12 Mayıs 2007 Cumartesi

30.000 Bilgisayarin Erisemedigi Mucize

>Proteinin 3 boyuta katlanmasinin bilgisayar ortaminda taklit edildigi arastirma, hucredeki mucizevi yaratilisi bir kez daha gozler onune serdi.

Stanford Universitesi fizik kimyageri Vijay Pande?nin yuruttugu calismada, protein katlanmasini simule edebilecek bir bilgisayar agi olusturuldu. Ancak protein katlanmasinda gerceklesen islemler o kadar fazla ki, bunlari basarili bir sekilde taklit edebilmek icin internet gonullulerine ait tam 30.000 bilgisayar kullanildi (1). Iki yil boyunca surdurulen veri toplama isinde bilgisayarlar bir milyon saatten fazla calisti (2).

Protein Katlanmasi ve Mikrosaniye Bariyeri

Proteinlerin yapi taslari aminoasit denen normalden daha kucuk molekullerdir. Aminoasitler 20 farkli cesitte bulunur. Belli aminoasit turlerinin belli sirayla ucuca eklenmesiyle belli proteinler olusur. Aminoasitler bir zinciri meydana getiren halkalar gibidir. Ancak ortaya cikan protein basit bir zincir ozelliginde degildir. Eger siralamada en ufak bir hata olursa protein hicbir ise yaramayacaktir. Hatali katlanmalar bazen olumle sonuclanabilecek hastaliklara sebep olur.

Bu tur hastaliklari onlemeye calisan bilim adamlari icin oncelikle protein katlanmasinin detaylarini ogrenmek onem tasiyor. Ancak, son derece hizli bu islemin labarotuvar ortaminda verimli sekilde izlenme sansi bulunmuyor. Cunku protein katlanmasi, sure olarak saniyenin milyonda birinde gerceklesiyor. Bilim adamlari bu engeli �Mikrosaniye bariyeri� olarak adlandiriyor.

�Protein katlanmasini simule etmeyi bu kadar zor kilan faktorlerden birisi, olaganustu hizli gerceklesmesi� diyor Pande.

Basit bir protein hucreleremizde hizla ve kolaylikla uretilebildigi halde, ayni islemi sanal olarak bir bilgisayarin gerceklestirmesi cok daha uzun suruyor. Hatta bilgisayar, hucreden milyarlarca defa daha agir kaliyor. Pande bu farkin altini soyle ciziyor:

�Proteinlerin saniyenin milyonda biri gibi zaman dilimlerinde katlandigi bilinmektedir, ancak ortalama bir bilgisayarin saniyenin milyarda biri kadar surecek bir protein katlanmasi simulasyonunu tamamlamasi bir tam gununu alir�.

Pande ve calisma arkadaslari inceledikleri proteinin, yalnizca 8 mikrosaniye yani saniyenin milyonda 8 i kadar bir surede katlandigini ortaya cikardilar.

Protein katlanmasi bir mimari projeye benzetilebilir. Proteinin hangi aminoasit dizilimine sahip olacaginin bilgisi DNA'da kodlanmistir. Boylece DNA'yi bu projenin planina benzetmek mumkundur. Hucrelerimizde meydana gelen bu super hizli islemin her asamasinda DNA'daki bilgi �okunur� ve uygulanir. Boylece mimari proje hatasiz olarak tamamlanir.

Bu durumda apacik bir gercekle yuzyuze kaliriz: Suursuz atomlari ustun Akil sahibi Rabbimiz her an yonetmektedir. Allah, sonsuz Akil sahibidir ve ilmiyle herseyi kusatmistir. Dev galaksilerden mikroskobik molekullere kadar hersey O�nun kontrolu altindadir. Rabbimiz Kuran'da soyle buyurur:

"Allah, yedi gogu ve yerden de onlarin benzerini yaratti. Emir, bunlarin arasinda durmadan iner; sizin gercekten Allah'in her seye guc yetirdigini ve gercekten Allah'in ilmiyle her seyi kusattigini bilmeniz, ogrenmeniz icin. (Talak Suresi, 12)

"Goklerde ve yerde zerre agirliginca hic bir sey O'ndan uzak (sakli) kalmaz. Bundan daha kucuk olani da, daha buyuk olani da, istisnasiz, mutlaka apacik bir kitapta (yazili)dir.(Sebe Suresi, 3)

(1) Eurakalert.com: Finding a 'Holy Grail':
simulated and experimental protein folding compares nicely,
20 Ekim 2002:
http://www.eurekalert.org/pub_releases/
2002-10/uoia-fa101802.php

(2) MSNBC.com: Virtual proteins unravel real puzzles, 20 Ekim 2002: http://www.msnbc.com/news/823344.asp.

