24 Mayıs 2007 Perşembe

james dean ve porsche

--------------------------------------------------------------------------------

James Dean malumunuz 1955’in 30 Eylül’ünde Porsche Spyder marka arabasıyla yaptığı bi kaza sonrasında hayata veda etti. Şimdi adam efsane tabii, ardından efsaneler türemesi de normal. Masalcı teyzelere göre, Dean’in Porsche’u kazadan sonra bi hurdacıya satılmış. Hurdacı başlarda adam başı 25 cent alarak sergilemiş arabayı. Bi zaman sonra halkın ilgisi azalınca Porsche’u “araba dizaynırı” (böyle de bi meslek var demek ki Batı’da) George Barris’e satmış. Adamın amacı arabayı parçalayıp imal edeceği yeni arabalarda kullanmak, satarken de, “Bakın arabanın şu kısmı James Dean’in arabasından” demekmiş. Yapacağını yapmış da. Ve korkunç rastlantılar bundan sonra başlamış.
Bu arabalardan birini alan Troy Mc Henry adına bi doktor feci bi trafik kazasında ölmüş. (Folklor araştırmacıları bu doktorun gerçekten de bi araba yarışında öldüğünü saptamış) Bi başka adı bilinmeyen ama arabalardan birini alan doktor ise yine bi trafik kazasında ciddi bi şekilde yaralanmış. Başka biri ise, -mesleği satıcılıkmış- araba kazası sonucu ölmemiş ama o da arabasının içinde ölü bulunmuş. Son kurban ise arabanın iskeletini sergilenmesi için Salinas’a götüren kamyonun şoförü olmuş. Kamyon yoldan çıkıp bi uçuruma yuvarlanmış ve sürücü korkunç bi biçimde can vermiş.

Anlayacağınız, lanetli Porsche, James Dean dahil tam 5 kişinin katili olmuş. Son bi not olarak da şunu söylüyomuş efsane anlatıcıları: Kamyon kazası sonrasında birileri Porsche’un iskeletini çalmış, halen de ortaya çıkmamış iskeletin kimde olduğu. Yani araba hala can almaya devam ediyo olabilirmiş.

Ölümüm sırasında AZRAİL'le konuştuklarım

--------------------------------------------------------------------------------

Ölümüm sırasında AZRAİL'le konuştuklarım

Sabah kalktım. Güzelce kahvaltımı da yaptım ve işe gittim.
Klasik bir gün... Diğerleri gibi, sıradan bir başlangıç...
Nöbetçi arkadaştan öğrendiğime göre, gece problem çıkmamış cihazlarda. Bu iyi haber işte! Zaten dünden devam eden 2 tane sistem arızası vardı.
Cihaz odasındaki klimalar da problemli. Hem de ta kurulduğu günden beri!
Bugünde firmanın birinden eleman gelecek, onlarla ilgilenmem lazım. İş çok bugün! Akşamı nasıl ederim bilmem. Bu hafta çok yoğun geçecek. Sezonda başladı malum. Beklentilerimiz epey yüksek.
Neyse, odama gittim ve kapıyı kapadım. Bilgisayarımı da açtım ve maillerimi kontrol ediyordum ki, kapı çaldı. “Girin” bile diyemeden kapı açıldı ve içeriye bir “şey” girdi, kapıyı da kapadı hemen!
Aman Allah’ım! O da ne!? Tanımlayamadım bir türlü. Kadın desen değil, erkek desen değil, turist belki! Bir çirkinlik abidesi! Kesin 10 gün rüyalarımın baş rol oyuncusu olur.
Ona “Kimsiniz?” diye sormama bile fırsat kalmadan:
- Hadi kalk gidiyoruz! dedi...

Aaa! Hem de Türkçe konuştu! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
- Sizi ilk kez görüyorum. Kimsiniz?
- Ruhunu bedeninden söküp almak için görevlendirilen meleğim ben! Nam-ı diğer Azrail! Cehennem habercisi!
- Dalganın sırası değil şimdi. Lütfen odamı terk edin. Yoksa güvenliği çağırırım!
- Çağırsan ne olur? Beni sadece sen görüyorsun!
- Dalga geçme. İşim gücüm var benim. Seninle uğraşamam...
Bir yandan Azrail değildir diyorum ama böyle bir kişinin bana haber verilmeden buraya kadar gelmesi imkansız ki! Eyvaaah! Ya gerçekse! Bittim ben, bittim!
Savsakladığım namazlarım, ahirette buruşturulup yüzüme çarpılacak olan oruçlarım geldi aklıma...
Ufacık dünya menfaatleri için teptiğim Allah’ın emirleri geçti gözümün önünden hızla...
Eti için kesilen bülbül, tahtası için yakılan saz gibi...
Gayri ihtiyari:
- Mesai saatleri içinde olmaz! deyiverdim. Sanki benden bitecek bir işi varmış gibi...
-Neden? dedi.
-Şu an hazır değilim!
-Neye hazır değilsin?
-Kabirde ve öbür alemde başıma geleceklere!
-Ama senin son kullanma tarihin bugün son. 08:57. Sen ayvayı yedi... Hem sana yeterince vakit verilmedi mi?
-İnan ki, bu yaşta öleceğim hiç aklıma gelmemişti.
-Neden?
-Gencim daha, ciddi bir sağlık problemim de yok. Turp gibiyim evelallah!
-Senin yolun mezarlığa hiç düşmüyor herhalde! Ya da hastanelerin acil servislerine, morglara! Oradakilerin hepsinin teni buruşuk mu?
-Değil de yani!... Bana 1-2 ay kadar daha süre tanısan?
-Bu kadar kısa bir sürede ne yapabilirsin ki, onlarca yılını heba etmiş biri olarak?
-İbadet borçlarımı öderdim... Kaza üstüne kaza ederdim namazlarımı deliler gibi... Kalplerini kırdıklarımdan, üzerimde hakkı olanlardan helallik dilerdim. Dünyanın öbür ucunda olsalar, taşların altına saklansalar gene de bulur, her şeyimi verir, haklarını helal ettirirdim. Üzerimde kul hakkı kalmasın diye... Daha vasiyetimi bile yazmadım hem!
-Yeterince vaktin vardı! Yapsaydın! Neden düşünmedin? Engel mi oldular sana?
-Hiç ölmeyeceğimi sanmıştım. Hep başkaları ölüyordu, başkalarının selaları okunuyordu minarelerden. Ben muaftım sanki ölümden. Meğer bu iş parayla değil, sıraylaymış.
-Bir sene önceden haberin olsaydı geleceğimden, neler yapardın?
-Kalan zamanımı çok iyi değerlendirirdim!
-Hadi be sen de! Kimi kandırıyorsun! İlk 2 gün iyi giderdin. Namaz-niyaz full, sonra dönerdin gene eski haline. Bulurdun bir de bahane kendine. Her şey yine eski hamam eski tas olurdu. Bir rüyaydı o derdin sana verdiğim habere, kendini avutmak için...
Haklıydı! Kaç kere hastalık geçirmiş, kaza atlatmıştım... Bunların hepsi birer haberdi aslında ama üzerimdeki etkisi çoğu zaman 2 gün bile sürmemişti...
Ama şimdi kafamı taşlara vurmaya bile vaktim yoktu artık!...
Bu arada telefonum çaldı. Başmüdür arıyordu. Önemli bir arıza varmış, trafiği durduran. Acil gitmemi istedi. Her şey önemini kaybetmişti ki benim için: para, pul, mevki, kadın, nefs... Her şey sıfırla çarpılmıştı. Can derdindeydim ben. Bir de baş da olsa arka da olsa müdürle veya başka bir şeyle falan uğraşacak durumda değildim. “Bırak bu fani işleri” deyip kapadım telefon suratına müdürün...
Baktım sırıtıyordu Azrail. Demek alışkındı benim gibi jetonu iş işten geçtikten sonra düşenlerin panik hallerine. Ben de güldüm gayri ihtiyari... Neye güldüysem! Ağlamayı bile beğenmemem lazımken!... En iyi savunma saldırıdır taktiğine geçtim hemen!
-Hem sen, Azrail de olsan, can almakla da görevli olsan nihayetinde bir melek değil misin? Ne bu surat? Korku filmindeki yaratıklar gibi! Allah seni nurdan yaratmamış mıydı?
-Nurdan yaratılmasına nurdan yaratıldım. Bu arada laf aramızda, güzelliğim dillere destandır.
-Hiç de öyle görünmüyorsun ama! Notr Damın Kamburu bile sana on beş çeker.
-Orası öyle! Ben de surat çok! Ama sor bakalım senin yanına neden bu suratımla geldim? Utanma sor, sor!
-Neden bu suratla geldin yanıma?
-İnsanın ameli güzelse ona güzel görünürüm ben. Hayatını Allah’ın rızasına göre dizayn etmeyenlere de çirkin görünürüm. Şimdi sana göründüğüm gibi! Ben senin aynanım şu anda. Kalp gözü açık olanlar, yüzüne baksalardı seni böyle görürlerdi!
-Desene EYVAH!
-Eyvah ki ne eyvah!
-Birazdan kabirde başına neler gelecek biliyor musun? Karşılama mahiyetinde? Ön sıcaklardan!
-Pek hayra alamet değil şu anki verilerim.
-Okusaydın Allah’ın kitabından, Resulünün sünnetinden!... İşin ciddiyetini kavrasaydın, uykuyu haram ederdin gözlerine!... Neden okumadın?... Bir arkadaşından yıllar önce gelip de hiç okumadığın bir mektubun var mı? Ya da açmadığın bir mail? Madem Allah’ın kitabının kapağını açmadın, bük boynunu ve sus!
- Dünya meşgalesi...Geçim derdi... Para, mevki, nefs, kadın... Çepeçevre kuşattılar beni, kıramadım sarmalı!
-Halbuki dünyada kalma süren ne kadar azdı oran olarak! Bunu da biliyordun üstelik! Birazdan gideceğin hayat ise ebedi! Nasıl olur da senin gibi akıllı geçinen bir adam okyanusu unutur da bardakta boğulur? (Haşa) Allah’ın yerine kendini koy! Senin gibi bir kula müstehak değil mi azap! Bunca akıl vermiş ilim vermiş, dininden seni haberdar etmiş...
-Haklısın! Ama dünya gözle görülüyor ama öbür dünya gayb, göz önünde değil!
-Merak etme, biraz sonra ölünce, gaybın önündeki perdeler kalkacak!... Kuran’da ve hadislerde anlatılıyor bunlar. Sen de okudun hem! Üstelik başkalarını uyaran yazılar da yazdın. Muhtelif yerlerde anlattın bile! Neden o zaman bu gafletteki ısrarın?
-Başkalarına nasihat verirken kendimi unutmuşum...
-Allah da din günü seni unutur o zaman! Bir yandan ele öğüt verirken diğer yandan da kırmadık söğüt bırakmadın ortalıkta!
-Maalesef, biliyorum, kendim düştüm ve ağlamaya hakkım yok.
-Kendin ettin kendin buldun! Hadi artık gidiyoruz, fazla oyalama beni. Senden sonra iki gafil daha var sırada!
-Bırak çekiştirmeyi ya! Nereye gidiyoruz?
-Allah’ın sana hazırladığı azabı tatmaya.
-Doğru adrese geldiğinden emin misin? Benim adımda çok insan var da, hani o bakımdan!
-Adın gibi eminim. Zaten nokta tarifler var elimde. Iskalamam mümkün değil!
-Son bir şey soracağım: Allah’ın rızasına uygun olsaydı yaşamım, nasıl olacaktı ölümüm? Nasıl bir diyalog geçecekti aramızda?
- Ben senin canını almaya gelince yüzümdeki güzelliği görünce hayrete düşecek ve: “Aman Allah’ım! Bu ne güzellik! Rüyada mıyım ben!” diyecektin. Çünkü o zaman cennet müjdecisi olacaktım sana, şimdiki gibi cehennem habercisi değil! Seni Rabbine götürmeye geldiğimi söyleyecektim. Sen korkuyla karışık: “Rabbim benden razı değilse?” diyecektin. Ben de yüzümdeki güzelliği hatırlatıp korkmana gerek olmadığını söyleyecektim. İçini bir huzur kaplayacaktı.
-Keşke hayatımı yeniden yaşayabilme imkanım olsaydı...
-Geçmiş olsun!... Neyse! Ailen ve sevdiklerin aklına gelecekti bir bir... Ama onların da zamanı gelince dünyadaki rollerinin son bulup yanına geleceklerini hatırlayınca rahatlayacaktın... Tereyağından kıl çeker gibi ayrılacaktı ruhun bedeninden... Bulutların üstünde gibi, yumuşacık.... Haberin bile olmayacaktı. Gül bahçesine girer gibi... Tüm hücrelerinde hissedecektin mutluluğu...
-Ama şimdi
-Çığlık atmayı bile beğenmeyeceksin çekeceğin acıdan!... Saat de tam 08:57 oldu. Bak konuşmaktan kelime-i şehadet bile getirmeyi unuttun...
...
Gözümün önündeki perdeler açılmaya başladı...
Gayb meğer ne yakınmış...
Keşke iş işten geçmiş olmasaydı...
Neler yapmazdım ki!
Artık hiçbir değeri yok “keşke”lerimin...
ÇARP SIFIRLA!

bunu müslüman bir kardeşim yazmıştır ben sadece yapıştırdım.

