09 Haziran 2007 Cumartesi

aKILLARAAAA zARAR Bir Konu BAkmadan Gecmeyinn...

Basit bir katlama hareketinden sonra doların ön yüzünde Pentagon yanarken, arka yüzünde ise Dünya Ticaret Merkezi'nin İkiz Kuleleri'nden dumanlar yükselirken görülüyor.. Hatta ve hatta başka bir katlama numarasiyla ABD'nin belalısı Usame bin Ladin'in imzasına bile ulaşılabiliyor...

Yeni ABD 20 dolarlık banknotunda Dünya Ticaret merkezi ve pentagon saldırılarının gizli fotoğraflarını bulmak mümkün...

1. Evet, bu fotoğrafları görmek için önce 20 dolarlık banknotu aşağıdaki gibi katlayın..

2. Katlamaya devam ediyoruz..

3. Sol tarafını aşağıya doğru katlayın.. Sağ tarafının da aynı şekilde aşağı doğru bükün.. Ve hemen anında, Pentagon yanarken kırmızı dairenin içinde beliriyor..

4. Katlanmış banknotun arka tarafında ise Dünya Ticaret Merkezi, üzerinden dumanlar tüterken görülüyor

Sizce bu iki terörist saldırılarının görüntüleri bulunan 20 dolarlık banknotu, sizce tesadüf mü?.. Yoksa.. Daha bitmedi.. Başka katlama örnekleri de var.. 20 dolarlık banknotun marifetleri bu kadarla da sınırlı değil.. Aşağıda başka bir katlama örneğinde "Üsame bin Ladin"in adının çıkması gibi..

5 E siz bakın EPEY ŞOKLANICAKSINIZ

Mavi forum

FATİH SULTAN MEHMET & KONT DRAKULA

Bu yazıda, gerçeklerle efsanelerin birbirine iyice karıştığı karanlık bir çağda, yakından tanıdığımız iki ünlü tarihsel simânın kan kardeşliğiyle başlayıp ölümcül bir düşmanlıkla noktalanan sıradışı öyküsüne konuk olacağız. Bir cephesinde "Cihan Fatihi" nâmlı Sultan Mehmet, diğer cephesinde ise "Kazıklı Voyvoda" nâmlı Romen Prensi Vlad Tepeş'in yer aldığı son derece trajik bir öykü bu... Öyle her yerde okuyamazsınız, o yüzden tadını çıkartın!

Geçtiğimiz haftanın ortalarında bazı gazetelerimizde Romanya mahreçli ilginç bir haber yayımlandı. Habere göre, Romen Turizm Bakanlığı, başkent Bükreş yakınlarında "Dracula Parkı" adını taşıyacak bir eğlence merkezi açmayı planlıyormuş. Hani şu "Disneyland" türü yerlerden biri...

Korku edebiyatına meraklı olanların da hemen anımsayacağı gibi, sinemanın ölümsüz vampiri Kont Dracula İrlandalı yazar Bram Stoker'ın aynı adlı romanından doğmuştu. Öte yandan Stoker'ın da bu kahramanı dünya edebiyatına kazandırırken, biz Türklerin tarih kitaplarında "Kazıklı Voyvoda" olarak andığımız ünlü Eflak Prensi Vlad Tepeş'ten esinlendiği günümüzde konunun meraklılarınca gayet iyi biliniyor.

Malûm, Vlad düşmanlarını kazığa oturtması ve onların kanını içmesiyle nâm salmış bir tarihsel kişilikti. "Dracula Parkı" projesinin mimarlarının hedefi de kurulacak parkın içindeki bütün etkinliklerin bu vampir esprisine uygun olmasıymış. Sözgelimi, turistlere kan renginde pudingler, beyin şeklinde tatlılar falan satmayı planlıyorlarmış. Ve tabiî Dracula'yı Dracula yapan şu ünlü kazıkların da hemen her köşeyi süsleyeceği belirtiliyordu sözkonusu haberde...

"Liberal piyasa ekonomisi" tam olarak böyle birşey işte. Ardında yoğun bir trajedi barındıran en istisnai tarihsel olayları ve kişilikleri bile gün gelir para için hiç acımadan soytarıya çevirir. Hele de Vlad'ı yüzyıllardır su katılmamış bir "ulusal kahraman" olarak gören Romenlerin böyle bir işe kalkıştığını gördükten sonra, vahşi kapitalizmin bu yıkıcı kudreti konusundaki endişelerim artık iyice arttı.

Yakın geçmişte bir belgesel film çekimi kapsamında Transilvanya'yı ziyaret edene dek, doğrusunu söylemek gerekirse benim de Vlad Tepeş'e ilişkin bütün tarihsel malûmatım lise kitaplarından öğrendiklerimle sınırlıydı. Ancak, Karpatlar'da çıktığım o gizemli yolculuğun sonunda, öğrencilik yıllarında adını her okuduğumda gözümün jönünde daima canavara yakın bir surette belirten bu ürkütücü insanın gerçek öyküsünü öğrenme fırsatını elde ettim. Evet, Vlad'ın, bizim okul kitaplarının yazdığından çok daha derin ve trajik bir bağı vardı Osmanlı Devleti'yle. Üstelik, bu bağ, Fatih Sultan Mehmet Han ile çocukluk arkadaşlığına, hattâ bir çeşit "kan kardeşliğine" dek uzanıyordu.

Hemen belirteyim ki bu soluk kesici tarihsel öyküyü, Romanya'da çıktığım renkli yolculuk boyunca bana kılavuzluk yapan son derece aykırı bir adamdan, "Transilvanyalı Dracula Derneği'"nin egzantrik başkanı Nicolae Paduraru'dan öğrendim. Kurduğu dernekten de anlaşılacağı üzere aklını Kazıklı Voyvoda ile bozmuş olan Bay Paduraru, Türklerin Vlad'ın hazin öyküsünün önemli bir bölümünde sürekli ön planda olmalarından dolayı, yalnız Romanya tarihini değil aynı zamanda Osmanlı tarihini de yemiş yutmuş "profesör zihni sinir" tipinde bir adamdı. Romanya topraklarında bir hafta süren çalışmamız boyunca da bana Türk-Romen ortak tarihinin derinliklerinden hiç bilmediğim ve duymadığım nice garip olaylar aktardı. Bu alandaki derin bilgi birikimiyle şöhreti ülkesinin sınırlarını aşan Paduraru'ya, şimdilerde History Channel'de vampir efsanelerinin incelendiği bir belgesel programda da sık sık rastlıyorum.

Bükreş'ten başlayan yolculuğum sırasında, Kazıklı Voyvoda'nın hayatında dönüm noktası oluşturan bütün ana duraklara tek tek uğradım. Vlad'ın doğduğu Sighişoara kasabası ve müze olarak korunmakta olan evi, Osmanlı ordusu tarafından kuşatma altına alındığı kuş uçmaz kervan geçmez Poeinari Kalesi ve Snagov gölünün üzerindeki bir manastırda bulunan ürkütücü mezarı, bu duraklardan yalnızca bir kaçıydı.

Gezimizin bir durağında ise Braşov kentindeki görkemli Bran Şatosu'nu ziyaret ettik. Burası görsel açıdan olağanüstü etkileyici bir yer olmakla birlikte, güzergâh ve tarihsel kronoloji itibarıyla Voyvoda'nın öyküsüyle pek örtüşmüyordu. Gezdiğimiz şatonun Vlad'ın serüveninde ne gibi bir anlamı olduğunu sorduğum Bay Paduraru bu soruma karşılık acı acı gülerek "Aslında hiç bir anlamı yok" cevabını verdi. "Biz Romenler Amerikalı turizm yatırımcılarının yoğun baskısı altındayız. Bu adamlar yıllardır seyrettikleri şatolu vampir filmlerinden dolayı, turistlere Dracula turu yaptırırken mutlaka heybetli bir şato da görmek istiyorlar. Bizler de mecburen batıdan gelenlere burayı gezdiriyoruz. Aslında Vlad burada hiç oturmadı. Çünkü ömrü boyunca Türklerle savaşmaktan şatolarda keyif çatmaya pek vakit bulamamıştı."

Sizin anlayacağınız, öykünün bu deforme edilmiş versiyonunun ilk temelleri, Bran Şatosu'nun efsaneye dahil edilmesiyle, yani benim Romanya'yı gezdiğim 1998'lerde atılıyordu. Para için herşeyi sulandıran kapitalist girişimciler de şimdilerde "Dracula Parkı" gibi numaralarla bu oyunu iyice pekiştirmekteler...

Bu pazar Amerikan "showbusiness" palavralarını bir kenara bırakıp yine kendi yolumuzdan gidecek, sıradan bir tarih kitabında ayrıntılarına çok zor ulaşabileceğiniz trajik bir öyküyü, Vlad Tepeş ile Fatih Sultan Mehmet Han'ın sonu kan ile noktalanan arkadaşlığının öyküsünü, tamamen alternatif kaynaklardan derlediğimiz bilgilerle sizlere aktaracağız. Okuduktan sonra şöyle bir düşünün bakalım, İngiliz yazar Tolkien'in bütün dünyayı ayağa kaldıran "Yüzük Kardeşliği" mi daha etkileyici, yoksa bu mu? Üstelik (tarihsel açıdan tam netleştiremeğim bir kaç ayrıntı bir kenara bırakılacak olursa) bu öykü büyük oranda da gerçeklere dayanıyor...