marduk 2012

>Mayalardan ve Babillilerden kalan bilgilere bakilirsa kayip gezegen Marduk 2012'de dunyaya yaklasacak ve her seyi alt ust edecek
Siz siz olun 23 Aralik 2012 gunu kimselere randevu vermeyin. Cunku o gun eski uygarliklarin "Tanrilarin gezegeni" dedigi Marduk, 3600 yilda bir yaklastigi dunyaya yeniden yaklasacak ve kiyamet kopacak. Bu bir kehanet degil. Fal, buyu, tutsu de degil. Bu, arastirmaci Burak Eldem'in yuzlerce kitap ve makale arasindan tarayip cikardigi, sorguladigi ve "2012; Marduk'la Randevu" adli kitabinda butun ayrintilariyla tartistigi bir iddia. Alti yuz sayfalik kitapta dunyanin karsilastigi felaketler ve bu felaketlerin kutsal kitaplara giren, efsanelere donusen yansimalari saglam kanitlarla ve yalin neden sonuc iliskileriyle tartisiliyor. Mesele basit olarak su; dunyada buyuk felaketler uygarliklarin basini ve sonunu belirliyor. Ve dunyanin dort bir yanindaki eski uygarliklarin kalintilarinda izi surulen Marduk adli gezegen bu felaketlerle yakindan iliskili. "Onuncu gezegen" olarak bilinen Marduk, 3661 yillik bir yorunge periyoduna sahip. Ve ozellikle Mayalarin sasirtici astronomik bilgilerine bakilirsa bu periyodlardan birinde Marduk 2012 yilinda dunyaya yaklasacak. Bu buyuklukte bir kutlenin etkisi ise gecmisten biliniyor: Sel felaketleri, volkanik patlamalar ve bu patlamalarla tetiklenen depremler. Tipki Milattan Once 1649 yilinda oldugu gibi. Ege'deki volkanin patlamasiyla yasanan felaket pek cok uygarligin ortadan kalkmasina yol acmis. Sulfurun kizila boyadigi nehirler ve dumanlar yuzunden "gokyuzunun kararmasi" gibi olaylar mitolojide ve kutsal kitaplardaki anlatilarda ayni bicimde yer aliyor. Urpertici olan 1649 ile 2012 yili arasinda tam 3661 yilin, yani Marduk'un yorunge suresinin bulunmasi.

Kehanet degil arastirma
Burak Eldem butun bunlari anlatirken bir "kahin" muamelesi gormekten fena halde rahatsiz. O isi tablet okumaya kadar vardiran iddiali bir arastirmaci. Yaptigi da cesitli uygarliklarin biriktirdigi bilginin izlerini surmek. Kehanetle hicbir alisverisi olmayacagini soyleyen Eldem, eski uygarliklarin sahip oldugu kritik bilgilerin dini metinlerden, gizemcilige kadar pek cok alanin kaynagi oldugunu ve bunlarin genellikle doga olaylarini aciklamakta kullanildigini anlatiyor. Eldem bu bilgilere hukmetmenin toplumsal yapilari, siniflari ve yoneticilerin hegemonyasini da ortaya cikardigini ileri suruyor. Eldem "Sinifli toplumlarin ortaya cikisinda temel faktorunun bilgi oldugunu one suruyorum. Yani birilerinin yonetici, yonlendirici ve ideolojiyi sunucu hale gelmesinin temel faktoru bilgi" diyor. Eldem'e gore kendilerini yildiz gozlemciligine verenler zaman icinde sahip olduklari bilgiyle ozel bir konuma geldiler. Ancak bunu herkesle paylasmak yerine kullanmayi sectiler. Dolayisiyla bu bilgi okultizmin ya da dinin kodlariyla sarildi.

Mayalar biliyordu
Bu anlamda en cok Maya Uygarligi ile karsilasmak sasirtmis Eldem'i: "Klasik marksizmin bakisiyla bir dil, kultur ve matematik icin belirli bir uretim lazim. Mayalarda bu yok iste. Cok ilkel bir misir tarimi yapiyor, ama astronomide inanilmaz bir bilgi birikimine sahipler. Yorunge hesaplarini ancak bugunku kadar titizlikle yapiyorlar. Bu oncelleri olan toplumlardan onlara aktarilmis bir bilgi" diyor. Ancak bu Hiristiyanlikla birlikte kesintiye ugruyor. Cunku kilise eski kulturlerin sahip oldugu bilgiyi ogreniyor, ancak kimse ogrenmesin istiyor. Yazar Engin Ardic da kitaba yazdigi onsozde buna dikkat cekiyor ve bunun hala degismedigini ve felaketlerin bazi devletler tarafindan bilindigini soyluyor. Burak Eldem bu gune kadar baska hicbir arastirmacinin yapamadigi bir seyi yaparak seytanin rakami olarak bilinen 666'nin oykusunu de Babillilere ve Marduk'a kadar suruyor. Bu simge 60'lik rakam sistemi kullanan Babillilerde 3661 rakamini gosteriyor. Yani Marduk'un yorunge zamani. Ayni zamanda hem "Sar" yani kral anlamina geliyor, hem de "dongu", "yikim", "tamamlanma" gibi anlamlara geliyor. Burak Eldem, Kudus'un talan edilmesi sirasinda bu rakamin 666 olarak algilandigini soyluyor. "Marduk" simgesi rakam yerine harflerin kullanildigi ibranicede de uc tane W harfine karsilik geliyor. Yine bu harflerin rakam karsiligi 666. Eldem "Neresinden baksan bunun bir sekilde alti ve altmisla baglantili oldugunu dusunmusler ve bu rakam aslinda 3661 oldugu halde ona 666 yani seytanin rakami demisler. 666'nin aslinda Marduk'un sifresi" diyor.