Ne Demek İstediğimi Yazılar Anlatıyor
[TAMAMEN ALINTIDIR]

Mezarliktaki Gizemli Gece

Bir mühendis olan Necdet Durmaz kendi otomobiliyle yolculuga çikmisti. Çalismakta oldugu firma tarafindan görevlendirilmis ve Istanbul'dan Malatya'ya gidiyordu. Bu ildeki fabrikada bir arizayi acilen gidermesi gerekiyordu.

Ancak yol üzerindeki Kirsehir'in Derebayiri geçerken otomobili bozuldu. Hemen köylülerden yardim istedi. Aksam vakti oldugu için kimse bir sey yapamiyordu.Necdet Durmaz geceyi mecburen orada geçirecek, sabah olunca da yakindaki bir kasabaya otomobili çekilecekti.

Kendisine hemen Köy Misafirhanesi'nde yer verildi. Necdet Durmaz burada bir süre dinlendikten sonra muhtarin yanina gitti. Muhtar misafirlerini en iyi sekilde agirlamak için her türlü ayrintiyi düsünüyor, otomobilini de merak etmemesini sorunu çözeceklerini söylüyordu. Muhtar, Necdet Durmaz o gece köy meydaninda düzenlenecek olan dügüne davet etti.

Mustafa Belli köy meydanina geldiginde , bütün kalabalik oraya toplanis egleniyordu. Davullar zurnalar çaliyor, köy halki halay çekiyordu. Bir süre sonra Necdet Durmaz gürültüden uzaklasmak için kalabaligin arka tarafina yürüdü. Agaçlarin basladigi yerde tek basina duran çok güzel bir kiz gördü. Yanina yaklasti ve onunla tanisti. Bu genç kiz köyde ögretmen olarak çalisiyordu. Istanbul'dan gelmisti.

Birlikte korulugun içinde yürüdüler. Hava oldukça serin oldugu için, Necdet Durmaz genç kiza ceketini verdi. Korulugun bittigi yerde, tepe basliyordu. Genç kiz daha fazla eslik etmemesini, evinin o tepenin ardinda oldugunu söyledi. Orada ayrildilar.

Necdet Durmaz ne o gece , ne de ertesi sabah genç kizi aklindan çikaramadi. Onu tekrar görmek istiyordu. Köy muhtarina gidip, durumu anlatti ve genç kiz hakkinda bir seyler ögrenmek istedi. Ancak o bunlari anlatirken, muhtar saskinlik içinde onu dinliyordu. Çünkü bahsettigi ögretmen geçen kis evinde çikan yanginda ölmüstü.

Muhtar Necdet Durmaz'i ikna edemedi ve birlikte o tepenin ardina hala yikintilari duran eve gittiler. Necdet Durmaz'in bunu anlayabilmesi olanaksizdi. Verdigi tüm bilgiler dogruydu ancak ona, bu genç kadinin artik yasamadigi söyleniyordu.

Muhtar sonunda dayanamayarak Necdet Durmaz'i genç kizin mezarina götürdü. Köy mezarligina girdiklerinde onlari bir sürpriz bekliyordu. Uzakta duran bir mezar tasinin üstünde Necdet Durmaz'in ceketi asili duruyordu

Bazı Dünya Ülkelerinden İlginç Haberler

İngiltere
Ağır bir hastalık yüzünden kolları kesilen 44 yaşındaki İngiliz, Manchester mahkemesinde dava açtı. Kolsuz adam, 1991yılından beri ayaklarıyla ''fevkalade güzel'' otomobil kullandığını söylüyor, ehliyetinin geri verilmesini istiyordu. Davacı, ''10 yıldır gayet güzel araba kullanıyorum. Hiç kaza yapmadım. Ehliyetimi hak ediyorum. Vermezseniz yine araba kullanmaya devam edeceğim...'' diyordu. 46 yaşındaki İngiliz rahibi, dünyanın un uzun vaazını vererek rekor kırdı.Chris Sterry adlı rahip, Cuma sabahı saat 06.30'da vaazına başladı. Rahibin konuşması tam 28 saat 45 dakika sonra bitti.
Kenya
Rowan Atkinson adlı İngiliz, Kenya'da özel uçakla seyahat ediyordu.
Cessna'nın pilotunun birden bayılması üzerine, daha önce hiç uçak kullanmayan Atkinson, 5 bin metre irtifadan düşmemek için can havliyle direksiyona geçti.
Allah'tan, pilot birkaç dakika sonra kendine geldi de facia önlenmiş oldu.
Ukrayna
Piknikte tartıştığı karısını öldürüp etini yiyen yamyam, 15 yıl hapisle cezalandırıldı.
İşi kasaplık olan Vitali Staçevski, öldürdüğü eşinin kalbini, karaciğerini ve böbreklerini çıkardığını ve bunları dükkanında sattığını da itiraf etti.
'Sadece satılabilecek parçalarını ayırdım' diyen yamyam kasap, çocuklarının annesinin etini dana eti diye arkadaşlarına da yedirdiğini söyledi.
Hollanda
2.5 metrelik boyuyla dünyanın en uzun adamı sayılan Pakistanlı Azad Han Mesud ile 1.20 metre boyundaki Ali Garban, ''her türlü ayrımcılıkla mücadele'' amacıyla dünya turuna çıktılar.
İkili, dünyaya kardeşlik mesajı vermek istediklerini belirttiler.
ABD
Florida'da bir kişi, adam öldürtmek için kiralık katil tuttu.
Talihin cilvesine bakınız ki, tuttuğu kiralik katil öldürtmek istediği adamın oğluydu...
Planı başarısızlığa uğrayan adam, bir de cezaevini boyladı...
İskoçya
Temmuz'da 100. doğum gününü kutlayan Leydi Morton, yeni aldığı arabasıyla kaza yaptıktan sonra, 'araba kullanmaya devam edeceğim' dedi.100'lük leydi, 74 yıldır araba kullanıyordu ve ilk kez trafik kazası yapıyordu.
Pakistan
Hollanda hükümetindeki kadın bakanlar, İtalyan erkek bakanlarla görüşecek olurlarsa onların kıçlarına birer şaplak vurmay kararlaştırdılar.
Kadın bakanlar, böylece bir İtalyan mahkemesinin kararını protesto edeceklerdi.
Mahkeme, işyerinde kadın meslektaşının kalçasını ellemekle suçlanan adamı aklamış ve erkeklerin, kadın meslektaşlarının kalçalarını ''aşırıya kaçmamak kaydıyla''elleyebileceklerine hükmetmişti.
Bolivya
Bolivya senfoni orkestrası, eksi 15 derecede açık hava konseri verdi.
4 bin metre yüksekliğindeki And dağlarında bulunan Uyuni tuz çölünde dondurucu soğukta konser veren müzisyenlerin bir tek amacı vardı:
Bölgenin turistik tanıtımını yapmak.
Ekvator
'Sakar' Ekvatorlu, dişlerini fırçalarken elindeki dişfırçasını 'yuttu.'
Başına geleni anlatırken,
'Fırça elimden kayıp boğazımdan aşağı iniverdi' diyen adamı muayene eden doktorlar;
fırçanın 'doğal yoldan' atılmasını bekleyeceklerini bildirdiler.

80 Yillik Parmak

hahha beyın bu işte cakalız bızzz

Hollanda'da çalışıp emekli olduktan sonra memleketine dönen, okuma yazma bilmeyen bir Türk, hayatta olduğunu ispât etmek için düzenli aralıklarla Hollanda'dan gönderilen belgelere parmak basarak maaşını alır.

Aradan uzun yıllar geçer, söz konusu kişinin yaşı kâğıt üzerinde 80'i geçince şüphelenen Hollanda'lı müfettişler Türkiye'ye gelirler.

Hollanda'dan emekli vatandaşın öldüğünü, onun sağ başparmağını kesip derin dondurucuda saklayan âilesinin gelen belgelere parmağı basarak, yıllarca bu yolla emekli maaşı aldığını öğrenirler.

El Boyası[hArika yapmışlar

editlenmış bulunmaktadı rbuu

Çimden Harika Resimler







Yamyam katil, 'restoran kapalı olduğu için' arkadaşını yemiş!



İNGİLTERE'de vahşice öldürdüğü 3 kişiden biri olan arkadaşının beynini kızartıp yiyen Peter Bryan (35), "O sırada KFC (Kentucky Fried Chicken) restoranı kapalı olduğu için bunu yaptım" dedi. İlk cinayetini 12 yıl önce işleyen Bryan, tutuklu bulunduğu akıl hastanesi tarafından 2004'te serbest bırakılmış ancak bundan saatler sonra arkadaşı Brian Cherry'yi öldürüp beynini tereyağıyla pişirmişti. Bu cinayetin ardından ikinci kez yatırıldığı akıl hastanesinde bir hastayı öldüren Bryan'a geçen hafta çifte müebbet hapis cezası verilmişti.

YAKALANMASA EN AZ 2 KİŞİYİ DAHA ÖLDÜRECEKTİ
Bryan'ın psikoloğa verdiği yeni ifadeler İngiliz Sunday Mirror gazetesinde yayımlandı. Buna göre, arkadaşının 'parmak yalatacak kadar lezzetli' olduğunu kahkahalar içinde anlatan Peter Bryan, "Kendime 2 kurban daha seçmiştim" dedi.
Bütün bu suçlarına rağmen psikologlar tarafından 'sakin' biri olarak nitelendirilen 'yamyam' katil, arkadaşının beynini yediğinde, ondaki bütün bilgi, duygu, öfke ve aşkın kendisine geçeceğini düşündüğünü söyledi.

Hayaletler inaniyormusunuz?

