistir.



Anadolu’ da bir kisim acikgoz otorite boslugundan da istifade ederek, haksiz kazancin yollarini bulmaktadirlar. Bunlardan Murtaza Malkocoglu koyunden Katip oglu Seyit Mehmet ve Yaban etmislerse de kirk koy halki korkularindan bu sIkayet aleyhine ifade vererek, toplanan paranin kazanin masrafi icin kullanildigini ve ayanlardan memnun olduklarini beyan etmislerdir.



Fakat bir sure sonra tekrar sIkayet edilmisler, bu ayan iddiasinda bulunanlarin bir cok kimseyi de yanlarina alarak cevreye zulum yaptiklari ifade edilince Seyhulislam Durri-zde’ nin de talimati ile bu isi incelemek uzere bir molla tayin edilip fakir fukaranin hakkinin geri verilip ilgililerin ayanlik iddiasiyla halka eziyet etmelerinin men edilmesi emredilir.



Iddiada Katipoglu Seyyid Mehmet ve Cil Ahmet’ in 1776 dan beri her vergi toplanisinda kendileri icin deftere beser sekizer akce ekledigi ileri suruluyordu. Fakat kayitlarin kendilerine gore duzenlendigi ve Katipoglu’ nun kardesi Kadi Halil’ in davaya bakmasi ve baski yapmasindan dolayi davanin tam olarak gorulemedigi yolundaki ihbar uzerine, davanin yeniden gorulmustur.



Nitekim 1784 Haziran’ inda de yazilan bir ferman geregi Katipoglunun bundan boyle derebeylik yapmamasi, vazifelerinden disari cikmamasi, aksi halde hatir gonul dinlemeden cezalandirilacagi belirtilmistir.



Katipoglu ile beraber ayanlik pesinde kostugu iddia edilen Cil Ahmet oglu Hasan bir sure sonra yakalanip Aytuz kalesine kapatilir. Fakat Cil Ahmet kale dizdarinin kizi ile evlenip kacar. Bu olay uzerine kale dizdari ile Cil Ahmet’ in yakalanip baslarinin kesilerek Istanbul’ a gonderilmesi emrolunmussa da Cil Ahmet’ in bundan sonra ne oldugu bilinmiyor.



Ilcemizde Seyyid’ler bulunabilecegine dair elde kayit var. 1786 da Nakib-sraf tarafindan, Ankara eski Kaaim makami Fevzullah Efendi Zade Es-Seyid Lutfullah Efendi Ankara; Merkez, Yabanbad ilcelerindeki seyyidlerin basina kaymakam olarak atanmis.



Ilce merkezi Demircioren’de iken, II.Mahmud donemine ait 1831 tarihli bir belgede, padisah emri ile Yabanabad’dan 70 demirci ustasinin, top arabalarinin kundaklarinin yapiminda calistirilmak uzere Istanbul’a sevk edilmesi istenmis olup bugun bu koyde bir tek demircinin bulunmamasi garipdir. Istanbul’a gonderilen bu demircilerin, yakin zamana kadar koyde yasadigi bilinen Rumlar olabilecegi belirtiliyorsa da,1463 sayiminda ve ondan sonraki sayimlarda gayri muslim tebaanin olmayisi bu gorusu curutuyor. Ancak bu aileler eger etnik olarak Rum iseler, sonradan musluman olmalari soz konusu olabilir.



Bugun Demircioren’de, ilce merkezi oldugu devirden kalma “Mudur’un Mezari” olarak bilinen ve kitabesinden, vergi daireleri genel muduru, eski Ankara milletvekili Said Efendi’nin validesi Habibe Hanim’a oldugu anlasilan bir mezar (Olum tarihi:1312-1897) mevcuttur. Koyun yakinlarinda ise yeri tam olarak bilinmeyen bir kilise haresi oldugu soyleniyor.



1877-78 Osmanli-Rus Harbi’nden sonra Anadolu’ya Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan onemli miktarda goc akini olur. Vahsi Rus ordularinin onunden kacan Turk ve akraba topluluklari o donemin zor sartlarina ragmen Anadolu’nun cesitli bolgelerine yerlestirilir. Bunlardan 20 Cerkez ve 1 Bosnak aile Celtikci bolgesindeki Alibey Koyu’ne yerlesir. 93 harbi de denen bu savastan once gelen Kazak Turk aileler de Gol Koyu’ne yerlestirilmis. Gol koyu bu yerlesim ile kurulmus olup, koyun bulundugu arazi daha once Cirpan’a ait iken, Orencikli Meshur Cin Ali’ nin korkusuna vermisler.



Celtikci’nin batisinda bulunan ve derin bir vadi ile yarilmis olan Alicin Deresi’ne ismini veren Cin Ali hakkinda pek fazla bir malmata ulasamadik. Ancak cevrenin kendisinden kortugu bir gercek. Belki bir eskiya idi. Toplumdan soyutlanip, boyle bir yerde yasamis olmasi, boyle bir fikir uyandiriyor. Derenin yamaclarinda insanin ulasmasi mumkun gorunmeyen magaralarda yasadigi anlatiliyor. Hatta buralara tirmanmanin ve yasamanin normal insan isi olmadigi, ancak “Cin” gibi insanlarin yapabildigi ve bunun icin kendisine Cin Ali dendigi gibi enteresan bir de tesbit var. Baglica’li Seyit Ipek’in (80) ifadesine gore; Cin Ali bu derenin yamaclarindaki magarada yaninda bir kadin ile yasar ve kadini da herkesden kiskanirmis. Bu kiskanclik o dereceye gelmis ki, bir gun turku soyleyerek dere boyu yuruyen bir adamin uzerine kopekleri saldirtarak oldurtmus.



Ilcede, Ali Cin’den baska tesbit edebildigimiz bazi eskiyalik vakalari daha var. Bunlarin cogu, Osmanli’da istikrarin bozuldugu gerileme devrine rastliyor.



1753 de Sorba’da bir dervisin esyasini calan kapisiz (Issiz takimi) eskiyasi, Ankara Mutasarrifi Abdullah Pasa tarafindan yakalanip cezaevine konur. Fakat Sorba ayni Haci Omer oglu Haci Osman’in cobani da kapisiz takimindandir. Mezkr cobanlar tahliye edilince, eski bir hesap yuzunden Haci Osman’in cobani tarafindan yaralanir. Bu isi kasden yaptirdigi sanilan Haci Osman Ankara kalesine hapsedilir. Bunu onur meselesi yapan Ankara ‘nin diger kaza aynlari topladiklari 300 kisilik bir kuvvetle kaleye saldirarak Haci Osman’i kacirirlar.



Olay, Divan-i Humayun’a bildirilince, padisah I.Mahmud, Abdullah Pasa’ya yazdigi fermanla; ”Sen ki beyler beyisin, Bu Haci Osman’i ahaliden iste. Saklandigi yerden bulup cikarsinlar. Nasil olsa yakalanacaktir. Onu kimse saklamaya, arka almaya calismasin. Boyle yapanlarin sonu fena olacaktir. Engel olup gucluk cikaranlarin uzerine asker sur. Haci Osman yakalaninca bir gorevli ile hemen Istanbul’a yolla. Bu isi oluruna birakma. Ustaca yap.” Buyurur.



1796 Ekim ayinda, ilce halkina baski yapan, esya ve para gasp edip cinayet isleyen Cabi oglu Ali ve Turedi oglu Hasan isimli eskiya yakalanir ve Ankara kalesine kapatilip yargilanirlar.



Delilbasi Huseyin Aga tarafindan Divan’a yazilan yazida; Suleyman oglu Huseyin ve Omer’in pazara giderken adi gecen eskiya tarafindan yollarinin kesilip olduruldukleri, mal, elbise ve atlarinin gasp edildigi, ayrica Mustafa Aga’nin ciftligini basip Bekir ve Ispir isimli hizmetkarlari oldurup ciftligi yagma ettikleri, kaza ahalisinin olenlerin kanli gomleklerini Delilbasi’na goturup feryad ettiklerini, bu gomleklerin Istanbul’a gonderildigi bahsediliyor.



Bir baska eskiyalik vakasi 1851 yilinda gerceklesir. Yabanbad kazasi Ozmen (?) koyunden Mustafa oglu Mahmud, Mustafa oglu Dervis ve Akcakese koyunden Omer oglu Ali isimli kisiler Gerede civarinda uc koyluyu, Cukurviran koyunden Cafer oglu Abdullah, Kirmizi oglu Ali ve Kara Ahmed oglu Huseyin isimli kisiler de Mihallicik civarinda Filibeli Lazar veled-i Petri isimli zimmiyi soyarlar. Yakalanip yargilanan bu sahislar kurek cezasina carptirilirlar.



Bolgedeki bazi arazi tecavuzlerinde ise yapilan sikayetler uzerine mahalli zabita gorevlendirilir. Bercin Catak koyunden Haci Hasan Aga’nin koy merasina



tecavuz edip, 15 donum araziyi gasp etmesi uzerine koy idaresi durumu Ankara Valiligine sikayet eder. Valilik Yabanbad Kaymakamligina yazdigi 4 Eylul 1909 tarihli yazi ile Haci Hasan Aga’nin mahalla zabita ile men’ini istemektedir.



Arazi gaspi olayina vakiflarin da adinin karistigi goruluyor. Mesela 1852 de Sorba’ya bagli Dodurga koyu’ndeki Akserafeddin Vakfi mutevellisi Haci Suleyman, ayni koyden merhum Keyleci Ali Aga’nin kizlari Fatma ve Ummu Gulsum’e kalan ev ve tarlalari haksiz olarak gasp ettigi gerekcesi ile,adi gecen kizlar tarafindan Divan-i Humayun’a sikayet edilir. Divan’dan Ankara Valisine yazilan yazida, adi gecen gayrimenkulun varislere geri verilmesine iliskin yapilacak yargilamada haksizlik yapilmamasi isteniyor.



Bundan baska 1787 de Sorba kazasinda yol kesen Firuz Ibn Ali’nin ve 1817 de Yabanbad Seyhler Koyu’nde Deli Omer’in yargilanmalari da merkez yonetim tarafindan Ankara Naibi’ne birakilmistir. Seyhler (Camlidere) koyu halkindan Sari Dede oglu Seyh Ahmet, arazisini elinden zorla alanlari Sadrazam’a sikayet etmis ve bu konu ile ilgili Sadrazam fermani Ankara Sancagi Mutasarrifi ve Yabanbad Naibi’ne gonderilmistir. Fermanda soyle denilmektedir:







“ANKARA SANCAGI MUTASARRIFI VE YABAN�BAD NAIBINE HUKUM KI:



“Yabanabad SeyhlerKaryesi ahalisinden Sari Dede Oglu Seyh Ahmed’in sundugu dilekcesinde: -Seyhler karyesi topraginda iki yuz yildan beri sahip oldugum, belli sinirlar icerisindeki mulk ve arazimin osur ve vergisini verirken bu araziye kimsenin karismaya ve hak iddia etmeye hakki yokken, adi gecen koy halkindan Hasan Dede oglu-Pasa oglu Omer ve seyh Ali isimli kisiler 1814 yilinda hic haklari yokken arazi ve mulkume zorla el koyup, uc yildan beri surup islemektedirler. Bu mulk ve arazilerimin mahkeme yoluyle bana verilmesi icin ilgililere emirlerinizi arzederim.- Diye Divan-i Humayun’uma muracaat etmektedir. Sen ki,Vezir-i Mesarileyhimsin. Yerinde Serh-Kanun uzre amel olunmak bunda amel olasiz. Soyle bilesiz, alamet-i Serifime itimad eyleyesiz.”







Bu ferman ile kanun geregi islem yapilmasi istenmektedir.



Gorulen davalarin sonunda, mahkeme ile taraflarca mecli-i Valya oradan da Fetvahane’ye (Seyhulislmlik) gonderilmektedir. Sorba Kazasi Yukari Viran (Yukari Karaviran olabilir) karyesi ahalisinden, bir cinayet sonunda oldurulen Tur Ali’nin varisleri ve birinin ismi Ibrahim oldugu anlasilan 4 sanikla ilgili davanin ilmi bu sekilde ilgili makamlara gonderilmis.



Arastirmamiz sirasinda, bolgemize zaman zaman Iran (Acem) asilli ailelerin de goc ederek yerlestigini tesbit ettik. Bunlardan biri Alisenler (Esenler) koyunun kurucusu olan Alisen ve kardesleridir. 19.asrin son ceyreginde (1875 den sonra, 93 harbi sirasinda Anadolu’ya yapilan yogun goc esnasinda) bolgeye gelen Alisen ve kardesleri, Cestepe’nin 5 Km. ilerisine yerlesmisler. Pazar’da ise Acemogullari denen bir sulle de bu sekilde Iran’dan goc eden bir ailenin devamidir.



1880 yilinda ilce merkezinin nakledildigi Sorba’nin ilk adi Guney Koy’dur. Konumu itibari ile guneye baktigi icin bu isimle anilan koyde, anlatildigina gore, gelene gidene corba ikram ettigi icin Corba Dede diye anilan muhterem bir zatin olumunden sonra koyun ismi Sorba kalir. Bu yillarda yapmi dusunulen Ankara-Istanbul yolunun, ilce merkezinden gecmesi veya ilce merkezinin bu yol uzerinde olmasi istenildigi icin Sorba’ya tasindigindan bahsediliyor.



Ilce merkezinin tasinmasindan sonra Sorba’da hizli bir meskenlesme yasanir. Bu sirada zenginler arasi adetler yaris baslar ve sanki birbirine nisbet olarak yapildigini ima etmek ister gibi adina “Nisbet Konaklari” denilen luks binalar yapilir. Her katinda W.C. ve banyo, zemin katta ambar, samanlik, ahir ve kiler, odalarda yukluklerin (gomme dolap), bakir kaplarin dizildigi sergenlerin (raf) bulundugu bu konaklarin yapim yillarinda sehrin imarina da onem verilmis.



Birbirine paralel uc cadde ve bunlari kesen sokaklarin kenarlarinda yaya kaldirimlari ve altlarinda kanalizasyon sebekesi o devrin imkanlari goz onunde tutuldugunda hayli mamur oldugu anlasilir.



Sorba’nin bu mamur gunlerinde baglarinin bollugu da biliniyor. Fakat zamanla doga tahribi sonucu, baglarin yani sira ormanlar da yok olmus. Kacak odun temini ve kereste ticareti amaciyla ormani yok edilen bu topraklar bugun ciplak. Vaktiyle geyik ve ayi gibi yaban hayvanlarinin da bulundugu bu ormanlardan kacak olarak elde edilen kereste, hayvanlarla, ormanci ve zabita korkusu altinda yapilan uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Ankara, Polatli, Haymana ve hatta Serefli Kochisar’da pazarlanip satilarak, yerine alinan tahil ve tuz ile geri donulurmus.



Bu arada, ilce merkezi Sorba ile Pazar’in ayri ayri yerlesim yerleri oldugunu da belirtmeliyiz. Cunku zikredilen, o doneme ait borc senetlerinde, Sarac, Igmir, Igdir, Karaviran ve Cestepe ile beraber Pazar da ayri bir koy olarak geciyor.



Bu donemle ilgili olarak Semsettin Sami Bey’in Kamus-u Alam isimli eserinde; ”Ankara Sancagi’nin kuzeyinde bir ilce oldugu,Dogu ve Kuzeyden Kastamonu, Batidan Beypazari ve Ayas, Guneyden Zir (Simdiki Yenikent) ve Cubuk ile cevrili oldugu ,ilce merkezinin Corba Kariyesi (Koyu), hepsi Musluman olmak uzere 175 koy ve 48.250 nufusa sahip oldugu ve ilce hudutlari icinde 130 camii,15 mescid, 8 medrese, bir rusdiye, bir iptidciye (ilkokul), 15 sibyan mektebi (Cocuklarin temel din ve Kur’an egitimi aldiklari okul), 72 dukk ve 190 adet de degirmen oldugundan” bahsedilir.