Cok Ilginc Bilgiler

>Cok Ilginc Bilgiler

1. Insan kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir. (Tanrim!)

2. Bir domuzun orgazmi 30 dakika surer.(Bir dahaki yasaminda domuz olmak isteyen cok olabilir !!!!)

3. Basinizi surekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori harciyabilirsiniz. (Halen domuzun yaptigi ise inanamiyorum!!!)

4. Bir karinca agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru duser. (nasil tespit etmisler inanin cok merak ediyorum)

5. Bir hamambocegi 9 gun basi koparilmis olarak, acliktan olene kadar, yasayabilir (Yorum yapmayacam, igrenc cunku.)

6. Bazi arslanlar gunde 50 defa ciftlesebilirler. (Domuzun durumu daha iyi sanki !!)

7. Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan fildir. (Bu, iyi bir haber!)

8. Devekusunun gozu beyninden daha buyuktur. (Boyle insanlar taniyorum!)

9. Deniz yildizinin beyni yoktur. (Boyle olan insanlar da taniyorum!)

10. Kutup ayilari solaktir. (Kim bilebilirdi? Acaba nasil buldular, ellerine kalem mi verdiler?)

11. Zevk icin sevisen yaratiklar sadece insanlar ve yunuslardir (E peki domuz,o ne oluyor?)

Dev Elmas Madeni

>[IMG][/IMG]

Iste Dunyanin en buyuk elmas madeni

Tanri ve Tanricalar

>Grek Tanrilari ve Tanricalari dendiginde ilk akla gelen, Titanlari altetmis ve yonetimi ele almis olan Zeus ve ailesidir. Onlara 12 Olymposlu denmektedir. Olympos'ta yasadiklari ve 12 adet olduklari icin tabii ki !! :-) Isterseniz bu tanricalari ve tanrilari kisaca taniyalim. Onlarin bahsi Destanlar ve Soylenceler kisminda sik sik gececek zaten...

Ben bircok kaynaktaki gibi irkcilik ve cinsiyet ayrimi yapmadan, alfabetik sirayla anlatiyorum...


+ Aphrodite
+ Apollo
+ Ares
+ Artemis
+ Athena
+ Hades
+ Hephaistos
+ Hera
+ Hermes
+ Hestia
+ Poseidon
+ Zeus



Aphrodite

Aphrodite, askin, cinsel isteklerin ve guzelligin tanricasidir. Dogal yeteneklerinin yaninda, herkesin kendini arzulamasini saglayan buyulu bir kusagi vardir. Dogumu hakkinda iki soylenti vardir. Ilki onun Zeus ve Dione'un kizi oldugunu anlatir. Ikincisi, Cronos hadim edildiginde denize atilmis olan organindan damlayan kanlardan dogdugunu ve kocaman bir midye icinde Kibris'ta karaya ciktigindan bahseder. Hephaestus'un karisidir. Agaci mersin, hayvanlari guvercin, kugu ve sercedir.


Apollo




Apollo, Zeus ve Leto'nun oglu, Artemis'in ikiz kardesidir. Altin bir lir calar; muzigin tanrisidir. Gumus bir yayi en uzaga o atabilir; oklarin tanrisidir. Tibbi insanlara o ogretmistir; iyilestirici tanridir. Asla yalan soylemez; isigin ve gercegin tanrisidir. Apollo her sabah, 4 atli arabasini gokyuzunu basindan sonuna dolasir ve gunes dogar. Delphi'de bir nasihatci olrak taninir. Yunanistanin dort bir yanindan insanlar ondan nasihat almak icin Delphi'ye gelirler.
Kutsal agaci defne, hayvanlari yunus ve kargadir.


Ares




Ares, Zeus ve Hera'nin ogludur. Ne annesi ne de babasi tarafindan pek sevildigi soylenemez. Savas tanrisidir. Oldurucu ve kana susamis bir tanridir ama bir yandan da korkagin tekidir. Aphrodite'le yatakta yakalaninca, kocasi Hephaestus tarafindan herkesin icinde alay konusu edilmistir. Akbaba ve kopek kutsal hayvanlaridir.


Artemis



Artemis, Zeus ve Leto'nun kizi, Apollo'nun ikiz kardesidir. Vahsi hayvanlarin ve avin tanicasidir. Genclerin koruyucusudur. Apollo gibi o da gumus oklarla atis yapar. Erdemin, namusun simgesidir. Cocukarin dogumlarini yonetir (dogumunda Leto'ya hic aci cektirmemistir.) Kutsal agaci servidir. Ozellikle geyik olmak uzere tum hayvanlar ona kutsaldir.