Ben inanip inanmadigi henüz bilmiyorum ama isterseniz asagidaki linden fotograflara bi bakin isterseniz.
http://www.deecee.de/Xfiles1.htm

Evliya

Adamın hastalığına çare bulamayan doktorlardan biri , kendisine Evliya denilen bir ihtiyarın adresini vermiş. Söylenenlere göre en ağır hastalar o zatın duasıyla iyileşebiliyormuş. İhtiyar adam verilen adresi çaresizlik içinde cebine atıp doktorun yanından ayrıldığında , sokağın köşesinde simit satan 6-7 yaşlarındaki bir çocuğa rastladı. Çocuk son derece masum gözlerle kendisine bakıyor ve onu tanıyormuş gibi gülümsüyordu.
Adam o yaştaki çocukların tamamen günahsız olduğunu düşünerek yoluna devam ederken , aniden duruverdi. Simitçinin üzerindeki eski t-shrt ün üzerinde bir E harfi yazılıydı. Ve bu E mutlaka evilyanın E si olmalıydı. Aradığı evliyaya bu kadar çabuk ulaşmanın heyecanıyla yanına gidip bir simit aldıktan sonra ;
- Doktorlar benim hasta olduğumu söylediler , dedi. İyileşmem için bana dua edermisin ?
Çocuk bu teklif karşısında şaşırmışa benziyordu. Kafasını olur der gibi sallarken ;
- Bende sık sık hastalanıyorum , diye karşılık verdi. Ama dedem , Allaha inananların ölünce yıldızlara uçtuklarını ve orada cenneti seyrettiklerini söylüyor. Bu yüzden korkmuyorum hastalıklardan.
Adam içinin bir anda ferahladığını hissetti. Onun soğuktan moraran yanaklarına bir öpücük kondururken ;
- Deden çok doğru söylemiş , dedi. Ama ben yine de yardım istiyorum senden.
Çocuk duasının kıymetini anlamış gibiydi. Karşı kaldırımdan geçmekte olan baloncuyu gösterek ;
- Size dua edeceğim diye cevap verdi. Ama eğer iyileşirseniz , bana 10 tane balon alacaksınız , tamam mı ?
Bu sefer adam başını salladı. Fakat çocuk bu kadar büyük bir hazineyi istemekle haksızlık yaptığına hükmetmişti. Mahcubiyetten kızaran yanaklarını elleriyle örtmeye çalışırken ;
- Uçan balon almanıza gerek yok , diye devam etti. Normalinden 10 tane istemiştim.
Adam elini uzatarak çocukla tokalaştı. Anlaşma nihayet yapılmış , ayrıntılara geçilmişti. Buna göre hastalıktan kurtulması halinde 6 ay sonraki Ramazan Bayramında çocukla buluşacak ve her hangi bir sebeple gelemediği takdirde , önceden hazırlanan balonların ona ulaşmasını veya postalanmasını sağlayacaktı.
Adam küçük çocuğun adını ve adresini bir kağıda yazdıktan sonra , başını okşayarak onunla vedalaştı.
Aradan soğuk bir kış geçip Ramazan a ulaşıldığında , adamın hastalığından eser bile kalmamıştı. Hayata tekrar dönmenin sevinciyle en güzel balonlardan bir paket hazırladı ve bayramın ilk gününü iple çekerek randevü yerine gitti. küçüklerin cıvıl cıvıl kaynaştığı bayram yerindeki diğer simitçiler , çocuğu tanımıyordu. Adam onu biraz ilerdeki bakkala sorduğunda , dükkan sahibi ;
- Ciğerleri hastaydı yavrucağın , dedi. Geçen hafta aniden ölüverdi.
Adam bir anda beyninden vurulmuşa döndü. Ve koşar adımlarla orayı terkederken , önüne çıkan ilk baloncuya bir tomar para uzatıp ;
- Şu an uçan balonklardan 10 tane istiyorum , dedi. Çabuk ol , gecikmeden ulaşmalı yerine.
Adam satıcının aceleyle uzattığı balonların iplerini birbirine düğümledikten sonra ,onları besmeleyle gökyüzüne bıraktı. Bayram yerindeki herkes gibi baloncu da şaşkındı. Sonunda dayanamayıp;
- Ne yaptığınızı anlayamadım dedi. Neden bıraktınız onları öyle ?
Adam , nazlı nazlı yükselmekte olan balonları buğulu gözlerle takip ederken ;
- Onları bekleyen küçücük bir dostum var , diye mırıldandı. Hemde evliya gibi bir dost. Balonları adresine postaladım sadece.

Firina Saklanan Havaİ FİŞeklerle MutfaĞi Havaya UÇurdu

Sarhoş bir Amerikalı, fırına saklanan havai fişekleri unutup fırında lazanya pişirmeye kalkınca, tüm mutfağın havaya uçmasına neden oldu.
Olay, Montana eyaletinin Kansas City kentinde 4 Temmuz ABD bağımsızlık bayramı öncesinde cereyan etti.
Evinin bahçesinde parti düzenleyen 28 yaşındaki Amerikalı ve arkadaşları, fazla miktarda alkol alarak sarhoş olduktan sonra havai fişek patlatmaya başladı. Gürültünün geç saatlere kadar devam etmesinden rahatsız olan komşuların polis çağırması üzerine, gruptaki gençlerden biri havai fişeklerin bir bölümünü mutfaktaki fırına sakladı.
Partinin dağılmasından sonra gece saat 03.00'te karnı acıkan ev sahibi, buzdolabından çıkardığı lazanyayı fırına yerleştirdi ve ateşleme düğmesine bastı.
İtfaiye yetkilileri, kısa süre sonra meydana gelen patlamada tüm mutfağın havaya uçtuğunu, fırının ise bahçeye fırladığını belirtti.
Olayda, kırılan camlarla yaralanan ev sahibinin dışında ölen ya da yaralanan olmadığı ifade edildi.

Yenikapının hikayesi

gerçekten ilginç okumanızı tavsiye ederim
4. Murat devri. Padisah tarafindan, mey (sarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmis. Istanbul'da bütün meyhaneler ve keshaneler "underground" takilmaya baslamis. 4. Murat bi gece, tebdil-i kiyafet Istanbul'a indiginde, karsiya geçmeye karar verip bi sandal kiralamis.
Sandalci müsterisinin sultan oldugunu bilmiyomus tabii. Bi ara, sandalin yanindan sarkan bi ipi çekmis. Ipin ucunda bi testi! Sultan, "Ne var o testinin içinde?" diye sormus. Sandalci "Ne olacak, mey iste" diye gülerek müsterisine ikram etmis. Her ne kadar yasaklamis olsa da, 4. Murat'in alkolle arasinin iyi oldugu bilinir. Ikrami kabul etmis ama yine de, "Mey yasak. Hünkarimiz görse kafani vurdurtur diye korkmuyo musun?" diye sormaktan da geri kalmamis. Sandalci da haliyle, "Yahu hünkar ner'den görecek bizi denizin ortasinda" demis.
Aradan biraz zaman geçmis. Sandalci bu kez de, teknenin tahtalarindan birini kaldirip aradan afyon çikarmis ve nargilesine atarak körüklemeye baslamis.
Gönlü zengin adam, hemen müsterisine de ikram etmis. Sultan yine kabul etmis ama yasagi gene hatirlatmis. Sandalci ayni sekilde, "Kim görecek ki bizi denizin ortasinda" demis. Biraz daha vakit geçmis. Bizim sandalci cebinden fal taslarini çikarmis. Hünkara, "Ver 5 akçe de falina bakayim" demis. Fal 4. Murat'in en kizdigi seymis, ama "Hadi biraz daha sabredeyim" diye düsünüp, "Bak bari" demis.
Fal taslarini elinde çalkalayip atan sandalci, "Efendi, sorunu sor bakalim" demis. 4. Murat, "Hünkar su anda nerededir?" diye sormus. Sandalci taslara bakip "Hünkar su an denizdedir" demis. 4. Murat güya endiselenmis havalarina girip, "Sakin yakinimizda bi yerde olmasin" diye sormus sandalciya ve tekrar iyice bakmasini söylemis. Sandalci taslara tekrar bakmis ve birden, 4. Murat'in ayaklarina kapanip, "Affet beni hünkarim " diye yalvarmaya baslamis. Kiyiya dönene kadar yalvarmaya devam etmis. Padisah dayanamayip, "Sana bi soru sorucam. Eger bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu aninda vurduracam" demis. Sandalci sevinçle, "Padisahim çok yasa" demis ve merakla soruyu beklemeye baslamis.
4. Murat, sandalciya, "Dönüste Istanbul'a hangi kapidan giricem?" diye sormus. Tabii sandalci hemen itiraz etmis, "Hünkarim, simdi ben hangi kapiyi söylesem, siz baska kapidan girersiniz. Affiniza siginarak, gireceginiz kapiyi bi kagida yazsam ve size versem; kapidan geçtikten sonra okusaniz olur mu?" demis. Hünkar basini "Olur" anlaminda sallayinca, sandalci tahminini yazip kagidi vermis.
4.Murat kagidi alir almaz, daha bakmadan, yanindaki fedaisine, "Hemen boynunu vur su kafirin" emrini vermis. Sonra da, "Surlara yeni bir kapi açila! Istanbul'a oradan giricem" demis çevresindekilere. Kapi 5-10 dakikada açilip, padisah ve erkani sehre girmis. 4. Murat bi ara, sandalcinin kagida hangi kapiyi yazdigini merak etmis. Kendinden çok eminmis, laf olsun diye cebindeki kagida bakmis. Ama okuyunca hayretler içinde kalmis. Sandalci kagida sunlari yazmismis: "Hünkarim, yeni kapiniz vatana millete hayirli ugurlu olsun"
O gün bugündür de iste o kapi, "Yenikapi" olarak aniliyormus.

DÜŞÜndÜrecek Bİr Olay

DÜŞÜNDÜRECEK BİR OLAY
Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis tarafindan
durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi?
Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba gecer" diye dusunuyordu.
Polis elinde kalin bir not defteri ile arabadan indi.
Bob? Bu Polis Kiliseden Bob degilmi?
Jack iyice arabasinin koltuguna sindi. Bu durum bir cezadan daha kotuydu.
Kiliseden tanidigi bir Polis, arkadas olduguna bakmaksizin birini durduruyordu. Hem de hizli gidip, trafik kurallarini ihlal ettigi icin.
"Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden boyle gormemiz cok ilginc"
"Merhaba Jack" Bob gulumsemiyordu.
"Beni, karimi ve cocuklarimi gormek icin eve giderken yakaladin"
"Evet oyle" Bob umursamaz gorunuyordu.
"Son gunler eve hep cok gec geldim. Cocuklarim beni uzun suredir hic gormedi. Ayrica Diana bana bu aksam Patates ve biftek yiyecegimizi soyledi. Ne demek istedigimi anliyormusun?"
"Evet ne demek istedigini anliyorum. Ayrica trafik kurallarini ihlal ettiginide biliyorum." diye cevapladi Bob.
"Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik degistirmek gerekli" diye dusundu Jack "Beni kac ile giderken yakaladin?"
"Yetmis. Lutfen arabana girermisin?" dedi Bob.
"Ah Bob,bekle bir dakika lütfen. Seni gordugum anda Takometreye baktim. Sadece 65 ile gidiyordum."
"Lutfen Jack, arabana gir" diye usteledi Bob.
Jack cani sikkin bir sekilde arabasina girdi, kapiyi carparak kapatti. Bob not defterine bir seyler yaziyordu.
"Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatini istemiyorki" diye dusundu Jack.
Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamin yanina oturmaktansa, birkac Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti.
Bob kapiyi tiklatiyordu. Jack arabasinin penceresini 5 cm kadar acti.
Bob Jack'a bir kagit verdi ve gitti.
"Ceza degil bu" diye kendi kendine soylendi Jack. Bir anda sevinmisti. Bu bir yaziydi ve kagitta sunlar yaziyordu:
"Sevgili Jack, benim bir kizim vardi. Alti yasindayken cok hizli araba kullanan biri tarafindan olduruldu. Bu kazadan dolayi, adam cezalandirildi. 3 ay hapishane cezasiydi bu. Bu adam hapishaneden cikinca kendi cocuklarina sarilip, opup, onlari tekrar koklayabildi.
Ama ben... Ben kizimi tekrar koklayabilip, opebilmek icin, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adami affetmeye calistim. Bin kerede basardigimi zannettim. Belki basarmisimdir, ama hala kizimi dusunuyorum. Lutfen benim icin dua et ve dikkat et Jack, tek bir oglum kaldi."
Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kipirdayamadi. Daha sonra kendine gelip, yavas yavas evine gitti. Evine varinca, cocuklarina ve karisina sikica sarildi.
Hayat cok degerli, surekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve baskalarinin hakkina saygi goster. Hicbir zaman unutma, istedigin kadar araba satin alabilirsin, ama insan hayatini...

Yorumsuz...

Buzdan Heykeller....

Denemeye Bİle Cesaret İster...

Tenİs Tutkunlari...buraya Gelİn...

AMA YÜKSEKLİK KORKUSU OLMAYANLAR..

kağıt katlama sanatı,hayran olmamak mümkün diil...

Barometre ile bina yuksekligi ölcme

Kisa bir sure once, benden bir fizik sinavi
puanlamasinda hakemlik yapmami isteyen
meslektasimdan cagri aldim. Meslektasim fizik
sinavindaki bir soruya verdigi yanit nedeniyle
ogrencilerinden birine "sifir" puan takdir
etmisti. Ogrencisi de "eger puan yontemi adil
olsaydi, en yuksek puani alacagini" iddia
etmekteydi. Meslektasim ve ogrencisi sonunda
verilen yaniti, tarafsiz bir hakeme puanlatmak
icin anlasmaya varmislardi. Hakem olarak da beni
secmislerdi. Arkadasimdan cagriyi alir almaz,
kendisine ugradim ve sinavda sorulan soruyu
okudum:
"Barometre yardimiyla yuksek bir binanin
yuksekliginin ne sekilde saptanacagini gosterin."
Ogrencinin yaniti da soyleydi:
"Barometreyi binanin en ust katina cikaririz.
Barometrenin ucuna bir ip baglar ve yukaridan
caddeye sarkitiriz. Tekrar ipi yukari ceker ve
ipin uzunlugunu olceriz. Ipin uzunlugu bize
binanin yuksekligini verir."