"Şeytan'ın oğlu" saraya gidiyor

Türkler, 1431 yılında Orta Romanya'daki Sighişoara kasabasında dünyaya gelen Vlad'ın hayatında, henüz küçücük bir çocuk olduğu günlerden, savaş meydanında son nefesini verdiği âna dek daima en belirleyici unsur oldular. Buna belki de "alınyazısı" demek daha doğru olur.

Macar kralı Vladislav'ın seçkin birliklerinde yer alan babası Vlad Dracul cengâverliği ve acımasızlığıyla ünlenmiş bir şovalyeydi. Soyadı olarak kullandığı lâkâbı "Dracul"un Romencede "şeytan" anlamına gelmesi de ona yönelik kitlesel korkunun somut bir ifadesiydi aslında.

Vladislav'a bağlı diğer bütün seçkin şovalyeler gibi, kılıcında ve zırhında bir ejderha figürü bulunan baba Vlad, giriştiği savaşlarda uçurduğu yüzlerce kafaya rağmen, oğlu doğduğunda bütün babalar gibi pamuk kalpli bir adama dönüştü ve sevinçten bayram etti. Evladını el bebek gül bebek büyütebilmek için de bütün imkânlarını seferber edecekti nâmlı cengaver...

Romenlerin "Wallachia" olarak andıkları bu topraklar Sultan 2'nci Murat'ın amansız akınlarının ardından Eflak ve Boğdan adlarıyla Osmanlı'ya bağlanınca, baba Vlad da Türklerin o dönemdeki başkenti Bursa'ya ister istemez bağlılığını iletmek zorunda kalıyordu.

Osmanlıların fetih politikasında, kazanılan yeni topraklara, merkezden o yöreye yabancı yöneticiler atamak pek sıklıkla başvurulan bir yöntem değildi. Devlet, bunun yerine daha akıllıca bir yola başvuruyor ve ele geçirdiği her yeni diyara yine o bölgelerde doğup büyümüş sadık yerel liderler tayin etmeyi tercih ediyordu. Bu doğrultuda Wallachia'nın sözü geçen soylularının geniş bir istihbaratını yaptıran Sultan Murat Han, onlar arasından Vlad Dracul'un adının ön plana çıktığını görecekti. Bunun üzerine şovalyenin küçük oğlu ile kızı, bizzat babalarının rızasıyla, yetiştirilmek üzere başkent Edirne'ye getirildi. Ablası sarayda "prenses" statüsünde ağırlanırken, gelecekte Eflak ve Boğdan Voyvodası (Osmanlı'da geniş yetkilerle donatılmış, bir çeşit genel valilik rütbesi) olması planlanan küçük kardeş Vlad da seçkin çocuklara verilen özel bir eğitim programına alınıyordu.

"Ölünceye dek kardeşiz"

Küçük Vlad, Edirne'yi ve Osmanlı saray hayatını kısa sürede benimser. Murat Han da sarayının koridorlarında ablasıyla birlikte koşturup duran bu küçük konuğun üzerine titremektedir. Gelecekte Osmanlı'nın Balkanlardaki uçsuz bucaksız topraklarını kendisi adına sadâkatle yönetecek olan bu zeki Romen çocuğunun her açıdan kusursuz bir eğitim almasını arzulamaktadır Sultan. Türkleri sevmesi için çok geçmeden onun yanına bir de arkadaş verir. Bu kişi, sonradan "cihan fatihi" olarak anılacak olan sevgili oğlu Mehmet'tir.

Şehzade Mehmet, kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan Romen arkadaşıyla yıllar boyunca omuz omuza çok sıkı bir eğitimden geçer. Birlikte en seçkin hocalardan yabancı dil dersleri alır, kılıç kullanmayı, ata binmeyi ve devlet yönetiminin türlü inceliklerini öğrenirler. Zamanla arkadaşlıkları iyice derinleşecektir iki çocuğun. Büyüdüklerinde birbirlerini hiç unutmayacakları ve kanlarının son damlasına kadar destek olacaklarına dair karşılıklı yeminleşir, ardından da kesik parmaklarını birleştirerek "kan kardeşi" olurlar.

Yıllar geçecek ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu iki arkadaşın yolları zorunlu olarak ayrılacaktır. Vlad seçkin bir yönetici adayı olarak anavatanına geri gönderilir. Babasının 1451 yılındaki ölümü üzerine genç yaşında tahta geçen Sultan Mehmet ise 1453 yılında, İslâm aleminin öteden beri en büyük hayâli olan İstanbul'un fethini gerçekleştirerek yüce peygamberimizin hadis-i şerifindeki övgülere mazhar olur.

Onun bu büyük askerî başarısını, yıllar sonra geri döndüğü ülkesinden hayranlıkla izleyen Vlad da yeni başkent İstanbul'a siyasî bağlılığını bildirir. Genç lider bunun üzerine 1456'da Sultan Mehmet Han tarafından Eflak ve Boğdan'a resmen "Voyvoda" olarak atanacaktır.

Başlangıçta herşey yolunda gitmektedir. Bölgeyi büyük bir başarıyla yöneten Vlad, Osmanlı'nın çıkarlarını içtenlikle korumakta ve devletin vergi gelirlerini düzenli olarak tahsil edip merkeze yollamaktadır. Bunun karşılığında saray da ona her Voyvoda'ya tanınmayan düzeyde çok geniş bir özerklik alanı sunmuştur.

Ancak, zaman geçtikçe Vlad'a bir haller olmaya başlar. Romen soyluları arasında esen miliyetçilik rüzgârları, İstanbul'a bağlılığı kuşku götürmeyen onu da adım adım etkilemeye başlamıştır. Bölge bağımsızlık hareketleriyle için için kaynarken, herkes Voyvoda'dan bu yeni dalgaya önderlik etmesini beklemektedir. Bu noktada babasının efsanevî savaşçılık kariyeri de sık sık önüne konulur ve aklını başına toplaması istenir. Bir tarafta gönülden bağlı olduğu Fatih, öte tarafta ise bağımsız Wallachia'ya kral olma hayâli...

Vlad giderek öylesine büyük bir açmaz içinde kalacaktır ki bu durum onu kısa sürede alkole düşkün biri haline getirir. Sabah akşam içmekte ve emirlerine uymayanlara akıl almaz işkenceler yapmaktadır. Bu arada Voyvoda babasının bölgede efsaneleşmiş olan soyadı "Dracul"u da "Draculea" (Eski Romencede "şeytanın oğlu") şeklinde kullanmaya başlar. Eflak ve Boğdan'a egemen olan huzurlu ortam bir kaç yıl içinde yerini tam bir cinnet atmosferine bırakacaktır.

Adalet duygusunu tamamen yitirmiş vaziyetteki Vlad, kendisine zalimâne bir de meşgale bulmuştur: "Kazığa oturtma işkencesi... Sarayının çevresini binlerce sivri kazıkla donatan Voyvoda, suçlu olarak gördüğü kişileri canlı canlı bu kazıklara oturtmakta ve kurbanlarının bazen günler süren can çekişmelerini büyük bir keyifle izlemektedir. Bu arada, halkı arasında, onun şeytanî bir güç kazanmak amacıyla düşmanlarının kanını içtiğine dair söylentiler de yayılmıştır.

Eflak ve Boğdan'da bunlar olup biterken, Voyvoda'nın sapkın davranışları İstanbul'a, Fatih'in kulağına dek ulaşır. Bölgede yaşanan kargaşanın merkezinde çocukluk arkadaşı Vlad'ın olduğunu öğrenen Sultan, duyduğu bu korkunç haberlere ilk anda inanmak istemez. Ancak, hem vergileri toplamak hem de olup bitenleri araştırmak üzere gönderdiği diplomatik temsilcilerinin başına gelen korkunç bir olay, cihan hükümdarını radikal bir karar almaya sevkedecektir.

Ruhsal dengesini tümüyle yitirmiş durumdaki Vlad, İstanbul'dan gelen elçiler sarayına ulaştığında hayatının hatası sayılabilecek bir adım atar. Konuklarını tutuklatır, onlara bizzat kendi elleriyle işkence yapar ve sonunda da -ellerinde Fatih'in mührünün bulunduğu ültimatom mektupları taşıyan- bu kişilerin hepsini kazığa oturtur.

Fatih, elçilerinin akıbetini duyduğunda uzun uzun ne yapacağını düşünür. Başka hiç kimseye göstermeyeceği bir tahammülle Vlad'a son bir mektup daha gönderir. Cihan fatihi, çocukluk arkadaşına aklını başına toplamasını ve bu tür vahşet gösterilerinden vazgeçerek Saray'a bağlılığını yinelemesini emretmektedir. Vlad'ın bu son uyarıya verdiği karşılık ise onu geri dönülmez bir yola sokacaktır. Voyvoda artık İstanbul'un otoritesini tanımadığını bildirerek bağımsızlığını ilan eder. Kardeşlik yemini artık sona ermiştir.

"Geliyorum deyyus Vlad!"