Abdulhamit Han’in son devirlerinde, Ingiltere’nin Osmanli Devleti’nde gorevli subaylarindan Sabki ve arkadasi Sandison, iki tercuman ile, Izmirden baslayip butun Anadolu’yu izin almadan gezerler. Amac, Osmanli topraklarinda ayaklanma ve huzursuzluk cikmasi muhtemel yerleri tesbit etmektir. Ekip gezi sirasinda Ankara-Yabanbad (Sorba Kizilcahamam Guvem) yolu ile Cerkes, Kursunlu, Ilgaz ve Kastamonu’ya giderler.



Durum Serasker Mehmet Pasa tarafindan 29 Eylul 1905 de Hukumete bildirilir.



Bu seyahat sonradan (Mayis-1923) Lozan baris gorusmelerinde bahis konusu olur. Ingiliz basbakan Lord Gurzon, Osmanli bunyesindeki azinliklara haksizlik yapildigini ispat etmek ister gibi;”Bu seyyahlar Turkiye’nin her tarafini gezip, gorduklerini rapor ettiler” diye konusur.



Goruldugu gibi o doneme ait belgelerden,Yabanbad halkinin tarim ve hayvancilikla mesg oldugunu, bunun yaninda ororite ve istikrarin bozuldugu, guvenin sarsildigi donemlerde yer yer gasp gibi olaylarin yasandigini ogreniyoruz. Herseye ragmen gene de o gunun sart ve imklari dahilinde baskent Istanbul’da olup bitenler takibedilebilmekte ve siyaset kendine taraftar bulabilmektedir.



Yabanbad’li Mesud nam ve Ittihat ve Terkki taraftari oldugu anlasilan biri Istanbul’a cektigi 16 Ocak 1909 tarihli telgrafda, Sadrazam Mehmet Kamil Pasa’ yi 31 Mart Olayi’nin bastirilmasindan dolayi kutlar ve ilcede istibdat ! doneminde yolsuzluk yapan memurlarin cezalandirilmasini ister. Telgrafta sunlar yazilidir:







“DERSAADET’DE MAKAM-I SADARETPENAH�’’



“Ankara Vilayeti’nde mulhak Yanababad kazasi ahali-i umumiyesi namina fahim-hanenizi acizane tebrik iderim.El-yevm kazamiz mustebit saibe mesbuku-i-ahvesinde arz idileceginden, kazamiz hakkinda lutf-i fahimanenizin ibzi musterhamdir-ferman.”



Ahali namina Mes’ud







Bu zat ileride Yabanbad Mudafaa-i hukuk Cemiyeti baskanligi yapacak ve Ingilizlere protesto telgrafi cekecektir. Cumhuriyet’in iln edildigi yil ise bir ara Kaymakam vekilligi yapmis. Cemal Kocak’a (1922) gore Mesud bey, ilcede 1932-1946 arasi belediye baskanligi yapan Tahir Barlas’in babasidir.



Bilhassa, II.Mesrutiyet’in iln edildigi ilk yillarda ilcemizde kisa zaman icinde birkac kaymakamin gorev yaptigi anlasiliyor.



Mesel bu tarihlerde,Yabanbad kaymakami iken gorevinden azledilen Mustafa Sadik Efendi’nin, Dahiliye Nezareti’ne 27 Eylul 1909 tarihli telgraf ile basvurarak “Magduriyetinin ve sefaletinin giderilmesi icin kendisine harcirah odenmesini talep ettigini”ancak “Gorevinden azledilen memurlara harcirah odenemeyecegi“ gerekcesi ile bu isteginin yerine getirilmedigi bir baska belgeden anlasilmaktadir.



Mustafa Sadik efendinin, (31 Mart vak’asinin ardindan) gorevden alinmasindan sonra ilceye kaymakam olarak Emin Bey atanir. Fakat gorevi sirasinda yolsuzluk yaptigi ve uygunsuz hareketlerde bulundugu iddiasiyla Hasan bin Huseyin isimli biri tarafindan Ankara Valiligi’ne sIkyet edilir. Sorusturma sirasinda (tahminen) kaymakam gorevden alinarak Uluborlu’ya tayin edilir. Fakat sorusturma sonunda, Emin Bey’in sucsuz oldugu tesbit edilir ve durum Dahiliye Nezareti tarafindan 2659/16 sayi ve 29 Agustos 1909 tarihli bir yazi ile Ankara Valiligi’ne bildirilir.



Sorusturma sirasinda Uluborlu’ya atanan Emin Bey’in yerine Yababad’a atandigini tahmin ettigimiz Ibrahim Ethem Bey de burada durmak istemez. Ankara Valiligine yazdigi18 Eylul 1909 tarihli dilekcesinde; ”Mulkiyeden mezun olduktan sonra Kalecik ve Mihaliccik’da kaymakamlik yaptigini, sonra da Yabanbad kaymakamligina atandigini, burada 5 ay kadar calistigini, fakat buranin su ve havasina alisamadigini, bu nedenle sagliginin bozuldugunu, ustelik ailesi kalabalik oldugu icin gecim sIkintisi cektigini, bunun icin terfi ettirilerek Aydin, Hudavendig (Bursa),veya Kastamonu illerindeki ucuncu sinif bir ilceye kaymakam olarak atanmasini” istemektedir.



Ankara Vilayeti bu dilekceyi geregi icin Dahiliye Nezaretine gonderir. Dahiliye Nezareti 24 Eylul 1909 tarihli cevapta; ”Kaymakam Ibrahim Ethem efendinin, arzu ettigi vilayetlerde acik yer olmadigi icin,yerinde durmasini” istemektedir.



II.Abdulhamit devrinin sIkyet konusu yapildigi bir baska olay ise gene 31 Mart vak’asi sonrasi yasanir. Yabanbad kazasi sandik emini (Veznedar) Karsli Ahmet, gorevindeki suistimalinden dolayi Ankara valiligi tarafindan gorevden alininca, Dahiliye nezaretine bir telgraf cekerek (7 Subat 1910) il yoneticilerini sIkyet eder. Telgrafda; ”Dayanagimizin Kanuolmasi gerekirken Ankara Vilayeti yoneticilerinin hepsinin istibdat yanlisi olduklarini ve Vilyeti bunlarin elinden kurtarmak icin Maliye ve Dahiliye nezaretlerinden tarafsiz ve adil birer heyet gonderilmesini” talep ederek, kendinin gya o sirada iktidarda bulunan Ittihat ve Terakki partisi taraftari olarak kayirilacagini tahmin etmektedir. Halbuki Ittihat ve Terakki partisi iktidara geleli 11 ay olmustur. Karsli Ahmet eger bu iddiasinda samimi ise, il yonetimini nicin o zaman sIkyet etmedigi merak konusudur.



Bu yillarda Seyhler’ (Camlidere) de meydana gelen ve buyuk capta nufus hareketine yol acan yanginla ilgili gelismeler soyle cereyan etmistir.



Belgelere gore, bu yanginda 700 den fazla ev, 120 dun ve bir de cami yanmis. Yangini kasitli cikardigi sanilan Gerede Ovacik koyunden 8 kisi, Camlidere’li Haci Hasan Efendi’nin tesbiti ile sIkyet edilir. Bu sahislar, Bolu Mutasarrifligi’nca yakalanip Yabanbad kaymakamligina teslim edilir. Fakat sIkyetci Hasan Aga ile, sorgu hakimi Rifat Efendi kardes olduklari icin, Bolu mutasarrifi ve Ankara valiligi, Icisleri Bakanligini adalete golge dusebilecegi fikriyle uyarir. Ic Isleri Bakanligi da geregini yapar. (14 Eylul 1909)



Yanginda meydana gelen zarar icin Yabanbad kaymakamligi, hane basina 500 Kurus olmak uzere toplam 350.000 Kurus yardim ve zaruri ihtiyaclar icin odenek talep eder. Ankara valiligi bu talebi uygun gorerek oldugu gibi Ic isleri Bakanligina bildirirse de, bakanlik istenenden daha az bir miktar (40.000 Kurus) odenek gonderir. Bu yardim da iki parti halinde yangin magdurlarina odenir.



Bu yangindan sonra Camlidere halkinin buyuk bir kismi Kizilcahamam ilce merkezi ve koylerine yerlestirilir.



Ilce merkezinin 1915 yilinda bugunku Kizilcahamam’a nakli ile ilgili olarak bazi rivyet ve belgeler var. Kamu oyunda yaygin bir goruse gore Catakli Haci Hasan Aga bolgede hatiri sayilir ve sevilen biridir. Her hafta Corba pazarina geldiginde cocuklar karsilamak icin onune cikar. O’da onune ilk gelen cocuga baglamasi icin atini verir ve hepsine de bahsis dagitir.



Pazarda da butun esnaf ve cevre koylerin halki kendisine buyuk saygi gosterir. Bunu cekemeyen esraftan Hamdi Aga cocuklari toplayarak onlara para dagitir, Haci Hasan Aga’yi artik karsilamamalarini, her hafta kendilerine para verecegini ve pazara gelip giderken O’nu yuhalayip arkasindan teneke calmalarini soyler. Cocuklar da Hamdi Aga’nin dediklerini yaparak, Haci Hasan Aga’yi rencide ederler. Haysiyeti zedelenen Haci Hasan Aga, bir pazar donusu, gene yuhalaninca, koyun hemen disinda atinin ustunde geri donerek:



-Hamdi Aga ! oturdugunuz bu yerleri viran ettirmezsem bana da Haci Hasan Aga demesinler ! diye seslenir.



Koyune donunce de hazirladigi hediyelerle Istanbul’a gider. Orada tanistigi saray marangozunun yardimi ile Dahiliye Naziri’ (Icisleri Bakani) nin huzuruna cikip durumu anlatir ve ilce merkezinin Corba’dan naklini talep eder.



Fakat bu gunlerde ilce merkezinin Kizilcahamam’a tasinmasina sebep olan asil olay yasanir. Hamdi Aga iki evlidir ve zengin ve koklu ailelerinden birinin kizi ile yaptigi ikinci evliligi ile daha da guclenir. I.Dunya savasinin basladigi gunlerde beklenen olay vukf hanimlarinin yaptigi nim, Kaymakamin esinin ayaga kalkmamasi ve kendisi ile ilgilenmemesine ustelik diger hanimlarin bu duruma gizlice gulmelerine oldukca icerler ve durumu kocasina bildirir. O gunlerde nufuz hus r. Aga’nin hismindan korkan koy halki ve resmgorevliler mudhele edemezler. Cunku, Ittihat ve Terakki Partisi iktidardadir ve Hamdi Aga’nin kucuk kardesi Dr.Mehmet Fahri Bey etkili bir Ittihatcidir. Ustelik bu yillarda Osmanli’da otoritenin iyice azaldigi yillardir.



Bu durum karsisinda kucuk dusen kaymakam ise atina binip ilceyi terkeder ve Kizilcahamam’a gelir. Burada bir hana yerlesir. Ardindan gorevliler de gelirler ve ilce filen Kizilcahamam’a tasinmis olur. (1914) Ilcemiz o zaman, yaz aylarinda kaplica tedvisi icin gelenlerin kaldigi 60 odali bir han ve bir hamamdan ibarettir.



Olaydan haberdar olan Ankara Valiligi ve Istanbul hukumeti ise duruma yasal yonden mudhele ederek, adetSorba’yi cezalandirir.Ankara Valiligi’nden Icisleri Bakanligi’na yazilan 18.Ocak.1914 tarihli bir yazi ilebad’in ilce merkezi olan Corba Kazasi’nin, koylere uzak olmasi, Kizilcahamam’in ise merkezi bir konumda olmasi ve sifli sulari ile ileride daha da gelisebilecek bir yerlesim yeri oldugu” ndan bahisle buranin ilce merkezi olmasi teklif edilir.



Ancak bu talep Icisleri Bakanliginca, Il Daimi Encumeni karari eksIk oldugu icin kabul edilmeyip geri gonderilir. Bunun uzerine ayni islemler yenilenip uygun bir sekilde duzenlenerek Ic Isleri Bakanligina yeni bir teklif yapilir. Bu yeni teklifte onceki yazilanlara ilaveten; ” Kizilcahamam ve civarinda bulunan Sey Hamami ile Visi (Maden) suyunun kasabaya cok buyuk bir ticaret kaynagi olacagi, yakinda pek buyuk bir kasaba haline gelecegi, civardaki celtik tariminin saglik bakimindan sakinca teskil etmesine ragmen bunun kisa bir calisma ile ortadan kalkabilecegi ve ayrica ilce merkezinde gerekli resmi binalarin halk tarafindan ucretsiz yaptirilabilecegine dair halktan alinan taahhutnamelerin de ekli oldugu “ belirtilerek, yeni ilce merkezinin Kizilcahamam’ a tasinmasinin uygun oldugu bir kere daha teklif edilir. Bu teklif uzerine Kizilcahamam kanunen ilce merkezi olur. Yazismalar 1914 icinde olur. Ancak Kizilcahamam’in resmen merkez olmasi, o gunku sartlarda yazilarin gec ulasmasi sonunda 1915 Kasim ayina kadar uzar.



1898 de nahiye yapilan Camlidere ise, daha once Beypazari’na bagli iken ilcenin tasinmasi ile 1915 de Kizilcahamam’a baglanir.




4-MILLI MUCADELE DONEMI:



Buraya kadar anlattiklarimizdan da anlasilacagi gibi Yabanbad’in fazlasi ile enteresan yonleri ile dolu zengin bir gecmisi var.



Gerileme Devri’nden itibaren istikrarsizlik, savaslarda alinan yenilgiler ve bunlarin getirdigi sIkintilar Anadolu halki uzerinde yillarca surecek derin izler birakir. Halkin gayreti ve cevredeki sivil kuruluslarin yardimi ile, asirlardir kendi basina ayakta durma cabasi icinde olan Anadolu halki, her seferinde vergi vererek, cepheye asker gondererek, kanun ve nizamlara uyarak gorevini yapmistir. Kaybedilen I. Dunya Savasi butun sIkintilarin uzerine tuz-biber eker. Sosyal bir kargasanin yasandigi, yonetim boslugunun hukum surdugu ve yer yer isyanlarin ciktigi Milli Mucadele’nin basindaki sIkintilardan ilcemiz de nasibini alir.



Bu donemde Yabanababad adini, Istanbul’daki Ingiliz Yuksek Komiserligi’ne cekilen bir telgrafda goruyoruz. Ancak olayin basini hatirlamakta yarar var. Ingilizlerin Sevr Baris Konferansi’na; ”Istanbul’un milletlerarasi bir hale getirilecegi, Turk Hukumetinin yeni merkezinin Anadolu’da kurulacagi, Istanbul’un ise Halifelik merkezi ve Din baskent olarak kalacagi” seklinde teklif goturecegi haberinin ardindan Mustafa Kemal 8 Ocak 1920 de durumu 3.Ordu mufettisligine telgraf ile bildirerek halkin bu durumu protesto etmesini ister. Hemen ertesi gunu (9 Ocak 1920) Anadolu’ daki 15 Mudafaa-i Hukuk cemiyeti, Istanbuldaki Ingiliz Yuksek komiserligine protesto telgrafi gonderir ve Komiser Robeck, oldu denilen Turk halkinin bu duyarliligi karsisinda sasirir kalir. Telgraflar; Konya, Tokat, Hacibektas, Ayas, Kastamonu, Beypazari, Tekke, Trabzon, Gerede, Bogazliyan, Zonguldak, Develi, Cerkes, Nazilli ve Yabanbad’dan gonderilmistir.