Athena



Athena Zeus'un en sevgili kizidir. Athena (Minerva) was the daughter of Zeus. Yetiskin, zirhli ve silahli bir sekilde, babasinin kafasindan firlayarak dogmustur. Savasta acimasiz ve cesurdur ancak sadece sehri dusmanlardan korumak icin savasmir. Sehrin, el sanatlarinin, tarimin ve zekanin tanricasidir. Yulari icat ettip, insanlarin ati evcillestirmesini saglamistir. Trompet, flut, comlek, tirmik, saban, gemi ve savasta kullanilan at arabasi onun icatlarindandir. Bilgelik, akil ve saflik tanricasidir. Zeus'un en sevdigi cocugu oldugu icin, simsekleri dahil, babasinin tum silahlarini kullanmaya izni vardir. Kutsal sehri Atena, agaci zeytin ve hayvani baykustur.


Hades




Hades de Zeus'un kardesidir. Olulere hukmeden yeralti tanrisidir. Kullarinin sayisini artirmak icin delice ugrasan, acgozlu bir tanridir.
Erynyes'ler onun degerli misafirleridir. Onu ziyarete gelenlerin yeralti dunyasini terketmeleri konusunda da oldukca isteksizdir.
Ayni zamanda, yerden cikan degerli metaller onu bolluk cokluk ve servet tanrisi yapmistir. Onu gorunmez yapan bir migferi vardir. Yeralti dunyasindan pek ayrilmazdi. Acimasiz ve hatta korkunctu ama sozunden donmezdi ve kaprisli bir tanri degildi; bilmem bu son iki ozellik onu pek affedilir kilar mi Zorla kacirdigi Persephone ile evlidir. Olumun tanrisidir, ama Olum de baslibasina bir tanridir: Thatanos.


Hephaestus




Hephaestus, Zeus ve Hera'nin ogludur. Fiziksel olarak son derece cirkin ve topal olan tek tanridir. Atesin ve demirin tanrisidir. Tum tanrilarin zirhlarini ve silahlarini o yapar. Demir islemek icin bir volkani kullanir. Kibar ve baristan hoslanan bir tanridir. Aphrodite ile evlidir.


Hera



Hera, Zeus'un kizkardesidir. Sonradan karisi da olmustur. Oceanus ve Tethys adli Titanlar tarafindan buyutulmustur. Evliligin koruyucusudur ve evli kadinlara ozel bir ilgi gosterir. Bicok mitolojik anlati, Hera'nin Zeus'un kendisine sadakatsizligine karsi aldigi oclerden, kiskancligindan bahseder. Kutsal hayvanlari inek ve tavuskusudur. Argos, en sevdigi sehirdir.


Hermes



Hermes, Zeus ve Maia'nin ogludur. Zeus'un habercisidir. Tanrilarin en hizlisidir. Kanatli sandaletleri ve sapkasi vardir; bir de buyulu degnek tasir. Hirsizlarin ve ticaretin tanrisidir. Yeralti dunyasina olulerio goturur. Liri, kavali, notalari, astronomiyi, olcu birimlerini ve sporu icat etmistir.


Hestia




Hestia, Zeus'un kizkardesidir. Bakire bir tanricadir. Evlerin duzeninden sorumlu olan tanricadir. Yeni bir cocuk dogdugunda aileye kabul edilmeden once onu kutsayandir. Her sehrin Hestia'ya kutsanmis herkese acik bir yer vardir. Burda devamli ates yakilir ve asla sondurulmez.


Poseidon



Poseidon, Zeus'un kardesidir. Denizler tanrisidir. (Neptune) was the brother of Zeus. Ona tapinan deniz yaratiklari arasinda itibari buyuktur. Titan Oceanus'un buyuk torunlarindan Amphitrite, ile evlidir. Silahi dunyayi sallayabilen ve herseyi paramparca edebilen uc disli bir cataldir. Zeus'tan sonra diger tanrilar arasinda en guclu olandir. Okyanus'un derinliklerinde, mercanlar ve deniz cicekleriyle suslenmis, fosforlu kizil bir isikla aydinlanan, altindan muhtesem bir sarayi vardir. Yunuslarin, deniz atlarinin ve diger deniz canlilarinin cektigi iki tekerli arabasiyla ilerler.


Zeus



Babasi Cronos'un hukumdarligini yikip yerine gecip tum tanrilarin ustun yoneticisi olan Zeus, goklerin ve yagmurun tanrisi; bulutlari da o biraraya getirirdi. Onu kizdiranlara firlattigi simsekler silahiydi. Hera'ya evliydi ama capkinliklari ve guzel kadinlara zaafiyla unludur. Bir kartal, keyfinin kayhasi olarak hizmetindeydi. Getir-gotur isleri ve sakiligini Ganymede yapardi. Ganymede o kadar guzel bir cocuktu ki, Zeus onu Ida dagindan kacirip Olympos'a getirerek olumsuz yapmisti. Zeus ayrica, yeminlerini bozanlarin ve yalan soyleyenlerin cezalandiricisidir. Agaci mese, akil hocasi mese agaclarinin vatani olan Dodona'dir.