1462 yılı ilkbaharında emrindeki büyük bir ordu ile Balkan seferine çıkan Fatih için artık tek bir hedef vardır. İbret-i âlem için Vlad'ı yok etmek. İsyana destek olan bütün yerel yöneticileri etkisiz hale getirerek Eflak ve Boğdan'ın içlerine doğru ilerleyen kızgın komutan, en büyük hedefi durumundaki Vlad'ı ise Poeinari Kalesi'nde kıstırır. 900 metre yükseklikteki sarp bir dağın zirvesine kurulmuş bulunan Poeinari Kalesi, erişilmezliğiyle tam bir kartal yuvası görünümündedir. Bu haliyle de aşağıdan bir saldırıyla düşürülmesi bir hayli güçtür. Ancak, hiddetinden yanına yanaşılamayan Fatih'i hiç bir zorluk durduramaz. Birlikleriyle kalenin çevresini kuşatan Sultan, Vlad'a son mesajını gönderir: "Artık işin bitti! Geliyorum deyyus Vlad!"

Her iki komutan da birbirlerinin huyunu suyunu çok iyi bilmektedirler. Vlad bu avantajını kullanarak, kıstırıldığı yüksek kalede aylarca direnmeyi başarır. Buna karşılık, lojistik desteği tam olan Osmanlı ordusu da hiç acele etmemekte ve kalenin dibinde sinir bozucu bir sabır içinde kamp yapmayı sürdürmektedir. Öyle ki sırf kaledekilerin direniş gücünü yıkabilmek için zaman zaman askerî bandonun kılıçların şakırdadığı gösteriler düzenleyip gürültülü savaş marşları çaldığı bile olur. Fatih, kendisine karşı sergilenen bu büyük ihaneti muhatabını aşağılayarak cezalandırmaktadır. İnatçı bir adam olan Vlad Fatih'in taktiklerine direnir direnmesine, ancak kalede kendisiyle birlikte mahsur kalan sevgili eşi Elizabetha ise onun kadar güçlü değildir. Genç kadın bu sinir savaşına daha fazla dayanamaz ve kuşatmanın ilerleyen haftalarında kendisini kalenin burçlarından aşağı bırakarak intihar eder.

Wallachia, İstanbul Fatihi'nin bağımsızlık peşindeki prense verdiği bu ağır dersi anlatan öykülerle kaynamaya başlamıştır. Vlad'ı kendi egemenlik bölgesinde siyasî olarak bitiren Fatih, isyancı bir Voyvoda için İstanbul'u bu kadar uzun süre sahipsiz bırakmanın riskli olacağına karar verir ve hasmının yakalanmasını beklemeksizin birliklerinden bir kısmını yanına alarak merkeze geri döner. Giderken Eflak'a yeni ve sadık bir Voyvoda atamayı da ihmal etmeyecektir. Eşinin intiharıyla psikolojik olarak çökmüş olan Vlad, kurtulmak için son bir hamle daha yapar. Fatih'in yokluğunda bir ölçüde gevşemiş olan kuşatmayı yarmayı başaran devrik Voyvoda, kendisine yardım eden bazı Rumen köylülerinin de yardımlarıyla bir gece komşu Macaristan'a kaçar. Romen tarihçiler, Vlad'ın kaçışını haber alan Fatih'in buna çok da fazla öfkelenmediğini söylüyorlar. Bugün için büyük Sultan'ın o anda neler düşündüğünü elbette ki net olarak bilemiyoruz, ancak olayların gidişatı onun çocukluk arkadaşına ülkeyi terketmesi için yine de son bir şans tanıdığı kanısını uyandırıyor bizlerde. Malûm, "kan kardeşliği" yeminini öyle bir çırpıda silip atmak kolay değil...

Son çırpınışlar ve ölüm

Macaristan'ın Vishegrad ve Pest kentlerinde tam 14 yıl sürgünde kalan Vlad, ülkesinde yönetimi ele geçirebilmek için yıllar sonra son bir deneme daha yapar. 1476'da Macar Kralı Matei Corvin ve Moldova Prensi Büyük Stefan'ın yardımlarıyla yeniden Wallachia prensliğini eline geçiren eski Voyvoda, İstanbul'dan gelen özel bir emirle bu kez ölümüne köşeye kıstırılacaktır. Osmanlı istihbaratı onu hiç unutmamış, Fatih'in özel talimatı üzerine, tehlikeli bir isyancı olarak faaliyetleri yıllarca dikkatle izlenmiştir. Bu kez emir titizlikle yerine getirilir ve bölgeyi yöneten yeni Voyvoda Radu, selefi Vlad'ı yanında bulunan az sayıda destekçisiyle birlikte Transilvanya ormanlarında kıstırıp öldürür. Bu arada prensin başı da yine sarayın isteği üzerine İstanbul'a gönderilecek ve binlerce Türk'ün katili olarak kentin sokaklarında dolaştırılacaktır. Hem de tıpkı onun düşmanlarına yaptığı gibi, bir kazığa saplanmış vaziyette! Prensin başsız gövdesi ise Bükreş kenti yakınlarındaki bir gölün üzerinde kurulu bulunan Snagov Manastırı'na gömülür.

Saray açısından bu eski hesap artık tümüyle kapanmıştır.

Peki ya, prensin ülkemize getirilen başına ne oldu? Bunu hiç kimse bilmiyor. İstanbul'da günlerce halka teşhir edilen kesik baş, sonunda kentte bir yerlere gömülür. Ama nereye?

Siz İstanbullular, bundan böyle hafriyat yaparken çok dikkatli olun. Bir gün bahçenizden ya da inşaat alanınızdan tüm zamanların en korkutucu adamının kafatası çıkabilir. Hele bir de Stoker'in ünlü öyküsünü dikkate alırsak, ertesi sabah boynunuzda iki küçük diş iziyle uyanmanız işten bile olmaz, ona göre!

Kazıklı Voyvoda'yı Kont Dracula'ya dönüştüren adam: Bram Stoker

Gerçek bir insan olan "Kazıklı Voyvoda" ile roman ve sinema kahramanı "Kont Dracula" arasındaki bağlantı, edebiyatla ilgisi sınırlı bir çok kişi için hâlâ son derece muğlak bir konu. Dilerseniz bu alandaki bulanıklığı biraz aydınlatalım...

Geceleri mezarlarından çıkarak insanların kanını emdiğine inanılan vampirler, ilk olarak Slav ve Macar kökenli halk masallarında ortaya çıktılar. Zamanla dilden dile yaygınlaşıp Asya ve Afrika'nın uzak kültürlerinde de boy göstermeye başlayan bu efsaneyi popüler kültüre kazandıran kişi ise hayâl gücü oldukça geniş bir İrlandalı yazardı. 1890'larda Dublin Şatosu'nda devlet memuru olarak çalışan Bram Stoker (1847-1912) boş zamanlarını Avrupa tarihi üzerine kitaplar okumakla geçiriyordu. Türklerle Romenlerin giriştiği mücadeleleri incelerken Kazıklı Voyvoda'nın ilginç öyküsünü de öğrenen Stoker, özellikle Prens'in kazık işkenceleri ve kan içme merakından bir hayli etkilenmişti. Voyvoda'nın bu alışılmadık tarzı, ona bir süre sonra kendi muhayyilesinde ürettiği özgün bir kahraman için de ilham kaynağı oldu. Görev yaptığı kasvetli şatoda ölümsüz vampir "Kont Dracula" romanını yazmaya başlayan Stoker, öyküsüne mekan olarak ise o güne kadar hiç gidip görmediği Romanya'nın Transilvanya bölgesini seçecekti.

İlk kez 1897 yılında İngiltere'de yayımlanan "Dracula" romanı, piyasaya çıkar çıkmaz edebiyat dünyasını birbirine kattı. Gerçek bir tarihsel kişiliğin bozunuma uğratılmasıyla ortaya çıkan bu yeni kahraman, zamanla bütün dünyada en çok tanınan korku edebiyatı figürü haline geldi. 1920'lerden itibaren defalarca sinemaya da uyarlanan "Dracula"yı aralarında Bela Lugosi, Klaus Kinski, Christopher Lee ve Gary Oldman'ın da yer aldığı bir çok ünlü aktör başarıyla canlandırdı. Bunlar arasında özellikle İngiliz oyuncu Christopher Lee, gerek sert fiziği gerekse güçlü oyunculuğuyla Kont'un karanlık dünyasıyla adetâ özdeşleşecekti.

Günümüzde hemen bütün dünya dillerine çevrilmiş bulunan "Dracula", geçmişteki onca uyarlamasına karşın sinemacılar tarafından da hâlâ verimli bir kaynak olarak görülüyor. En son 1992'de yönetmen Francis Ford Coppola eliyle bir kez daha beyazperdeye aktarılan roman, her yönetmenin elinde farklı bir biçim alan esnek yapısıyla sinemacılara günümüzün ultra teknoloji çağında bile son derece ürkütücü gotik filmler yapma fırsatı veriyor.