Bu telgraf ile Yabanbad’da o yillarda bu komitenin kurulmus oldugu anlasilmaktadir ki, halkimizin Mill Mucadeleyi yurekten destekledigi ve vatanin kurtarilmasi konusunda ne kadar hassas davrandiginin da bir delili sayilmalidir. Anadolu’da yaygin olan,”Istanbul’ un dusman eline gececegi ve baskentin Anadolu’ya tasinacagina” iliskin korku ve kaygi bolgemizde de mevcuttur. Ancak 1919 Kasim ve 1920 Temmuz aylari arasinda, Mill Mucadele icin Anadolu’dan gonderilen yardimlarin yer aldigi listede Yabanbad ismini goremedik



Yabanbad’dan telgraf gonderen zat, Mudafaa-i Hukuk komitesi baskani Mesud ve iki uye arkadasidir. Bu zatin, 31 Mart dolayisiyla Sadrazam Mehmet Kamil Pasa’yi kutlayan Mesud olmasi muhtemeldir. Mesud Bey’in itibarli biri oldugunu dusunduk.1923 de, Seyh Ali Semerkand zaviyesi turbedrinin secimi ve bu secimin onaylanmasi sirasindaki yazi trafiginde, 11 Kasim 1923 tarihli bir yazida “Kaymakam Vekili” olarak isim ve imzasini goruyoruz. Kaymakamliga bir burokratin vekalet etmesi gelenegi o donemde de vardir ve Mesud Bey o yillarda Tahrirat Katibidir. (Yazi Isleri Muduru)



Bu donemde ilcemiz cevredeki isyanlardan da etkilenir. Bunlarin en onemlisi Duzce Isyni’dir. T.B.M.M. Hukumeti, isynin bastirilmasi icin bazi birlik ve cete kuvvetlerini isyancilarin uzerine gonderir. Meclis de bazi tedbirler alir.



Bu isyan Anzavur Isyani’nin kollarindan biridir. Anzavur, Gonen’de Cerkez Ethem’den agir bir darbe yiyince Istanbul’a kacar. Burada fazla durmayarak eline verilen “Ankara hukumetinin taninmamasi ve Mustafa Kemal’in idami hakkinda” fermanlar ve heybeler dolusu Ingiliz altini ile suratle Duzce’ye gelir ve isyana burada devam eder.



Meclis de tedbir olarak Geyve’deki 24.Tumen komutani Kurmay Yarbay Mahmut Bey’i, emrindeki kuvvetlerle Anzavur’ un uzerine gonderirken, dort milletvekilini de halka nasihat etmek ve olup biten hakkinda bilgi toplamalari icin Gerede ve Bolu’ya gonderir .Mahmut Bey,Anzavur’u bir carpismada yener,fakat gene kurtulmayi beceren asi, Istanbul’ a kacar, cetesi de dagilir. Fakat isyan halka sirayet etmis ve tehlikeli olmaya baslamistir.



Mustafa Kemal’in, komutanlara gonderdigi yazi uzerine, Afyon’da bulunan Yarbay Arif Bey, emrindeki kuvvetlerine Karakecili Asireti’nden de 300 kisiyi katarak, isynin baska bir kolunu bastirmak uzere (24 Nisan 1920) Beypazari’na girer. Ilce ileri gelenleri: ”Halkin birkac tahrikci tarafindan kandirildigini,isynla bir ilgileri olmadigini,bunu bilmeyen askerlerin sehri yakmak istediklerinin duyuldugunu” soyleyerek ozur dilerler. Mustafa Kemal’ in istegi ile Meclis’deki din adamlarindan bir grup telgraf basinda Beypazarlilar’la gorusup teminat aldiktan sonra bagislanmalari kararlastirilir.



Mustafa Kemal once halkin ve meclisin moralini bozmamak icin Beypazari olaylarini mecliste anlatmamis fakat, tedbir olmak uzere Etlik ve Kecioren tepelerinde silahli nobetciler bekletilmistir.



Halka nasihat etmek uzere Gerede’ye hareket eden milletvekilleri Kurmay Binbasi Husrev Bey, Bolu Milletvekili Dr.Fuat (Umay) ile Osman ve Sukru Beyler Ankara’dan ciktiktan iki gun sonra Yabanbad’a gelirler. Burada, Bolu’nun Duzce isyanina katildigi haberini ogrenince hemen Gerede’ye hareket ederler. Amaclari Dortdivan Bucaginda oturan ve civarda sozu gecen Husrev Bey’in kayinpederinin de yardimi ile MillKuvvet toplayip Bolu uzerine yurumektir.



Geceyi Akyarma’ da bir koyde geciren milletvekilleri, ertesi gun Gerede yonunden top sesleri duyunca, bunu “Meclisin acilisini kutlamak” veya kendilerine “Hos geldin” karsilamasi icin atildigini sanip sevinirler. Fakat az ilerleyince baslarinda 31 Mart isyaninin elebasilarindan Kel Ali Hoca olan bir gurubun kendilerine yaklastigini gorurler. Gurup kendilerine: ”Gelmeyin, Islam’i Islam’a kirdirmayin!” diye ilerlerken, Gerede yonunden uzerlerine yaylim atesi acilir.



Bu sirada gelen gurubun saldirisina da ugrayip dovulurler. Ancak Gerede’den gelen jandarmalar sayesinde kurtulurlar ve dort saat belediyede hapsedilirler. Belediye onunde cevreden de gelerek toplanan halk, asmak icin kendilerini ister. Daha sonra zincire bagli olarak Duzce’ye gotururler. Burada isyancilarin “Bu milletvekillerini nerede asalim?” tartismalari surerken, Cerkez Ethem’in de dahil oldugu Milli Kuvvetler yetisir ve kurtulurlar. Hemen orada kurulan Divan-i Harp’de suclular idam edilir.



Bu gelismeleri burada birakip, Ankara’ya donersek, T.B.M.M.’nin acilisinin ikinci gunu (24 Nisan 1920 Cumartesi) reis-i sin Serif Bey baskanliginda acilan 5. celsede, ”Agnam vergisi” uzerindeki gorusmelerden sonra, meclis baskaninin, Yabanbad kaymakamligi ve belediye reisliginden meclisin kusadi munasebeti ile, gonderilen tebrik telgrafini okuttugunu goruyoruz.



“Millet Meclisi Riyaseti Celilesine



“Butun islam’in mukadderatina nasekibane muntazir oldugu makam-i akdesi hifetin masuniyeti tammesi ve vicdan-i insaniyet ve medeniyyette hududu gayri kabil-i red bir surette cizilen muazzez vatanmizda mustakilen yasama hakkimizin temin ve mahfuziyeti icin manen ve maddeten gostermekte olduklari muzaheret ve muavenete de mazhar-i teyid olan mucahedat-i milliyemize istinaden ve avni bariden istimdaden tedvir-i umura baslayan Meclis-i Milli’ mizi kaza ahalii namina tebrik ederiz.



A’sar-i tarihiyyemizin hic birine nasip olmayan bu muazzam ve mubeccel muzaheret-i milliye ve diniyyenin vahdet-i kahharanesi mutlaka eser-i ilham-i subhanoldugundan halasimiz bir emri mukarrerdir. (Alkislar) Bu umniyyenin husulu icin siz muhterem ve fedakar vekillerimize teveccuh eden fakat berendazane vezaif-i muhimmenin nail-i teshilat olmasini temenni eyleriz.” (Alkislar, Amin sadlari)







Belediye Reisi Vekili Namina Yabanabad Kaymakam ve



Hikmet Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti



Heyet-i Idaresi namina Hakki







Yabanabad T.B.M.M’nin acilisini kutlarken, isyancilar da bos durmaz ve Koc Bey isminde bir emekli binbasi Bukeler’e gelip halki Ankara hukumeti ve Kuvva-yi Milliye aleyhine kiskirtir. 21 Nisan 1920 Carsamba gunu gerceklesen bu olayi ogrenen kaymakam, meclisi haberdar etmek uzere baska bir telgraf daha ceker.



25 Nisan 1920 de Ihanet-i Vataniyye Kanunu gorusulurken, Mustafa Kemal, milletvekilleri arasindan meclis baskan vekili Celalettin Arif Bey’e bir yazi gonderir. Baskan yaziya soyle bir goz attiktan sonra okutur :







“Ankara’da Buyuk Millet Meclisi Baskanligimiza,



Simdi alinan guvenilir bilgiler soyledir. Koc Bey (Duzce isyani elebasilarindan) isminde biri bugun Bukeler Koyune gelmis ve Padisahin iradesini teblig edeceginden, onumuzdeki Carsamba gunu butun ahalinin ilce merkezinde (Kizilcahamam’da) bulunmasini ve padisahtan ne suretle ayrilmis olduklarinin ahaliden soracagini, imzasi altinda (bulunan) yazilarla ahaliye teblig etmistir. Haber aldigimiza gore butun ahali bu toplantiya gelecektir. Bu halde bizim durumumuzun tayin buyurulmasini rica ederim. Cunku artik telgraf muhaberesinin de kesilecegi kuskusuzdur.”



Yabanabad Kaymakami Hakki







Bu telgraf, butun ulkede, Ingiliz altinlari ile kandirilan kisilerin giristigi fesadin tipik bir ornegidir. Bu telgrafin yarattigi ofke ile “Hiyanet-i Vataniyye” kanunu mecliste kabul edilir ve meclisin 2 numarali kanunu olarak yururluge girer.



Bu sirada Mustafa Kemal’in kursuye ciktigi goruldu. Baskan telgrafi karsiliksiz, kaymakami da talimatsiz birakmamisti:



-Musaadenizle bu telgrafa yazilan cevabi da okuyayim, der ve oku:







“Yabanabad Kaymakamligina,



“Koc Bey’in ahaliye yaptigi tebligat,Ingilizler’in emellerini guden millet hainlerinin tertip eseridir. Halifemiz, Istanbul’da Ingilizler’in esareti altinda kalmistir. Gayemiz halifemizi ve milletimizin hayatini, istiklalini kurtarmaktir.



“Ingilizler ahalimizi bu vasitalarla kandirip Islam ehlini birbirine kirdirmak ve ondan sonra memleketimizi istedikleri gibi esaret altina almak istiyorlar.



“Bu gercekleri halka ilan ediniz.Ahaliden kuskusu olanlar, Ingiliz yardakcilarina degil, Buyuk Millet Meclisi’ne basvursunlar. Buna karsin fesatcilarin ve Ingilizler’den yana olanlarin yalanlarina kapilarak ayaklanmaya kalkanlar olursa, Buyuk Millet Meclisi bunlarin kafalarini ezmeye karar vermis ve ezici kuvvetlerini de hazirlamistir. Dokulecek kanlarin butun vebali de fesatcilara ve onlara uyanlara ait olacaktir.



Sayet Yabanabad’i terke mecbur olursaniz, bize guvenilir bir vasita ile haber gonderiniz. Yaptiklarinizi da devamli olarak bize bildiriniz.”



Turkiye Buyuk Millet Meclisi Reisi



Mustafa Kemal







Meclis’de bunlar olurken,Yarbay Arif Bey de emrindeki iki tabur piyade, 8 makineli tufek, 2 sahra ve 2 dag topundan olusan kuvvetleri ile Bolu’ya ilerler. Istanbul Hukumeti’ nin, ”Kuvva-yi Milliye” ye karsi kurdugu “Kuvva-yi Inzibatiye” nin hareketinden guc alan isyancilar 3 Mayis 1920’de Yarbay Arif Bey’in kuvvetlerini sararak, 4 Mayis da Bolu’ya hakim olurlar. Mutasarrif Vekili ve subaylari oldurerek evlerini yagma ederler. Bu durum karsisinda Yarbay Arif bey geri cekilirken, Cerkes’de bulunan Binbasi Vasfi Bey, emrindeki 58. Alay ile Gerede’ye hareket eder. Sehrin yakinlarina gelindiginde Ilce Boluk komutani Yuzbasi Memduh’un teminat vermesi uzerine tedbir alinmadan yaklasan askerlere sehirden birden ates acilir ve alay dagilir. Binbasi Vasfi Bey de tekrar ilerlemeyi uygun bulmayarak, elinde kalan 85 er ile Cerkes’e geri doner.



Bir gun sonra Kizilcahamam’da toplanan gonulluler, Binbasi Rustu Bey’in komutasinda 400 er ve 4 makinali tufekle Gerede’ye hareket ederse de ayni Akibete ugrarlar ve bozularak dagilirlar. Binbasi Rusdu Bey’de elinde kalan 89 erle guclukle Kizilcahamam’ a geri cekilir.



Birbirlerine cok yakin olmalarina ragmen koordinesizlik sebebiyle disiplinin saglanamadigi mufrezelerde bu bozgunlar yasanir. Bu durum karsisinda Mustafa Kemal Geyve’deki Ali Fuat (CEBESOY) Pasa’yi telgrafla arayarak: ”Duzce’deki isyanin Ankara’yi tehdit eder boyuta geldigini, Ankara’nin muhakkak guvence altinda tutulmasi gerektigini, isyani bastirmak uzere Geyve’den ayrilmasinda bir sakinca yoksa Ankara’ya tesrif etmesini” ister. Ayni gun (8 Mayis 1920) Konya Ereglisi’ndeki 11.Tumeni de butun kuvvetleri ile Ankara’ya cagirir. Hatta, ele ne gecerse gonderilebilmesi icin Antep ve Denizli’ye rica telgraflari ceker



Denizli tarafindan Refet Bey’in, Ankara’ya binbir muskulatla ulastirabildigi, yari atli, yari yaya, yari silahli 120 kisilik daginik, yorgun bir kafilenin kumandani Ustegmen Serif’i karsilayan Ankara vali vekili Yahya Galip, mufreze komutaninin boynuna sarilarak, ellerini goge acar ve: ”Yarabbi, bu gunleri de gorduk. Sana sukur.” Hesap edin ki, o gunlerde korumasiz kalan Ankara icin, 120 kisilik yorgun bir mufreze bile bulunmaz bir nimettir.



Bu sirada Yarbay Arif Bey, halkin gonullu olarak Kuvviye’ye katilmasi konusunda calisma yapmak uzere Kizilcahamam’da, cadiri da Kucuk Kaplica’nin yanindadir. O yillarda Seyhler (Camlidere)’li din ulemasindan Hafiz Halil (Okur) Efendi, sevdigi yarbayi sIk sIk ziyaret eder onunla sohbet edip Kur’an okur, Arif Bey de bundan cok hoslanirmis.



Fakat Yarbay Arif Bey 11-12 Mayis 1920 gecesi cadirinda uykuda oldugu bir sirada bir suikaste ugrayarak sehit edilir. Suikasti yapanin, yarbayin seyisi oldugu belirtiliyor. Fakat yapilan sorusturma sonunda asil suclu olarak, Kizilcahamam Mufrezesi’nin Gerede’de ugradigi bozgunda kusuru gorulerek, Yarbay Arif Bey’in once idam etmek isteyip sonradan affettigi Binbasi Rusdu tutuklanir. Bu suikastten sonra, cok sevdikleri ve bagli olduklari komutanlarini kaybeden Karakecili Asireti de izin isteyerek Kizilcahamam’dan ayrilip koylerine donerler.



Boylece Duzce Isyani bu dramatik yonleri ile Kizilcahamam’a yansimis olur.



