28 Mayıs 2007 Pazartesi

Lanetli Ötzi(resmine bi bakın:P) yerine gömülsün

İtalyan Alpleri’nde bulunan 5300 yıllık ‘Buzadam’ Ötzi’yle bir şekilde temasta bulunduktan sonra ölen 4 kişiye bir yenisi eklendi.

Günümüzden 14 yıl önce İtalyan Alpleri’nde bulunan 5300 yıllık ‘Buzadam’ Ötzi’nin laneti yine gündemde. Ötzi’yle bir şekilde temasta bulunduktan sonra kaza ya da hastalık gibi nedenlerle ölen 4 kişiye bir yenisi eklendi. Innsbruck Üniversitesi’nde Ötzi ile ilgili araştırmalar yapan grubun başkanı Konrad Spindler geçen pazartesi günü öldü.

Buzadam’la ilgili araştırmalar yapan İnsburg Üniversitesi bilim adamlarından Konrad Spindler, Ötzi’nin ‘lanetli’ olduğunu öne sürenlere ‘Kim bilir, belki de bir sonraki kurban ben olurum’ diye şaka yapıyordu. 66 yaşındaki Spindler, Buzadam’la temasta bulunduktan sonra ölen beşinci kişi oldu. Yakın çevresinin verdiği bilgiye göre Spindler’de Multiple Skleroz (MS) hastalığının ilk belirtileri görülmüştü.

BİRİNCİ KURBAN
Lanetli olduğu söylenen Ötzi’nin ilk kurbanı, adli tıp uzmanı Dr. Rainer Henn’di. Ötzi’ye çıplak elle dokunan Henn, yine onunla ilgili bir konferans vermeye giderken trafik kazası geçirerek yaşamını yitirmişti.

İKİNCİ KURBAN
Kurt Fritz adlı dağcı, Buzadam’ın bulunduğu bölgede rehberlik yapıyor ve helikopterle ulaşım sağlıyordu. Çığ altında kalarak yaşamını yitirdi.

ÜÇÜNCÜ KURBAN
Buzadam’ın hikayesini belgesel yapan Avusturya Televizyonu ORF’den Rainer Hölzl, geçen yıl beyin tümöründen öldü.

DÖRDÜNCÜ KURBAN
Son olarak da geçen yılın ekim ayında, Buzadam’ı asıl bulan kişi olan Alman dağcı Helmut Simon, 100 metre yükseklikten düşerek can verdi. 1991 eylülünde Buzadam’ı bulduğu yere 150 km. mesafede kaybolan Simon bir hafta sonra ölü bulundu.

Bütün lanet teorilerinde olduğu gibi, doğal ölümlerin ve kötü şansın suçlusu olarak gösterilen Buzadam, İtalya’da Bolzano kasabasındaki müzede, eksi 6 derece sıcaklıkta çok özel koşullarda korunuyor. Buzadamı görmek isteyen ziyaretçiler, bir kaskla izleyebiliyorlar

1 YTL'nin ortası altın

Kankalar dün gezbe'ye giderken minibüse bindiğimde 1 YTL'yi uzatınca orta yaşlı amcamın biri gözümün içine içine baktı bende merak ettim. Sonradan adam bana demezmi bunların ortası altınmış, gözümün önünde falanca kuyumcu 1YTL'ye karşılık 30YTL veriyor. İşte benim koptuğum an amcaya ayıp olmasın diye gülemedim ama minibüsten kendimi zor attım.....
Ağlasak mı gülsek mi kankiler?????

merminin saniye saniye gidişini izleyin

belki gerçek değildir ama paylaşöak istedim işte

http://www.unoriginal.co.uk/footage20_1.html

Yeni gezegen keşfedildi

Avustralyalı bilimadamları Samanyolu'nda yeni bir gezegen keşfettiler. Gazlı gezegenin Dünya'dan 1000 kez büyük ve 25 bin ışık yılı uzakta olduğunu belirtildi.

Evrende yerküreye benzer gezegenlerin arayışı içinde olan Avustralyalı gökbilimciler, gezegeni keşfederken az bilinen ve bir yıldızın dev bir mercek gibi davranan çekim kuvvetini kullanan ''mikro-mercekleme'' yönteminden yararlandıklarını kaydettiler.

Gökbilimcilere Dünya'ya benzeyen yeni gezegenler keşfetme çabasında çok yardımcı olması beklenen bu yöntemle ilgili konuşan Profesör John Dickey, bu tekniğin yeni gezegenler keşfetmekte geleneksel yöntemlere göre daha yararlı olduğunu belirterek, ''Bu yöntemle Dünya'ya benzeyen gezegenlerin keşfedilmesinin yolunu açmak istiyoruz'' dedi.

Paris'teki Astrofizik Enstitüsü'nün Güney Yarıküre'deki dört teleskopunun katkısıyla yapılan keşifte, gezegenin yerinin tespit edilmesinin ardından ABD'deki Hubble teleskopuyla daha fazla bilgi edinmek amacıyla ayrıntılı şekilde inceleneceği belirtildi.

Kabız Fİl Can Aldı !!!