Çağdaş Romen gençleri ülkelerinin Stoker'ın romanı ve ondan uyarlanan filmler sayesinde uluslararası bir üne kavuşmasından memnunluk duyarken, geleneğe bağlı yaşlı Romenler ise bu durumdan pek hoşnut değiller. Çünkü, onlara göre Vlad, yönetimi sırasında sergilediği bazı acımasız uygulamalara karşın, sonuçta ne yaptıysa ülkesinin bağımsızlığı için yapmış ve bu uğurda kanının son damlasına kadar çarpışmış bir yurtseverdi. Nitekim, bu yaklaşıma Snagov gölünün üzerindeki manastırda Vlad'ın mezarını görüntülerken en çarpıcı biçimiyle tanık olduk. Manastırın tam ortasındaki mezarda çekim yapmamıza uzun süre direnen Ortodoks papaz, tatlı dilimiz ve güler yüzümüzle kendisini ikna edene dek, "Şu adamın ruhunu artık rahat bırakın!" diye bağırıp durmuştu ekibimize: "Siz gazeteciler, onu kan içen vampir olarak göstermekten vazgeçin! Vlad, halkı için ölen talihsiz bir kahramandı!"

Tarih, insanoğlunun ürettiği en sübjektif bilim dalıdır. O papaz belki kendi açısından haklıydı, ama bizim açımızdan hiç değil!


Mavi forum

Kendi Hamburgerini Kendin Yap

menü'ye tıklayın ve istediğiniz hamburgeri seçin,
STANDART INGREDIENTS'ten sevmediklerinizi çıkarabilirsiniz yada CUSTOM INGREDIENTS'ten sevdiğiniz diğer yiyecekleri ekleyebilirsiniz

AFİYET OLSUN )))))

http://www.redrobin.com/customizer.html

Mavi forum

Resime 30 saniye bakln gözlerinize inanamayacaksınız!

30 saniye bekleyin sablrLa

Mavi forum

Alman Mİllİ Takiminin Son Halİ :d

Biz turkler onlara güzel bi ders verdik sanırım 2-1 lik nursi sahini asla unutmicam

Mavi forum

Bunlari biliyormuydunuz???

-Fareler Kusamaz.
-Zürafalar yüzemez.
-Yılanlar duyamaz.
-Karıncalar uyuyamaz.
-Kirpiler suda batmaz.
-Kutup ayıları solaktır.
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.
-Zürafanın ses telleri yoktur.

-Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.
-Develerin 3 tane kaşı vardır.
-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
-Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
-Istakozların kanı mavi renktedir.
-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.
-Fil zıplayamayan tek memelidir.

-Sığırların 4 tane midesi vardır.
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.
-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.
-Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
-Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.
-Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
-Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.

-2600 kadar kurbağa cinsi var.
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.
-Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.
-Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.
-Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)
-Kuşlara şimşek çarpmaz. Çünkü elektrik onların tüyünden geçemez.
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.

-Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
-Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.
-Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.
-Çekirgenin kulağı dizindedir.
-Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika'da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)
-Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)

-Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.
-İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.
-Eski Roma'da şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.
-Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısır'ın El-Ezher üniversitesidir.
-Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam'dır.
-İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak'ta Fırat nehrinin altından geçmişdir.
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.

-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.
-Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.
-İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.
-İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.
-Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin'de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)
-Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.
-Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.
- Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.
-Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.
-Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.
-Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.


-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.
-Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.
-İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.


-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.
-Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.
-Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.
-İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta,en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.
-İnsanlar 200 milyon soluk alıp verme, 1 milyar kalp atışı, 300 milyon mide kasılması ve 20 milyar göz kırpması kadar yaşarlar.


-İnsanlar beyinlerinin %10’nu kullanırlar.
-Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.
-Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.
-Yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes alır.
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.

Mavi forum

Örümcek deyip geçmeyin.....





Masum görünen bu örümceğin ne kadar tehlikeli olduğunu linke tıklayınca göreceksiniz...


http://www.greenapple.com/~jorp/amzanim/hacspider.htm



Aramada sonuç çıkmadı umarım daha önce verilmemiştir...

Mavi forum

4 yıl içinde uyuşturucu ne hale getirmiş....



Mavi forum

Acımasız babadan öz kızına işkence

08.11.2005 tarihli bir haber....

Bursa dün, duyanların tüylerini ürperten bir haberle sarsıldı. Babası tarafından vücudunda sigara söndürülüp, elektrik verilen ve yüzü jiletle kesildikten sonra saçları kazınan 15 yaşındaki genç kız polise sığındı. Acımasız baba kaçarken, lise 1. sınıf öğrencisi D.A. ilk tedavisinin ardından yetiştirme yurduna yerleştirildi.

Polis babayı arıyor
İsrafil A., iddiaya göre 15 yaşındaki kızı Fatih Lisesi 1. sınıf öğrencisi D.A.'ya okula gitmediği için kızıyordu. Kızına "Bugün okulda ne yaptın?" diye soran baba İsrafil A. "Okula gitmedim. Arkadaşlarla zaman geçirdim" yanıtını alınca çılgına döndü. Eline geçirdiği hortumla genç kızı kıyasıya döven İsrafil A. ardından jiletle yüzünü kesti. Öfkesine hakim olamayan acımasız baba, çırılçıplak soyduğu D.'ye prize taktığı elektrik kablosuyla elektrik verdi. Bununla da yetinmeyip saçlarını kökünden kesti. Genç kız bir fırsatını bulup kaçarak karakola sağındı. D.A. tedavi altına alınırken, baba aranıyor.

Mavi forum

Azraili 9 defa geri gönderdi

Azraili 9 defa geri gönderdi

Küçük yaşlarda lösemiye yakalanan Patrica şimide 3 çocuk annesi. Kanseri yendi gerç kadın, ancak 9 defa duran kalbi tekrar çalıştı. Halk arasında şöyle bir söz vardır, "Öldürmeyen Allah öldürmez" Allah'ın mucizeleri de saymakla bitmez. İnsan yaradılışından, günümüze kadar yaşanmış mucizeler doludur. Yalnız ülkemizde değil, dünyanın her yerinde olağanüstü olaylara tanıklık ederiz. 9 defa ölen ve yeniden hayata geri dönen kadın da yalnızca bunlardan birisi. Chicago'da yaşayan Patrica Loux'e küçük yaşlarda lösemi teşhisi konuldu. Gelecekle ilgili hayalleri vardı. Hepsini ertelemek zorunda kaldı. Her geçen gün umudu tükeniyordu. Vücudunu saran kanserini yenmek istiyordu. Ailesi perişandı. Çocuklarının gözlerinin önünde eriyip gitmesine dayanamıyorlardı. Yürekleri parçalanıyor ve Allah'a her gün iyileşmesi için dua ediyorlardı. Doktorlar tedaviye başlayarak, Patricia için ellerinden geleni yapacakları söylediler. Patricia Loux, doktorların adeta kobayı olmuştu. Bütün saçlarını kaybetti. Tedavisi sürereken ilaçlar vücuduna alerji yaptı. Vücut kanser ilaçlarına reaksiyon gösterdi. Patricia'nın bütün yaşamı hastanede geçiyordu. En kötüsü de küçük bir çocuğun dünyasının hastanede sonr günlerini hapis gibi geçirmesiydi. Odasının penceresinden baktığında bahçede koşan yaşıtlarını gördü. Gözleri doldu. Kendisini mahkum gibi hissetti. Son günlerini hastane odasında geçirmesi ona acı veriyordu. 1960'lı yıllarda yüzde 82'si lösemi teşhisi konulan çocukların hepsi 5 yıl içinde hayatları kaybettiler. Patricia, her insan gibi yaşamayı çok seviyordu. Kanserle sonuna kadar mücadele etmek istiyordu. Doktorların her söylediklerini harfiyen yapıyor, ilaçlarını saati saatine içiyordu. 8 yıl geçti. O yıllarda 13 yaşındaydı. Bu süre içinde genç kız birçok aksilik yaşadı. Vücut ateşi 42- 43 dereceye kadar yükseldi. Yüksek ateşin düşmesi için buzdan yatağa yatırıldı. Fakat o kadar hızlı yükselmişti ki bütün vücut fonksiyonları durdu. Yaşam ve ölüm arasında 8 defa gidip geldi. Her şey çok tuhaftı. Sanki hastalık gidip bir şekilde tekrar geri geliyordu.

KALBİ TEKRAR DURDU
Hastane yetkilileri, 18 yaşına gelen Patricia için, " Lösemili olarak yaşayan en yaşlı hasta" dediler. Aradan uzun yıllar geçti. Ölüm yine kendini gösterip, son defa genç kızı yokladığında Patricia başından geçenleri şöyle anlattı: "Ben o zaman ikinci çocuğun Rebeca'yı doğurmuştum. 6 yaşına geldiğinde kalbim tekrar durdu. Hastanede tekrar yaşama döndüm. Bu olaydan sonra her şey normale döndü. Şu anda sağlığım çok iyi." Hayata yeniden dönen Patricia, şimdi çok mutlu. Ailesiyle birlikte Flarida'ya taşındı.

Mavi forum

İranlı Kadın Kurbağa Doğurdu..!!!

Asrın en dehşet verici doğum olayı İran'da yaşandı. İranşehr'de bir kadın rahmindeki sancılar nedeniyle doktora gitti. . Kadının rahminden bir parça çamur ve kurbağa çıktı.