Yanit cok ilginicti, fakat ogrenciye bunun icin
puan verilebilir miydi? Ogrencinin, soruyu tam ve
dogru bicimde yanitladigindan, bu sorudan tam
puan almak icin guclu bir nedene sahip oldugunu
anladim. Diger taraftan ogrenciye tam puan verilecek
olursa, ogrenci fizik dersinden yuksek bir notla
gececekti. Yuksek bir not ise ogrencinin fizik
dersiyle ilgili davranislari kazandiginin
gostergesiydi, fakat sorunun yaniti onun fizik
bildigini ortaya koymuyordu. Bunun uzerine ogrenciye
ayni soruyu bir daha yanitlamasini onerdim.
Anlasmaya vardiktan sonra, ogrenciye soruyu
yanitlamasi icin 6 dakikalik bir sure tanidim ve
yanitin icinde onun fizik dersinde kazandigi
davranislari ortaya koymasi gerektigini soyledim.
Bes dakika gecmesine karsin, ogrenci hic birsey
yazmamisti. Baska bir sinifta dersimin baslamak
uzere oldugunu soyleyerek yanit vermekten vazgecip,
gecmedigini sorudum; fakat ogrencinin cevabi:
"Hayir vazgecmedim" seklindeydi. "Bu soruya
verilebilecek pek cok yaniti oldugunu, bunlardan en
iyisini secmeye calistigini" belirtti. Karistigim
icin ozur dileyip, soruyu cozmeye devam etmesini
soyledim. Bir dakika sonra ogrenci yanitini verdi:
"Barometreyi binanin en ustune cikaririm ve cati
katindan asagi egilerek barometreyi birakirim.
Birakir birakmaz kronometreyle zaman tutmaya
baslarim. Barometre yere carpaz carpmaz krnometreyi
durdurur ve (S esit bir bolu iki a t kare) formulu
ile binanin yuksekligini hesaplarim." Bu yanit
karsisinda, meslektasima devam etmek isteyip
istemedigini sordum. Meslektasim ogrenciye hak
ettigi puani verecegini soyledi. Tam yanlarindan
ayrilirken ogrencinin "pek cok yaniti bulundugunu"
soyledigini hatirlayarak, diger yanitlarin neler
oldugunu sordum. "Evet, barometre yardimiyle yuksek
bir binanin yuksekligini bulmanin pek cok yolu vardir"
dedi. "Ornegin, gunesli bir gunde disari cikar, hem
barometrenin golgesini hem de barometrenin boyunu,
daha sonra da binanin golgesini olcerek, basit bir
oranlamayla yuksekligini bulabiliriz." "Cok guzel,
diger yontemlerin nedir?" diye sordum. "Cok basit bir
yontem daha var ki onu siz de begeneceksiniz. Bu
yontemde, barometreyi elimize alir ve binanin
merdivenlerinden en ust kata dogru tirmanmaya baslariz.
Merdivenleri tirmanirken barometrenin boyu kadar duvar
boyunca isaretleyerek ilerleriz. Daha sonra isaretleri
sayariz ve isaretlerin sayisi bize barometrenin birimi
cinsinden binanin yuksekligini verir. Bu yontem
dogrudan olcmeye ornektir." Daha karmasik bir yontem
isterseniz, bunun icin barometreyi bir ipin ucuna
baglar ve sarkac gibi sallamaya baslarsiniz. Boylece en
alt katta ve binanin en ustunde "g" degerini
saptayabilirsiniz. Bu iki g degerinin farkindan ilke
olarak binanin yuksekligini bulabilirsiniz." Sonunda
ogrenci sozlerini su sekilde tamamladi: "Eger cozum
icin, fizikle bir sinirlama getirmezseniz daha pekcok
yanit bulunabilir. Ornegin, barometreyi alip alt kattaki
kapicinin odasina gidersiniz. Kapiciya eger binanin
yuksekligini size soyleyecek olursa barometreyi ona
vereceginizi bildirir ve binanin yuksekligini
ogrenebilirsiniz."

"ARKADAŞ" Kelimesinin Doğuşu...

"ARKADAŞ" Kelimesinin Doğuşu...

Savaşın ok ve yay ile yapıldığı dönemlerde Türk savaşçılar, arkalarından
gelebilecek bir saldırıyı önlemek için, sırtlarını önceden bu amaçla
hazırlanmış bir TAŞ'a dayarlardı. Bu taş "ARKA-TAŞ" veya Azerbaycan'daki
telaffuzuyla "ARKA-DAŞ" olarak adlandırılırdı. Dostluk kavramının zaman içinde,
insanın arkasını yaslayabileceği ve kendisini olabilecek kötülüklerden
koruyacağı fikri ile özleştirilmesi sonucu "arkadaş" kelimesi "dost" anlamında
Türkçedeki yerini buldu.
Sırtınız "arka taş"sız kalmasın

OYun YOnarken öldü

Çinde bir oyun bağımlısının, bir internet kafede aralıksız 20 saat online Saga oyununu oynadıktan sonra ekran başında yığılarak yaşamını yitirdiği bildirildi. South China Morning Post gazetesinin haberine göre, 31 yaşındaki Çinli, ülkenin batısındaki Chendu bölgesinde bir internet kafede yaklaşık üç aydır sürekli aynı oyunu oynuyord
İnternet kafe çalışanlarından biri, her gün yaklaşık on saat oyun oynayan müşterilerinin, cumartesi günkü 20 saatlik oyun maratonunu kaldıramayarak, yaşamını yitirdiğini söyledi

Çin ve Osmanlı İşkenceleri...

Osmanlı İşkenceleri:
edit

Ocean' s eleven gerçek oldu. Elmas hırsızları günlerce prova yapmış!..

Hollanda'nın Schiphol havaalanında geçen ay elmas yüklü zırhlı aracı soyanların, günlerce öncesinden hazırlık ve olay yerinde prova yaptıkları ortaya çıktı.
Schiphol askeri polisinin sözcüsü, soyguncuların eylemlerinden 10 gün önce alanda hazırlıklara başladıklarını, 10 Şubat'tan itibaren bölgede şüpheli kişilerin varlığının ihbar edildiğini bildirdi.
Bu arada, soygunun aydınlatılabilmesi için polis, şüphelilerin robot resimlerini alanda duvarlara asarak, çalışanlardan yardım istedi.
Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Schiphol havaalanında 25 Şubat'ta, elmas ve değerli taşların bulunduğu zırhlı kargo aracı, uçağa doğru ilerlerken soyguncular tarafından durdurulmuş ve kaçırılmıştı. Kargo aracı, kısa süre sonra havaalanı yakınlarında içi boş olarak bulunmuştu.
Araçtaki, resmi olarak açıklanmayan, ancak basına göre 75 milyon avroluk kıymetli taşlar, KLM uçağıyla Belçika'nın Anvers kentine götürülecekti.
Soyguncuların havaalanı çalışanlarından yardım gördüğü tahmin ediliyor.

Uyurken fare yuttu

Edirne'de gece yorgunluktan ağzı açık uyuyan inşaat işçisi, ağzına giren fareyi yuttu. Midesinde 3 gün canlı gezen fare nedeniyle büyük acı çektiğini söyleyen inşaat işçisi, başına gelen olaya inanamadığını söyledi

Alınan bilgiye göre, Edirne'de inşaat işçisi olarak çalışan Halil Alığ (34), gece yorgunluktan ağzı açık uyuyunca, ağzına giren fareyi yuttu. Fareyi canlı olarak 3 gün midesinde taşıyan Alığ'ın başına gelen olay, önce sağlık görevlilerini, daha sonra da doktorları hayrete düşürdü. Fareyi yuttuktan 3 gün sonra hastalanarak sağlık ocağına giden genç adam, çağrılan ambulansla Edirne Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırıldı. "Fare yuttum" dediği doktorların bile önce kendisine inanamadığını belirten Halil Alığ, iki iğne vurulduktan sonra eve gönderildi. Çekilen röntgen filmlerinde ölen fareden geriye kalan parçaları taşıyan Halil Alığ, olayın üzerinden 12 gün geçtiğini ve şimdi herhangi bir şikayeti olmadığını söyledi.

Uyurken fareyi yutan ve 3 gün midesinde fare ile gezen Halil Alığ, "Bundan 12 gün kadar önceydi. Gece yattım, yorgundum ve ağzım açık uyumuşum. Gece saat 03.00 sıralarında ağzımdan bir şeyin girdiğini hissettim. Boğazımdayken fark ettim. Korktum, 'Ne oluyor?' dedim kendi kendime. Bir dakika gibi kısa bir sürede adeta nefesimin kesildiğini hissettim. Yanarak boğazımdan hızlıca mideme bir şey indi. Çok zor nefes aldım bu süre içinde. Sonra istifra ettim vefare pisliği gördüm. Kokusundan da fare olduğunu anladım. Ben 2, 3 gün doktora gitmedim. Sürekli istifra ediyordum. Fare midemde geziyordu, çok acı duydum, tırmalıyordu ve müthiş yanma oluyordu. Olaydan 3 gün kadar sonra bir akşam saat 20.00 sıraları sağlık ocağına gittim. Yüzümün rengi falan kalmamıştı ve ambulans çağırdılar. Edirne Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırıldım. Orada, 'Fare yuttum' dedim. Baştan söylediklerime inanamadılar. Biri kalçamdan diğeri de kolumdan olmak üzere iki iğne vurdular. Ne vurduklarını bilmiyorum. Röntgen filmi çekildi. Sonra farenin gezintisi kesilmişti. Sanırım içimde öldü. Beni kontrole çağırmadılar, başka ilaç falan vermediler. Ben evde bir hafta süreyle yattım" dedi.

Fareyi yuttuktan sonra evde ilaçlama yaptıklarını, ancak buna rağmen evde geceleri tedirgin yattığını belirten Halil Alığ, "Yine fare yutarım diye tedirgin yatıyorum. Bir hafta süreyle hiç yemek yiyemedim, bir şey içemedim. Genelde gündüzleri uyuyorum. Belki yuttuktan hemen sonra gitseydim, röntgen filmlerinde fare iyice belirgin olarak görünebilirdi. Çekilen filmlerde midenin bazı bölümlerinde ölen farenin eriyen kısımlarından geriye kalanları görünüyor. Ben bile inanamıyorum, ancak bu olay başıma geldi. Şansım varmış" diye konuştu.

allah korusunnn

istanbul hayranlarıı bir müjdemiz var size.....

İllüzyon

Resme 20 s durmadan bakın Zürafa goruceksınız
NOT:Resmin uzerine tıklayıp buyutmezsenız goremezsınız

Sihirbazlık Hileleri

1- Asansör Yüzük

Paketleme lastiği ve seyirciden ödünç alınan bir nikah yüzüğü ile müthiş eğlence...

ETKİ: Lastik halka alınır, bir noktasından koparılıp "lastik ip" haline getirilir. İzleyicilerden bir adet nikah yüzüğü alınır ve lastiğe asılır. Yüzük lastik üzerinde yukarı yükselmeye başlar...

GEREÇLER: Fazla kalın olmayan paketleme lastiği ve ödünç alınan nikah yüzüğü.

YÖNTEM: Hile neredeyse kendi kendine çalışır. Aslında sihir lastiğin kendisindedir ama övgüyü siz alırsınız. Lastik halkayı koparın. Şimdi uzun bir lastik ipiniz oldu. Nikah yüzüğünü ödünç alın. Yüzüğü lastik ipe geçirin ve lastiği iyice gerin. Lastiğin önemli bir kısmı sol avucunuzda izleyicilerin görmeyeceği biçimde saklı olmalıdır. Yüzüğü sağ elinize yakın tutun ve ellerinizi lastik ip yatay konuma gelecek şekilde aynı seviyeye getirin. Şimdi sağ elinizi yükselterek yüzüğün sol elinize doğru düşmesini sağlayın. Sol elinize iyice yaklaştığı anda, sol avucunuzda gizlediğiniz lastik bölümünü baş parmak ve işaret parmağınız arasından serbest bırakmaya başlayın. Yüzük yukarı doğru çıkmaya başlayacaktır...Yüzüğü ve bir anı olarak da lastik ipi verin ve alkışlar eşliğinde izleyiciyi selamlayın...