Kankalar Ölüme Gülünmez ama Bu Bi Acaip

böyle bişey varmı sizce(bi bakın çooook ilginç)

*Bu resimler Güney Afrikada bulunan bir elmas madeninin resimleridir.
*Bu oldukça büyük çukurun derinligi 525 Mt. çapı ise 1.200 metredir.
*Müthiş hava boşlugu yaratması sebebiyle bu çukur üzerinde uçak ve helikopter uçması yasaklanmıştır.
*Bu çukurun ne derece büyük oldugunu anlamak açısından beşinci resimdeki kırmızı ok ile işaretli yeri inceleyiniz.
*Ok'la işaretlenmiş şey aslında 16 tekerlekli olan ve madende çalışan kamyonlardan birinin görüntüsüdür





alıntıdır

intahar eden çocuğun başından geçen olay

Çocuğun anne ve babası ayrılır. Annesi bende kal der babası bende kal. Çocuk dayanamayıp
Kendini öldürmek ister. Ev gider avuç avuç hap içer. Sonra uykuya dalar.hani derler ya öldükten sonra beyaz bir ışığa doğru gidersin çocukta görmüş bu ışığı giderken bi yaşlı adam belirir yanında yaşlı adam konuşmaya başlar neden intihar ettin diye adam bir yer gösterir o yerden ateş çıkıyormuş çığlık sesleri geliyormuş ama bir çığlık diğer çığlıklardan daha fazla geliyormuş yaşlı adam : bu çığlık bebeğini doğururken bebeği ölmüş kadından geliyor.bebeğinin ölümüne dayanamayıp Kendini öldürmüş hem cehenneme gitmiş hem de ceza almış bir daha çocuğunu göremeyecekmiş.
Yaşlı adam çocuğa sormuş eğer yaşamak istiyorsan geriye gön ve bir seni camdan girip kurtaracak sonra çocuk gözünü hastanede açmış. Camdan giren ise arkadaşı kapıyı çalmış açmayınca camdan girmiş ve arkadaşının hayatını kurtarmış

Irakta kum firtinasi....

amerikan askerleri zor durumda

Burası Türkiye Olurmu Olur...

1)Ayni sirkete ait iki otobüs yolda karsilasti, söferler ellerini birakip selamlastilar 52 kisi öldü. (MUGLA)

2)Odun kesmek için agaca çikan adam Nasreddin Hoca fikrasinda ki gibi oturdugu dali kesince dalla birlikte yere çakildi. Hastahanede öldü.(ANTALYA)

3) Bir anne yagmur girmemesi için bacayi tikadi duman çikamayinca evin içine karbonmonoksit gazi doldu.Anne ve bir oglu öldü, 3 yavru komada.(ISTANBUL)

4) Asabi çoban ot yemeyen koyunu tüfegin dipçigiyle dövmeye basladi. Tüfek ates aldi çoban öldü.(BITLIS)

5) Otlayan iki koyun evin önündeki kumu dagitti. Koyunlarin sahibi aile ile kumun sahibi aile birbirine girdi.5 kisi öldü.

6)Duvari yikip iki odayi tek oda yapmak isteyen adam isi abartti. Duvar için kazma yerine dinamit kullandi. Mahalleyi havaya uçurdu, yaralandi.(LÜLEBURGAZ)

7)Saskin köylü 3 katli evin terasinda buzagi beslemeye basladi. Buzagi bir süre sonra 250 kiloluk dev bir inek oldu. Inegi vinçle indirdiler.( ISTANBUL)

8)Kurban Bayraminda beraber deve kesmeyi planliyan 2 aile arasinda çikan tartisma sonucu jandarmanin aldigi karara göre deve 2 ye bölündü.(AGRI)

Piramitlerin sırrı!

Piramitlerin sırrı!


'Sır Dünyası' dergisi, esrarı yüzyıllardır çözülemeyen firavun mezarlarıyla ilgili yeni bir iddiayı gündeme getirdi: Mısır piramitlerini, Firavun'un kölesi olan cinler yaptı!

UZAYLILAR DEĞİL... B)
İnsanoğlunun yüzyıllardır araştırmasına rağmen esrarını çözemediği piramitlerle ilgili olarak ortaya atılan yeni iddia, olaya farklı bir boyut getiriyor. İddiaya göre, dünyanın 7 harikasından biri olan piramitleri, ne insanoğlu ne de uzaylılar yaptı. Piramitlerin asıl mimarı, firavunların emrindeki 'cinler ordusu'.

İNSAN ÖMRÜ YETMEZ! B)
Sır Dünyası, insanoğlunun bilimle açıklayamadığı, binlerce ton ağırlığıyla Mısır'- daki en büyük piramit olan Keops Piramidi'ni, Firavun Khufu'nun emrindeki cin ordusunun M.Ö. 560 yılında yaptığı belirtiyor. En büyüğü 146 metre olan bu piramitler öyle olağanüstü yapılar ki, tonlarca ağırlığındaki taş blokların nereden ve nasıl getirildiğini, nasıl inşa edildiğini, ancak bu iddia açıklıyor. Milimetrik hesaplarla yapılmış bu piramitleri inşa etmeye, insanoğlunun gücünün ve ömrünün yetmeyeceği ifade ediliyor.

MÜHENDİSLİK MUCİZESİ B)
Keops Piramidi için, her biri 2.5 ton ağırlığında yaklaşık 2 milyon 300 bin taş bloğun kullanıldığı biliniyor. Her gün 10 taş blok üst üste konulsa, piramidin bitirilmesi için yaklaşık 650 yıl gerekiyor. Bu da, inşaat için gerçekçi olmayan bir zaman dilimi demek. Ayrıca taş blokların birbirine yakınlığının santimetrenin binde 1'i düzeyinde olması da, olağanüstü bir mühendislik olayı olarak yorumlanıyor.