İran'ın İranşehr kentinde bir kadın kurbağa dünyaya getirdi. Kurbağa larvasının, kirli bir havuzda yüzen kadının vücuduna girmiş ve orada kurbağaya dönüşmüş olabileceği belirtildi.

İtimad gazetesinin bir internet sitesine dayanarak bugün verdiği habere göre, kadın doğum hastalıkları uzmanı Vareste adlı kadın doktor, ismini vermediği kadının 6 ay adet görmediği için hamile olduğu düşüncesiyle hastaneye geldiğini, yapılan sonografi sonucu kadının batınında bir kist tespit ettiklerini söyledi.

Vareste, kadının karın bölgesinde şiddetli acılar hissettiğini söylemesi ve ağır bir kanama geçirmesi üzerine, kadını ameliyat ettiklerini belirterek, kadının rahminden canlı bir kurbağayla bir miktar çamur çıkardıklarını kaydetti.

Kurbağa larvasının, kirli bir havuzda yüzen kadının vücuduna girmiş ve orada büyüyerek kurbağaya dönüşmüş olabileceği tahmin ediliyor.

Özürlü bir çocuğunu bir yaşındayken kaybeden kadının sağlıklı iki çocuk sahibi olduğu ifade edildi. Kurbağanın incelenmek üzere eyaletin başkenti Zahedan'daki Tıp Fakültesi'ne gönderildiği belirtildi.

kaynak : aa. 27 Haziran 2004 17:53

Mavi forum

Güncel buluşların antik kaynakları

Arama yaptırdım ama çıkmadı verildiyse üzgünüm....


Güncel buluşların antik kaynakları
Antik Çağ´da Teknoloji

MÖ. 2500 Sofra görgüsü; Mısır-Görgü Kuralları Papirüsü
MÖ. 500 Peçete; Orta Doğu
MÖ. 1300 Kandil; Mısır
MÖ. 400 Elbise; ütüsü Yunanistan
MÖ. 3000 Hava temizleyicisi; Mısır
MS. 100 Kalorifer tesisatı; Roma
MÖ. 400 Pamuklu kumaş; Yunanistan
MS. 200 Tekerlekli el arabası; Çin
MÖ. 3000 Diş fırçası; Mısır
MÖ. 2000 Diş macunu; Mısır
MÖ. 800 Alkol; Etrurya
MÖ. 600 Sabun; Fenike
MÖ. 8000 Kozmetik; Orta Doğu
MÖ. 4000 Göz kalemi; Mısır
MÖ. 4000 Allık, yüz pudrası, ruj; Mısır
MÖ. 3000 Oje; Çin
MÖ. 3000 Kremler, yağlar; Moist Yakın Doğu
MS. 200 Yüz kremi; Roma
MÖ. 3500 Ayna; Mezopotamya
MÖ. 1500 Saç stili; Asur
MÖ. 3000 Peruklar; Mısır
MÖ. 4000 Tarak; Asya ve Afrika
MÖ. 6000 Parfüm; Orta ve Uzak Doğu
MÖ. 3500 Deodorantlar; Yakın Doğu
MÖ. 3500 Asid giderici ilaçlar; Sümer
MÖ. 1000 Öksürük pastilleri; Mısır
MÖ. 3000 Göz damlası; Çin
MÖ. 2500 Müshiller; Yakın Doğu
MÖ. 2700 Uyarıcılar; Çin
MÖ. 200 Ayakkabı; Yakın Doğu
MÖ. 1000 Çizme; Asur
MÖ. 2000 Düğme; Güney Asya
MÖ. 1400 Şemsiye; Mezopotamya
MÖ. 3500 Yatak odası; Sümer
MÖ. 1850 Doğum kontrolu; Mısır (Petri Papirüsü)

Oyunlar:

MÖ. 3000 Misket; Mısır
MÖ. 3000 Top; Babiller
MÖ. 1000 Hula-Hoop; Yakın Doğu
MÖ. 1000 Yo-yo; Çin
MÖ. 1200 UÇurtma; Çin
MÖ. 1360 Çıngırak; Mısır
MÖ. 3000 Tahta oyunları; Mezopotamya

Yemekler:

MÖ. 1500 Hot-dog; Babilliler (???)
Hamburger; Türkler ve Moğollar
MÖ. 300 Ketçap; Roma
MÖ. 2600 Gözleme; Mısır
MÖ. 500 Tart; Yunanistan
MÖ. 300 Tatlı bisküvi; Roma
MÖ. 2000 Dondurma; Çin

Mavi forum

Bir yumrukta ölebilirsiniz tıpkı bu video daki gibi...16

Arkadaşlar daha önce verildiğini sanmıyorum arama çıkmadı ...

Spor dostluk ve centilmenliktir ama yere düşen düşen sporcu can çekişirken diğerinin hareketlerine dikkat edin


link : http://www.big-boys.com/articles/cagefight.html

Mavi forum

Ölümü Bekleme Odaları..!!

Burası (Aşağıdaki Resim)Nepal’in Barning Ghat’ı. Ölüleri yakma yeri. Yaşlı ve hasta Budistlere, ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar. ‘Evet’ diyeni, bekleme odalarına kapatıyorlar.

Ölüm gerçekleştiğinde de cesetler yakılıyor. Sebebi ruhun nirvanaya ulaşması. Yani salt mutluluğa. Ancak herkesin yakıldığı yer farklı. Köprünün altında yoksul insanlar yakılıyor. Bekleme odalarına biraz daha yakın yer, komutan düzeyinde asker, bürokrat ve zenginlerin. Onun hemen yanındaki özel yer ise kral ve kraliyet ailesine ait. Kast sistemi, ölümde bile sürüyor.

Öbür dünyayı bekleme odaları

Yaşlı ve hastalara ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar. ‘Evet’ diyeni, yani nirvanaya ulaşmak isteyeni getirip, aç-susuz kapatıyorlar. Yaşamlarından da umudu kesiyorlar. Çünkü buraya girenin bir daha çıkamayacağına inanıyorlar.

Basmati pirincinin köklerinden çıkıp, Ganj’la birleşene kadar yüzlerce kilometre kat eden Bagmati Nehri’nin 150-200 metreden getirdiği pantolonu bulaşık yıkayan kadın aldı.

Gömleği başka biri.

Çünkü oğlu tarafından ağzından ateşe verilen adamın, nirvanaya uzanan yolda artık bunlara ihtiyacı yoktu.

Burası Nepal’in başkenti Katmandu’nun Barning Ghat’ı... Yani ölüleri yakma yeri.

Köprünün altı garibanların.

Köprünün üstünün ilk yakma ve yıkama yeri, komutan düzeyinde asker, bürokrat ve zenginlerin. 20-25 metre ötesi kral ve kraliyet ailesine ait.

Ölümde bile ‘kast’ sistemi...

Hemen 10 metre ötesinde ise öbür dünyayı bekleme odaları dizili.

Yaşlı ve hastalara ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar.

‘Evet’ diyeni, yani nirvanaya ulaşmak isteyeni getirip, aç-susuz kapatıyorlar. Yaşamlarından da umudu kesiyorlar. Çünkü buraya girenin bir daha çıkamayacağına inanıyorlar.

Arada sırada doktor gelip bakıyor.

Mucize eseri hastayken iyileşenler ve ölmek isteyip de ölemeyenler çıkarılıp, yeni bir isimle yeni bir hayata başlıyor. Bunu törenlerle kutluyorlar.

KÖTÜ İNSANLAR GERİ DÖNÜYOR

Hindular da, Budistler de ölenin cesedini ‘Ruhu nirvanaya ulaşsın’ diye yakıyorlar. Tabii iyi bir insansa ulaşabiliyor nirvanaya.

Kötüysen dünyaya geri dönüyorsun (gerçi bugüne kadar dönen olmamış ama). İnsan ya da herhangi bir canlı olarak.

Oysa amaç dönmemek.

Dönmüyorsa, ruh mükemmele ulaşmış oluyor.

Her geri geliş ise nirvana yolunda yeni bir sınav.

Ayakları uzun, kolları yanda olarak yakılanlar Hindu.

Kollar göğüste kavuşmuş, ayakları bağdaş kurmuş şekilde yakılanlar ise Budist.

Hindular aynı gün, Budistler en erken 3’üncü gün yakılmak zorunda. Çünkü Budist inancına göre ruh 3 günden önce bedeni terk etmiyor.

Hatta ölenin soyadında ‘Lama’ adı varsa bir ay sonra bile yakılabiliyor.

Ruh baştan çıkınca nirvanaya ulaşıyor.

Bu yüzden ruhun vücudun başka bir yerinden çıkmasını istemiyorlar.

3’üncü gün rahip gelip kontrol ediyor.

Eğer baş yumuşamışsa, ruhun doğru yerden çıkıp, nirvanaya ulaştığına inanılıyor ve bu şenliklerle kutlanıyor.

CENNETE, ERKEK EVLAT ATEŞİ GÖNDERİYOR

Ölen Hindunun ailesi bir yıl boyunca beyaz giymek zorunda.

Erkek ya da kadın, ölen kim olursa olsun ailenin erkekleri kaş, bıyık ve saçlarını bir yıl kazıtıyor.