Kizilcahamam halki bundan sonra da, Kuvvayi Ordu saflarinda gonullu olarak Milli mucadele’ye katilir. Kendilerine, Anadolu’nun Turk-Islam kimligine kavusmasini saglayan Dervis Gazi’lerden devrolan Kutsal Cihad mirasini, onlara yarasir bir sekilde kullanarak, ayni ruhla bu sefer de, mukaddes vatan topraklarini istilacilara karsi korumak icin mucadele ederler. Gonullerindeki meseleyi Inonu’ye, Sakarya’ya ve Kocatepe’ ye tasirlar. Kimileri sehit olarak en guzel mertebe ile sereflenirken, kimileri de Gazi olarak geri doner ve hayatlari boyunca gururla tasiyacaklari “Istiklal Madalyasi” ile taltif edilirler. 1919-1922 arasinda Milli Mucadele’ye Ankara’dan katilanlardan 2317 kisisi kayipdir. Bunlardan 224 tanesi Yabanabad’a aittir. Mekanlari Cennet olsun.



Yabanabad’dan Balkan,1.Dunya ve Kurtulus Savaslarina katilip sehit olanlarin listesi kitabimizin sonunda ekler bolumunde verilmistir.



Burada bu vesile ile, bu mukaddes vatan topraklarinin mirascisi durumunda olan nesli, o sehit olup olmadigimiz konusunda bir muhasebeye davet ediyor, bir kere daha ecdada sukran ve minnet duygularimi belirtiyorum.




5-CUMHURIYET’TEN BUGUNE :



Kayitlardan ogrendigimize gore ilce merkezi Kizilcahamam’a tasinmasina ragmen Sorba’ daki belediye teskilati calismalarina bir sure daha devam eder.100 Kizilcahamam’ da ise ayni yil kanun geregi belediye teskilati kurulur. Ziraat Bankasi bu yil, Askerlik subesi ve Nufus idaresi ise 1925 yilinda Kizilcahamam’a nakledilir. Fakat o yillarda yeterli mesken bulunmadigindan devlet dairelerinin bir kismi gecici olarak kurulan cadirlarda, bir kismi da kiralik olarak tutulan birkac evde calismalarini yurutur. Ilce merkezinin Kizilcahamam’a tasinmasi ile beraber, Ahiler ve Zimmiler koyleri mahalle yapilarak Kizilcahamam’a baglanir. Sonraki sayimlarda nufusun cogunlugunu bu iki mahalle meydana getirecektir.



Bu yillarda Milli Mucadele doneminin asker kacaklarinin ilcemizde cikardiklari huzursuzluk ile ilgili bazi tesbitlere rastladik.



Yukarida da bahsettigimiz Cil Ahmet Usaklari denen birilerinin basini cektigi bir gurup asker kacagi, daglarda saklanip, koyleri basmakta, harac toplamaktadir. Ozellikle islek olan Cerkes yolunu kontrol ediyor, yolcu ve kervanlardan harac aliyorlardi. Kisitli imkanlarla bunlarla bas edilememisti.



1928 de cikarilan affa ragmen dagdan inmeyen bu eskiya gurubu altlarinda iyi cins bakimli atlari, iyi giyimleri, ayaklarinda parlak deri cizmeleri ile hatirlaniyor. Neticede idare bunlari cokertmek icin iclerine nifak sokmayi planlar.



Devamli takip sonucu bir sefer Derbent degirmeni yaninda (Celtikci yolunda Cay Mahallesi civari) kistirilan gurup makineli tufekle donatilmis bir mufreze asker tarafindan, kacan bir kaci haric imha edilir. Cesetler, Zimmiler koyunden temin edilen kagnilara doldurulup ilceye getirilir ve simdiki Ataturk anitinin oldugu yerdeki bataklik halde bulunan dere yataginda acilan cukurlara gomulur.



Bahsedilen vurusmadan kacmayi basarabilen son bir kaci da ilce icinde kistirilir ve onlar da ayni sekilde vurularak ayni yere gomulurler.



1933 yilinda Ahiler Mahallesinin ismi Kemalpasa ve Zimmaler’in ismi de Ismetpasa olarak degistirilir. Halkin Uzemler olarak bildigi mahallenin ismi tarihteki kayitlarda Zimmaler olarak gecmekte oldugu icin biz de gecmis olaylarla ilgili anlatimlarda hep bu ismi kullandik.



Zimmi, bilindigi gibi Osmanli devrinde gayrimuslim tebaaya verilen isim. O devirde bu mahallede oturdugunu kabul ettigimiz gayri muslimlerden dolayi buraya bu ismin verilmis olmasi muhtemeldir. 1930 tarihli bir haritada da bu iki mahallemizin ismi Zimmiler ve Ahiler solarak yazilmistir. Zamanla da bu kelime halk agzinda degisIklige ugrayarak Uzemler ismini almistir. Cumhuriyet sonrasi degisIkliklerde, bazi vatandaslarin kimliklerine dogum yeri olarak Zemiler yazilmasi, koyun isminin once bu sekilde degistirildigi, daha sonra Ismetpasa olarak kesinlik kazandigi anlasiliyor.



Ancak, mahalle halki bu ismi begenmeyerek, degistirmek icin epey mucadele etmis. Hatta 1979 da bir de referandum (Halk oylamasi) yapilip halki, ismin degistirilmesi yonunde oy kullandigi halde her hangi bir sonuc alinamamis.



Kayitlarda 1930 oncesi Yabanabad olarak gorunen ilcemizin ismi 1933 yilinda bu iki mahalle ile beraber degistirilerek “Kizilcahamam” haline getirilmistir.



Cumhuriyet’in ilani ve Ankara’nin baskent olmasindan sonra ilcemiz, baskente yakinligi, Ankara-Istanbul karayolu uzerinde bulunmasi, kaplica ve dogal zenginliklerine ragmen, beklenen gelismeyi uzun yillar yakalayamaz. Uzerine sanki olu topragi serpilmis gibi, kapali toplum ozelligi bu donemde de devam eder. Meskenlesme oldukca gec baslar. Oyle ki gelen memurlarin cogu bile yakindaki Zimmaler (Ismetpasa) ve Ahler (Kemalpasa) koylerinde ikamet etmek zorunda kalirlar. Belediye baskanlari zaman zaman yakin koylere giderek halki ilce merkezinde ev yaparak ikamete ikna etmeye calisirlar. Fakat ziraat ve bilhassa hayvancilik yapan koylu icin Kizilcahamam hic de ilginc gelmez



Ankara’ya yolculuk, yuruyerek (12 Saat) ve hayvan ile yapilirken ilk tasima araclari ile nakliyecilik 1930-40 larda baslar. Cumhuriyetle baslayan egitim seferberligine ve baskente yakinligina ragmen 1926 larda ilcede Maleti’ (Milli Egitim Bakanligi) ne bagli (300 ogrencisi ile) 6 okul bulunmasi, yeni egitim kurumlarinin henuz yayginlastirilamadigini gosteriyor. Okullasma genel olarak 1938-39 lardan itibaren basliyor. (Bu donemde farkli sektorlerdeki gelismeler detayli olarak ileride kendi basliklari ile anlatilacakdir.)



1915 de ilce Kizilcahamam’a tasinmasina ragmen o kadar az bina vardir ki, gelen her dereceden memur uzun sure yakindaki Ahiler ve Zimmiler’deki evlerde kiraci olarak ikamet etmek mecburiyetinde kalir. Kaymakam ise Yusuf Kocak’a ait evde kalir. Ilcede hukumet binasi yapilana kadar da kamu hizmetleri kira ile tutulan evlerde yurutulur. Ilk Hukumet binasi olarak, Arif Taskin’in ifadesine gore simdiki binanin oldugu yerdeki bina kullanilmis. Uc katli olan bu binanin alt katinda bazi esnafin dukkanlari ust katlarda ise devlet daireleri bulunuyormus.



Simdiki hukumet binasi 1945 de insa edilmis. Mehmet Cavus’un Ziraat Bankasi’nin az ilerisindeki evi ise uzun yillar Adliye binasi olarak hizmet gorur. Ziraat Bankasinin arkasindaki iki katli konak bir sure cezaevi olarak (Sehit Mehmet Erdem Caddesinin onceki ismi Sanayi Caddesi, ondan onceki de Cezaevi Caddesidir.) 1945 e kadar, simdiki P.T.T. nin yanindaki eski iki katli bina da (1943) Askerlik Subesi olarak kullanilir. Ilce boluk komutanligi ise, simdiki Is bankasinin oldugu yerdedir.107 1945 yilinda Cezaevi ilce icinde Soforler odasinin karsisindaki yerine tasinir. (Bu bina o tarihe kadar cocuk islah evi olarak kullanilmis.)



Orman memleketi olmamiza ragmen Orman isletmesi ilceye 24 Agustos 1943 de yilinda gelmis ve ilk yillar Deliyusuf Sokak’daki gocmen evlerinin yaninda bir yerde, sonra da hukumet binasinin ust katinda hizmet vermis. O yillarda henuz orman muhafaza memurlugu olmadigi icin, ormanlar bir sure, askerler tarafindan korunur. 1946 da ise Orman muhafaza memurlugu kursu acilir ve 1950 de bu kursu bitirenler, orman idaresinde gorevlendirilmislerdir.



Yaptigimiz arastirmada, ilceye ilk yerlesen dort aile tesbit ettik. Bunlardan biri Taslica’li Yusuf Kocak olup, Pazar Rusdiyesi’ni bitirdikten sonra mustantik olarak gorevli iken, ilce merkezinin tasinmasindan sonra gorevi ile beraber Kizilcahamam’a gelip simdiki Deliimam Ceddesine yerlesmistir. Bercin Catak’li Haci Hasan Aga ise, sehir stadinin yanindaki bolgeye yerlesmis. Camlidere’den goc eden Yusuf Ziya (Tereyagoglu) Efendi, Buyuk Kaplicanin yanina, Pazar’ dan goc eden Mehmet (Turedi) Efendi ise Kucuk kaplica civarina yerlesmisler.



Kadirbey semtine ismini veren sahis ise,1920’den sonra (Milli Mucadele sonrasi) ilcemize gelip yerlesen ve nereli oldugu belirsiz, biraz esrarengiz olan emekli binbasi Kadir Bey’dir. O’nun, tamamen issiz bu semte gelip yerlesmesinin sebebi bilinmiyor. Ancak evinin onundeki buyuk ve zengin bahcesi, oturdugu postu ve kopegi unutulmamis. Kadir Bey, bazan ilceye iner ve Mehmet Cavus’un kahvesinde oturup cay icermis. Uzun zaman burada yalniz basina oturan Kadir Bey’e izafeten bu semtin ismi, bolge iskana acildiktan sonra Kadirbey olarak anilmaya baslar. O zamanlar aileler cocuklarini, yalniz basina oturan bu adamin kaldigi yere gondermek ve oralardan gecmelerini istemezler.




Yabanbad Osmanli devrinde Ankara Sancaginin en buyuk nufusuna sahip iken, Cumhuriyet’ten sonra bu durum tamamen tersine doner. Ankara’nin baskent olmasi ile ortaya cikan cazibe yaninda is ve tahsil gibi sebeplerle buyuk bir goc yasanir. Kizilcahamam, ilce merkezi olduktan sonra uzun sure buyuyemez.



O yillarda Ahiler koyunun bir merasi gorunumundeki ilcemizde bir hamam ve tedavi icin gelenlerin kaldiklari 60 odali bir handan baska bir iki de mandira bulunuyordu. Sonradan belediye baskanlari zaman zaman koylere kadar gidip, halki ilce merkezinde ikamet ettirmeyi ozendirici (Arsa vermek gibi) care ve tedbirler dusunmuslerse de iskan agir ve kendi seyrinde yurumustur. Gene de basta buyuk oranda Camlidere’den olmak uzere yakindaki Akdogan, Ucbas, Taslica, Karacaoren, Saraycik, Doganozu, Kizilcaoren, Ugurlu gibi koylerden yapilan goclerle bir miktar nufus artisi olur.



Derken 1944 lerde Mengen’den birkac aile, birkac yil sonra da Gerede, Tosya ve Safranbolu’ dan baska aileler gelip yerlesirler.



1949 da ise Bulgaristan’dan goc eden 10 kadar soydas aile Kizilcahamam’da iskan edilirler. Bunlardan 5 aile simdiki (Tuna boyuna izafen) Tuna Sokak’da, digerleri de Kizilcaoren, Cigirler ve Karacaoren koylerinde yerlestirilirler.



Tahminen 1937 de unlu Koc ailesi ile ilgili olarak Cukurca koyunde ilginc bir olay yasanir. Donemin ihtiyaclarini ve insanimizin psIkolojik durumunu anlatmasi bakimindan olayi buraya almayi uygun bulduk.



Icme suyu olmayan Cukurca koyu, ilceden de bir yardim alamayinca muhtar Hasan Yildirim (Kel Hasan) bu ihtiyacini gorebilmek icin Ankara’ya gider. O zaman en onemli ugrak yeri olan Samanpazari’nda gezerken Pazar koylu birinin tavsiyesi ile Vehbi Koc’dan yardim istemeye karar verir. Vehbi Koc’un kapisinda iki gun beklemeden sonra yanina girmeyi becerip derdini anlatir.



Vehbi Koc Kel Hasan’a ilgi gosterir. Gerekli malzemeyi aldirip bir kamyon ile Kizilcahamam’a Aci Deresi’ne getirtir. (Bu arada ne kadar uzunlukta boru gerektigi urganla olculmustur.) Malzemeler buradan hayvanlarla koye goturulur.



Calismalari devam ederken, boru yetmez. Tam muhtarin evinin onunde bitmistir. Koylu hemen “Muhtar boruyu kendi evinin onunden olcturdu.” Diye bir kulp bulur. Buna icerleyen Kel Hasan koyununu satar ve o para ile Ankara’ya gidip tekrar Koc’un huzuruna cikarak eksIk boruyu tedarik ettirir ve koye doner.



Calismalar devam ederken, su yoluna bu sefer taslik bir yer cikar. Koylunun bu engeli kendi baslarina asma gucleri yoktur. Caresiz muhtar tekrar Ankara’nin yolunu tutar. Orada Koc sirketinde dinamiti nasil kullanacagini bile gosterdikten sonra, kendisine verilen dinamitle geri doner ve su yolu tamamlanir. Gurul gurul akan su ile halk yorgunlugunu unutur. (1938)



Koczade cesmesi ismi verilen cesmeden bu gun hala su akmakta.



Ulkemiz II. Dunya savasina girmemistir ama gelismeler merakla ilcemizde de takip edilmektedir. Askerligin 4 yila cikarildigi ve bunun yaninda yedeklerin de askere cagrildigi o yillarda herkes hem savasin gidisi hem de yakinlari hakkinda kisitli haberlesme imkanlari ile haber alabilme telafisi icindedir. Bu sIkintilara ilaveten, savasin getirdigi ekonomik sIkinti da had safhaya ulasmistir. Ekmek, seker gibi bazi temel besin maddeleri karneye baglanmistir. Bu sIkintili gunlerin ardindan 1945 de savas sona erince ulke capinda oldugu gibi, ilcemizde de savasin bittigi 2 Eylul 1945 gecesi, gece bekcileri halka duyururlar. (Tellal cagirirlar)



Daha sonra ilcemizi 1947 de (Bir ifadeye gore 1946 secimleri aninda) Milli Mucaddele’nin unlu komutani Kazim Karabekir Pasa ziyaret eder. Ilcede birkac gun, Genc Palas otelinde kalir. Bu ziyaretten sonra belediye baskani Hilmi Kaya tarafindan belediye meclisi karari ile P.T.T. onunden baslayip Buyuk Kaplica’ya kadar uzanan sehrin merkezi caddesine Kazimkarabekir adi verilir.