İNANILMAZ OLAYLAR B)
O günün şartlarında bu blokların nasıl oraya getirildiği de hala esrarını koruyor. Piramitlerde yaşanan akıl almaz olaylar da konunun ayrı bir boyutu. Bu ve bunlara benzer gizemlerden hareket eden iddia sahipleri, piramitlerin ancak cinler tarafından yapılmış olabileceğini belirtiyor. Sır Dünyası'ndaki diğer ilginç konular ise şöyle: 'İrlanda'daki hayalet avı', 'Operadaki şarkının laneti iki can aldı', 'İnsanların kaybolduğu ülke', 'Öldükten sonra dirilenlerin inanılmaz hikayeleri', 'Balinanın midesinde 24 saat canlı kalınır mı?

Aklınız Nerde Bakalım :)

arkadaşlar daha önce verilmiş olabilir ama ben ekleyeyim dedim bu resme bakıp ne gördüğünü söylesin herkes ben sonra aslında burda ne olduğunu sölicem

İstanbulun Efsanesi

Efsaneye göre, İstanbul’un altı birbirine bağlı tünellerle kaplıymış. Hatta bu dehlizlere Yerebatan Sarayı’nın gizli bi yerinden de giriliyomuş ve tünel denizin dibinden devam edip taaa Kınalıada’ya kadar gidiyomuş.
Tüneller Kapalıçarşının altından da geçiyomuş taabi. Hatta şu an, Çarşı’nın gizli tutulan bi yerinden girilebiliyomuş bu tünellere. Buralarda yemek takımı üzerine çalışan gümüş kaplama atölyeleri varmış. Yerin dibindeki yere ruhsat verir mi belediye? Heepsi kaçakmış bunların. Çalışanlara da işe başladıkları gün, dehlizlerden kimseye bahsetmeyeceğine dair Kur’an’a el bastırılıyomuş.

Tüneller çarşının altından başka yerlere doğru da gidiyomuş ama buraları kullanmak kesinkes yasakmış. Bi keresinde biraz Kolomb ruhlarından, çokça da hazine meraklarından, (çünkü hep, “ilerler hazinelerle dolu o’lum” geyiği yapılırmış bu atölyelerde) üç-dört işçi çocuk denemiş ilerilere gitmeyi.

Dehlizler labirent gibiymiş. Çocuklardan sadece biri geri dönmeyi başarmış, diğerleri yollarını bulamayıp tünellerde kaybolmuş. Dönen çocuk da (Allah muhafaza) aklını oynatmış. Çünkü ileriki kısımlar, iskeletlerle, insan boyunda böceklerle, farelerle filan doluymuş. Bu çocuk bi daha hiç “yeryüzüne” çıkmamış. Büttün gün dehlizlerdeki atölyelerde filan dolaşıyomuş, kim ne verirse onu yiyip, gece de artık ner’de sızarsa or’da uyuyomuş. Arada da yine tünellerin ilerilerine gidip bi’kaç gün kayboluyomuş ortalıktan. Döndükten sonra hiç bi’şey yiyip içmeden ööyle bi noktaya bakıp duruyomuş günlerce

İngiltere'de insan embriyonu klonlandı...

İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’nden bir grup bilimadamı, ülkede ilk kez insan embriyonu klonladıklarını açıkladı.
Bilimadamları, 11 ayrı kadından topladıkları yumurtaların genetik materyallerini aldıklarını ve bunların yerine embriyodan aldıkları kök hücrelerin DNA’larını yerleştirdiklerini bildirdi.
Newcastle Üniversitesi ekibi mensupları, bu işlemle klonlanmış embriyoların kök hücrelerinin hastalıkların tedavisinde kullanılmasını hedeflediklerini açıkladı.
Araştırma sırasında kullanılan klonlanmış embriyolardan sadece üçünün laboratuvar koşullarında 3 gün geliştirilebildiği, birinin ise 5 gün yaşatılabildiği açıklandı.
Bilim ekibinin başkanı Prof. Alison Murdoch, klonlama işleminde hızın büyük önem taşıdığını tespit ettiklerini belirterek, klonlanmış embriyolardan 5 gün yaşatılanının, kadının yumurtalıklarından alınıp işleme tabi tutulmasının toplam 15 dakika sürdüğüne dikkat çekti.
İngiltere’de tedavi amaçlı klonlama işlemlerine izin veriliyor. 2001 yılında çıkartılan bir yasayla üremeye yönelik insan embriyonu klonlanması tümüyle yasaklanmıştı.
Bu arada, Newcastle Üniversitesi tarafından yapılan çalışmaya karşı çıkan ProLife Alliance adlı kürtaj karşıtı grup, araştırmaya yönelik bile olsa, insan embriyonu klonlanmasının ahlaka aykırı olduğunu savundu.

ama fazla ileri gideceklerini zannetmıyorum...

Penguenler Hakkında

* Antartika 'da uzun kutup gecesi, gunesin ufuktan yukselmesiyle biter ve alti ay surecek gunduz baslar.


* Cok gecmeden smokinlerini giymis penguen suruleri, kisa bacaklari uzerinde hoplayarak ilerlemeye baslar. Onlerinde yurumeleri gereken yuzlerce kilometre buzlu yol vardir.


* Ve onlar 1 adimda yalnizca 10 cm ilerleyebilir.


* Ama dakikada 120 adim atarlar.


* Yurumekten yorulunca da beyaz gogusleri uzerine yatip bacaklarini bir kurek gibi kullanarak kizakla kayar gibi yol alirlar.


* Hedeflerine varinca bir cukur kazarlar.


* Cevresine tastan bir duvarcik cevirirler.


* Ve cukurun icine girerek beklemeye baslarlar.