NOT: ALINTIDIR

EskI Misir

>Eski Misir yaklasik uc binyil varligini surdurdukten sonra, I.S. 395'te Bizans egemenligi altina girerek Hiristiyanligi yada Kiptiligi benimsedi ama Hiristiyanlar ve Araplar, bu son derece gelismis uygarligin izlerini silemediler. I.S.VI. yy'da imparator Iustinianos, Philai'deki Isis Tapinagi'ni (Hiristiyan misir'daki son pagan merkezi) kapattirinca, dunyanin en eski uyarligi sayilan bu uygarligin ustune butun kapilar kapanmis oldu. Daha sonra Fransiz Jean-Francois Champollion'un hiyeroglif yazilarini incelemesi ve dolayisiyla o tarihe kadar karanlikta kalmis bircok soruya isik tutmasi sonucunda Eski Misir uygarligiyla ilgili pek cok sey ogrenildi. XIX. yy'a kadar, Misir tarihi Eski Yunan yazarlarinin, ozellikle de Herodotos, Sicilyali Diodoros ve Stranbon'un yazdiklarindan ogreniliyordu; ayrica Misirli rahip Manethon'un Aigyptiake adli yapitindan da yararlaniliyordu; Manethon bir Misir tarihi yazmaya girismis ve Misir firavunlarini 31 sulalede toplayarak bir firavunlar listesi yapmaya calismistir.Bu bolumleme modern bilinler tarafindan her zaman kullanilmistir.Gunumuzde Eski Misir bilimi (ejiptoloji) henuz cok yeni bir bilim dalidir, ama inceledigi yazitlar ve arkeoloji gerecleri o kadar zengin ve o kadar cesitlidir ki, daha simdiden Tarihoncesi donemden Hiristiyanlik donemine kadar Eski Misir uygarliginin ve tarihinin ana hatlari cizilebilir, en ozgun yanlari belirtilebilir.I.O. 3000'e dogru, Misir'in yazili tarihinin basladigi siralarda, uyarligin butun ogeleri bir araya toplanmisti: Ulke Nil'in suladigi bir toprak seridi ustune kurulmustu ve irmagin taskin sulariyla besleniyordu; gunes her gun isiklariyla cevreye iyilik saciyor, Afrika kokenli beyaz halk sulama kanallarinin bakimiyla ugrasiyor ve huzurunu saglayan dogal ogelere tapiyordu.Misir halki daha tarihsel doneminin baslangic yillarinda kendine ozgu bir dinginlik edinmisti; bu durum biraz da siyasal sistem, dinsel ozellikler, dil ve yaziyi koruma kaygisindan kaynaklaniyordu.Eski Misir yalnizca, sasmaz ve duzenli bir firavunlar dizisi degil, ama eksiksiz bir uygarligin seruveni gorunumunu tasiyordu.Eski Misir'da hukumdar ve ulkenin mutlak efendisi. Eski Misir dilindeki Per-a�'dan gelen firavun sozcugu, onceleri krallik sarayini belirtirken, XXII. Sulale doneminde (I.O. 950-I.O. 730) bu sarayin sahibi, yani Misir krali da bu adla anilmaya baslanmis, bu anlamiyla sozcuk, ilk olarak ibraniler tarafindan yaygin olarak kullanilmistir.

kus denince akla gelenler

>AA muhabirinin cesitli kaynaklardan derledigi bilgilere gore,
kuslara ozgu mucizelerden olan goc ile binlerce kilometreyi asan
kuslar, bir yil once biraktiklari yuvayi bulabiliyor.

Plastik bir okul cetveli buyuklugundeki Kuzey Sumrusu (Sterna
paradisaea) goc sirasinda, govdesine sigdirdigi enerji ile yaklasik 36
bin kilometre yol kat edebiliyor.

Leylek ve benzeri buyuk kuslar ise uzun mesafeleri asmak icin
termallerden (ilik hava akimlari) yararlaniyor. Termaller sadece
karalar uzerinde olustugundan, leylekler deniz ustu gecisleri az olan
yollari seciyor. Deniz uzerinde guclu termaller bulunmadigindan
albatroslar gibi suzulen kuslar, dalgalarin ve havanin yarattigi
ruzgarlari kullanarak ilerliyor, 9 kiloluk bir albatros vucut
agirliginin sadece yuzde 1'ini kullanarak ve kanat cirpmadan bu
sekilde 100 kilometre suzulebiliyor.

Atmaca gibi bazi turler insandan on kat daha iyi gorurken, 200 bin
ciftten olusan bir kolonide sumsuk kusu (Sula bassana) omur boyu
baglandigi esini sesi sayesinde taniyabiliyor.

Gece avlanan bir baykus gorselden cok duyma yeteneginden
yararlanmakta. Yeni yumurtadan cikan bir flamingo yavrusunu tipki
memelilerde oldugu gibi ilk gunlerde ozel bir sutle beslemekte. Yag
kuslari ve magara kirlangiclari karanlikta yon bulurken ekolosyan
kullanmakta. Buyuk orman horozlarinin otus sirasinda cikardigi yuksek
frekansli ses, insan kulagi tarafindan algilanmamakta, ancak
hemcinsleri tarafindan kilometrelerce oteden duyulabilmekte.