Tahminen, Amerika ziyareti donusu 1947 veya 1948 de Celal Bayar ve Adnan Menderes ilcemizi ziyaret ederler. Sanildigina gore Demokrat Parti ilce teskilatini kurmak icin gelen Celal Bayar ve Adnan Menderes, yaninda o zamanki ilce baskani Ismail Sezen ve arkasinda kalabalik bir halk toplulugu oldugu halde, simdiki P.T.T.’nin oldugu yerden Soguksu’ya kadar yuruyus yaparlar. Ismail Sezen’in evinde kisa bir sure dinlendikten sonra da ilceden ayrilirlar.



Ayni yil bu sefer de Ismet Pasa (Inonu) Cumhurbaskani olarak ilcemizi ziyaret eder. Bacaginda kilot pantolon ve kirmizi meshur cizmeleri vardir ve henuz genctir. ”Pasam yasa !” sesleri ve alkislar arasinda O da Soguksu’ya kadar yuruyus yapar. Buradan da o yillarda henuz ilce olmamis olan Camlidere’ye giderek cok sevdigi belediye baskani rahmetli Halil Okur Hoca ile gorusmeler yapar.



1950 de iktidar olan Demokrat Parti, Kizilcahamam topraklari uzerinde bir ilce daha kurmayi planlar. Pazar ile Camlidere bucaklari ilce olmak icin muracaat ederler. Fakat hukumet oy kaygisiyla karar vermekte zorlanir. Buna ragmen her ikisine de kaymakam disinda diger memurlari tayin eder. Mahkeme teskilatlari bile kurulur. Tayin edilen memurlar gelerek gorevlerine baslarlar. Bu donemde Pazar’da ki mahkemelerde yargilanan ve hatta mahkum olanlar bile olur. Bu arada yapilan bir secim hukumetin isini kolaylastirir. Yapilan secimde Camlidere, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Pazar ise Demokrat Parti’ye oy verir. Hukumet secimden sonra her iki merkeze de, sonuclari arastirmak ve nabiz yoklamak uzere milletvekili ve bakanlardan meydana gelen gozlemci bir heyet gonderir. Heyet Pazar’a gelince, D.P.’ye oy veren halk yanlis yonlendirilir ve onlari C.H.P. bayraklari ile karsilar. Neye ugradigini anlayamayan heyet sasirir ve kizginlikla:



- Ilce olmak size haram olsun Pazar’ lilar!” diyerek oradan hizla ayrilip Camlidere’ye varirlar.



Burada ise secimlerde C.H.P. cok miktarda oy almistir. Fakat Camlidere’nin ileri gelenleri baslarinda Mustafa Yesil oldugu halde gelen D.P. heyetini tezahuratla karsilayip hurmet ve saygi gosterirler. Bu karsilama ve kendilerine gosterilen misafirperverlik karsisinda heyet Camlidere’nin ilce olmasi yolunda bir rapor hazirlayip hukumete sunar. D.P. iktidari da, bu tercihe uyar ve oraya bir kaymakam tayin ederek, Pazar’daki memurlari geri ceker.



1950 den sonra cumhurbaskanligi sirasinda Celal Bayar, yaninda maiyeti oldugu halde ilcemizi tekrar ziyaret eder. Simdiki Ab-i Hayat Oteli’nin bulundugu yerdeki belediye binasi onunde halka karsi bir konusma yapar.



Aradan yillar gecer. 1960 darbesi ile D.P. ileri gelenleri tutuklanip yargilanirlar. Bir kismi (Basbakan Adnan Menderes, Disisleri Bakani Fatin Rustu Zorlu ve Maliye bakani Hasan Polatkan) idam edilir, bir kismi da hapse atilir. Celal Bayar 65 yasini doldurdugu icin cezasi affedilir.



Cezaevinden ciktigi sene yaninda kizi Nilufer Gursoy ve damadi Ahmet Gursoy ile Volkswagen bir otomobille tekrar ilcemize gelir. Simdiki Huzur Pansiyon onunde dururlar. Celal Bayar arabadan inerek, o zaman otel (Cicek Palas) olarak kullanilan binaya soyle bir bakar. (Bir zamanlar iktidarda iken gelip muhtemelen ilce baskanligi olarak kullanilmis olan binada kalmis ve o gunleri dusunmus olabilecegi akla geliyor.) Karsidan, esnaftan Durmus Buyuk kendisini farkeder ve hemen disari cikarak kendilerine kosar:



-Buyrun sayin Reis-i Cumhurum, hos geldiniz. Dukkanima buyrun,soba yaniyor. Biraz isinin, size bir sey ikram edeyim, der.



Celal Bayar ise tesekkur ederek kalamayacaklarini ve civarda bir pastane olup olmadigini sorar. Durmus Buyuk, pastane filan olmadigini, ne isterlerse ikram edebilecegini israr ile tekrarlamasina ragmen kalmazlar ve ilceden ayrilirlar.



1958 yili Temmuz ayinda (Kurban Bayrami oncesi), ilceye 5 Km uzakliktaki Kizilcaoren koyunde buyuk bir yangin cikar ve 40 hanelik koy havanin asiri sicak olmasi ve ruzgarin da koye dogru esmesi yuzunden tamamen yanar. Bir evde, yemek yapilirken cikan bu yanginda, evlerin ahsap olmasi ile butun binalar tamamen yanar. Yangini yasayanlar, yanan tahtalardan cikan kizgin civilerin kursun gibi etrafa yayildigini anlatiyor.



Can kaybi olmadan sadece bir kurbanlik hayvan ile bir esegin oldugu yangindan sonra Kizilay, cadir ve battaniye yardimi yapar. Orman idaresi, koyluye kereste yardimi yapar. Ayrica hane basina 200-400 TL yardim yapar. Eski yerlesim yerine bu gunku yer insaat sahasi olarak kabul edilip harkes kendi evini yapar.



Demokrat Parti iktidarinin son yillarindaki karisIklar doneminde Bediuzzaman Said-i Nursi, basbakan Adnan Menderes’ e tavsiye ve nasihatlerde bulunmak uzere birkac defa Istanbul’ dan Ankara’ ya gelir. Bir keresinde otomobili ile Istanbul’ a donerken ilcemize ugradigi sirada ilcemiz esrafindan bazilari ve kendisini seven Murtaza Yildiz tarafindan karsilanir. Biraz hal-hatrir sorma ve hasbihalden sonra Bediuzzaman yoluna devam eder. (1959 Aralik ayi)



1960 dan sonra,daha once mahalle olan 11 yerlesim yeri, bagimsiz koy statusu kazanir. Bunlar; Gokbel, Ugurlu, Yesilkoy, Turnali, Belpinar, Beskonak, Catalan, Balcilar ve Esenler’dir. Bazi koy isimleri de, (Tekke) Verimli, (Gurcu) Beskonak, (Salin) Catalan, (Igbeler) Belpinar, (Alisenler) Esenler ve (Tasli Seyhler) Taslica olarak degistirilir. Uzunoz ve Kosten koyleri tek muhtarlikda birlestirilerek Balcilar olarak ismi verilir. Bu degisIklikle, Turkcelestirmek ve Lalelestirmek amaci gudulurken, 124 bu titizlik, koylere hizmet goturulmesinde gosterilmemistir. Halk hala bu koyleri eski isimleri ile tanir . Hala“Salin, Igbeler ve “Gurcu” isimlerini kullanir. Yani pek benimsenmemis.



Son degisIklik ise 1997 de gerceklesir. Bu yil Pazar Akcaoren, 1999 da ise Verimli kendi istekleri ile ayrilip, daha yakin olan Kazan Ilcesine baglanirlar.



Yabanbad tarihi bu bolumde bahsedilenlerden ibaret degil. Ancak bolgemizde sosyal yapi, egitim, din, ekonomi, ulastirma, spor, saglik, haberlesme ve siyasi gelismeler ileride, kendi bolumlerinde detayli olarak verilmistir. Fakat ilcemiz icin cok onemli bir gelisme olduguna inandigim Mustafa Kemal Ataturk’un 1934 yili 16-17 Temmuz tarihinde ilcemize yaptigi ziyareti ayri bir baslik altinda ve daha detayli olarak ele almayi dusunduk.




B-ATATURK’UN ILCEMIZI ZIYARETI:



Ataturk’un gezilerinde yanindan pek ayirmadigi yazar (Prof.Dr.) Afet Inan, bir toplantida arkadaslarindan Kizilcahamam’in guzelliklerini isitir ve merak ederek ilcemizi gormek ister. Fakat o tarihlerde yol hic de musait degildir ve konaklamak icin yeni acilan bir yatili okuldan (Simdiki Endustri Meslek Lisesinin oldugu yerdeki eski bina) baska bir tesis de yoktur. Buna ragmen otomobil ile Zir (Murted) Ovasi’ni asarak Kizilcahamam’a gelirler.



O gunlerde pek az ev olan,vadisinde manzara olmayan ama camlik ve akarsuyu pek guzel olan Kizilcahamam hoslarina gider ve ilcemiz hakkinda edindigi olumlu intibari donuste Ataturk’e ballandirarak anlatir. Ataturk de ilk firsatta ilcemizi ziyaret etmeye karar verir.125 Bu firsat 1934 Temmuz ayinda cikar. 2.Turk Dil Kurultayi’nin 18 Temmuz 1934 de Istanbul Dolmabahce Sarayi’nda yapilmasi kararlastirilmistir.126 Bunun icin Istanbul’a gidecek olan Ataturk’ un, karayolu ile gitmesi ve yol guzergahindaki Kizilcahamam’da konaklamasi planlanir.



Bunun uzerine zamanin Ankara Valisi Nevzat Tandogan tarafindan Soguksu’ ya cadirlar gonderilir. Kamp yerinde gece kalinabilecek sekilde hazirliklar yapilir.



Ziyaret heyetindekiler Prof. Afet Inan, Dahiliye Vekili (Icisleri Bakani) Sukru Kaya, yakin arkadaslari ve Antep Milletvekili Kilic Ali, Nuri Conker, Bilecik milletvekili Salih Bozok, Bolu milletvekili Ismail Hakki, Rize milletvekili Hasan Cavit ile ordu mufettisi Fahrettin Altay Pasa ve maiyeti oldugu halde 16 Temmuz 1934 sabahi sicak bir havada Ankara’dan hareket ederek, toz-duman icinde, otomobil ile Ataturk’u gormek icin yol kiyisina toplanmis halk arasinda Kazan’a ugrarlar. Kendilerini nahiye muduru, muhtar, kalabalik bir halk toplulugu ve okul ogrencileri karsilar. Kalabalik, kendisine yaklasmaya cesaret edemezken, guzel giyimli, esmer cehreli bir kadin Ataturk’e yaklasarak;“hazirlik yaptiklarini ve hic olmazsa bir tas ayranlarini icmelerini” ister. Ataturk; ”Kadinin kim oldugunu” sorar. Kendisine, koyun yeni muhtari Sati Kadin oldugunu soylerler. Sati Kadini acik sozlulugu, medeni cesareti ve pratik zeka acisindan dolayi takdir eden Ataturk: ”Iste tam mebus olacak kadin” diye gorusunu belirtir. Kazan’da kendilerini karsilayan Muhtar Sati Kadin’in ikram ettigi ayrani icerler. Ileride belde oldugunda ilk Belediye baskani olan Remzi Cirpan’in annesi olan Sati Kadin, bir sene sonra Turkiye’nin ilk kadin milletvekili olarak T. B. M. M.’ne girer.



Ataturk’un ziyreti birkac gun onceden duyuruldugu icin, koylerden de gelenlerin teskil ettigi buyuk bir kalabalik ile devlet memurlari 16 Temmuz sabahindan itibaren simdiki P.T.T.onundeki alana ve yolun iki yanina dizilerek beklemeye baslarlar. Ankara Caddesinin basindan, P.T.T. binasi onune kadar da ilcede bulunan halilar toplanip yola serilir. Emniyet tertibati da, daha onceden Ankara’dan gelen asker birlik ve polislerle saglanir.



O gun sicak havada, ilce girisinde birikenlerin heyecanli bekleyisleri surerken, once Muhafiz Birligi’nin motosIklet gurultusu duyulur. Arkasindan da Ataturk’un ustu acik spor arabasi gorunur. Kafile, karsilayanlarin onunde durur.Ataturk kendisini alkislayanlara selamla karsilik verir. Arabasinda kendisinden baska Afet Hanim ve yaveri vardir. Diger ileri gelenler de obur arabadadir.



Kendisine ilk yaklasan ve “Hosgeldiniz Pasam!” diyen, O zaman ki yatili okul muduru Muhittin Akdik idi. Daha sonra kaymakam, hakim ve diger ileri gelenler sirayla yanina gidip “Hosgeldiniz” derler. Ataturk, un kalabaliga hitaben yaptigi kisa konusmadan sonra, Okul mudurunun okulu isaret etmesi uzerine, arabalarla okula varilir. Okul gezilirken, bir ara Ataturk cebinden cikardigi not defterini inceler ve mudure hitaben: ”1927 yilinda ....... liraya malolan okul bu mu?” diye sorarak, binalarin saglam yapilip, iyi bakilmasina dair tavsiyelerde bulunur. Okul mudurunden de yapilan egitim calismalari hakkinda bilgi alir.



Daha sonra arabalarla Soguksu’ya dogru hareket edilir. Buyuk Kaplica’nin onune gelindigi sirada ziyaret amaciyla durulur. Bu arada yere sermek amaciyla ilcede ancak 4-5 tane hali bulunabilir. Ataturk burada yasli bir kadinla (Celal Demircin’in annesi) sohbet etmeye baslar. Kendisini daha yakindan gormek ve konusmayi dinleyebilmek amaciyla etrafini sIkica saran halki uzaklastirmak icin polislerin hareketini goren Afet Hanim’in: ”Pasam, polisler halki rahatsiz ediyorlar” sIkayeti uzerine Ataturk’un yaverine ve polislere hitaben:



-”Halki serbest birakin, dokunmayin” demesinden cesaret alan halk iyice yaklasir. Buradaki sohbetten sonra Ataturk, ilkel durumdaki kaplicaya girip suyunu kontrol eder. Banyo yapma isteginden “ suyun sihhatli olmadigi” gerekcesi ile doktoru tarafindan vazgecirilir. Ayni sekilde Kucuk Kaplica’nin suyunu da bizzat kontrol ederek, daha sonra kamp yeri olan Buyuk Soguksu’ya hareket edilir.



Kafile bunaltici bir havada Buyuk Soguksu’ya geldiginde karanlik basmistir. Burada ilce idarecileri tarafindan hazirlanan sofrada yemek yenilir. Temmuz sicaginda kufur kufur esen camlikdan cok hoslanmistir. mehtabin butun guzelligi ile camligi aydinlattigi bir ortamda gece yarisina kadar sohbet edilir ve akademik konusmalar yapilir. Etraf ve cadirlarin ici luks lambalari ile aydinlatilmistir. Fakat Buyuk Soguksu Gazinosu’nun oldugu yere kurulan kamp yerinde sivrisineklerin taciz etmesi sebebiyle disarida kalamayip cadirlara gecerler. Bu arada Ataturk mutlaka banyo yapmak isteginde bulundugundan, Vali Nevzat Tandogan’in emriyle Ankara’dan iki arazoz ve bir kuvet getirilir. Arazozlerin kaplicadan tasidigi su ile Ataturk banyo yapar. Sonra da istirahate cekilir.