* BEKLEDIKLERI SUDUR: Gunesin kendilerine erkek yada disi olduklarini bildirmesi. O zamana kadar cinsiyetlerinden haberleri yoktur.


* Gunes isigi , cinsiyet bezlerini harekete gecirir. Ve hormonlardan biri daha fazla salgilanmaya baslar. Cinsiyetlerinin ne oldugunu ancak o zaman anlarlar.


* Eger disiyse cukurda kalir, ama erkekse yapacak cok isi vardir.


* Penguen geleneklerine gore , gagasina bir tas alarak torenle disinin onune koyar. Oralarda tas cok nadir oldugundan bundan daha mukemmel bir dugun hediyesi yoktur. Sayet disi tasi kaldirir ve egilip kalkarsa erkek, disiyi tavlamistir.


* Fakat tas oldugu yerde kalirsa erkek penguen baska bir kiz arar.


* Bazen iki erkegin ayni disiye goz koyduklari olur. Bu durumda taslari bir kenara birakip birbirlerinin uzerine atilirlar. Kanatlariyla birbirlerine dakikada tam 200 tokat atarlar.


* Arada durup dinlenme kurali da olan dovus, taraflardan biri yorulup cekilinceye dek surer. Bu dovuslerde yasamini yitiren olmamistir.


* Erkeklerle disi birbirini bulduktan sonra yorulmak bilmeden tas biriktirme isine baslarlar. Isin kolayini secen penguenler komsularinin tas kumelerinden tas calarlar. Yakalaninca da kendilerini savunmaya gerek gormeden cezalarini cekerler.


* Gunes isinlari penguenleri daha cok isitmaya baslayinca ask oyunlari baslar. Bazi ciftler
saatlerce karsilikli olarak egilip kalkarlar. Bazilari ise baslarini saga sola dondurup kendilerini begendirmeye calisirlar.


* Disi, yumurtladiktan sonra yuvadan ayrilamaz. Cunku iri martilar, yumurta ve yavrular icin buyuk bir tehlikedir. Kulucka suresince anne ve baba yemek bile yemezler. Ancak yavrular ciktiktan sonra baba penguen balik tutmaya gidebilir. Yuruyemeyecek duruma gelene kadar midesini doldurur. Yuvada gagasini ardina kadar acarak yavrulari besler.


* Yavrular on dort gunluk olunca cocuk bahcesine gonderilirler. 20 kadar nine ve dede penguen burada 120 ciftin yavrularinin bakimini uslenmislerdir. Anne ve baba penguenler yiyecek bulurlar ve ayrim yapmaksizin tum yavrulari beslerler.


* Yuzmek penguenlerin en buyuk zevklerinden biridir. Penguenler yuzmeyi bu denli sevseler de hicbiri denize ilk giren olmak istemez. Yuzlercesi kiyiya toplanir kanat cirparak birbirlerini suya itmeye calisirlar.


* Bu kayginin nedeni fok baliklaridir.


* Yavru penguenler yeterince buyuyunce yuzme dersleri almaya baslarlar. Bu is yine nine ve dedelere duser. Bir suru yavruyu yanlarina alarak deniz kenarina goturur ve yuzme sanatinin inceliklerini bir bir ogretirler.


* Mart ayi gelinceye kadar yuzmeyi, dalmayi, balik tutmayi, yurumeyi kisacasi bir penguenin bilmesi gereken her seyi ogrenmis olurlar.


* Cok gecmeden Antarktika yazi sona erer. Kisin gelisiyle penguenlerin cinsel guduleri de soner. Artik penguenler icin kisi gecirecekleri yerlere yurume zamani gelmistir.


* Yuz binlerce penguenden olusmus suru, gurultuyle yol aldikca, arkada biraktiklari kiyi alti ayligina sessizlige ve karanliga gomulur.

Kamuflaj!!!!!

http://unoriginal.co.uk/newvideos/UN...%20Octopus.wmv (indirin ve dikkatlice izleyin)

kuyruğu olan insanlar




bence genetik bi bozukluk olabilir ama fakede olabilir sizce?

ABD uzaylılar ile anlaşma imzalamış:P

belki ilginiz çeker diye paylaşmak istedim


''Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü geldi''
Burada bilgileri veren kaynaklara göre, tüm anlatılanlar ABD Hükümeti
tarafından "Çok Gizli" olarak tanımlanıyor. Ve yine aynı kaynaklara
göre,
ABD'de geçeni olan "Bilgi Özgürlüğü Kanununun" kapsamına alınmadığı
gibi,
ABD Hükümeti aşağıda anlatılan olayların hiçbirisinin doğruluğunu kabul
etmemekte. Fakat, anlatılanların tümünün gerçek olduğu iddia edilirken,
sadece ABD'nin değil daha birçok hükümetin benzeri gerçekleri
sakladıklarını
ve daha da ötede bu konularda konuşanların susturuldukları da
belirtiliyor.
ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında imzalanan anlaşmaya göre:
....



Anlatılanlar ve kimliği saklanan tanıklarla yapılan görüşmeler büyük
bir gizlilik içinde gerçekleştirilmiş, ses ve video bantlarından
isimler
özellikle silinirken, konuşanların kimlikleri titizlikle saklanmış.
Öyleyse,
bu durumda anlatılanların doğruluğundan nasıl emin olunabilir? Buna
verilen
cevap ise şöyle; "Bu tanıklar, Amerikan Hükümeti'nin 'Çok Gizli' düzeyi
ile
olan ilişkileri, verdikleri isimler ve kaynaklar bakımından inanılır ve
güvenilirdir. Tanıklar, görev yaptıkları dönemin istihbarat işlerindeki
personelin adlarını ve rütbelerini doğru olarak biliyor ve
anlatıyorlardı ve
bunlar en ciddi düzeyde araştırılarak doğrulandı."