Çünkü göğe çıkan geri dönebilir ve onları tanıyamayabilir.

Saçsız, sakalsız, bıyıksız (dünyaya ilk geliş gibiymiş) ve beyazlar içinde olursa geri dönen daha rahat tanıyabiliyor dünyadaki akrabalarını.

Ölen babaysa büyük erkek evlat, anneyse küçük erkek evlat ilk ateşi veriyor. Erkek evlat yakarsa ruhun cennete gideceğine inanılıyor. Bunun için erkek çocuk çok önemli. Erkek evlat yoksa en yakın erkek akraba yakıyor.

Kadınların yakması yasak. (İstisnalar hariç. Devrimci birkaç kadın ceset yakmış, bu da günlerce olay olmuş)

İlk ateş, ölüm tanrısının orada olduğuna inanıldığı için ağızdan veriliyor. Ardından otlar, sonra da kütükler tutuşuyor.

Ceset tamamen yanıp, külleri havaya savrulduğunda, ruh göğe yükselmiş oluyor.

Ardından bir rahip, Bagmati Nehri’nden aldığı birkaç kova suyla, nirvana yolcusunun bu dünyayla bağlarından son izleri de siliyor.

Ne kül kalıyor, ne duman.

Bir hoş seda, iki damla gözyaşı.

Bir de ‘Nepaliten’ şarkılar...

KADIN VE ÖLÜM ASLA YAN YANA GELMİYOR

Belki bir anne, belki de bir eş...

Bagmati Nehri’nin kenarındaki taşta oğlu ya da kocasının cesedi yanarken, içerideki feryat figan ses de, gözyaşıyla ağıt olup, yürekleri yakıyor.

Gidip de göremiyor, bir veda busesi kondurup, dokunamıyor.

Çünkü o doğurganlığın ve yaşamın simgesi; kadın.

Ölümle yan yana asla yakıştırılmıyor.

Mavi forum

Hayalet Resimleri-2

Kakalar biliyorum bu konu açılmış.Ama konularda bu resimler yok..

Mavi forum

Garip bir kaza



Mavi forum

Köpek Balıkları Ve Tabi Ki O Korkunç Dişleri(resim)





Mavi forum

Timsahın Karnından Çıkanlar.İnanılmazz!!!

http://media.putfile.com/Crocodilo_c...radotcjbadotne

Mavi forum

Meteor Çöle Düşerse!!

Kankalar bu olayın gerçeklik payı warmı sizce?



http://www.limk.com/golimk.php?lid=87776

Mavi forum

Aslanlar Adamı Canlı Canlı Yiyor

Bölüm 1=>http://www.sparkvideos.com/furiouslions.shtml

bölüm 2=>http://www.sparkvideos.com/lionseatmanvideo.shtml

Mavi forum

Dünyanın 'En' leri...!!!

En geniş ülke Rusya >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>10.610. 083 km²
En küçük ülke Vatikan >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>0.272 km²
En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke Çin >>>>>>>>>>>>>>>>>>>15
En uzun kesintisiz sınır >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>ABD - Kanada
En kalabalık şehir merkezi Tokyo >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>26.5 milyon
En geniş alana yayılmış şehir Mt. Isa, Queensland, Avustralya >25.427 km²
En yüksek yerleşim birimi Webzhuan, Çin - deniz seviyesinden >>5.090 m yukarıda
En alçak Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin >>>>>54 metre altında
En kuzeydeki yerleşim birimi Ny Alesond, Norveç >>>>>>>>>>>>>>>78.5 derece kuzey
En güneydeki yerleşim birimi Puerto Williams, Şili >>>>>>>>>>>>55.1 derece güney
En ıssız, yerleşim olmayan ada Tristan da Cunha >>>>>>>>>>>>>>>Güney Atlantik
En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>869

------------------------------------------------------------

'En' Yüksek Şelaleler;

Angel Venezüella >>>>>>>>>1.000 m
Tugela Güney Afrika >>>>>>914 m
Cuquenán Venezüella >>>>>>609 m
Sutherland Yeni Zelanda >>580 m
Takkakaw Kanada >>>>>>>>>>502 m
Ribbon (Yosemite) ABD >>>>491 m
Gavarnie Fransa >>>>>>>>>>421 m
Vettisfoss Norveç >>>>>>>>365 m
Staubbach İsviçre >>>>>>>>299 m
King Edward VIII Guyana >>259 m

--------------------------------------------------------------

Kıtalara Göre 'En' Yüksek Dağlar;

Avustralya-Kosciusko >>>>>>>2,228 m
Antarktika-Vinson Massif >>>5,140 m
Güney Amerika-Aconcagua >>>>6,960 m
Kuzey Amerika-Mt. McKinley >6,194 m
Asya-Everest >>>>>>>>>>>>>>>8,848 m
Afrika-Kilimanjaro >>>>>>>>>5,895 m
Avrupa-Mt. Blanc >>>>>>>>>>>4,807 m
Avrupa/Asya-Gora El'brus >>>5,642 m

---------------------------------------------------------------

'En' Büyük Okyanus ve Denizleri;

Pasifik Okyanusu >>165.760.000 km²
Atlantik Okyanusu >824.00.850 km²
Hint Okyanusu >>>>>65.527.000 km²
Arktik Okyanusu >>>14.090.118 km²
Akdeniz >>>>>>>>>>>2.965.809 km²
Karayip Denizi >>>>2.718.205 km²
Güney Çin Denizi >>2.319.086 km²
Bering Denizi >>>>>2.291.891 km²
Meksika Körfezi >>>1.512.850 km²
Okhotsk Denizi >>>>1.589.742 km²
Doğu Çin Denizi >>>1.249.157 km²
Hudson Körfezi >>>>2.232.322 km²
Japon Denizi >>>>>>1.007.769 km²
Andaman Denizi >>>>797.979 km²
Kuzey Denizi >>>>>>575.239 km²
Kızıl Deniz >>>>>>>437.469 km²
Baltık Denizi >>>>>422.170 km²

------------------------------------------------------------------

'En' Büyük Göller;

Hazar Denizi Orta Asya >>>>>>>>>394.299 km²
Superior ABD/Kanada >>>>>>>>>>>>82.414 km²
Victoria Tanzanya/Uganda >>>>>>>69.485 km²
Aral Kazakistan/Özbekistan >>>>>66.457 km²
Huron ABD/Kanada >>>>>>>>>>>>>>>59.596 km²
Michigan ABD/Kanada >>>>>>>>>>>>58.016 km²
Tanganyika Tanzanya/Kongo >>>>>>32.893 km²
Baikal Rusya >>>>>>>>>>>>>>>>>>>31.500 km²
Great Bear Kanada >>>>>>>>>>>>>>31.080 km²
Nyasa Malawi/Mozambik/Tanzanya >30044 km²

-------------------------------------------------------------------

'En' Büyük Adalar;

Grönland Kuzey Atlantik >>>>>2.175.597 km²
Yeni Gine Güneybatı Pasifik >820.033 km²
Borneo Batı Pasifik >>>>>>>>>743.107 km²
Madagaskar Hint Okyanusu >>>>587.042 km²
Baffin Kuzeydoğu Atlantik >>>476.068 km²
Sumatra Hint Okyanusu >>>>>>>473.605 km²
Honshu Japon Denizi >>>>>>>>>230.316 km²
ıngiltere Kuzey Atlantik >>>>229.883 km²
Ellesmere Kuzey Buz Denizi >>212.688 km²
Victoria Kuzey Buz Denizi >>>212.199 km²

--------------------------------------------------------------------

'En' Kalabalık Ülkerler;

Çin >>>>>>>1,237
Hindistan >984
ABD >>>>>>>270
Endonezya >213
Brezilya >>170
Rusya >>>>>147
Pakistan >>135
Bangladeş >127
Japonya >>>126
Nijerya >>>110

---------------------------------------------------------------------

Alan Olarak 'En' Geniş Ülkeler;

Rusya >>>>>>17.0 km²
Kanada >>>>>10.0 km²
Çin >>>>>>>>9.6 km²
ABD >>>>>>>>9.3 km²
Brezilya >>>8.5 km²
Avustralya >7.7 km²
Hindistan >>3.3 km²
Arjantin >>>2.8 km²
Kazakistan >2.7 km²
Sudan >>>>>>2.5 km²

-----------------------------------------------------------------------

'En' Çok Konuşulan Diller;

Çince (Mandarin) >885.0
İspanyolca >>>>>>>332.0
İngilizce >>>>>>>>322.0
Bengalce >>>>>>>>>189.0
Hindu dili >>>>>>>182.0
Portekizce >>>>>>>170.0
Rusça >>>>>>>>>>>>170.0
Japonca >>>>>>>>>>125.0
Almanca >>>>>>>>>>98.0

Mavi forum

Bu İskelet İnsanamı Ait

Knkiler bu ne böyle ben bişi bulamadım.fake değilmi bilmiyorum.yorum sizin.

Mavi forum

Bilmem Bu Adama Ne Demeli

kankalar bilmem bu adama ne demeli yada bunun la yaşayana ne demeli

evet yorum sizin











Sahipsiz Vatanın Batması Haktır Sahip Olursan Batmayacaktır !!!!!!!