Ertesi sabah (17 Temmuz) belediye baskani Tahir Barlas oldugu halde ilceden bir gurup, kamp yerine varir. Tahir Barlas, Altin Su’dan doldurdugu bir surahi ile once kendisi icip sonra da Ataturk’e bir bardak su ikram eder ve suyun nasil oldugunu sorar. Suyu cok begenen Ataturk: ”Kizilcahamamlilar, bu su altin gibi” der ve boylece bu suyun adi da (Altin Su) Ataturk tarafindan konulmus olur.



Ataturk ayrica kalabaliga hitaben bir konusma yapar: ”Bu cennet yurt kosesinde mutlusunuz Kizilcahamamlilar” Sozunu de bu sirada soyler. Konusmadan sonra belediye baskaninin girisimi ile, acele kamp yerinin tapusu cikarilip Ataturk’e takdim edilir. Saat 11:00’e dogru da, butun kasaba halki Istanbul Caddesi’ (Cengiz Topel Caddesi) nden, Bolu istikametine ugurlarlar. Kasabada bulunan butun araclar da, Gerede’ ye kadar O’na eslik ederler.



Bu ziyaretten sonra, Ataturk’un,altinda dinlendigi cam ozel bakim altina alinir ve, soyledigi meshur: ”Bu cennet yurt kosesinde mutlusunuz Kizilcahamamlilar” sozu bir levha yazilarak asilir. Yanina da kucuk bir bustu konur.



Ayni gun cikan Cumhuriyet, Hakimiyet-e ve Vakit gazeteleri, Mustafa Kemal’in ilcemize yaptigi ziyareti asagi yukari ayni sozlerle duyururlar:



“Gazi Hazretleri bu sabah saat 09:00 da beraberinde Dahiliye Vekili Sukru Kaya, mebuslar Kilic Ali ,Nuri, Hasan Cavit, Salih ve Ismail Hakki Bey’lerle, ordu mufettisi Fahrettin Altay Pasa ve maiyeti oldugu halde, Ankara’dan otomobille Kizilcahamam’a hareket etti. “Yol boyunca, toplanan koyluler Reis-i Cumhur Hazretlerini buyuk sevinc tezahurleri ile karsiladilar. Ataturk Kizilcahamam’da camlikta hazirlanan cadira gecti”



Boylece, Kizilcahamam’lilarin ve ilceye turistik amacli gelenlerin asla unutamayacagi, onemli bir tarihi olay yasanir.



Prof.Dr. Afet Inan’in hatiralarina gore Ataturk, yol boyunca, etkilendigi Kizilcahamam ile ilgili olarak su degerlendirmeyi yapar:



”Bu turistik beldede oteller yapilmaliydi. Kaplica suyundan daha modern tarzda istifade edilebilirdi. Ormanlarin bakimi ve yenilerinin yetistirilme gayretleri bu yerlere buyuk imkanlar saglardi.”



Ataturk bu degerlendirmeleri ile, O gunku Kizilca’yi degil, sanki gelecegin Kizilcahamam’ini tarif eder gibidir. O gunku sartlarda, belki hayal olarak gorulen bu dilekler, buyuk olcude ancak 1994 sonrasi gerceklesme durumunda olmustur.



Bu ziyaretten baska, 1935 de Trakya Manevralari’na gittigi sirada Kizilcahamam’a bir kere daha ugrar. Ilcemiz Pazar Koylu arastirmaci Demirhan Tuncay, o yillarda bir ilkokul ogrencisi iken, Cestepe onunde Ataturk’u karsilayanlar arasindadir ve kendisiyle bizzat gorusme imkani bulmustur.



Ataturk’un ilcemizi ziyareti ile ilgili olarak, kendisinin olumunden sonra baska bir gelisme daha olur ki, onu da zikretmeden gecemiyecegiz.



1939 veya 1940 yillarinda zamanin Ilce Turizm derneginin girisimi ve bir bayram vesilesi ile (Muhtemelen 19 Mayis) duzenlenen gures musabakalarina, Ataturk’un kiz kardesi Makbule Hanim ve bir cok milletvelkili de davet edilir. Gureslerden once Turizm Dernegi Baskani rahmetli Murtaza Yildiz, Ataturk hakkinda bir konusma yapar. Bu konusmadan sonra kursuye davet edilen Makbule Hanim, Kizilcahamam’lilara tesekkur eder ve, cantasindan vaktiyle Ataturk’e verilmis olan tapuyu cikararak:



-Bu tapu bizden ziyade size layiktir Kizilcahamam’lilar! Diyerek, Ataturk’un kamp yapmis oldugu yerin tapusunu ilceye iade eder.



Mustafa Kemal’in ayrica, Yildirim bolgesinde Aydos Yaylasi’nda bir ciftlik kurdurarak burada koyun surusu beslettigi, elde edilen urunlerin de ordunun ihtiyaci icin kullanildigi naklediliyor. Bu ciftlik hakkindaki detayli bilgi turizm bolumunde “Ilcemizdeki ziyaret yerleri” basligi altinda ele alinmistir.


alintidir

TUrkCenIn AnadIl Olarak DUnyadakI YerI

>TURKCENIN ANADIL OLARAK DUNYADAKI YERI

Sovyetler Birligi'nde, Agustos 1991'deki basarisiz darbe girisimini izleyen aylarda, bu devleti olusturan cumhuriyetler sirayla bagimsizliklarini elde edince gozlerimiz oncelikle Kafkasya ve Orta Asya'daki Turk Cumhuriyetleri'ne cevrildi. Cunku, artik bu ulkelerle siyasi, ekonomik ve kulturel alanlarda iliski kurarken soz konusu olan sinirlamalar buyuk olcude ortadan kalkmisti. Bu nedenledir ki, bazi genel puruzler nedeniyle dogan gecikmeler hesaba katilmazsa, artik duzenli olarak Turk Cumhuriyetleri'nin Devlet Baskanlari, Basbakanlari ve hukumet temsilcileri biraraya geliyor ve cesitli alanlarda isbirligi olanaklari yaratmaya calisiyor, en azindan iliskileri gelistiriyorlar. Buna ek olarak da duzenli araliklarla dil kongreleri duzenlenmeye baslanmis bulunmaktadir. Bu kongrelerde ana amac, oncelikle bir ortak alfebenin en kisa zamanda olusturulmasi, Turkcenin butun lehcelerini kapsayan genis bir Turkce sozlugun hazirlanmasi, ortak bir dil olusturulmasi icin gerekli altyapi kosullarinin incelenmesi ve bunlarin olusturulmasi olarak ozetlenebilir. Bu yazida, Turkcenin cesitli lehce ve siveleri ile bunlari "anadil" olarak konusan Turk devletleri, ozerk cumhuriyetleri ve topluluklari konu edilecek, ayrica bu lehce ve sivelerin yaklasik kac kisi tarafindan konusulduguna, bu topluluklarin agirlikli olarak nerelerde yasadiklarina yer verilecektir.

Turkcenin lehceleri ve yayildiklari cografya

Burada, (biri disinda) tum Turk topluluklarinin kendi dillerini yani Turkcenin lehcelerini ve sivelerini anadil olarak konustuklari kabulu kesinlikle yanlis olmayacaktir. Ikinci dil olarak ise, gecmiste veya gunumuzde de bagimli bulunduklari devletlerin resmi dilini konusmaktadirlar. Bunlar icinden en onemlileri Rusca, Cince, Farsca, Bulgarca ve Ukraynaca'dir. Kuskusuz bu dillere ayrica Arapca, Yunanca ile 1960'dan sonra Turklerin isci olarak yabanci ulkere gocu sonucu ogrendikleri diller olan Almanca, Hollandaca Fransizca ve Ingilizce de eklenebilir.

Anadolu Turkcesi

Anadolu Turkcesi, Turk dilleri icinde Oguz dilleri grubunda yer alir. Toplam nufuslari 60 milyona yaklasan ve Anadolu, Trakya, Kuzey Kibris'ta (Kibris'taki Turk nufusu yaklasik 140 bindir) yasayan Anadolu Turkleri tarafindan konusulan bu dil, Turk lehceleri arasinda en buyuk grubu olusturur. Ayrica bu lehce, su Turk azinliklarinin da ana dilini olusturmaktadir:

Turk Azinliklar Nufus
Bulgaristan Turk azinligi 750.000
Bati Trakya Turkleri (Yunanistan) 140.000
Makedonya Turk azinligi 66.000
Irak Turkmenleri 300.000
Basta Almanya (1.920.000) olmak uzere
Hollanda (250.000)
Fransa (240.000)
Belcika (85.000)
Ingiltere (65.000)
ve Danimarka'ya (37.000)
1960'li yillarin basindan itibaren goc etmis Turkler 2.600.000

Azeri Turkcesi

Anadolu Turkcesine yakinligi ile bilinen Azeri Turkcesi de Oguz dil grubundadir. "Azeri Turkleri"nin toplam nufusu yaklasik 23 milyon kadardir ve Azerilerin ancak 6,5 milyon kadari Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yasarken yaklasik 16 milyon Azeri, Iran Islam Cumhuriyeti'nin kuzeyinde (Guney Azerbaycan), 330 bini Gurcistan'da ve 110 bini Ermenistan'da yasamaktadir.

Ozbek Turkcesi

Dilleri Karluk grubunda yer alan "Ozbek Turkleri"nin buyuk cogunlugu Ozbekistan Cumhuriyeti'nde (16,2 milyon) yasamaktadir. Basta Tacikistan (1,5 milyon) olmak uzere Kazakistan, Kirgizistan, Turkmenistan ve Afganistan'da yaklasik 3 milyon Ozbek bulunmaktadir.

Kazak Turkcesi

Kazakca, Turk dillerinin Kipcak grubunda yer alir. "Kazak Turkleri"nin buyuk bolumu Kazakistan'da yasarken, komsu cumhuriyetlerde de (ozellikle Turkmenisten, Mogolistan) Kazak azinliklara rastlanir ve toplam nufuslari 9 milyonu asar.

Kirgiz Turkcesi

Kirgiz dili, Kirgiz-Kipcak grubunda yer alir ve bu dili konusan Kirgizlarin sayisi, diger komsu cumhuriyetlerde yasayanlarla birlikte 4 milyonu bulur.

Turkmence

Turkmenistan Cumhuriyeti'nde bugun 3 milyon, diger bolgelerde de (Iran, Irak, Afganistan) yine yaklasik 3 milyon Turkmen yasamaktadir. Dilleri Oguz grubunda yer alir ve Anadolu Turkcesine cok yakin nitelikler tasir.

Tatarca

"Tatar Turkleri"nin 2 milyonu Rusya Devleti'nin icinde (Moskova'nin yaklasik 750 km guneydogusunda) Tataristan Ozerk Cumhuriyeti'nde (Kazan Tatarlari) yasarken, 1,1 milyon Tatar yine Rusya icindeki Baskurdistan Ozerk Cumhuriyeti'nde, 350 bini Kazakistan'da ve 300 bini ise Kirim Yarimadasi'nda (Kirim Tatarlari) yerlesmistir. Dilleri Kipcak grubundandir.

Baskurt Turkcesi

Gunumuzde Baskurdistan Ozerk Cumhuriyeti'nde (Moskava'nin yaklasik 1.250 km Guneydogusu'nda 1milyon, diger bolgelerde ise 1,6 milyon Baskurt Turku yasamaktadir. Dilleri Kipcak grubunda yer alir.

Karakalpak Turkcesi

Dilleri Kipcak grubunda yer alan Karakalpak Turkleri, Ozbekistan'da (Aral Golu'nun guneyinde) Karakalpak Ozerk Cumhuriyeti'inde yasarlar; nufuslari 500 bin civarindadir.

Cuvas Turkcesi

Cuvasistan Ozerk Cumhuriyeti'nde (Moskova'nin yaklasik 600 km guneydogusunda, Tataristan Ozerk Cumhuriyeti'nin kuzeybatisinda) 950 bin civarinda Cuvas Turku yasamaktadir.

Sors Turkcesi

Kultur ve dil yonuyle Hakas ve "Altay Turkleri"ne cok yakin olan Sors Turkleri Rusya'nin Kemerowo bolgesinde (Alma-Ata'nin yaklasik 1.750 km kuzeydogusunda) yasarlar; sayilari 17.000 dolayindadir.

Altay Turkcesi

Altay (Oyrat) dili Kirgiz-Kipcak grubunda yer alir. Bu dili konusan 60 bin Altay Turku Altay Ozerk Cumhuriyeti'nde (Rusya Cumhuriyeti'nde Kemerowo'nin guneyinde, Mogolistan sinirinda) yasarken 70 bini ise diger bolgelere yerlesmistir.

Uygur Turkcesi

Turklerin ilk yazili eserlerinde kullanilan Uygurca, Karluk dil grubunda yer alir. Bu lehceyi konusan yaklasik 16 milyon Uygur Turku (bazi kaynaklara gore 20-23 milyon) gunumuzde Bati Cin'de (Dogu Turkistan'da), cok azi ise Rusya'da yasamaktadir.

Gagavuz (Gokoguz) Turkcesi

Dilleri Oguz dil grubunda yer alan dolayisiyla Anadolu Turkcesine cok yakin olan Gagavuz Turkleri Moldavya'nin guneyinde 1991 yilinda kurulan Gagavuz Ozerk Cumhuriyeti'nde yasamaktadirlar; nufuslari yaklasik 160 bindir. Ayrica Balkanlar'da ve Rusya'nin cesitli bolgelerinde dagilmis kucuk topluluklara da rastlanir.

Stavropol Turkcesi

Turkmence ve Nogay diline cok yakin olan bu dil, bolgeye goc etmis Turkmenler tarafindan konusulmaktadir.


Kumuk Turkcesi

Kumuk Turkcesi Kipcak grubundan olmakla birlikte Anadolu, Azeri ve Karacay dillerine yakinlik da gosterir. Toplam nufuslari 300 bin kadar olan "Kumuk Turkleri"nin yaklasik 250 bini Dagistan bolgesinde (Kuzeydogu Kafkasya'da) yasamaktadir.

Karacay Turkcesi

Karacay dili Kipcak grubundan olup, Karacay-Cerkes Ozerk Cumhuriyeti'nde (Gurcistan'in 200 km kuzeyinde) yasamakta olan yaklasik 160 bin Karacayli tarafindan konusulmaktadir.

Balkar (Malkar) Turkcesi

Dilleri hemen hemen Karacay Turkcesi ile ayni olan Balkar Turkleri Gurcistan'nin kuzeyinde, bu ulkeye komsu olan Balkar Ozerk Cumhuriyeti'nde yasamaktadir; sayilari 85 bin civarindadir.

Karaim Turkcesi

Kipcak dil grubuna ait Karaim dili bugun cok az Karaim Turku tarafindan konusulmaktadir. Bunlar, Ukrayna'nin batisi, Litvanya ve Polanya'da yasamaktadir.

Hakas Turkcesi

Hakas Turkcesi Kirgiz dil grubuna cok yakin olup, Hakas Ozerk Cumhuriyeti'nde yasayan yaklasik 80 bin Hakas Turku tarafindan konusulmaktadir.

Nogay Turkcesi

Nogay Turkleri, Stavropol ve Dagistan Bolgesi, Cecen-Ingus Cumhuriyeti ve de Karacay-Cerkes bolgesinde daginik olarak yasamaktadirlar. Dilleri Kipcak grubunda yer alan "Nogaylar"in sayisi 75 bin dolayindadir.

Tuva Turkcesi

Yaklasik sayilari 220 bin tahmin edilen "Tuva Turkleri"nin 200 bini Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti'nde (Mogolistan'nin kuzey sinirina komsu bolgede) yasamaktadir.