Gizemli bir grup

UFO Araştırmacısı William Moore "Dünyadışı Canlıların Biyolojik
Varlıkları" adlı bir radyo programı yapıyordu, ikinci programın
sonrasında,
bir telefon aldı. Arayan eski bir istihbarat görevlisiydi, 9 arkadaşı
adına
konuşurken, "Dünya-daki Yabancı Varlıklarla ilgili dokümanları Moore'a
verebileceğini söylüyordu. Moore, ikna olarak konuşmayı kabul etti ve
konuşmalara ve konuşmacılara "Faicon" kod adı verildi. Bu arada Moore,
Jamie
Sanders adlı bir TV yapımcısı ve yönetmeninden yardım isteyerek,
görüşmelerin videoya kaydedilmesini planladı. Bu aşamanın ardından,
Faicon
kod adlı ama gerçek adı "MJ 12" olan grupla çalışmalara geçildi. Peki,
"MJ
12" neydi? Bu özel grup, ABD içindeki UFO faaliyetlerini araştırırken,
"Dünyadaki Yabancı Varlıklar"la da ilişkileri yönlendirmekle
görevliydi.

Yani resmen, insanlık ile "Dünyadaki Yabancı Varlıklar' arasındaki
politikayı belirliyorlardı. Çalışmalar sürdürülüyor, kararlar
veriliyor,
Başkan'ın onayına sunuluyor ve politika uygulanıyordu. Yani ABD
Başkanı'nın
"Dünyadaki Yabancı Varlıklardan haberi vardı. Faicon'a göre, "MJ 12"
1950'lerde bizzat Başkan Truman'un emriyle kurulmuştu ve bu emrin
belgesi de
vardı. Faicon bu belgeyi gösteriyordu. Ek o" larak da, 1947'de, New
Mexico
Ros-vvell'e düşen UFO'nun ve içindeki dünyadışı canlıların cesetleri
hakkından bilgi veren "MJ 12" dokümanları bulunuyordu. Bu dokümanlarda
dönemin Başkan'ı Eisenhovver'in imzası bulunuyordu. Aşağıdaki satırlar
teyp
kasetinden aynen alınan bir bölümdür.

Bu incil baska bir incil

Faicon'un sesi: "MJ 12, 1950'lerde, hükümetin içinden seçilen bir grup
insanla oluşturuldu. Görevleri, UFO'larla ilgili araştırmalar yaparak,
elde
edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçları, UFO'larla ilgili
bilgileri,
bilimsel olarak geliştirmek ve teknolojimize yardım sağlayacak şekilde
analiz etmekti. "MJ 12 'nin üyeleri arasında, ABD Başkanı, Başkan
Yardımcısı, Merkezi istihbarat Örgütü "CIA" Baskanı ve Ulusal Güvenlik
Danışmanı da dahildiler. "MJ 12"nin yönetim merkezi ise. Washington
DC'deki
Deniz Kuvvetleri Gözlemevi'ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri "MJ 12"
politikalariyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluğa
sahipti.
Deniz Kuvvetleri personeli tarafından derlenen tüm bilgiler, analiz
edilmek
üzere "Aquarius" kod adıyla komutanlık merkezine aktarılıyordu."

Falcon devam ediyor; "MJ 12'nin kendi arasında 'incil' adıyla tanınan
bir kitap veya basılı bir dosya vardı. Bu kitapta, Truman döneminde,
ABD'nin
misafiri olan üç dünyadışı yabancı anlatılıyor ve tüm ayrıntılar
veriliyordu. Ayrıca kitapta, dünyadışı canlılardan alınan teknolojik ve
tibbi bilgiler, onların kendi gezegenlerindeki sosyal yaşamları,
Roswell'de
bulunan cesetlere yapılan otopsilerin sonuçları ve evren ile ilgili
bilgiler
de yer alıyordu. Ama bu kadar değildi, devamı da vardı, 1988 yılında
gelen
ve yine ABD'nin konuğu olan ve dev bir gizlilik perdesi altında
saklanan
ikinci bir dünyadışı canlı grup daha anlatılıyor."


''Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü geldi.."

Faicon sürdürüyor; " Bir diğer kitap daha var, adı "Yellow Book". Bu
ise son olarak gelen iki dünyadışı canlı tarafından yazılmış. Kitapta,
geldikleri gezegeni, Güneş Sistemi'ni, diğer güneşleri, kültürlerini,
kendi
toplumlarını ve dünyada nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini
anlatıyorlar." Bu
noktada Falcon'a önemli bir soru soruluyor, dünyadışı canlıların
kökenlerinin neresi olduğu soruluyor:

Faicon açıklıyor; " Zeta Reticuli takımyıldızından geliyorlar. Bu
takımyıldız onların ilk evi değil." Bu noktada hemen akla gelen biri
var,
bir dönem hükümet adına çalışan hipnoz uzmanı ve fizikçi Bob Lazar
dünyadışı
canlılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü Betty Hill'i hipnoz
etmişti ve Hili 1961 yılında yapılan bir seansta hipnoz altındayken
Zeta
Reticuli yıldız sistemini tıpatıp tarif etmişti. Ama dünyalı
astronomlar bu
takımyıldızı ancak 1969 yılında ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular.
Öyleyse, arada kesin ama garip ilişkiler vardı ama bu ilişkilerin
arasındaki
bağ açıkça görülemiyordu.