<----------------- terazi tık tık

Mavi forum

Küçük çocuktan büyük ders...



Mavi forum

AÇlik :(






Şükretmeliyiz Kankalar Halimize....

Mavi forum

Bu Nasıl Bir Resim?



Mavi forum

Kalemde,kaldırımda,camda ve pipetten sonra Badem Ezmesinde Zanaat

Camda: http://forum.kanka.net/showthread.php?t=42203
Pipette: http://forum.kanka.net/showthread.php?t=41630
Kaldırımda: http://forum.kanka.net/showthread.php?t=35040
Kalemde: http://forum.kanka.net/showthread.php?t=41183
Şişede: http://forum.kanka.net/showthread.php?t=42958

Bunlar da badem ezmesiyle yapılmış! Nasıl ama?
- - -

- - -

- -

Mavi forum

Bir Türk Uzaylılara Silah Çekti..!!!

Hasan Kartal adlı vatandaş evinin bahçesine inmek üzere olan ışıklı cismi pompalı tüfekle kovalayarak kaçırdığını iddia etti.
(7 Ekim 2005 Cuma)

Aydın'ın Söke ilçesine bağlı Doğanbey köyünde kasaplık yapan Hasan Kartal, bahçesine inmeye çalışan meçhul cismi pompalı tüfekle kovalayarak kaçırdığını iddia etti. Doğanbey köyündeki Karina koyunda bulunan bağ evinin bahçesindeki kümes hayvanlarının sürekli ötmesi ve huzursuzlanması üzerine dışarı çıktığını söyleyen Hasan Kartal, "Gökyüzünden inmekte olan bir cisim gördüm. Önce bunun tavuklarımı kapacak yırtıcı bir kuş olduğunu düşündüm. Bir yandan bağırarak evdekilere haber verdim, bir yandan da içeriden pompalı tüfeğimi aldım" dedi. Dışarı çıktıktan sonra tüfeğini ışıltılı cisme doğrulttuğunu söyleyen Sökeli kasap, "Karşımdaki cismin yırtıcı kuş olmadığını anladım. 70 metre yukarıda ışıltılı bir uzay aracı vardı. Elimdeki pompalı tüfeği üzerine çevirdim. Meçhul cisim, ekseni etrafında renkli ışık saçarak yavaş yavaş Milli Park sırtlarından Ege Denizi üzerinde yükseldi ve kayboldu."

'UFO'LARA İNANDIM'

Hasan Kartal şoku atlattıktan sonra arıcılık yapan komşusu Hasan Geyik'i durumdan haber ettiğini, babası Mahmut Kartal ve komşuları ile birlikte meçhul cismi çıplak gözle 15 dakika izlediklerini söyledi. Kartal, "Daha sonra dürbünle izledik. Eni 2 veya 2.5 metre genişliğinde vardı. Güneş gibi parlıyordu" dedi. Cismin UFO olma ihtimalinin yüksek olduğunu söyleyen Hasan Kartal, "O anda elimde tüfek değil, bir fotoğraf makinesinin olmasını çok isterdim. Zira gördüklerime, yaşadığım şoka kimseyi inandıramıyorum. Ama yaşadığımız bu evrenin boş olmadığına artık inandım" diye konuştu. Aynı cismi yakından gören baba Mahmut Kartal ise, "Cisim yavaş yavaş yükselirken önce bahçeye paraşütle birisi atlıyor diye düşündüm. Ancak daha sonra paraşütün gökyüzüne doğru gitmek yerine, yere doğru inmesi gerektiğini aklıma getirdim" dedi.

Mavi forum

Dünya'nın en büyük ve en güçlü eklem bacaklısı



Mavi forum

Anne Karnında Bebeğe Operasyon(100 Yılın fotosu Seçilmiş)

işaretli yerde bebeğin eline dikkat edin...




Mavi forum

Mercedes Fabrikası! Bizim fırınlardan temiz vallahi!



Mavi forum

İşte Forbes dergisine göre, son 85 yılda hayatımızı değiştiren 85 buluş

1)Lastik ayakkabı-1917
2)İzotopların ölçümü-1918
3)Benzine konan tetraetil karışımı-1921
4)İş idaresi-1924
5)Multiplane kamera-1923 (Animasyon sinemasının başlangıcı)
6)Donmuş gıda-1924
7)Ortak yatırım fonu-1924
8)Bell Laboratuvarları'nın kuruluşu-1925
9)Roket motoru-1926
10)Televizyon-1927
11)Penisilin-1928
12)Sentetik lastik-1929
13)Jet motoru-1930
14)FM radyo-1933
15)Duvar kaplaması-1933
16)Gerçekçi hisse senedi hesaplaması-1934
17)Naylon-1934
18)Otomobil işçileri sendikası-1935 (ABD'de) 19)Kan bankası-1937
20)Ses sinyallerini, gönderilebilir dijital formata dönüştürme-1937 (Dijital çağın başlangıcı)
21)Fotokopi-1938
22)Otomatik vites-1939
23)Helikopter-1939
24)Radar-1940
25)Elektronik dijital bilgisayar-1942
26)Nükleer enerji-1945
27)Cep telefonu-1947
28)Mikrodalga fırın-1947
29)Polaroid fotoğraf makinesi-1947
30)Transistör-1947 31)Plastik kapalı yiyecek kapları-1947
32)Uzunçalar plak-1948
33)Bilgisayarda manyetik çekirdek bellek-1949
34)Diners Club kartı-1950
35)Levittown-1951 (Long Island'da yapılan 17 bin toplu konut)
36)Doğum kontrol hapı-1951
37)Thorazine-1952 (Akıl hastalıklarında kullanılan bir ilaç) 38)Holding yapılanması-1952
39)Holiday Inn oteller zinciri-1952
40)Fortran bilgisayar dili-1954
41)Çocuk felci aşısı-1954
42)Telstar-1954 (İlk ticari iletişim uydusu) 43)Fast food-1955 (İlk McDonalds'ın açılışı)
44)Konteyner taşımacılığı-1956
45)Disk sürücü-1956
46)Fiber optik teknolojisi-1956
47)Ampex V2x1000-1956 (Görüntüleme sistemi)
48)Kalp atışlarını düzenleyen cihaz-1958
49)Lazer-1958
50)Üçgen emniyet kemeri-1959
51)Entegre devre-1959
52)Hazır çocuk bezi Pampers-1961
53)Modem-1962
54)Kasalardandan elde edilen satış noktası bilgileri-1962
55)Bilgisayarda mainframe-1964
56)Tüketiciyi koruma hareketi-1965
57)Bilgisayar faresi-1968
58)Bankamatik-1969
59)Şarj-1969 (Video kamera için)
60)İnternet-1969
61)Kompakt disk(CD)-1970
62)İlişkilendirilmiş veritabanı-1970
63)Telesekreter-1971
64)Mikroişlemci-1971
65)Bilgisayarlı tomografi-1972
66)Ethernet-1972
67)Unix/C programlama-1972
68)E-eğlence-1973 (Bilgisayar oyunları)
69)Borsa işlem ücretinde indirim-1973
70)Katalitik konverter-1974
71)Borsa fiyat endeksini takip eden fon modeli-1976
72)Kişisel bilgisayar-1976
73)Birleştirilmiş DNA-1976 (Biyoteknoloji endüstrisinin başlangıcı)
74)Ticari ve bireysel banka hesaplarının tek bir hesapta toplanması-1977
75)Kısa vadeli, yüksek kazançlı fonlar-1977
76)Finansal bilgi yönetim programı-1979
77)LCD ekran-1984
78)Kişiselleştirilmiş bilgisayar seri üretimi ve perakende satışı-1984
79)Mevacor-1987 (Kolestrol düşürücü ilaç)
80)Prozac-1987(Antidepresan ilaç)
81)World Wide Web-1991
82)AIDS hastaları için inhibitor-1995
83)E-ticaret-1995 (Amazon ve eBay'ın kurulması)
84)Viagra-1998
85)Genetik kod için otomatik dizilim cihazı-2000

Mavi forum

Önce yazıyı okuyun sonra RESME bakin İnanamıyacaksınız!

Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile
bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş.
Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...
Hal böyle olunca,
kız ile delikanlı gizli gizli
buluşuyorlar tabii...
Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor
ve bir gece takip ettiriyor kızını...
Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız
kumsalda onu bekliyor,
bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor
delikanlıya...
Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana
kadar aşk oyunları yapıyorlar birbirlerine...
Kral bir gece askerlerine kızını
yakalamalarını ve kumsalda ışıkla balıkçıya
işaret göndermelerini buyuruyor. Delikanlı
ışığı görünce atlıyor kayığına
ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine
doğru...
Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve
koşmaya başlıyor sevdiğini
kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür
ucuna yetişmesi imkansız...
Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor
kendini sulara...
İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
Kızın adım attığı her yer kumsala
dönüşürken peşinden koşan askerler
bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...
Kız kayığa kadar koşabiliyor...
Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı
hedefleyip salıyor okunu... Heyhat!
Kız ile delikanlı birbirlerine
sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla
buluşuyor...
Derler ki; o kumlar, kızın kanı denize
karışınca kırmızıya boyanmış...
Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı,
sonrasını ne gören var ne duyan!...