Yakut (Saka) Turkcesi

Mogolcanin etkisi ile hayli degisiklige ugrayan Yakut dili, tahmini sayilari 400 bin olan ve buyuk cogunlugu Yakut Ozerk Cumhuriyeti'nde (Cin sinirina 1.250 km uzakliktaki Dogu Sibirya'da) yasayan Yakut Turku tarafindan konusulmaktadir.

Kaskay Turkcesi

Anadolu ve Azeri Turkcesine cok yakin bir Turkce ile konusan Kaskay Turkleri, Hasme Turkleri ile birlikte Iran'in guneyinde yasarlar; sayilari 700 bin dolayindadir.

Ahiska (Mesketi, Meset) Turkcesi

Dilleri Oguz grubunda yer alan Ahiska Turkleri gunumuzde daginik olarak Ozbekistan, Kirgizistan, Azerbaycan ve Turkiye'de yasamaktadirlar. Sayilari 200 bin civarindadir.

Sonuc

VI. Yuzyilin ikinci yarisindan sonra kuzeye, guneye ve onemli olcude de bati yonune goce baslayan Turk kavimleri, XV. Yuzyilin ortalarinda bugunku Bulgaristan sinirina ulastilar. 1960'li yillarin basinda Orta Avrupa'ya yonelen isci gocunu, bu gocun devami olarak nitelendiren bazi yazarlar da goruyoruz. Bu gocler sirasinda sahip olunan ozgun kultur, etkilenisim icinde bulunan diger kulturlerle zenginlesmis, ancak anadil olarak konusulan Turkce korunmus ve boylelikle dil cok genis kita parcalarina yayilmistir. Birlesmis Milletler'in 1990 yilina ait istatistiklerine gore Turkce, 165 milyon dolayinda kisi tarafindan anadil olarak konusulmaktaydi. Boylelikle dilimiz Cince, Hintce, Ingilizce ve Ispanyolcanin arkasindan en buyuk (yaygin) dil karakterine sahiptir. Nufus artisinin ortalama % 1,5 oldugu varsayilirsa bu sayinin artik 180 milyona yaklasmasi gerekir. Cincenin, Cin ve Tayvan disinda Guneydogu Asya ulkelerindeki Cin azinlik tarafindan konusuldugu, Hintcenin yalnizca Hint Yarimadasi'nda yayildigi dusunulurse, Turkce, Ispanyolca ve Ingilizce gibi dunyada genis cografyaya yayilmis diller arasinda yer alir. Bunlardan Ingilizce, Buyuk Britanya disinda, Kuzey Amerika kitasinda, Guney Afrika Cumhuriyeti'nde (Ingiliz kokenliler tarafindan) ve Avustralya'da anadil olarak konusulmaktadir. Ispanyolca, Ispanya disinda Orta (ABD'nin guneyi dahil) ve Guney Amerika'da (Brezilya disinda) yayilmistir. Turkcenin ise Rusya Federasyonu'nun Pasifik kiyilarindan baslayip, Orta Asya, Kafkasya, Anadolu ve Trakya'yi asip Orta ve Bati Avrupa'daki Turklerle, ayrica az sayida da olsa Kuzey Amerika'ya goc etmis Turkler tarafindan anadil olarak konusulmakta oldugunu, boylelikle Afrika kitasi ve Guney Asya disinda (degisik yogunluklarda) tum Kuzey Yarimkure'ye yayildigini goruyoruz.

Kaynaklar:

[1] World Fact Book 94, CIA (http).
[2] Informationen zur politischen Bildung; Die Sowjetunion 1953-1991,
Nr. 236, 3. Quartal 1992.
[3] Council of Europe (Hrsg), Sopeni,Netherland-1993; Statistisches
Bundesamt, Wiesbaden, Sopeni, Report-Turkey, Oct-1993.
[4] Turkler, "s.c.t. Listesi", .


www.sinanoglu.net alinmistir

Signet

>ABD'nin super gizli servisi NSA'nin dinleme faaliyetlerini Hurriyet'e anlatan eski ajan Wayne Madsen'e gore Turkiye'de halen iki dinleme istayonu var. Iste NSA'nin dinledikleri:

Apo cok geveze ve aptaldi. Cepten konusmadan edemezdi. Rusya'da Korfu'da her yerde dinledik.

Dudayev'i Refah'in verdigi uydu telefondan dinledik. Koordinatlari Ruslara verdik. Onlar da oldurdu.

Carlos, Sudan'da sarhosken Sam'daki arkadaslariyla konusuyordu. Yerini Fransizlara bildirip yakalattik.

Diana, kara mayinlarina karsi mucadele ettigi icin, Rahibe Teresa da kurtaj karsiti oldugu icin dinleniyordu.

ABD istihbarat servislerinin ‘super gizlisi’ olarak bilinen NSA'da calismis bir ajan, tum dunyayi dinleyen ‘‘dev’’ telekulagin oykusunu Hurriyet'e anlatti.

Insanlarin ozel yasaminin dinlenmesine karsi oldugu icin simdi muhalif olan Madsen, NSA'nin (National Security Agency) halen Turkiye'de dinleme istasyonlari bulundugunu soyledi. Madsen, bu iki usten, Iran, Irak, Kafkaslar ve Rusya'nin ic bolgelerinin izlendigini, radar imajlari, radyo sinyalleri ve telemetri gibi faaliyetlerin yurutuldugunu kaydetti. Ajan Madsen, Turkiye'de daha cok NSA ussunun bulundugunu, ancak sayinin ikiye indirildigini ve digerlerinin Turkler'e devredildigini belirtti.

Wayne Madsen, ‘Yunanistan’daki tum NSA tesisleri kapatildi ve onlara guvenmedigimiz icin de hicbirini devretmedik, hepsine kilit vuruldu' dedi. Madsen, NSA'nin KKTC'de bile halen bir tesisi bulundugunu soyledi ve ‘1974’den sonra bir anlasma yapildi. Buradan Ortadogu izleniyor, Turkler ile birlikte calisiyoruz' diye konustu.

APO COK GEVEZE

Ozel ajan olarak takdir belgesi bulunan Wayne Madsen, Abdullah Ocalan'in ‘cok geveze ve aptal’ oldugu icin kendisini ele verdigini, PKK'nin basinin, Suriye'den ciktiktan sonra Kenya'da yakalanincaya kadar NSA tarafindan izlendigini soyledi.

Madsen, ‘Ocalan, cok geveze biri, cep telefonundan konusmadan edemezdi ve biz de nerede oldugunu hemen belirlerdik. Rusya’dan baslayarak, Korfu Adasi dahil her noktada dinledik. Ocalan'in izlenmesinde Israil'in de katkisi oldu. Ocalan, cok aptalca davrandi. Dinlenecegini bilmesi gerekirdi' dedi.

DUDAYEV'IN YERINi BIZ BILDIRDIK

Madsen, Cecen lider Cahar Dudayev'in nerede oldugunu da NSA'nin tespit ettigini soyledi ve hatta bulundugu yerin koordinatlarinin ABD tarafindan Moskova'ya verildigini soyledi. Madsen, Dudayev'in oldurulmesinde NSA'nin ustlendigi rolu soyle anlatti: ‘Dudayev Refah Partisi’nin verdigi uydu telefonu kullaniyordu. NSA yerini ve koordinatlarini belirledi ve Baskan Clinton'a bildirdi. Bill Clinton, Moskova'da idi. Boris Yeltsin'in yeniden secilmesini istiyordu. Cecen lider Cahar Dudayev'in yerini ve koordinatlarini Yeltsin'e bildirdi. Ruslar, Dudayev'i hemen oldurdu. Boris Yeltsin de Clinton da yeniden secildi. Aslinda, Baskan Clinton'in yaptigi yasalara aykiridir.'

CAKAL’I YAKALATTIK

Madsen, ‘Cakal’ lakapli terorist Carlos'un da NSA tarafindan bulundugunu soyledi. Carlos, Sudan'da sarhos iken Sam'daki arkadaslariyla konusuyordu. NSA, Sudan'in baskenti Hartum'da oldugunu Fransizlar'a bildirdi ve Carlos bir operasyonla yakalandi.

PRENSES VE RAHIBE

Wayne Madsen, NSA'nin, ABD ulusal cikarlari icin gerekli gorulmesi halinde ‘herseyi ve herkesi’ dinleyebilecegini ifade etti. Bu cercevede, NSA'nin telekulaklarinin, Prenses Diana ve Rahibe Teresa'yi bile dinledigini soyleyen Madsen, ‘Oyle gerekiyordu’ dedi. Wayne Madsen, Prenses Diana'nin mayinlara karsi savas acmasinin ABD politikasina ters dustugunu ifade etti. Benzer sekilde Rahibe Teresa'nin kurtaj ile ilgili gorusleri de ABD'nin hosuna gitmiyordu. Wayne Madsen, Greenpeace ve Uluslararasi Af Orgutu gibi kuruluslarin NSA tarafindan surekli dinlendigini de kaydetti.

66 ayri dilde dinleme faaliyeti

Gecenlerde yayinlanan ‘Body of Secrets’ kitabiyla gundeme gelen NSA'nin (National Security Agency) sadece Maryland Eyaleti'ndeki merkezinde 22 bin personel calisiyor ve toplam calisanlarin sayisi 50 bini buluyor.

Eski ajan Wayne Madsen, ham bilgileri degerlendiren bir analist olarak ABD Donanmasi, Disisleri Bakanligi, FBI ve NSA'da yillarca hizmet verdigini soyledi. Madsen, NSA'nin tum dunyadaki, telefon, faks, cep telefonu, e-mail, uydu telefonu konusmalarini ve yazismalari cozebilen SIGNET adinda ileri teknoloji urunu bir ag kurdugunu belirtti. Wayne Madsen'e gore SIGNET, Avrupa'nin tartistigi Echelon'dan cok buyuk ve cok kapsamli. Echelon ile sadece Intelsat gibi ticari sistemlerin haberlesmesi alinabiliyor. SIGNET, istenilen herkes ve herseyi izliyor. dedi. Madsen, NSA'nin Turkce dahil 66 yabanci dili ve hatta ayni dilin farkli sivelerini bile rahatlikla dinledigini soyledi. NSA'nin Ft. Meade'deki merkezine ‘kripto sehri’ denildigini belirten Madsen, kurumun basina hep ‘uc yildizli bir general’ atandigini soyledi.

Hurriyet

En kisa sure Basbakan olan kim?

>En kisa sure Basbakan olan kim?


Cumhuriyet tarihinin en kisa Basbakanlik koltugunda oturanin kim oldugunu biliyor musunuz? 1942'de yasanan acil durum nedeniyle bir siyasi sadece 1 gun...




Cumhuriyet tarihinin en kisa Basbakanlik koltugunda oturanin kim oldugunu biliyor musunuz? 1942'de yasanan acil durum nedeniyle bir siyasi sadece 1 gun Basbakan oldu...

Suat Hayri Urguplu sekiz ay, Yildirim Akbulut birbucuk yil, Necmettin Erbakan bir yil, Abdullah Gul dokuz ay basbakanlik yapti. Turkiye Cumhuriyeti tarihinde yalnizca bir gun basbakanlik yaparak en kisa sure bu koltukta oturan devlet adami unvanina sahip kisi ise Ahmet Fikri Tuzer. Iste Tuzer’in oykusu.

Basbakan var, bir de yardimcisi. Basbakan yurtdisina cikabilir veya hastalanabilir... Boyle bir durum oldugunda devreye basbakan yardimcisi girer. Gorevi o yurutur. 1942 yilinda durum boyle degildi. Basbakan vardi ama ‘yardimcisi’ gorevi henuz tanimlanmamisti. Hukumet kurulurken boyle bir gorev kimseye verilmiyor, gerektiginde cumhurbaskani bir kisiyi gorevlendiriyordu. 1942’de yasanan ‘acil durum’ tarihe bir ilk olarak gecti. Donemin basbakani Dr. Refik Saydam aniden kalp krizi gecirerek yasamini yitirince, Cumhurbaskani Ismet Inonu Icisleri Bakani Ahmet Fikri Tuzer’i bu goreve atadi. Ancak Tuzer’in basbakanligi bir gun surdu. Sukru Saracoglu hemen yeni hukumeti kurunca Tuzer ‘24 saatlik basbakan’ olarak tarihin satirlari arasinda yerini aldi.

Her sey 7 Temmuz 1942 sali gunu Istanbul’da, saat 24.00’da Basbakan Refik Saydam’in kalp krizi gecirmesiyle basladi. 12’inci hukumetin basbakani Saydam, son bes ay icinde iki kez kalp spazmi gecirmisti ancak bu kez durum ciddiydi. Genc Turkiye Cumhuriyeti’nde uc bucuk yil basbakanlik yapan dorduncu basbakan Refik Saydam, hayata gozlerini yumdu.



ATAMAYI INONU YAPTI
Gazeteler haberi 8 Temmuz’da ‘Refik Saydam kalp sektesinden yasamini yitirdi’ basligiyla duyurdu. Donemin cumhurbaskani Ismet Inonu, ayni gun taziyelerini bildirirken bir de duyuru yapti: ‘Basvekil Dr. Refik Saydam Istanbul’da vazife tetkikleri esnasinda kalp sektesinden ansizin intihal etmistir. Yeni hukumetin kati olarak tesekkulune kadar basvekalet vazifesinin vekaleten Dahiliye Vekili Dr. Fikri Tuzer tarafindan ifa edilmesi tensip edilmistir. Reisicumhur Ismet Inonu.’

Icisleri Bakani Tuzer’in basvekil oldugu karari 9 Temmuz 1942 tarihli 5153 sayili Resmi Gazete’de yayimlanip yururluge girdiginde, vekaleten yuruttugu basbakanligi sona ermisti. Cunku Inonu’nun bu duyuruyu yaptigi gun hukumeti kurma gorevi verdigi Sukru Saracoglu, kabineyi olusturarak basbakanlik koltuguna oturmustu bile.



GECMISI BASARILARLA DOLU
Tarihimizin bir gunluk basbakani Tuzer’in yasami basarilarla dolu. 1878 yilinda Bulgaristan’in Sumnu sehrinde dunyaya gelen Tuzer, 1905’te Askeri Tibbiye’den yuzbasi doktor olarak mezun oldu. Gulhane Hastanesi’nde operatorluk egitimi aldi. Bir yil sonra 5’inci Ordu Bagdat Merkez Hastanesi’ne atandi. Burada calisirken kidemli yuzbasiliga terfi etti. 1912 yilina kadar pek cok hastanede gorev yapti. Aniden hastalaninca tedavi icin Istanbul’a gonderildi, kendi istegine uygun olarak Kuleli Okulu Hastanesi’nde gorevlendirildi. Kidemli yuzbasiyken verdigi hizmetlerden dolayi 1914’te Erzurum Hastanesi’ne atandi. Bir yil sonra da binbasi oldu. O donem Turkiye tarihine baktigimizda Turkiye zor bir donemden geciyordu. Savas nedeniyle halk sefalet icindeydi. Erzurum’da gorev yaptigi uc yil boyunca tifo, kolera, hummai racia (bit ve pireyle insana gecen hastalik) gibi salgin hastaliklarin onlenmesinde buyuk rol oynadi. Bu calismasi karsiliksiz kalmadi. Harp Madalyasi ve iki yil kidemle odullendirildi.

Erzurum’dan sonra Turkiye’nin pek cok hastanesinde calisti. 1924’te Saglik Bakanligi Sosyal Yardim Muduru olan Tuzer, 1927’de bakanliktan milletvekili olmak icin ayrildiginda mustesar olarak gorev yapiyordu.