Şimdi Faicon grubundan bir başka kişiye geçelim, onun kod adı
"Condor". Condor, ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında yapılan
anlaşmalardan söz ediyor; "ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında
imzalanan anlaşmaya göre, ABD Hükümeti dünyadışı canlıların varlığını
açıklamamayı kabul ederken, onlar da insan toplumuna yani dünyaya
karışmamaya söz veriyorlar. Ayrıca ABD, dünyadışı canlılara özel bir
bölgede, çok gizli tutulmak kaydıyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer
Nevada'daki 51.Bölge ya da öteki adiyla "Dreamland / Rüya Ülkesi"
olabilir."

Şimdi söz yine Fal-con'da; "Dünyadışı canlılar bu bölgede üslendiler
yani Nevada'da. Benim bildiğime göre 1948 veya 1949'dan gü-nümüze kadar
üç
ayrı dünyadışı canlı türü dünyamızı ziyaret etti veya konakladı,
dünyada ilk
dünyadışı bir canlı New Mexico Çölü'ndeki kazadan sonra ele geçirildi.
Dünyadısı canlının adı EBE'idi. Hükümet tarafından üç yıl konuk edildi
ve
bakıldı. Ondan kültürleri, ırkı ve araçları hakkında çok şey öğrenildi.
Diğer bir dünyadışı canlı ise, bir değişim programının parçası olarak,
ABD
Hükümeti'nin 1982 yılından bu yana konuğu oldu."

"400 yıl yaşıyorlar ve çok zekiler..."

Birçok görgü tanığının çizdikleri resimlerin yanı sıra, Falcon
dünyadışı canlıları şöyle tanımlıyor; "Boyları yaklaşık bir metre ile
bir
metre on santim arasında değişiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük
gözleri
var ayrıca birer iç gözkapakları bulunuyor. Yaşadıkları gezegende,
gündüzleri güneş ışığı bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da
dişi
ve erkek olarak iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun olduğu yerde iki
küçük
delik var ve küçük bir ağiza sahipler. Bildiğimiz türde dişten yok,
dişlerin
yerinde çok sert kauçuk benzen bir alan bulunuyor, iç organlari çok
basit,
kalbin ve ciğerlerin görevini tek bir organ yapıyor. Yine çok basit bir
sindirim sistemleri ve büyük olasılıkla gezegenlerindeki çok güçlü
güneş
ısısı nedeniyle sertleşmiş ama son derece elastiki bir deriye sahipler.
Beyinleri ise, bizimkinden çok daha karmaşık ve çok daha fazla kıvrım
görülüyor.

Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafından yönetilirken,
onlarınki beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma
yetileri
bizlerden hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de
tek
bir organ halinde, onlar da atıkları vücutlarından atıyorlar ama katı
atıkları sıvıya dönüştüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak
çözümleyemedikleri ekstra bir organları daha var.

Ellerinde baş parmak yok, dört parmakları bulunuyor, ayakları küçük ve
parmak araları perdeli. Yaşamlari ortalama olarak bizim zaman ölçümüze
göre
350-400 yıl arasında. Aslında genel olarak sürüngenlere benziyorlar.
Bilindiği gibi dünyada bazı sürüngen türleri 500 yıl yaşayabiliyorlar.
Bir
timsahın 850 yaşında olduğu resmen açıklanmıştı. Ve tabii çok zekiler,
eger
IQ ölçüsünü alacak olursak, IQ dereceleri 200'ün üzerinde." Falcon
dünyadışı
canlıların sosyal yaşamları hakkında da bilgi vererek konuşmasına devam
ediyor;

Onların da bir dini var, evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanrı
olarak kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müziğine çok
benziyor. Genelde sebzeleri severek yiyorlar, dünyada en çok dondurmayı
sevmişler, en çok da çilekli dondurmayı..." Şimdi Faicon'u bırakıp,
adını
saklamayan birine geçiyoruz;

Çok gizli bir üs!

Robert veya Bob Lazar yukarıda adı geçen Nevada'daki ünlü 51.Bölge'de
bulunmuştu. Aslında bir fizik uzmanı olan Lazar, ABD Hükümeti
tarafından
resmen görevlendirilmişti. Lazar, hiç çekinmeden birkaç ayrı UFO tipini
tarif etti. Lazar, ayrıca Las Vegas'ın 15 mil kuzeyindeki Pagose Gölü
yakınında gizli bir araştırma merkezi bulunuyordu. Burada U2, SR71,
F-117A
ve SR75 gibi çesitli uçaklar geliştirildi. Üste çok ciddi ve inanilmaz
derecede bir gizlilik uygulanıyordu. Ölüm cezası bile vardı.

Pagose Dağı'nın içine 9 hangar inşa edilmişti. Hangar kapıları
öylesine doğaya uydurulmuştu ki, birkaç yüz metre yakından bile fark
edilemiyordu. Lazar'a göre, bu hangarlarin içinde UFO benzeri uçan
disklerin
deneyleri yapılıyor ve uçuş prensipleri deneniyordu. Lazar, disklerin
uçabilmesi için adına "Yerçekimi Amplifikatörü" denen bir aygıt
geliştirilmişti. Aygıtın planları dünyadışı canlılar tarafından
hazırlanmıştı. İki tür UFO vardı, birisi "Omicron" adı verilen bir
gezegen
veya bir yıldız çevresinde kısa yolculuklar yapabilen diskti. "Delta"
adlı
diğer tip ise, uzay zaman alanı içinde hareket edebilen, ve bu şekilde
yıldızlar ve galaksiler arası yolculuk yapabilen olağanüstü bir araçtı.