Mavi forum

Top Çevİrme Uzmani

Michael Kettman, aynı anda tam 28 adet basketbol topunu beş saniye boyunca çevirebiliyor. Becerisinin sırrı mı?
Evde plastik borulardan oluşturduğu alet. Kettman bu rekoru ilk olarak 15 yaşındayken 10 topla kırmış.

Mavi forum

Patlamış Mısırdan Dev Goril

“King Kong” filminin 70. yıldönümü nedeniyle İngiltere'de bir sinema işte bu gorili yaratmış. Bu, dünyanın en büyük patlamış mısırdan yapılmış heykeli. 4,5 metre uzunluğundaki bu goril, tam 4 gerçek goril ağırlığında. Yapımı 630 saat sürmüş. Yapımında kullanılan patlamış mısırlarla 2400 kişi doyarmış!

Mavi forum

Uzun, Çok Uzun Kulaklar

Mr. Jeffries, dünyanın en uzun kulaklı köpeği. Kulaklarının her biri 30 santimetre uzunluğunda. Üstelik bu görkemli kulaklar, 75 milyar TL'ye sigortalanmış. Mr. Jeffries kulaklarını sallamayı çok seviyormuş. Ama bazı durumlarda da onlardan şikayetçiymiş. Örneğin yemek yerken, kulakları hep yemeğinin içine giriyormuş!

Mavi forum

En GÜrÜltÜlÜ GeĞİrme!

Paul Hunn, çok yüksek bir sesle geğirebiliyor. Hunn’ın rekor kıran geğirmesi, 118,1 desibel gücünde. Yani aşağı yukarı elektrikli bir testerenin çıkardığı ses kadar. Baharatlı yiyecekler Hunn’ın geğirmesine neden olabiliyor. Ama genellikle sadece istek üzerine geğiriyor. Onunla yemek yiyenler, herhalde bunu duyduklarına seviniyorlardır!

Mavi forum

YaŞayan En Uzun KÖpek!

Danua cinsi Harvey, dünyanın yaşayan en uzun boylu köpeği. Dört ayağının üzerinde durduğunda Harvey’nin yerden omuzlarına yüksekliği yaklaşık 1 metre 5 cm. Yani birçok evdeki kapı tokmaklarından bile daha yüksek. Haftada yaklaşık 150 YTL (150 milyon TL) değerinde yiyeceği mideye indiren Harvey, sahibinin çift kişilik yatağında uyuyor. Acaba en gürültülü köpek horlaması dalında da bir rekor var mıdır?

Mavi forum

Dünyanın kalbini fethetti!

Kobay Sooty, 14 Şubat'ta kendini yalnız hissetmeyecek. O şimdiden 206 tane Sevgililer Günü kartı aldı. Sooty böylelikle bir rekor kırdı. Bu sempatik deney hayvanı önce kafesinden kaçmış, sonra da dişi kobaylarla dolaşırken bulunmuştu. Böylece ünlü oldu. Kısa zamanda bütün dünyadan romantik kartlar almaya başladı. Kim bilir, belki yakında ona şeker gönderenler de olur!

Mavi forum

Tertemiz Dişler

Herhalde aileleri onlarla gurur duyuyordur. 10,240 Çinli öğrenci aynı anda dişlerini fırçaladı. Böylece bu alanda bir rekor kırmış oldular. Altı diş hekimi onlara en doğru fırçalama yöntemini gösterdi. Bu sırada çocuklar 800 metre uzunluğunda bir sıra oluşturdular. Sonra da en az 60 saniye boyunca dişlerini fırçaladılar. Gerçekten gurur duyulacak bir rekor.

Mavi forum

Uçan Köpek

Minyatür dachshund cinsi Brutus, dünyanın en yüksekten gökyüzü dalışı yapan köpeği. Özel bir kesenin içinde sarılı olan köpek genellikle pilot gözlükleri takıyor. Brutus yerden 4572 metre yüksekte bir uçaktan atlıyor. Sahibinin (aynı zamanda gökyüzü dalışı partneri) dediğine göre Brutus gökyüzü dalışı ekipmanlarını gördüğü zaman kuyruğunu sallıyor ve heyecanla zıplamaya başlıyormuş. Brutus bugüne kadar 100’den fazla atlayış yapmış. Ona “uçan köpek” deseler yeridir.

Mavi forum

60 Araba Üst Üste

Yanda gördüğün katlı bir otopark değil, 18 metrelik dev bir heykel. Adı, “Uzun Süreli Park”. 60 tane araba özel bir teknikle 1,800 tonluk betonun içine gömülmüş. Üstelik bu heykel yapılırken arabalar hiç hasar görmemiş. Fransa’daki bu heykel katlı otoparklara bir alternatif olabilir mi dersin?

Mavi forum

Ayak ParmaĞiyla GÜreŞmek!

Alan Nash, ayaklarının başparmaklarını güreştiriyor. Kendisi katıldığı dünya şampiyonalarının çoğunu kazanmış! Bu sporda mesele, ayak başparmaklarını kenetlemek ve rakibinin “parmağını yere indirmek”. Organizatörler ayak başparmağı güreşi bir olimpik gösteri sporu olsun diye kampanya başlattı. Ancak teklifleri geri çevrildi. Anlaşılan kimse ringde ayak kokusu istemedi!

Mavi forum

Herkesİ ŞaŞirtan Kulaklar!

Geronimo adlı tavşan dev kulaklarıyla görenleri hayrete düşürüyor. Kulaklarını bir uçtan diğerine ölçtüğünde 75 cm. geliyor. Bu da gerçek bir rekor. Geronimo'nun kulakları bazen başına dert açıyor. Örneğin yemeğini yerken kulaklarını pisletmemek için büyük çaba harcıyor. Ama bu kulaklar bazen de işine yarıyor. Sevilmek istediğinde kulaklarından birini ağzına alıyor ve etrafta hoplamaya başlıyor. Bu sevimli görüntüye kim karşı koyabilir ki!

Mavi forum

Harry Potter Raflari AltÜst Ettİ!

Serinin dördüncü kitabı olan Harry Potter ve Ateş Kadehi, piyasaya çıkmadan önce en fazla sipariş alan kitap oldu. Kitap, daha raflarda yerini almadan tüm dünyadan 5,3 milyon adet sipariş aldı. Buna ek olarak, kitap daha ilk baskıda 4,8 milyon kopya basıldı. Üstelik tüm bunlar sihirli bir asa olmadan gerçekleşti!

Mavi forum

Tarİhe Taniklik Eden Ayicik!

Sevimli bir oyuncak ayı için kaç para öderdin? 1994 yılında bir adam bir oyuncak ayı için 233.000 YTL ödedi! Böylece “Teddy Girl” adlı ayıcık, modası geçmiş en değerli oyuncak ayı unvanını kazandı. 1904 yılında üretilen bu oyuncak ayı bir İngiliz askere aitmiş. İngiliz asker gittiği her yere Teddy Girl’ü de götürmüş. Teddy Girl, II. Dünya Savaşı sırasında Normandiya Çıkartması’nda bile bulunmuş. Ona belki de Çavuş Teddy demek daha doğru olurdu!

Mavi forum

Elde Gİzlenebİlen Kamera!

Arkadaşlarının arkasından ajanlık mı yapman gerekiyor? O zaman bu kamera tam sana göre! Dünyanın en küçük renkli video kamerası 1,62 santimetrekare büyüklüğünde. Yani bir küp şekerden biraz daha büyük. Yaklaşık 170 YTL’ye satılan kamera sadece 7 gram ağırlığında! Avucuna saklayarak kullanabileceğin bu kameraya dikkat et, birileri de onu kullanarak senin arkandan ajanlık yapabilir!

Mavi forum

Su ÜstÜnde YÜrÜyen Adam!

Rémy Bricka’nın okyanusu geçmek için bir tekneye ihtiyacı yok. Çünkü Fransız adam su üzerinde yürüme rekorunun sahibi! Bricka, ayağına geçirdiği kayağa benzeyen büyük kutular ve çift taraflı bir kürek sayesinde su üzerinde 20 olimpik havuz uzunluğu mesafeyi 7 dakika 7,41 saniyede yürüdü. Bu, şimdiye kadar yapılmış en hızlı yürüyüş. Rémy Bricka bir yıl önce de Atlas Okyanusu üzerinde yaklaşık 5.500 kilometreyi 60 günde yürümüştü.

Mavi forum

En Uzun Sakal!

Shamsher Singh bir kulede kapalı kalsa, sakalını bir ip gibi kullanarak onu kurtarmak mümkün olabilir. Çenesinden ucuna kadar ölçüldüğünde, sakalının uzunluğu 1,83 metreyi buluyor. Bu, bir insanın bugüne kadar sahip olduğu en uzun sakal. Rekoru onaylamak için dört doktor çalıştı. İyi ki sakal daha uzun değildi; o zaman sakalın boyunu ölçmek için Singh’e bir oda dolusu doktor gerekirdi!

Mavi forum

Süper Uçaktan Sonra Bir de Gümüş Audi!

Süper uçak buradaydı

Şimdi de gümüş audi!






Mavi forum