En buyuk kus 2.74 metre yuksekligi, yetiskin bir insanin iki kati
olan 156.6 kilogram agirligi ile devekusu.

Ucan en agir kus, 18 kiloya ulasan agirligiyla Afrika'dan kori toy
kusu ile Turkiye'de yasayan toy kuslari.

Kanat acikligi en uzun kus, 3.63 metreye ulasan kanat acikligiyla
gezgin albatros.

En kucuk kus, 1.6 gram agirligi ve gaga-kuyruk uclari arasinda
toplam 58 milimetre boyu ile Kuba'dan arikusu.

Turkiye'deki en kucuk kus, 3.8-4.5 gram agirligi ve 90 milimetre
uzunlugu ile calikusu.

Turkiye'deki en bol kus: Yaklasik 15 milyon cift serce, 10 milyon
cift tarla cintesi.

Turkiye'de ender ureyen kuslar: Telli turna, col kosari, dogu
kamiscini, ulu dogan, sah kartal, yesil arikusu, cizgili ishakkusu.

Dunyadaki en hizli ucan kus:

Rusya'dan kilcik kuyruklu sagan,
saatte 171 kilometre hiza ulasir.

Dunyadaki en buyuk yumurta:

Agirligi 1.78 kilo olan devekusu
yumurtasi, 24 tavuk yumurtasina denk.

Dunyadaki en kucuk yumurta:

Agirligi 0.3 gram veya daha az olan
arikusu yumurtasi.

Turkiye'deki en kucuk yumurta: Agirligi 0.7 gram olan calikusu
yumurtasi.

Turkiye'de gorulen kus turlerinin sayisi: 456, bunun 304'u
Turkiye'de uremekte, 152 kus turu ise yazlayan ya da kislayan konuk
turlerdir.

Halkalanmis bir Kucuk Saribacak'in Massachusetts kiyisindan
(ABD'nin kuzeydogusu) Karayip adalarindan Martinique'e hic durmadan
ucarak 6 gun ya da daha az surede ulastigi saptanmis.
ABD'nin kuzeydogu kiyisindaki Morina Burnu (Cape Cod) uzerinden
bazen bir gecede 12 milyon kusun denize dogru goc yolculuklarina
basladiklari biliniyor.
(ZAF-GR)

BOP hakkinda bildikleriniz

>arkadaslar BOP ve BAB hakkinda bildiklerinizi yazarsaniz sevinirim

turkey forum 2

>arkadaslar bu da ne demeyin
bu kadarina da oha falan yani
adamlar resmen turkey forum2 yazmislar
her sey ayne
ve sole bir olay var
bunu nasil yaptiklarini bilmiyorum ama
forumda toplam 800 tane mesaj var
ama forumda 5000 tane uye var
oda yetmezmis gibi
forum moderator ve forum yoneticisi uye olus sirasi 4500 lerde:D
kafayi yedim yaw

bu da resmi
adamlar ne yapacagini sasirdi
yoneticiler de forumda yeni mesajlar diyip resmen forumu kendi forumlarina tasiyor
forumun adresini vermiyorum
cunku reklama girer sadece uydu depo diyorum

Paradoks

>Aranizda paradoksun ne oldugunu bilen arkadaslar varsa bu konuda beni de bilgilendirirlerse cok sevinirim

Beyin dalgalari

>su siralar aklima takilan bisey var.beyin dalgalarimizla bir cismi yerinden oynatabilirmiyiz? bunu cok merak ediyorum. bence bu mumkun ama nasil yapicaz

iste amerikanin gercek yuzu!!

>

iste bu zihniyetsiz katiller bi sitede t-shirt bastirip satiyorlar.
http://www.cafepress.com/aaronscase/496636

Tesaduflarin boyleleri, mutlaka okuyun. inanamayacaksiniz.

>James Dean'in olumune neden olan otomobilinin hurdasi bircok kisiye felaket sacti. Hurdayi garaja goturen tamirci, araba bacaginin uzerine dusunce sakat kaldi. Dean'in arabasinin motorunu satin alan bir doktor araba kazasinda oldu. Doktorun kardesi de ayni motorun sergilendigi salonda cikan yanginda can verdi. Yillar sonra motor ve kaporta yeniden sergilendi. Ilk gece, arac bir seyircinin uzerine dustu. Seyirci agir yaralandi.

Ilk tesaduf hikayesi unlu aktor Anthony Hopkins'ten... Hopkins, George Feifer adli yazarin 'Petrovka'li Kiz' adli kitabini bulamiyordu. Yazara telefon ederek kitabi istedi. Yazar kitabi 2 hafta sonra Londra'ya getirecegini soyledi. Evden cikan Hopkins, metroya bindi. Aradigi kitabin yandaki koltukta unutuldugunu gordu. 2 hafta sonra yazarla bulusan Hopkins, metrodaki kitabin, yazardan calinan ozel sayili ilk baski oldugunu ogrendi.