2- Pantolon Cebim Delinmiş

Arkadaş meclislerinde yapılacak bu numaranın hilesindeki basitliği küçümsemeyin, çalışacaktır...

ETKİ: Bozuk para ödünç alınır ve üzerinin işaretlenmesi sağlanır. Delik pantolon cebiniz yüzünden sürekli para kaybettiğinizi söyleyerek işaretli parayı pantolon cebinize atarsınız. "Tüh... Delik bu cebimde değilmiş" diyerek diğer ayağınızı kaldırırsınız ve izleyicinize işaretli parayı uzatırsınız.

YÖNTEM: Fazladan bir bozuk paraya ihtiyacınız var. Bir çok kişi üzerinde bozuk para olabilir. Bozuk para isterken gizli paranıza eşdeğer olanı istemeyi unutmayın. Boş bir anda, bozukluğu gizlice sol ayağınız altına saklayın. Çorabınızı düzeltin örneğin.

Sonra, izleyicilerden birinden üzeri işaretlenmiş bozukluğu alın ve sağ pantolon cebinize atıyormuş gibi yapın, bozuk para sağ avucunuzda gizli kalsın. Sağ ayağınızı sanki bozuk paranın deliği bulup aşağıya düşmesini sağlamak istiyormuşsunuz gibi sallayın. Sonra "Tüh... Delik bu cebimde değilmiş" diyerek sol ayağınızı kaldırın. Eğilerek parayı alın ve avucunuzda işaretli para ile yer değiştirin. Bu kadar basit...



3- Seyahat Eden Küller


Arkadaşlarınızın çığlık atmasını istiyorsanız bu numarayı mutlaka öğrenin. Bu numaranın en zevkli yanı, oyun başlamadan önce gerçekleştirilen "kirli işler" dir. Tüm yapmanız gereken, oyunun sunuluşuna konsantre olmanızdır. Dahası sihir, izleyicinin avuçlarında gerçekleşir. İnsanı kendi ellerinde oluşan gizemli bir olay kadar şaşırtan bir başka şey yoktur. Yüzlerce kez uygulasanız da karşılaşacağınız reaksiyonun size sunacağı keyif azalmayacaktır.

ETKİ: İzleyicinin sol avuç içine bir tutam kül konur. Her iki avucunu kapaması ve el iç kısımlarının yere bakması sağlanır. Bir kaç sihirli el hareketlerinden sonra izleyicinin avuçlarını açması istenir. Küllerin bir avuçtan diğerine de bulaştığı görülür...

GEREÇLER: Kül dolu kül tablası..Sigara külleri "taze" olmalıdır. En fazla 1 saatlik. Taze küller deriye daha iyi yapışır.

YÖNTEM: En iyi hazırlık anı, oyuna başlamadan hemen önceki andır. En iyi mekan, kül tablasının bulunduğu bir masada ya da bir barda oturarak oyunu gerçekleştirmektir.

İlgisiz bir tavırla kül tablasını bir noktadan diğerine doğru hareket ettirin. Bunu yaparken orta parmağınızla küllere dokunarak bir parça külün orta parmak ucuna yapışmasını sağlayın.

Bunu başardıktan hemen sonra oyuna başlamayın, bir beş dakika kadar bekleyin. Parmağınızla hiç bir yere dokunmayın. Ayrıca elinizi sakın masa üzerine götürmeyin, kül parçacıkları masa üzerine dökülebilir ve oyunu berbat edebilir. Örneğin, bileğiniz masa kenarında eliniz boşluğa bakar durumda olsun. Ellerinizin ve parmaklarınızın gayet doğal görünmesine dikkat edin.

Hazır olduğunuzda oyunu yapacağınız kişiye "Ellerini böyle tut" derken, kollarınızı bel seviyesinde getirin. Avuçlarınız yere bakarken, rahat ve gevşek olsun. Parmaklarınız izleyiciniz doğrultusunda olacaktır. Bu noktada ellerin gevşek olması gerekir, aksi halde parmak uçlarınızdaki küllerin görülme tehlikesi vardır.

İzleyici hareketlerinizi takip edip uygularken ellerini tutun ve hemen izleyicinin sağ ve sol ellerini düzeltiyormuş gibi yapıp bir kaç santim yukarı kaldırın. Baş parmaklarınız izleyicinin elinin üstündeyken, diğer parmaklarınız yumuşak bir şekilde avuç içlerini bastırsın. Böylelikle sağ orta parmak uçlarındaki küller izleyicinin sol avucu içine geçecektir.

Sağ parmaklarınız ve sol parmaklarınız aynı anda avuç içlerine aynı anda dokunduğu için izleyici tarafından masum bir "ellerini düzelt" hareketi olarak algılanacaktır. Bu arada "öyle değil, böyle.." demeyi de unutmayın.

Oyunun bu kısmını yakın bir arkadaşınızla sürekli olarak deneyin. "Ellerini böyle tut" ile başlayıp, "öyle değil, böyle.." hareketi beş saniye içinde gerçekleştirilmelidir.

Hayret verici bir şekilde hile tamamlanmıştır. Geri kalanı rol kesme ve sunuş kalitesine kalmıştır. İzleyici hilenin başladığından habersizdir. (Haksızlık değil mi?).

İzleyiciye "Şimdi ellerini sıkmadan yumruk haline getir" derken, her iki elinizi yavaşça kapayın. Yumruğun sıkı olmaması gerekir aksi halde izleyicinin avucundaki külleri parmaklarına sıvanacaktır. Parmakların avuç içine değmemesine dikkat edin. İzleyici sizin hareketlerinizi taklit ettiğinden dikkatinizi ellerinize yoğunlaştırın o da ellerinize konsantre olsun.

İzleyici sizi taklit ettikten sonra sağ orta parmağınızla kül tablasından bir parça kül alın ve sorun "seç bakalım sağ mı sol mu?".

Yanıt "sağ" olursa "Tamam, o halde sağ elini çevir ve avucunu aç" deyin.

Yanıt "sol" olursa "Tamam, o halde sol elini kapalı tutarak sağ elini çevir ve avucunu aç" deyin.

Gördüğünüz gibi masum izleyicinin hiç bir şansı yok. Mutlaka sağ avucunu açması sağlanacak.

Sağ avuca biraz önce aldığınız külleri sürün. Bir mendil alın ve ellerinizi silin. Böylelikle izleyici ellerinizin temiz olduğuna ikna olsun. Bu noktadan sonra oyunun sonuna kadar hiç bir şekilde izleyiciye dokunmayın.

"Avucunu kapa ve ters çevir" dedikten ve bir kaç sihirli hareket ve sihirli sözden sonra "sağ avucunu aç" deyin. Evet "sağ" avucunu. Burada "sihirbazın başı dertte" espirisini uygulayacağız. Avuç açıldığında küller görünecektir. Bu noktada biraz bozulmuş numarası yapabilirsiniz. Sihirli sözlerin eksik kaldığı bahanesiyle sağ avucu tekrar kapattırın, yeni sözleri söyledikten sonra önce sağ sonra sol avucun açılmasını söyleyin. İzleyici sol avucunda külleri gördüğünde çığlığı basacaktır.



4- Kes-Birleştir



Bir diğer basit ama etkili oyun. Bol bol pratik yapmadan gösteriyi denemeyin...

Yaklaşık 20cm uzunluğunda bir ipe ihtiyacınız var. İpi sol elinizde tutun. İpin alt ucunu sağ elinizle alın ve sol baş ve işaret parmaklarınızın arasında tutarak bir halka oluşmasını sağlayın. Sağ elinizle ipi izleyici tarafındaki orta noktasından tutup sol elinizin arkasına doğru götürün. Halkanın ortasını avucunuza doğru götürürken, sol avucunuzu siper edip, baş parmağınızla ipin avucunuza yakın bölümüne takın ve çekin. Yapmak istediğimiz, ipin avucunuza yakın kısmından ikinci bir halka oluşturmak. İzleyici biraz önce sol elinize doğru götürdüğünüz halkanın orta kısmını sol elinizde tutuyormuşsunuz zannedecektir. Oysa gerçek orta kısım avuçta saklı, elin üstünden görünen kısım sahte orta noktadır. Sahte orta kısım kesilecek "kısa" ip parçasıdır. Halkayı kesin ya da izleyicilerden birine kestirin. Şimdi yeni kesilmiş uçları tutarken diğer "sağlam" uçları sallandırın. Burada hilenin fark edilmemesi için özen göstermeniz gerekir. Kesik uçları düğümleyin ve "ipi eski haline getirdiğinizi" söyleyin. İzleyiciler başaramadığınızı söyleyip gülerken, ipi iki elinizle yumak haline getirin. Düğümlü kısa parçayı bir elinizde gizlerken diğer elinizle uzun parçanın bir ucundan tutun ve ipi sallandırın. Şimdi başardınız

Sahte Avukat...

Sadece Türkiyede var diye düşünüyorduk böyle şeylerin.

Sahte Avukat!
ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Santa Ana kentinde sahte avukatlık yapmaktan suçlu bulunan kişi 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Son 8 ayda 25 dava kazandığı belirlenen 59 yaşındaki Harold Davis Goldstein adlı sahte avukat, savunmasında hukuk lisansı olmamasına karşın müvekkillerini en iyi şekilde temsil etmek için samimi çaba harcadığını belirtti. Goldstein, avukatlık izni dışındaki herşeyin yasal olduğunu ileri sürdü. Hukuk dünyasında felaket olarak adlandırıldı
ABD Savcı Yardımcısı Andrew Stolper, sahte avukatın aralarında göçmenler de olmak üzere yüzlerce kişiyi temsil ettiğinin belirlendiğini ifade ederek, ''Bu bir felaket'' diye konuştu. Yetkililerin sahte avukatın girdiği davaları incelemeye aldıklarını kaydeden Stolper, sınır dışı edilen göçmenler konusunda yapılabilecek bir şey olmadığını vurguladı.

Trafik Işığını U.F.O Sandılar

ne ufo ama

patlayan hayvanlar

dOMUZ:Bulgaristan'in baskenti Sofya yakinlarindaki Dupnitsa kasabasinda yasayan bir köylü, bahçesine verdigi zararlar nedeniyle domuzundan nefret ediyordu, sonunda domuzu dinamitle öldürmeye karar verdi. Arkadaslariyla iddiaya giren köylü komsularinin saskin bakislarinin arasinda dinamit lokumunu hayvanin agzina sokarak fitili atesledi. Bahçe duvarinin arkasina saklanip patlamanin sonucunu bekleyen "hain" sahip ve arkadaslari, ummadiklari bir olayla karsilastilar. Domuzun, agzindaki dinamit lokumuyla aniden evin açik unutulan kapisindan içeriye girmesiyle dinamitin patlamasi bir oldu. Harabeye dönen evine bakip bakip dertlenen köylü, "Bu domuz, basima sürekli dert oluyordu. Ancak, ölümü en büyük belayi basimiza açti" dedi.