Araçların üçüncü ve bir başka tipi ise, hem Omicron, hem de Delta
konumuna geçebilen bir modeldi. Bu diskler veya araçlarla ilgili tüm
bilgi
vardı ve uygulanıyordu.

UFO'lar nasıl çalışıyor?

Sonuç olarak gerek Faicon'un gerekse de Lazar'ın anlattıkları
gerçekten ilginç; Örneğin Lazar, disklerin reaktörlerinin benzinle
çalıştıklarını söylerken önce şaşırtıyor ama sonra bu benzinin
bizimkinden
çok farklı olduğunu anlıyorsunuz. Çok yüksek oktanlı ve petrolden
değil,
atom sayısı 115 olan bir elementten üretiliyor. Bu element ise bizim
elementler için kullandığımız periyodik kartımızda bulunmuyor. Lazar
Element
115'in dünyadaki elementler gibi tek yönlü değil, iki ayrı amaçla
kullanılabilen bir element olduğunu belirtiyor ve açıklıyor;

"Dünya biliminin henüz bilmediği ve özelliğini tanımlayamadığı
Yerçekimi Enerjisi'ni Element 115 sağlıyor ki bunun adı A E-nerjisi, bu
enerji Element 115'in çekirdeğinden kaynaklanıyor ve yayılıyor, ikinci
olarak da, Element 115 antimadde radyonunun kaynağı, bu da gereken
hareket
gücünü oluşturuyor." Lazar'ın bu sözcüklerinden şu anlam çıkıyor; Her
disk,
kendi içinde birer minik gezegen olarak kabul edilebilirler.

Lazar'ın anlatımına göre, yukarıda adı geçen Çekim veya Uçus
Amplifikatörü'nün sistemi A enerjisini bir yere odaklayarak, uzay
zamanın
bükülmesini sağlıyor, uzay zaman bükülümü ise, bir astrofizik deyimi,
basit
bir anlatımla ışık hızından çok daha fazla bir süratle zamanın ve üç
boyutlu
uzayın dışında mekan değişimi olarak düşünülebilir. Uzay zaman
bükülmesi
yine bir astrofizik tanımıyla bir Kara Delik'in çekim alanı kadar bir
güç
alanını oluşturuyor. Böylece elde edilen dev enerji, ışık yılı gibi çok
büyük uzaklıkların aşılmaşıın sağlıyor. Lazar ekliyor;

"Bir uzay zaman bükülümü içinde yolculuk yapıp ilerken, Element 115,
Element 116 denen bir başka elemente dönüşerek bir antimadde alanını da
yaratıyor. Antimadde alanında oluşan zıt alan ise, Elenet 116'nin
sayesinde
% 100 enerjiye dönüşebiliyor. Reaksiyonun ISISI sonucunda, ortaya
çıkan elektriksel enerji yeterli olduğu gibi, bir tür termo elektrik
jeneratörü oluşturuyor. Sözünü ettiğim A Enerjisi, böyle sağlanırken,
Delta
durumuna geçildiğinde A Enerjisi, uzay-zaman bükülümünü sağlayınca bir
tür
Kara Delik ortaya çıkınca, ışıkyılları aşılabiliyor..."


Sorular ve kuskular sonsuz, tüm bu bilimsel ama amatörce gözüken
iddiaların resmen kanıtlanması gerek ama öte yandan da Robert Lazar'ın
da
bir fizikçi olduğu biliniyor. Bilimsel çevreler ilginçtir, susuyorlar
hatta
Lazar'ı yalanlayan veya karşı çıkan kimseye de rastlanmıyor, iki şey
olabilir Ya Lazar veya Faicon öylesine saçmalıyorlar ki, yetkililerin
hiçbirisi onlara cevap vermeye tenezzül dahi etmiyor, kısacası
ilgilenmiyorlar ya da Lazar veya Faicon doğru söylüyorlar ve konunun
daha
fazla karıştırılmaması için yetkililer seslerini çıkartmayı, yorumsuz
kalmayı tercih ediyorlar.

En iyi çözüm, dünyadışı canlıların ortaya çıkması, o zaman tartışacak
bir şey kalmayacak. Ama onlar da resmen ortada yoklar. Bu arada akla
yukarda geçen bir söz de ister istemez geliyor; dünyadışı canlıların IQ
dereceleri gerçekten 200'ün üzerindeyse, o zaman onları anlamamız hiç
de
kolay değil, hatta imkansız gibi.


Her şeyi bir yana bırakıp, bir an düşünelim. Eğer Falcon ve Lazar
doğru söylüyorlarsa ve ABD ile dünyadışı canlılar arasında böylesine
gizli
tutulan bir ilişki varsa, hatta ABD dünyadışı bir zekanın
temsilcileriyle
özel bir anlaşma imzaladıysa ve bunu dünya insanlarından saklıyorlarsa
çok
iyi düşünmemiz gerekiyor. Böyle bir olasılık, tüm siyasi, etnik, dinsel
ve
hatta ekonomik sorunlardan daha önemlidir çünkü göründüğü kadarıyla çok
uzakta değil, kısa bir dönem içinde dünyada ciddi bir degişimin, belki
bir
bölünmenin ama en önemlisi insanlığın bir bölümü için bir tehdidin
ortaya
çıkması olasıdır. Neden mi?