Yer Amerika'nin California eyaleti. Richard Bensinger adli emekli demiryolu iscisi, 1957'de Eureka kasabasindaki koprude yururken fenalasip oldu. 2 yil sonra oglu Hiram, ayni koprude basina bir kalas isabet etmesi sonucu hayatini kaybetti. 6 yil sonra Hiram'in oglu David de ayni koprude araba kazasina kurban gitti.

Ingiltere'nin Bristol limani aciklarinda 5 Aralik 1668'de bir silep batti.
Yalnizca Hugh Williams adli bir yolcu kurtuldu. 1784'de ayni bolgede yeni bir kaza oldu. 60 denizci arasinda yalnizca ikinci kaptan Hugh Williams kurtuldu. 1952'de ayni yerde ucuncu bir silep batti. Kurtulan tek yolcunun adi Hugh Williams'ti.

Guney Afrika Cumhuriyeti'nde Cape Town Ticaret Odasi'nin yillik kongresi'de, Isadami Daniel de Toit konusmasini soyle bitirdi:
“Hayat beklenmedik bir zamanda beklenmedik sekilde sona erebilir... De Toit kursuden inerken agzina attigi sekerin bogazina kacmasi sonucu oldu.

James Langley, Ingiltere'nin Eastbourne bolgesindeki evinden sokaga cikti. Semsiyesini almak icin geri donerken ayagi kaydi, basini yere carpti ve oldu. Bir hafta sonra evden cikan esi Teresa, semsiyesini almak icin geri donerken basini kapiya carpti, beyin kanamasindan oldu.

ChrIstIna Veroni, 1991'de Italya'nin Torino kentinde tramvay carpmasi sonucu oldu. 4 yil sonra babasi Vittorio, ayni gecitte ayni surucunun kullandigi ayni tramvayin carpmasi sonucu oldu.

Tesadufler zincirinin en inanilmazi, 1981'de ABD'nin Boston kentinde meydana geldi. Randolp Matika, yildirim carpmasi sonucu evinin onunde oldu. Adamin dul esi yeniden evlendi. Damat Pepero dugun gecesi sigara icmek icin balkona cikti. Dusen yildirim, damadin olumune neden oldu. Kadin sinir krizleri gecirdi. Tedavi icin gittigi klinikte bir doktora asik oldu ve evlendi. 1 hafta sonra hastasini ziyarete giden doktoru da yildirim carpti.

1898'de gazeteci-yazar Morgan Robinson 'Titan' adli bir kitap yazdi. Kitapta buyuk bir yolcu gemisi, okyanusta buzdagina carpiyordu. 14 yil sonra 'Titanik' deniz faciasi meydana geldi.

not, yazi bir haber sitesinden alintidir. saygilar...

Meryem Ana Gizemi

>Ucbin yillik bir uygarligin merkezi olan olumsuz Efes�in hemen bitisigindeki zumrut daga tirmanalim, simdiki adi Bulbul Dagi, daha once Panaya Kapulu denirmis yani eski Anadolu Rumlari burayi kutsal bilir, gelip ayinler yaparlarmis. Bulbul Dagi�nin tam tepesinde cok ama cok eski bir ev vardir ve iste bu evde bir buyuk peygamberin Hz.Isa�nin annesi Meryem Ana�nin olumunun son yillarinda yasadigi ve oldugu kabul edilir, bu inancin ne kadari gercektir? Tartisilir ama ortada bir baska ilginc olay var; Izmir�in Selcuk Ilcesi�nin hemen yanibasinda olan Bulbul Dagi�ndaki Meryem Ana Evi, nasil bulundu biliyormusunuz? Tam bir Ruhculuk olayi ile, 3500 km otede yasayan koturum rahibe Anne Caterina Emmerich tarafindan. Olabilir diyeceksiniz ama dikkat edin, koturum dedim, Emmerich genc kizken gecirdigi felc sonucunda koturum kalmisti, olunceye kadar da ayaga hic kalkamadi...







Anne Caterina Emmerich, mistik medyum olarak Parapsikoloji literaturune de gecmistir, koturum rahibe, bir tur transa geciyor ve Hz.Isa veya Meryem Ana ile ilgili vizyonlar goruyordu, yari uyku haldeyken gordugu bu vizyonlari anlatirken, donemin sairlerinden Clemans Brentano Emmerich�in anlattiklarini yazdi Iste o yazilanlar veya sonraki Brentano�nun "Anne Caterina Emmerich�in Vizyonlari" adli kitabi su andaki evin bulunmasini ortalama 200 yil sonra sagladi. Bu kitapdan yola cikan Izmirli bir grup dindar, Meryem Ana�nin evi olarak anlatilan evi, tam olarak Anne Caterina Emmerich�in anlattigi yerde buldular...