FARE:Ingiltere'de Roger ve Sylvia Blindell çifti, evlerine musallat olan farelerle savasmak için belirli köselere çok güçlü bir zehir yerlestirdi. Fare, zehiri yedikten sonra beklenmedik birsey oldu. Zehirin içinde bulunan fosfor, hayvanin vücut hücrelerinden disariya sizdi ve havayla temas ederek reaksiyona geçti. Patlama sonucunda çikan yanginda ev tamamen tahrip oldu.

o intihar etti başkası öldü

23’üncü kattan atladı üstüne düştüğü otomobildeki kadını öldürdü Tayvan’da intihar etmeye kalkışan Chang isimli 44 yaşındaki adam, bir binanın 23’üncü katından atladı, ancak park halinde olan bir aracın üzerine düştü ve yaralı olarak kurtuldu. Aracın içindeki kadın ise tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Ayağı kırılan Chang ölen kadının ailesinden özür diledi ancak, ailenin yüklü bir tazminat davası açacağı açıklandı

öldürmeyen Allah öldürmez

Sibirya'nın koylerinden birinde cenaze mezarlıga goturuluyormus. Misir tarlasinin ortasinda tabut koylulerin ellerinden dusuvermis.Tabutun icindeki ceset dusup dereye yuvarlanmis Akinti cesedi dinamitle avlanan balikcilarin yanina suruklemis. Balikcilar"Acaba adamy dinamitle biz mi oldurduk" diye endiseye kapilarak cesedi askeri kislanin tellerine birakmislar. Nobetci er,bolgeye birinin yaklastigini dusunerek cesedi yaylim atesine tutmus.Hemen ambulans cagrilmis.Delik desik olan ceset hasaneye kaldirilmis.Operasyon alti saat surmus.Ameliyattan cikan doktor alnindan akan terleri silmis ve"cok zor oldu ama galiba yasayacak" demis .

öldürmeyen Allah öldürmez

Sibirya'nın koylerinden birinde cenaze mezarlıga goturuluyormus. Misir tarlasinin ortasinda tabut koylulerin ellerinden dusuvermis.Tabutun icindeki ceset dusup dereye yuvarlanmis Akinti cesedi dinamitle avlanan balikcilarin yanina suruklemis. Balikcilar"Acaba adamy dinamitle biz mi oldurduk" diye endiseye kapilarak cesedi askeri kislanin tellerine birakmislar. Nobetci er,bolgeye birinin yaklastigini dusunerek cesedi yaylim atesine tutmus.Hemen ambulans cagrilmis.Delik desik olan ceset hasaneye kaldirilmis.Operasyon alti saat surmus.Ameliyattan cikan doktor alnindan akan terleri silmis ve"cok zor oldu ama galiba yasayacak" demis .

öldürmeyen Allah öldürmez

Sibirya'nın koylerinden birinde cenaze mezarlıga goturuluyormus. Misir tarlasinin ortasinda tabut koylulerin ellerinden dusuvermis.Tabutun icindeki ceset dusup dereye yuvarlanmis Akinti cesedi dinamitle avlanan balikcilarin yanina suruklemis. Balikcilar"Acaba adamy dinamitle biz mi oldurduk" diye endiseye kapilarak cesedi askeri kislanin tellerine birakmislar. Nobetci er,bolgeye birinin yaklastigini dusunerek cesedi yaylim atesine tutmus.Hemen ambulans cagrilmis.Delik desik olan ceset hasaneye kaldirilmis.Operasyon alti saat surmus.Ameliyattan cikan doktor alnindan akan terleri silmis ve"cok zor oldu ama galiba yasayacak" demis .

öldürmeyen Allah öldürmez

Sibirya'nın koylerinden birinde cenaze mezarlıga goturuluyormus. Misir tarlasinin ortasinda tabut koylulerin ellerinden dusuvermis.Tabutun icindeki ceset dusup dereye yuvarlanmis Akinti cesedi dinamitle avlanan balikcilarin yanina suruklemis. Balikcilar"Acaba adamy dinamitle biz mi oldurduk" diye endiseye kapilarak cesedi askeri kislanin tellerine birakmislar. Nobetci er,bolgeye birinin yaklastigini dusunerek cesedi yaylim atesine tutmus.Hemen ambulans cagrilmis.Delik desik olan ceset hasaneye kaldirilmis.Operasyon alti saat surmus.Ameliyattan cikan doktor alnindan akan terleri silmis ve"cok zor oldu ama galiba yasayacak" demis .

3 Şili'li gencin eşek şakası

3 Şili'li genç eşek şakası yaptı: Dev dalga geliyor diye 3'ü birden kaçınca, tüm kent peşlerinden koşmaya başladı Şili'nin Pasifik kıyısındaki Conception kentinde üç genç plajdan, "Dalga geliyor" diye bağırarak koşmaya başladı. Peşinden de kent tamamen boşaldı. Reuters'ın haberine göre vali Rodrigo Diaz'ın verdiği bilgiye göre, dün yerel saatle 02.00'de üç gencin plajdan 'Dev dalga geliyor' diye bağırarak koşması üzerine, 12 bin kişi evini terk etti. Şili'nin en kalabalık 3. kentinde, Pasifik kıyısına yakın bölgelerde yaşayanlar en yakın tepelere doğru koşmaya başlarken, en az dört trafik kazası yaşandı. Radyodan yapılan 'Sakin olun' çağrılarına rağmen halk olaydan saatler sonra bile tepelerden aşağı inmeye çekinirken hastanelerde şok geçirenlerin bulunduğu belirtildi. 1960 yılında Şili'de boyu 11 metreyi bulan dalgalar en az bin kişinin ölümüne yol açmıştı

Esrarengiz Elyazması: Voynich Kitabı

Esrarengiz Elyazması: Voynich Kitabı
Yale Üniversitesi kütüphanesinde yıllardır çözülmeyi bekleyen bir sır var. Bir el yazması olan bu sırrın yazarı belli değil. Hangi dilde yazıldığı da henüz çözülememiş. Bu bakımdan içeriği hakkında yalnızca fikir yürütebiliyoruz. Kaynağı da belli olmayan bu "sır"rın ne söylediği belli değilken, gökyüzüne dair çizimleri de bilim insanlarının merakını topluyor. Neden bu denli çok gökyüzü çiziminin bulunduğu ancak kitabın dilinin çözülmesi ile öğrenilebilecek. Gizemlerle dolu bu kitap, geçmişte bir imparator tarafından satın alınmış ancak yıllarca bir kütüphane rafında unutulmuş. Yale Üniversine ulaşmadan önce değişik ellerde binlerce dolara satılmış. Uzmanlar, bu gizem dolu kitabın 15. yüzyılda yazıldığı kanısında. 200 civarında sayfadan oluşan ve meraklılar arasında Voynich Elyazmaları olarak bilinen bu eser, 1912 yılında yeniden "keşfeden" bilim insanının adını taşıyor. Burada kitabın Güneş sistemimiz ile ilgili olduğu sanılan bir çizimini görüyorsunuz. Burada gösterilen bazı takımyıldızlara bugünkü bilim insanlarının pek aşina olmayışı, kitabın "gizemini" pekiştiriyor. Çağdaş astronomi tarihçileri, Yale'in Nadir Kitaplar Koleksiyonu'nda MS 408 kodu ile saklanan bu esrarengiz kitapta gösterilen takımyıldızları tanımlayamıyor olmayı, gelişmiş kod çözücülerin kitabın dilini çözememiş olması yanında ihmal edilebilir bir beceriksizlik olarak görme eğilimindeler. Yine de bu esrarengiz kitap gösteriyor ki, bilim sadece gökyüzünde bekleyen dev gizemlerle değil, kendi küçük Dünya'mızdaki esrar ile de uzun zaman uğraşmak zorunda...
Kaynak: Yale University; Copyright: B. E. Schaefer (U. Texas)

Allah Var ama şeytan

Tanrı var mı ? Ya şeytan ?

Bakın bir profesör ile bir öğrenci tanrı ile şeytanın varlığını nasıl tartışmış ? Okuyun karar verin; tanrı ve


şeytan var mı ?

Bir üniversite profesörü öğrencilerine su soruyu sorar;

-`Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?`

Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar.

-`Evet her şeyi Tanrı yarattı!`

Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine
`evet efendim ` diye yanıtlar.

Profesör devam eder;

-`Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytani da Tanrı yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız `Kesinleştirme` prensibine göre de Tanrı şeytandır.

Öğrenci böyle bir önerme karsısında şaşırır ve yerine oturur.Profesör ise
öğrencilerine bir kez daha

Tanrı'nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur. Bu arada bir öğrenci ayağa kalkar ve

-Bir soru sorabilir miyim profesör? der. Profesör de sorabileceğini söyler.

Öğrenci `Soğuk var mıdır? Diye sorar.

Profesör;

-`Nasıl bir soru bu böyle,tabii ki vardır diye yanıtlar. `Sen hiç soğuktan üşümedin mi?`

Öğrenci ;

-`Aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yasamda/realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz.Herkes veya nesneler o enerji oradaysa veya bir şekilde enerji iletiyorsa onu deneyimler.Örneğin,Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç olmadığı seviyedir).Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir.Soğuk yoktur,o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir` der ve devam eder,


Profesör, karanlık var mıdır?

Profesör yanıtlar : `Tabii ki vardır`.

Öğrenci :

-`Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim.Çünkü,Karanlık ta yoktur. Yasamda/realitede karanlık ışığın yokluğudur.Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız.Gerçekte,biz Newton`un prizmasını kullanarak beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz. Ama karanlığı ölçemeyiz.Bir basit ışık isini karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kirmiş olur yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekanın uzayın ne kadar karanlık
olduğundan nasıl emin olursunuz? Işığın miktarını ölçersiniz! Bu
doğrudur degil mi? Karanlık insanlık tarafından , ışığın olmadığı yer/mekan için kullanılan bir kelimedir.Son olarak öğrenci profesöre gene sorar;

-`Efendim şeytan var mıdır?

Bukez profesör pek emin olmamakla birlikte yanıtlar;

-`Tabii ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün ,her yerde onu görürüz. Şeytan/kötülük bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir örneğidir.O , dünyadaki islenmiş tüm suçlarda, şiddette yer
alır.Bunların tümü şeytanin kendisinden başka bir şey de değildir.` der.

Öğrenci devam eder;

-`Şeytan yoktur efendim.Yani o kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Tanrının yokluğudur.O aynen karanlık ve soğuk ta olduğu gibi insanin tanrının yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir.Tanrı şeytani yaratmadı. Şeytan/kötülük insanin tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur.O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir.

Profesör yerine oturur.

Genç öğrencinin adı

Albert EINSTEIN'dır.

Karı koca çıktılar(gerçek haber)

Ürdün'de internet aracılıyla tanışıp birbirini seven çiftin sanal aşkı, ilk buluşmanın ardından, karı-koca olduklarını anlamalarıyla son buldu. Petra haber ajansı, Bekir Melhim ve eşinin fikir ayrılığı nedeniyle aylardır ayrı olduklarını, ancak sıkıntı ve şansın çifti internetteki bir sohbet ortamında yeniden buluşturduğunu duyurdu. İnternette kendini bekar, kültürlü, dindar ve okumayı seven biri olarak tanıtan, Adnan takma adını kullanan Bekir, Cemile takma adıyla sohbet ettiği eşi Sana'ya aşık oldu. Giderek büyüyen sanal aşkın ardından çift, evlilik planları yapmaya başladı. Ancak evlenmeden önce yüz yüze görüşmek gerekiyordu ve çift buluşmaya karar verdi. Çift, daha ilk buluşmasında büyük sürprizle karşılaştı. Bekir, Sana'yı gördüğünde 3 kez ''boş ol'' diye bağırırken, Sana bayılmadan önce ''Sen sadece bir yalancısın'' diyebildi.

Mavi Kurdele

Mavi Kurdele
nasıl olsa bazı kişiler konu uzun olduğu için okumayacak ama siz yinede okuyun bişey kaybetmezsiniz

New York'ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini, "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti.
California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.
İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti.
Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz!" yazılı birer mavi kurdele verdi.
Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi.
Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi.
Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.
Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele verdi ve:
"Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlar da bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti.
O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun
"İş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu.
Şaşkına dönen patron; "Tabii ki…" şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi.
Ekstra kurdeleyi verirken de;
"Bana bir iyilik yapar mısınız?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." dedi...
O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu.
"Bugün inanılmaz bir şey oldu" dedi. "Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "İş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi...
Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor..
"Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... Ben "seni" onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. Seni seviyorum…" diye devam etti...
Şaşkına dönen çocuk şimdi ağlamaya başlamıştı... Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve:
"Yarın intihar edecektim." baba, dedi... "Baba, ben senin... çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... Oğlunun hayatını kurtardın!..."
Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın... Hepinize yetecek kadar kurdele var.