Tuzer, tek partili siyaset doneminde bir zamanlar cok emek verdigi Erzurum’u secti milletvekili olmak icin. 1927’den 1942 yilina kadar dort donem Erzurum milletvekilligi yapti. Tuzer ile ayni okuldan mezun Dr. Refik Saydam, 12’nci hukumeti kurmustu 1939 yilinda. 7 Mayis 1942 yilinda Icisleri Bakani Faik Oztrak rahatsizligi nedeniyle bakanliktan ayrilinca yerine Tuzer getirilmisti. Ahmet Fikri Tuzer, iki ay sonra ise Refik Saydam’in kalp krizinden yasamini yitirmesi uzerine basbakanlik koltuguna oturdu.

GOREVI BASINDA OLDU
Ismet Inonu, Saydam hukumetinde disisleri bakani olan Sukru Saracoglu’na 8 Temmuz 1942’de hukumeti kurma gorevi verdi. Saracoglu, hukumeti ayni gun kurdu. Basbakanlik koltugunda bir gun oturan Tuzer, yeni kabinede icisleri bakanligi gorevine devam etti. Tuzer, gorevini surdururken Refik Saydam’in kaderini paylasti. Daha hukumet kurulali bir bucuk ay bile olmamisti ki, 16 Agustos 1942’de saat 17.30’da Tuzer, makaminda kalp krizi gecirerek hayatini kaybetti. Ertesi gun torenle Ankara Asri Mezarligi’na defnedildi.


star

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=209987

MIllI PIyango Kazananlara Ne Oldu ?

>Milli Piyango kazananlara ne oldu?



Yilbasinda buyuk ikramiye kazanan bazi talihlilerin basina gelmeyen kalmadi. Kimi bicaklandi kimi huzurunu kaybetti, birinin mezari bile acildi!. Iste o hikayeler...





Yilbasinda buyuk ikramiye kazanan bazi talihlilerin basina gelmeyen kalmadi Kimi bicaklandi kimi huzurunu kaybetti, birinin mezari bile acildi!.



KOCAYI BOSADI



YESIM AKYOL: 2003'te 2 trilyon cikti. Kavga etmeye basladigi 8 yillik esiyle bosandi. Kocasi "Para cikinca beni bosadi" diye sucladi.

KORKU EVE KAPATTI



SALIH BAHTIYAR: 1985 ve 1997'de iki buyuk ikramiye kazandi. Bahtiyar'in huzuru kacti, "Mafya beni bulacak" diye bunalima girip, eve kapandi.

MEMURLUGU GITTI


AYHAN YALCINKAYA: 1995'te zengin oldu. Memurlugu birakti. Isyerleri elinden gidince "Memurluga geri donmek istiyorum" dedi.

MEZARI ACILDI


SALIH GUMUSCAY: Salih Dede. 1989'da 5 milyar kazandi. 1 yil sonra oldu. Tek basinaydi, yuzlerce akrabasi cikti. DNA testi icin mezari acildi.

OGLU BICAKLADI


NECMI YILDIRIM: 2004'te 10 trilyonun dortte birini kazandi. Ikramiye yuzunden kavga cikaran oglu, bicakla Yildirim'i bogazindan yaraladi.



PARA ICIN KAZANDILAR, PISMAN OLDULAR



Hepimizi hayallerini susler, Milli Piyango'nun yilbasi cekilisinde buyuk ikramiyeyi tutturup, yeni yila zengin olarak girmek... Her cekilis oncesi, buyuk ikramiyeyle kac luks araba, bogazda kac ev alinabilecegine dair haberler yapilir... Cekilisten sonra da gazeteler, televizyonlar bir telas yeni yilin talihlilerini aramaya koyulur.



Amortiyle yetinmek zorunda kalanlarsa gipta eder, "Ah ben olacaktim ki onun yerinde" diyerek. Ancak sanilanin aksine ikramiyeyi tutturanlarin hayatlari her zaman cok da gulluk gulistanlik olmuyor. Kimisi buyuk hayal kirikliklari yasadi, kimisi eski kit kanaat gecindigi gunleri bile ozler hale geldi. Para yuzunden ailesi dagilan da oldu, oglu tarafindan bicaklanan da... Hatta "Keske cikmasaydi bu para" diyenler bile cikti.



Sabah
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=208974

Sasirtan gercekler?!

>Sasirtan gercekler

SARMASIK
Hektarlarca orman sahasini kusatan dev sarmasiklar, bunu kendilerine Kudreti Sonsuz’un verdigi, gunde 30 cm. uzayabilme istidadina borcludurlar. Ciftciler tarafindan hayvan gidasi olarak kullanilan bu bitki, toprak kaybini ehemmiyetli derecede azaltir. Evlerimizde sus bitkisi olarak yetistirdigimiz sarmasik, bunlarin bir baska cesididir.

DEV TOHUMLAR
Dunyanin en buyuk tohumunu gormek isterseniz Hint Okyanusu’ndaki Adalar Cumhuriyeti “seychelless” (Seysel)e seyahat etmeniz gerekir. Bu tohumlari asirlarca once Asyali insanlar deniz kiyisinda bulduklari icin Fransizca“Deniz Hindistan Cevizi ” manasina gelen “Coco de mer” adi verilmistir. O tarihlerde insanlar bu tohumlari sualti agaclarindan geldigini sanirlardi. Bir cesit palmiye agacinin bu dev tohumlari “seychelless” (Seysel) de yetisir. Bir deniz topundan daha buyuk olan tohumun agirligi 23 kg. dir. Tohum ortadan bolundugunde kesilen parcalar buyuk “H” harfini adini andirir. Incir ve susam gibi kucucuk tohumlarin yaninda boyle dev tohumlarin da yaratilmis olmasindan faydalanarak basiretli arastiricilar insanligin besin problemini kismen dahi olsa cozebilirler

YERFISTIGI VE ONEMI:
Yerfistigini yetistirmekle neler elde edebileceginizi hic dusundunuz mu? Yerfistigi guzel bir cerez olmasinin yaninda, boya, cila ve patlayici madde imalinde de kullanilan bir bitkidir. Yakacak olarak da istifade edilen kabuklarindan son zamanlarda tutkal da yapilmaya baslanmistir.

SIVRI UCLU YUMURTA
Binlerce kus yuva yapma zamaninda Kuzey Atlantik kiyilarinin sarp kayaliklarinda toplanirlar. Bu kuslar yuva yapma faaliyeti esnasinda, ciplak kayalar uzerindeki yumurtalarina carparlar. Taslar uzerinde saga sola yuvarlanan bu yumurtalarin kirilacagi dusunulebilir. Fakat tahminlerin aksine boyle bir netice ile karsilasilmaz. Senede bir yumurtlayan “Mur”larin yavrusu yaklasik bir ay icinde yumurtadan cikar. Yumurta armut biciminde yaratildigi icin itildiginde dar bir dairede doner durur. Tipki kendi ekseni etrafinda donup duran topac gibi…

SU MARATONCUSU KERTENKELELER
Siz hic hayatinizda su uzerinde kosan bir kertenkele gordunuz mu? Orta ve Guney Amerika’da bu cesit hayvanlari bol miktarda gormek mumkundur. Kucuk ve hafif vucudu ve kuvvetli bacaklari ve parmaklari uzerindeki deri uzantilari bu su kertenkelesini batmaktan kurtarir. Arka bacaklari uzerine saha kalkip su ustunde kosarak yol alan bu kertenkele, dengesini saglamada uzun kuyrugunu kullanir. Iyi bir yuzucu olmalarina ragmen, su ustunde kosarak aldiklari mesafe, yuzmeleriyle kat ettikleri mesafeden daha fazladir. 400 m. genisliginde bir irmagi saatte 12 km. lik hizla iki dakikada gecebilmektedirler. Su ustunde kalmalarinin hikmeti ise boylelikle deniz alti dusmanlarindan korunmalarinin temin edilmesidir.

DAVETSIZ MISAFIR
Binlerce karinca ve termitin bir an icinde karinca yiyen hayvanin bir ogunluk yemegi olmasi mumkundur. Orta ve Guney Amerika’da yasayan karincayiyen, besinini toplamada, cok hizli hareket ettirebildigi dilini kullanir. Saniyede yaklasik 3 kere bocek yuvasinin icine soktugu dilini disari cekerken bocekleri de beraberinde alir. Dilinin bu hizli hareketi, karinca ve termitlerin veya baska boceklerin isirip sokmasina musaade etmez. Yaklasik 30 saniye sonra da misafir oldugu karinca yuvasindan uzaklasir.
Tabiatta kurulan besin zinciri sayesinde canlilar ne asiri derecede cogalabilir, ne de yok olurlar. Ortaya cikan ekolojik dengeyle de butun canlilarin bir arada yasamasi saglanir.



AKILLARI DURDURAN HAYVAN
Vucudunda pullardan mutesekkil dokuz kemer bulunan Armadillolar, hem su altinda hem de su sathinda yasayabilen zirhli hayvanlardir. Kuzey ve Guney Amerika’da yasayan bu canlilar usta bir yuzucu gibi yuzebilmeleri yaninda, suyun dibinde de karada yuruyormuscasina rahatca dolasirlar. Su altinda yuruyebilmeleri agir vucut zirhlari sayesindedir. Yaklasik 10 dakika suren su dibi yolculugundan sonra nefes almak icin su ustune cikarlar. Su sathindayken teneffus ettikleri havanin bir kismini bagirsaklarina depo ederek de su ustunde kalmalarini temin ederler. Su yuzeyindeyken ayaklarini manevra yapmada kurek gibi kullanirlar. Disleri olmadigindan korunmasiz zannedilen bu hayvan, kendisine verilen zirh ve hem suda hem karada yasayabilme hususiyetiyle neslini ve memeliler icindeki mustesna yerini muhafaza etmektedir.

Kartal

>Kartal, kus turleri icinde en uzun yasayanidir.
70 yil kadar yasayankartallar vardir.Ancak bu yasa ulasmak icin,40 yasindayken
cok ciddi ve zorbir karar vermek zorundadir.
Kartalin yasi 40'a vardiginda pencelerisertlesir,esnekligini yitirir ve bu
nedenle de beslenmesini sagladigiavlarini kavrayip tutamaz duruma gelir.
Gagasi uzar ve gogsune dogrukivrilir.Kanatlari yaslanir ve agirlasir.Tuyleri
kartlasir vekalinlasir.Artik kartalin ucmasi iyice zorlasmistir.
Dolayisiyla kartalburada iki secimden birini yapmak zorundadir: - Ya olumu
sececektir,- Ya da yeniden dogusun acili ve zorlu surecini gogusleyecektir.
Bu yeniden dogus sureci 150 gun kadar surecektir. Bu yonde karar verirsekartal
bir dagin tepesine ucar ve orada bir kaya duvarda,
artik ucmasinagerek olmayan bir yerde, yuvasinda kalir. Bu uygun yeri bulduktan
sonrakartal gagasini sert bir sekilde kayaya vurmaya baslar.
En sonunda kartalingagasi yerinden sokulur ve duser. Kartal bir sure yeni
gagasinin cikmasinibekler. Gagasi ciktiktan sonra bu yeni gaga ile
pencelerini yerinden sokercikarir. Yeni penceleri cikinca kartal bu kez eski
kartlasmis tuyleriniyolmaya baslar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yil
veya daha uzun surelibir yasam bagislayan meshur yeniden dogus ucusunu yapmaya
hazir durumagelir. Kendi yasamimizda da
bir yeniden dogus sureci yasamak zorunda kaldigimizolur. Zafer ucusunu surdurmek
icin, bize aci veren eski aliskanliklarimizdanve
anilarimizdan kurtulmak zorundayiz. Ancak gecmisin gereksiz
safrasindankurtuldugumuzda, deneyimlerimizin yeniden dogusumuzun getirecegi
olaganustusonuclarindan tam olarak yararlanabiliriz.

Asitli Iceceklerdeki Tehlike?

>Asitli iceceklerdeki tehlike

Dis neden curur?
Dis minesinde erime oldugu zaman disler curumeye baslar. Curume, pH degeri 5.5’in altina dustugu zaman gerceklesir. Hemen hemen butun asitli iceceklerin ve cogu meyveli iceceklerin pH degeri 5.5’ in altindadir. pH degeri 2.7 olan kola gibi icecekler asit icerigi yuksek iceceklerdir ve bunlar sirkeden daha asitlidir. Dolayisiyla bu tur asitli icecekler dislerin curumesine neden olabilir. Sadece dogal kaynak sularinin pH degeri 5.5’in ustundedir. Ingiliz Dis Hekimleri Birligi tarafindan yapilan arastirmaya gore, genc yaslarda meydana gelen dis curumelerinin en onemli nedenlerinden biri yaygin olarak tuketilen kola ve turevi icecekler.

Asitli iceceklerin ergenlik cagindaki genclerin dis sagligina olan etkileri
Asitli icecekler her yasta, ozellikle de ergenlik doneminde disleri onemli oranda curutuyor. Bir icecek ne kadar asitliyse dis minesi o kadar yumusar. Dis Hekimleri Birligi Uzmanlari’nin bu konuda yaptiklari arastirmalar ilginc sonuclar ortaya koyuyor.
Arastirmalara gore, gunde dort bardak asitli icecek tuketmenin dislerdeki bozulma riskini 12 yas grubunda yuzde 25.2 oraninda, 14 yas grubundaysa yuzde 51.3 oraninda artiriyor.

Bu oranlarin yani sira ozellikle ergenlik cagindaki cocuklarin asitli icecek tuketme aliskanliklarinin oldukca yuksek oldugu gozlenmis. Yaklasik bin cocuk uzerinde yapilan arastirmada, 12 yas grubundakilerin ucte ikisi, 14 yas grubundakilerin ise yuzde 92’sinin asitli icecek tukettigi saptanmis. Her iki yas grubundaki cocuklarin yuzde 40’indan fazlasinin gunde uc veya daha fazla bardak asitli icecek tukettigini gosteren arastirma, bu aliskanligin surmesi halinde toplumun “sagliksiz agizli bireylerden olusmasinin kacinilmaz” oldugunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, gunde bir bardak asitli icecegin bile dis curumesi riskini ciddi bicimde artirdigini vurguluyor.

Asitli icecekler icildikten sonra yapilmasi gerekenler nelerdir?
Asitli icecekler icildikten hemen sonra agizdaki asitlik olabildigince cabuk notralize edilmeli. Bunun en iyi yolu ise sekersiz sakiz cignemektir. Sakiz tukuruk uretimini artirarak asitleri notralize eder. Boyle bir durumda dis fircalamanin asindirici etkileri vardir. Asit olusumundan yumusayan dis minesi, fircalamayla zarar gorur ve curume riskini artirir.

ANNELERE TAVSIYELER
Cocugunuzun beslenme cantasina asitli icecek yerine sut ya da ayran koyun. Bazi asitli icecekler, diger besinlerin vucutta yarar saglayan bazi vitaminlerinin kullanilmasini da engeller. Eger cocugunuz sutu ve yogurdu sade olarak tuketmeyi sevmiyorsa, sutu kakao-seker ekleyerek tatlandirabilir veya hazir olarak satilan meyveli sutleri, pudingleri, meyveli yogurtlari kullanabilirsiniz. Sutun icine konan bu tur maddeler sanilanin aksine sutun besin degerini de oldurmez.

Pek cok ulke tarafindan okullarda satisi durdurulan asitli icecekler, tum bunlarin yani sira her gecen gun baska saglik sorunlari ile de iliskilendiriliyor. Bunlardan bazilari ise obezite, diyabet, kemik erimesi kemik kirilmalari, beslenme eksikligi, kalp hastaliklari, gida bagimliligi, kimyasal tatlandiricilar nedeniyle norotransmiter fonksiyon bozuklugu, asiri kafein nedeniyle norolojik ve adrenal bozukluklar...

Kaynak:www.ntvmsnbc.com.tr