Eğer anlatılanlar gerçekse, ABD neyin karşılığında dünyadışı canlıları
saklamak ve hatta korumak için milyarlar harcıyor? Bunun bedeli nedir?
Fakat
önemli bir soru daha var, dünyadışı canlılar bu işbirliğinden ne elde
ediyorlar ve neden saklanmak istiyorlar? İhtiyatli olmak isteyen
çevrelere
göre, eğer bizlerden çok ötede bir zekaya sahipseler. Korkmamız gerekir
çünkü onların gerçek amacını anlamamız asla mümkün olamayacaktır..

Arkadaş (Hikaye)

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
- Teğmenim. Fırlayıp
arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
- Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla
ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..
Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa
döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
- Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..
- Değdi teğmenim. dedi asker..
- Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
- Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına
ulaştığımda henüz sağdı..
Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
- Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum..

İnek yılan mı yuttu??

İnek yılan mı yuttu??
Niğde'nin Gösterli Köyü'nde Kadir Altun'a ait ineğin bir yılan yuttuğu iddiası köyü ayağa kaldırdı. Çoban Mahmut Demirkıran, Altun'un ineğinin yılan yuttuğunu iddia etti.

ÇOBAN Mahmut Demirkıran, bir yılanın otlattığı ineklerden birine iki kez saldırmak istediğini belirtti ve şunları söyledi: 'Üçüncüde ineğin ağzına doğru atladı. İnek de yılanı yuttu. Ardından fenalaştı ve yere yığıldı. Bir süre yerde çırpındı. Kesecektim vazgeçip sahibine haber verdim. Böyle bir şeyi ilk kez görüyorum' dedi. İddia üzerine meraya gelen Kadir Altun, yılan yuttuğu iddia edilen ineğine süt ve sirke içirdi. Sirkeyi yılanı öldürmesi, sütü de zehrini alması için içirdiğini belirten Kadir Altun, bu işlem sonrası ayağa kalkan ineğini eve getirdi. İneğin başında 24 saat nöbet tutan Altun, 'Bir şey olursa keseceğiz. Çobanımıza inanmak zorundayız' dedi.

VETERİNER MERT TATAR

İnek yılanı sindiremez

Veteriner Tatar, ineğin yılan yutma ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunu belirterek, 'Otla beslenen inek yılanı sindirmekte zorlanır ve ölür. Eğer sindirebilirse, bu kez yılanın zehri kanına karışır ve bu yüzden ölür. Bu ineğin eti yenmez' dedi.

başsız TÜRK Askeri

İzmir'in Urla ilçesinde, Yıldız Tepe adıyla anılan bir şehitlik vardır. Bütün ovaya hakim, eteklerinde portakal bahçeleri olan muazzam bir yerdir. Dedelerimizin anlattığı bir olay bizim bu şehitliğe olan sevgimizi ve saygımızı daha da arttırmıştır. Anlatılanlara göre, düşman birliği Türk askerlerini kovalaya kovalaya bu tepeye kadar sıkıştırmıştır. Bu kovalama sırasında Askerlerimiz ağır kayıplar vermiş, koca bir bölükten sadece 2 kişi kalmıştır. Şanlı Türk Askeri için ölüm şehitliğe giden onurlu bir yol olduğu için, kalan iki askerimiz şaadet getirip düşmana saldırmış.
Önde giden 100 metre ilerlemeden yanında patlayan top mermisi askerimizin feci şekilde ölümüne sebep olmuş. Arkadan gelen arkadaşı olayı görüp yoluna devam etmiş, direk düşman üzerine koşmaya başlamış. Çok geçmeden arkadaşının şehit düştüğü yerden az uzakta aynı top mermisi ile başı gövdesinden ayrılmış bir vaziyette yere yıkılmış. Aradan çok geçmeden yere yıkılan başsız beden, az ileride duran başını koltuk altına alarak düşman mevzilerine saldırmış. Bunu gören düşmanlar arkalarına bakmadan kaçmışlar. Biz bu ürkütücü kahramanlık hikayesi ile büyüdük. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Ama benzer vakalar Çanakkalede yaşanmış.

alıntıdır

garip kurukafalar




İnternetten Ahİrete Davetİye

New York sokaklarının karla kaplandığı soğuk kış günlerinin birinde, ikisi de Amerika'nın değişik bölgelerinde iş gezilerinde olan karı-koca, Florida da buluşup, yaz sıcaklarının yaşandığı bu bölgede birkaç gün geçirip dinlenmeye karar verirler. Florida'ya karısından önce giden koca, ertesi gün için eşine de yer ayırttıktan sonra, ona bir e-mail gönderir. Fakat mesaj, adresi bir harf yanlış yazdığı için karısına değil de, bir gün önce ölen yaşlı bir papazın karısına değil de, bir gün önce ölen yaşlı bir papazın karısına gider. Papazın en az kendisi kadar yaşlı karısı, bilgisayar ekranındaki mesajı okuyunca korkunç bir çığlık atarak yere düşer. Kocasının ölümünden dolayı zaten çok üzgün olan kadının bu çığlığı üzerine ev halkı odaya dolar ve hemen herkes, yerde yatan kadına yardım için koşuşturmaya başlar. Kadıncağız bir süre sonra kendine gelir ve ne olduğunu soranlara korku içinde bilgisayarı gösterir. Hâne halkı bilgisayara baktıklarında ekranda şöyle bir mesajla karşılaşırlar: "Sevgili karıcığım! Buraya ulaşır ulaşmaz, öncelikle yarın senin gelişinle ilgili bütün işlemleri tamamladım. Sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de dedikleri gibi çok çok sıcak... Seni özlemle bekliyorum. Kocan..."