SEni Seviyorum Demek

Bundan yaklaşık 12 yıl önce bir gün küçük bir kilisenin küçük bir
bahçesi.
Bir
peder, bir gencin kendisine güldüğünü görüyor. Ayin bitince peder

çocuğa
soruyor:

“Niye gülüyorsun?”
“Tanrı’ya kayıtsız
şartsız inanmayı anlamıyorum. Sana sormak istiyorum
bir gün gerçekten istesem
Tanrı’yı bulacağıma inanıyor musun?”
Peder cevap verdi.
“Hayır.”
Genç devam
etti: “Yaa. Oysa insanları sanki bu olurmus gibi

yönlendiriyorsun gibi
geldi bana.”
Genç
adam tam uzaklaşacakken Peder şöyle seslendi genç adama: “Tanrıyı

bulabileceğini
düşünmüyorum, ama o bir gun seni bulacak.”
Genç adam hınzırca gülümseyip
uzaklaştı. Yıllar sonra bir gün bahçede
genç adam Peder’in
yanına geldi. Acı bir haberi beraberinde getirmişti.
Ölümcül bir kansere
yakalanmıştı ve kurtulma şansı hiç yoktu. Bahçeye
girdiğinde zayıflamış,
çökmüştü. Kemoterapi, o güzel saçlarını dökmüştü. Ama

gözleri hâlâ pırıl
pırıldı.
"Birkaç
haftalık ömrüm kalmış Peder" dedi.

"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedi peder.
"Tabii," dedi... "Ne öğrenmek
istiyorsun?"
"Sadece 30
yaşlara yaklaşırken ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir
şey?"
"Daha
kötüsü olabilirdi. 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, karımı

aldatmak ve müthiş paralar
kazanmayı, yaşamak sanmak gibi.."

Sonra niye geldiğini anlattı: "Yıllar önce bahçede Tanrı'yı bulup

bulamayacağımı sormuş,
'Hayır' yanıtı alınca şaşırmıştım. Sonra 'Ama o
seni bulur' dedin... İşte bunu çok
düşündüm. Doktorlar bağırsaklarımdan
parça alıp kötü huylu
olduğunu söyleyince, Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım
birden.

Her gece dua ettim.
Kiliseden çıkmaz oldum. Hiçbir şey olmadı... Bir
sabah uyandığımda, ilahi
bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan
vazgeçtim. Ömrümün geri
kalan vaktini, Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi
şeylerle geçirmeyecektim.
Daha önemli şeyler yapma kararı aldım. O zaman bir
şairin şu dizelerini
düşündüm: 'En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat
sürmektir. Bundan daha
kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine 'Seni seviyorum'
diyemeden gitmektir' . Son
günlerimi bu eksiği gidermekle geçirmeye karar
verdim. Veeee en zorundan
başladım. Babamdan..."

Genç adam babasının yanına geldiğinde adam kitap
okuyormuş.
"Baba
seninle konuşmam lazım" demiş, genç adam.
"Peki konuş
oğlum."
"Yani çok
önemli bir şey..."
Babası
kitaptan gözlerini kaldırmış bir an: "Konu nedir?"
"Baba, seni seviyorum. Bunu
bilmeni istedim o kadar..."

Babasının elinden yere düşmüş kocaman ciltli kitap. Hayatında hiç

yapmadığı iki şeyi yapmış
yaşlı adam: Oğluna sarılmış ve ağlamış. Bütün bir
haftasonunu konuşarak
geçirmişler.>
Annesi ve
kardeşi ile daha kolay olmuş. Onlar da sarılmışlar
ağlamışlar. Yıllarca
saklanan sırlar, söylenmek istenen sevgi yüklü, güzel
şeyler
söylenmişler. Genç adam
ölümün gölgesiyle kalbini sevdiklerine açmıştı,
belki de ona çok daha
yakın olması gereken insanlara.

Genç adam sustu. Peder çocuğa döndü.
"Sandığından çok önemli şeyler
söylüyorsun, tüm insanlığa... Sen
Tanrı'yı bulmanın en emin
yolunu anlatıyorsun. Onu sadece kendine ayırmak,
sadece ihtiyaç duyunca
aramak işe yaramaz. Ama hayatını sevgiye açarsan o
gelir seni bulur... Bunu
anlatıyorsun farkında mısın?"


En son ne
zaman utanmadan, gözlerimizi kaçırmadan eşimize, babamıza,

kardeşimize seni seviyorum
dedik? En son ne zaman babamıza, eşimize
sarılıp ağladık? Ölümün
gölgesinin üzerimize düşmesini beklemeden ya da
sevdiklerimizi kaybetmeden
“Seni seviyorum” diyebilmek, bu gün sahip

olmayı hayal ettiğimiz
birçok şeyden daha fazla mutluluk ve huzur getirecek.

Hadi biraz cesaret.
Yarını, yeni bir haftayı ya da özel bir gün beklemeden

bugün “seni
seviyorum” diyeceklerinize sarılın. İnanın onları da bundan daha

fazla mutlu edebilecek bir
şey yok.
Ve
unutmayın eğer şimdi söylemeye başlamazsanız, belki de hiç söyleme

şansınız olmayacak. Yarın
sabah ikinizden birinin hayatta olacağının
garantisi var
mı?

KİN le ilgili Bİr Hİkaye[Lütfen OKuyun

OKrken çok uzuldum Hayat çok acımasız Bİr şeyin değerini ancak kaybettiğimizde anlayabılmemız çok kotu onları kaybetmeden Lütfen gidip Barışın

KÜÇÜK ITFAIYECI
>
>Anne, alti yasindaki lösemiyle savasan ogluna bakarken dalip gitmisti.Kalbi, aci içinde olmasina
>ragmen,kararlilik duygusunun da etkisini hissediyordu.
>
>Her ebeveyn gibi o da oglunun büyümesini ve umutlarini gerçeklestirmesini istemisti. Ama bu, artik mümkün degildi.Löseminin buna firsat tanimasi olasi degildi.
>
>Oysa o oglunun hayallerini gerçeklestirmesiniistiyordu. "Bora! Büyüyünce ne olmak istedigini hiç
>düsündün mü? Hayatinda neler olmasini diledigin ve hayal ettigin oldu mu?"diye sordu."Anneciğim, ben
>büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim".Anne, gülümsedi ve.. "Dilegini gerçeklestirebilecekmiyiz bir bakalim" dedi.Daha sonra, Ankara'daki itfaiye müdürlügüne gitti ve orada yüregi en az Ankara kadar büyük itfaiyeciler ile tanisti.Ona oglunun son isteginden söz etti ve oglunun itfaiye arabasina binip sehirde küçük bir tur atmasinin mümkün olup olmadigini sordu."Bundan daha iyisini de yapabiliriz.Eger oglunuzu Çarsamba sabahi saat yedide hazir ederseniz, onu o gün seref konugu yapar,itfaiyeci kimligine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlügune gelir, bizimle yemek yer,yangin söndürmeye gelir.Hatta bize ölçülerini verirsen, ona üzerinde Ankara itfaiyecilerinin kirmizi renk üzerine islenmis ambleminin oldugu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botlari ismarlariz.Hepsi Ankara'da üretiliyor."
>
>Üç gün sonra, itfaiyeci Bora`yi aldi,ona elbisesini giydirdi,ve hasta yatagindan itfaiye arabasina kadar eslik etti.Bora, itfaiye arabasina kuruldu ve müdürlüge dogru yolalmaya basladi.Kendini çok mutlu hissediyordu.O gün Ankara'da tam üç yangin ihbari olmustu.Degisik itfaiye arabalarina, hatta itfaiye Müdürlügünün özel arabasina da binmisti. Yerel televizyonlar da onu izleyip ,çekmislerdi. Hayallerinin gerçek olmasi, gösterilen sevgi ve ilgi, Bora'yi o kadar etkilemisti ki, doktorlarin söylediginden tam alti ay daha fazla yasamisti.
>
>Bir gece bütün yasam belirtileri dramatik bir sekilde yok olmaya baslayinca, hiç kimsenin yalniz
>ölmemesi gerektigine inanan bashemsire,aile bireylerini hastaneye çagirdi. Daha sonra Bora'nin
>itfaiyede geçirdigi günü hatirladi ve itfaiye müdürlügüne telefon açip Bora'nin bu dünyaya veda
>ederken yaninda, özel kiyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasinin mümkün olup
>olamayacagini sordu.
>
>Itfaiye Müdürü;"Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Bes dakika içinde oradayiz.
>Bana bir iyilik yapar misiniz? Sirenlerin çaldigini duydugunuzda, yangin olmadigi anonsunu yaptirabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaslarini ziyarete geldiklerini söyleyiniz. Ve lütfen onun odasinin penceresini açiniz" diye yanitladi.Yaklasik bes dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven tasiyan kamyonet ulasti. Merdiveni açti ve Bora'nin 5.kattaki odasina dogru yaklaşti.Tam on dört itfaiyeci Bora'nin odasina tirmandilar. Annesinin izniyle onu kucakladilar
>ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler Ölümle pençelesen Bora itfaiye müdürüne bakti ve;
>"Efendim ben simdi gerçekten itfaiyeci miyim?" diye sordu."Bundan süphen mi var Bora?" diye yanitladi
>müdür.Bu kelimelerden sonra Bora gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapatti.
>
>Belki unuttunuz, belki hatirlamiyorsunuz, belki de çok duygusuz,çok kati oldunuz
>
>Ama bilin ki ;
>
>HAYAT; SEVGI VE UMUT SAÇMAKTIR.
>Sevdiklerinizin kiymetini bilin, tüm insanlari sevin ve gerçek sevginizi ortaya koyun. Kininizi UNUTUN

Marangoz

MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesiyle birlikte daha hür bir hayat sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı ne var ki…
Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan kendine iyilik olarak son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz uygun buldu ve işe girişti, fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı, kalitesiz malzeme kullandı, her şeyi aceleye getirdi. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!
İşini bitirdiğinde işveren evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Buyur, güle güle otur! Bu ev senin!” dedi, “Sana benden hediye!” Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı!
Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı hiç?
Bizim için de bu böyledir. Gün begün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra şoka girerek kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geri dönemeyiz.
Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyleyse onu akıllıca kurun ki güle güle oturabilesiniz!

Marangoz

MARANGOZ

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesiyle birlikte daha hür bir hayat sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı ne var ki…
Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan kendine iyilik olarak son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz uygun buldu ve işe girişti, fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı, kalitesiz malzeme kullandı, her şeyi aceleye getirdi. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!
İşini bitirdiğinde işveren evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Buyur, güle güle otur! Bu ev senin!” dedi, “Sana benden hediye!” Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı!
Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar mıydı hiç?
Bizim için de bu böyledir. Gün begün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra şoka girerek kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geri dönemeyiz.
Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. “Hayat bir kendin yap tasarımıdır” demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve seçimler yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyleyse onu akıllıca kurun ki güle güle oturabilesiniz!

Aşkım Gözü Kördür SÖzünun Hİkayesi

Wallahi çok güzel beğeniytle okudum paylaşmak istedim çok iyi ya

Dünya yaratılmadan önce, iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankıinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç oynamıyoruz?"..
Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış."Ben ebe olmak ve saymak istiyorum"...Baska hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3,..
O saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat Ay'ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkeizne gitmiş; Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.Aşk; kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur )Ve çılgınlık 100'ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış..
Ve Çılgınlık bağırmış.. "Önüm, arkam, sağım, solum sobe,geliyorum!" İlk önce Tembelliği görmüş, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.Sonra Şefkati ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde birer birer bulmuş.Sadece biri hariç. Umutsuzluğa kapılan Çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış: "Aşkı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor."
Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına saklamış, ta ki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış. Parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşkı bulayım derken, heyacandan Aşkın gözlerini kör etmiş.. "Ne yaptım ben?!!" diye bağırmış."Seni kör ettim. nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş: "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim klavuzum olabilirsin"..
İşte o günden beri Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır...

Önceden yayınlandıysa özür diliyorum...

Aşkım Gözü Kördür SÖzünun Hİkayesi

Wallahi çok güzel beğeniytle okudum paylaşmak istedim çok iyi ya

Dünya yaratılmadan önce, iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankıinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç oynamıyoruz?"..
Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış."Ben ebe olmak ve saymak istiyorum"...Baska hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3,..
O saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat Ay'ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkeizne gitmiş; Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.Aşk; kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur )Ve çılgınlık 100'ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış..
Ve Çılgınlık bağırmış.. "Önüm, arkam, sağım, solum sobe,geliyorum!" İlk önce Tembelliği görmüş, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.Sonra Şefkati ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde birer birer bulmuş.Sadece biri hariç. Umutsuzluğa kapılan Çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış: "Aşkı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor."
Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına saklamış, ta ki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış. Parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşkı bulayım derken, heyacandan Aşkın gözlerini kör etmiş.. "Ne yaptım ben?!!" diye bağırmış."Seni kör ettim. nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş: "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim klavuzum olabilirsin"..
İşte o günden beri Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır...

Önceden yayınlandıysa özür diliyorum...

Hırsızın İntikamı

Hırsızın İntikamı
Muhittinler ailecek İtalya turuna gidiyorlar. Bilirsiniz Roma hırsızlar cenneti bu yuzden kaldıkları otelden Muhittinlere hırsızlara karşı dikkatli olmaları, odalarında hiç bir değerli eşya bırakmamaları tembih ediliyor. Neyse Muhittinlerde tedbirli olup herşeylerini yanlarında gezdiriyorlar. Beklenen oluyor ve Hırsızlar odaya giriyorlar. Tabiiki hiç bir şey bulamıyorlar, diş fırçaları ve bi fotoğraf makinasından başka. Hırsızlar tabi sinirleniyorlar bunun öcünü almak için çırılçıplak soyunuyorlar ve buldukları diş fırçalarını muhtelif boşaltım organlarına sürüp fotoğraf çektiriyorlar. Muhittinler de olaydan habersiz diş fırçalarını kullanıyorlar taaki, İstanbula dönüp fotoğrafları tab ettirene kadar...

Mezarliktaki Gelin

MEZARLIKTAKI GELIN

Bir akraba dügününden dönen Kemal ve arkadasi Recep, 20 kasim aksami, yaklasik 00.30 sularinda sehir mezarligindan otomobille geçiyorlardi.

Her iki tarafi mezarlik olan dar bir yoldu geçtikleri. Aniden soldaki duvarin üstünden, arabanin önüne beyaz bir sey atladi. Iki arkadas bunun beyaz bir köpek olabilecegini düsündü. Ancak normal sartlarda ona çarpmalari gerektigi halde her ikisi de çarpma sesi duymamis ve çok sasirmislardi.

Arabayi durdurup arkalarina baktilar ama hiçbir sey görmediler. Her ikisi de garip bir seyler oldugunu fark etmislerdi. Mezarliktan çikmalarina çok az kalmisti ki, araci kullanan Recep bir çiglik atti. Dikiz aynasindan bakiyordu.

Bunun üzerine arkaya dönüp bakan Kemal arka koltukta oturan gelinlik giymis bir kadin gördü. Kadin sessizce iki arkadasi izlemekteydi. Büyük bir korkuya ve telasa kapilan arkadaslar, mezarliktan nasil çiktiklarini ve arabadan nasil indiklerini hala hatirlamiyorlar. Ön cama yapismis bir sekilde arabayi durdurdular fakat kadin artik orada degildi.

Bunun üzerine olayi arastirmaya baslayan Kemal, ayni gün ölen bir kadin oldugunu ögrendi. Kadin yakin bir köyde yapilan dügününden dönerken trafik kazasinda hayatini kaybetmisti. Ve öldügünde üzerinde gelinligi vardi.

Ölen kadinin yakinlarini ziyaret eden Kemal , kadinin ayni kadin olup olmadigini ögrenmek istedi. Gittigi evde kendisine bir fotografi gösterildi. Fotograftaki kadin o gece otomobilin arka koltugunda gördügü kadindi. Ölen kadinin yakinlari da olaya sasirdilar. Bir daha o mezarliktan geçemeyen Kemal ve arkadasi, olayi bir süre daha irdelemelerine ragmen, o gün ölen kadinin neden onlara gözüktügünü ögrenemediler.

Mavi forum

51.Bölge


(51.Bölge'nin Rus Uydu'sundan çekilen fotografı )
51. Bölge, Las Vegas'ın 153 km. kuzeyinde, Groom Dry Lake yakınında olup Nevada Test Sahası ve Nellis Hava Kuvvetleri Sahası ile çevrelenmiştir. En yakın yerleşim birimi, hemen kuzey sınırında bulunan Rachel kasabasıdır. 51. Bölgenin içinde bulunduğu arazi 76 km. karedir ve bu ebat Connecticut Eyaletinden biraz küçük olup, Lübnan'dan ise biraz daha büyüktür.



( 51.Bölge'nin 25 mil mesafeden görünüşü )
Bu bölgede çekilen fotoğraflar 51. Bölgenin yalnızca birkaç hangar ve çeşitli küçük yapılardan oluştuğunu gösterse de, bir çok insan, orada, yerin altında çok önemli ve geniş bir kompleksin bulunduğunu bilmektedir.

51. Bölge yıllarca ordunun U-2, SR-71 ve F117A Hayalet Uçak gibi çok gizli hava araçlarının test sahası olarak kullanılmıştır. Son yıllarda, 51. Bölge'nin hemen güneyinde, Papoose Dry Lake yakınında yer alan ve S4 Bölgesi olarak bilinen yerde, ele geçirilen uzaylı araçlarının tekrar işlemden geçirilerek test uçuşlarına çıkarıldıklarına dair çok ciddi kanıtlar vardır.

GROOM LAKE BASE'İN FONKSİYONU NEDİR?

Groom Lake'deki üs , gizli helikopterlerin en son jenerasyonu için Amerikanın geleneksel test alanı olmuştur. U-2 , YF-12A , F-117A topluma açıklanmadan çok önce burada test edilen uçuşlardır.

Amerikan Hükümeti önceleri bu üssün varlığını kesinlikle kabul etmemekteydi, fakat daha sonra Sovyet uydusu tarafından çekilen üssün fotografları basına sızdırılınca Amerikan Hükümeti üssün varlığını kabul etmek zorunda kaldı fakat bu üste yapılan çalışmaları ve projeleri Ulusal Güvenliği ilgilendirdiği için açıklamayacağını bildirdi.. Genel söylentiler ve üste çalışmış üstdüzey askeri ve sivil yekililer ve de en önemlisi üs içinde gizli projelerde çalışmış bilimadamlarının itirafları, üste , havacılık izlemeleriyle "Aurora" denilen ultra-yüksek hızlı casus uçak , bir çok çeşit , insan bulunmayan havasal keşif araçları , gizli helikopterler ve F-117A için bir yer değiştirme gibi bir çok olası yeni çok gizli uzay araçlarından ve dünyadışı kaynaklı projelerin üretildiğine dair bilgilerini doğrulamaktadır..

Fakat Groom'daki çoğu aktivite , sadece askeri esas kadrodaki kimseler yararına dünyasal silahları ve sistemleri test etmektedir.

51. BÖLGE ve UFO'LARLA İLGİSİ

Bu bölge , test uçuşlarının yapıldığı UFO gözlemleriyle doludur. Evet 51. Bölge'de, başta 1947 Roswell'de düşen UFO enkazı olmak üzere, birçok olayda ele geçen UFO enkazları ki bunların enaz 9 tane olduğu söylenmekte, bölgedeki yeraltı hangarlarında tutulmakta ve bunlar üzerinde bilimsel ve teknolojik amaçlı araştırmalar yapılmaktadır.

Bob Lazar askeri yetkililer tarafından Los Alamos'tan 51. Bölge'deki " S-4 " denilen bir alanda , Groom Lake'in güneyindeki Papoose Lake'de bir askeri üste dünya dışı kaynaklı uçan cisimlerin teknolojisi ve propulsion sistemlerini çözmesi için getirilen bilimadamlarından biridir. Lazar dediğine göre, kendisi ele geçmiş olan bir UFO'nun " reverse engineer " tersine mühendislik" ile ilgili kısmında çalışmış, fakat orada bulunduğu süre içinde hiç dünyadışı varlıkla karşılaşmamıştır.

Lazar'ın iddia ettiği eğitimsel belgeler kesinlikle doğrulanmış ve üste çalıştığı , vergi ve maaş bildirisinden de doğrulanmıştır. Lazar'ın bu konuda 1989 yılında kendini basın ve televizyonlar aracılığıyla deşifre etmesinin nedeni öldürülme korkusundandır. Çünkü kendisi, en yakın arkadaşına çalıştığı gizli projeleri anlatmış ve bir gece arkadaşıyla birlikte 51.Bölge'nin etrafında gizlenerek arkadaşına gece 03'ten sonra talim yapan UFO'ları izlerken , güvenlik timlerine yakalanmışlar ve 3 gün ve gece boyunca sorguya çekilmişlerdir. Öldürülme korkusuna kapılan Lazar çareyi kendini deşifre etmekte bulmuş ve ilk önce Las Vegas Tv 'den ünlü programcı George Knapp olmak üzere, CNN Larry King'te dahil birçok Kanala çıkmıştır.

Lazar'ın bu akıllı davranışı hem hayatının kurtulmasına hem de Amerka'nın yıllardır tüm Dünyadan gizlediği 51. Bölge'nin deşifre olmasını sağlamıştır. Lazar , iddialarını ilk olarak televizyon röportajlarında yaptığı için , bir çok meraklı kişi , uçan uzay araçlarının, UFO 'ların parıltısını yakalamak için üsse en yakın kamu alanlarına gelmeye başlamışlar. Bir çok insan burada UFO gözlemlemiş ve hatta bazıları manevralar yapan bu ışıklı cisimleri filme almayı başarmıştır..Bu görüntüler dünya televizyonlarında birçok belgeselde gösterilmiştir..( Türkiye'de de UFO Gerçeği programlarında da bu görüntülere yer verilmiştir.)

ZİYARETÇİLER NEREYE GİDİYOR?

Las Vegas'dan 130 mil kadar uzaklıkta , ıssız Nevada Otoyolu 375'de Mile Marker LN 29.5'de , yöreden bir çiftçi tarafından kullanılan tek bir posta kutusu vardır. " Black Mail Box ( siyah posta kutusu [ şimdilerde beyaz] ) , bu geniş otobandaki tek sınır noktası olduğu için burası , inançlı insanların geldiği yerdir. Bu sınırın öte tarafı olan 51. Bölge topraklarına giriş kesinlikle yasaktır. Etrafa girilmez ve güvenlik güçleri girenleri öldürme yetkisine sahiptir yazılı büyük levhalar vardır ve hertaraf güvenlik kameralarıyla çevrilmiştir. Ne karadan ne de havadan bu çok gizli üssün 30 mil etrafına hiçkimse yaklaştırılmamaktadır.




Sınıra yakın olan kamu alanında 51. Bölgeyi uzaktan görebilen iki görüş noktası bulunmaktadır: Bunlar , White Sides ve bir ziyaretçinin yasal olarak görebildiği bir hava kuvvetleri üssü bulunan Freedom Ridge'dir. Belli bir uzaklıktan Tibakoo Peak Dağından , hala üssü görebilirsiniz. Fakat ıssız , çamurlu bir yolda bir-bir buçuk saatlik yorucu bir yolculuğu göze almalısınız.
"CAMMO DUDES" NEDİR?

Bu , çok gizli askeri sınırı devriye gezen , adı bilinmeyen özel güvenlik gücü için bulunmuş bir takma isimdir. Onlar rozetsiz ve tedbil-i kıyafet gezerler , beyaz veya siyah Cherokee jeep'ler kullanırlar. Sınıra birkaç mil yaklaşan her ziyaretçiyi izlerler. Fakat bağlantıyı engellemek için daima kontrol altındadırlar.

BU ALANI ZİYARET ETMEDEKİ TEHLİKELER NELERDİR?

En büyük tehlike , tellerle çevrilmemiş askeri alandan dikkatsizce geçmektir. Eğer geçerseniz , hemen yakalanır ve binlerce dolar para cezası ödersiniz. Yolun sınıra yaklaştığı her nokta " GEÇİLMEZ ! ASKERİ BÖLGEDİR ! YASAK ALAN ! " levhalarıyla açıkça belirtilmiştir. Sınırın yönünden emin olmadan dikkatsizce yürümek yanlıştır. Levhalar görülemediği için gece yürüyüş yapmak tehlikelidir. Başka bir tehlikede , araba kullanırken , aracınızın ıssız çamurlu yola saplanıp kalmasıdır. Kuma saplanıp suyunuzun bitmesi , öldürücü olabilir.

Mavi forum