Meryem Ana�nin Efes�e gelip, son yillarini yasadigini ve de oldugunu bir sekilde kanitlayan bir cok belge var ama butun bunlar uzun bir konu, teolojik ve antik metinler uzerinde tartismalar getirebilir, kaldi ki bu tur metinlerin birbirleriyle olan celiskileri de ayri bir dert. Beni daha cok ilgilendiren bir diger onemli bir gizem daha var; Hz.Isa�nin annesi eger Bulbul Dagi�nda olduyse ve eger bu bir an bunun bir gercek oldugunu dusunursek, demek ki Meryem Ana burada bir yere gomulmustur. Ev, Emmerich�in vizyonlari sonucunda bulunduysa, mezar da bulunabilir? Boyle bir mantik surdurursek haksiz sayilmayiz, tekrar belirtiyorum tabii eger butun bunlar gercekse. Boyle bir kesin cevap yok, belki de olmamali diyorum bazen cunku buyuk dinsel kisiliklerin peygamberimiz Hz.Muhammed�in disinda hicbirisinin mezari belli degil veya Meryem Ana�nin sahsinda, Musluman Anadolu topragi uzerinde evrensel baris tohumlarinin atilmasi fikri belki de yanlis ya da zaman erken. Acaba, bunlar gercek mi? Geleneksel inanclarin pesinden mi gidiyoruz yoksa isin icinde bilinmeyen birseyler var mi? Ikisi de mumkun, cunku gerek Bulbul Dagi, gerekse de altta sozunu edecegim Sirince Koyu bilinmeyen sirlari sakliyorlar sanki. Zaten, bu kadar mistik duygunun caglar boyunca biriktigi bir yerde, az birsey insan olsaniz butun bunlari hissetmeniz olasi degilmidir? Soyle bir bakip gecildiginde veya gidildiginde, Meryem Ana evi gezildiginde mistik bir doyumla huzur bularak oradan ayrilirsiniz. Ama aslinda, olayin psikolojisi farklidir, cunku gerek soz konusu yore, gerekse de Meryem Ana olayi, gunumuzde dunyayi yonlendiren iki dev dinin Insanligi tek bir noktada bulusturdugu tek yer oldugu gibi, gezegensel barisin da elle tutulur bicimde yasatilabilecegi ender yerlerden biridir. Buraya kadar olan kisma bir mola verip, yine ayni bolgede olan konuyla icice bir baska yere gecelim.

Yine oralar gider veya yolunuz Guney Ege�ye dogruysa, o zaman Selcuk�dan gecmek zorundasiniz. Selcuk� da durun ve bu yaziyi animsayarak once simdiki adiyla Sirince olan koyu ve sonra da yine simdiki adiyla Bulbul Dagi�ni ziyaret etmeden gecmeyin. Sirince pek degil ama buyuk bir ihtimalle Bulbul Dagi belki de cogunuzun bildigi yerlerdir olsun, Selcuk ve Kusadasi yoresini ancak iyi bilenler Sirince�yi gormus ve duymuslardir. Sirince ya da eski adiyla Kirkince, Osmanlinin Turk-Rum Egesi�nin yasayan tek ornegidir, artik Rumlar orada olmasa da, ani hala surer ve yine Sirince Meryem Ana ve Efes inancinin oteki ucudur ama daha karanlik bir uc. Kaynaklar, Sirince�de Kurtulus Savasi oncesine kadar yasayan Rumlarin her yilin 15 Agustos�unda koyden kalkip Bulbul Dagi�ra kadar suren bir kutsal yuruyus ve kutlama yaptiklarini belirtiyorlar, bu gelenek Meryem Ana icin yuzyillardir yapilirmis. Bu bir kanit mi? Bir inanc dun ortaya cikmaz, su anki haline gelmesi icin yuzlerce yillik bir alt yapisi olmalidir ve zaten gerek Sirince, gerekse de Aziz Yuhanna�nin kiliseninin bulundugu Selcuk, Hiristiyanligin cok cok eskilerdeki dogum yerlerinden degiller mi? Meryem Ana geleneginin Sirinceli Rumlara bu sekilde gecmesi olasi degil mi?

Eski adiyla Panaya Kapulu �ya yani Bulbul Dagi�na gittikce artan keyifli virajlarla tirmanip, Meryem Ana Evi�ne geldiginizde, hele donem turizm sezonu ise, bir tarafta hac cikararak, rahiplerle beraber dua eden Hiristiyanlari, bir tarafta ise Kurani Kerim�in Meryem Suresi�ni, Fatiha ile beraber okuyan Muslumanlari gorursunuz. Hz.Isa ve Hz.Muhammed bu kucucuk tas yapida kendinden sonrakilerin beceremedikleri bir sekilde ve aslinda olmasi gerektigi gibi burada kucaklasirlar, ortak noktalari ise kutsal bir kadindir; Meryem Ana yani bir ayri dinin Islamiyet�in de kutsal kabul ettigi kadin..

Kimdir bu Meryem Ana? Butun zamanlarin en taninmis kadinin o oldugu tartisilamaz, yanisira bir peygamber annesi olmasinin disinda, metafizik boyutlari olan gercekten yasamis bir insanmidir? Muthis bir popularitenin zirvesinde yasayan bu kadin oylesine etkindir ki, zaman zaman oglunun dinsel kisiliginin dahi uzerine cikmis ve hicbir din ya da inancta raslanmayan bir kutsanma ile adina ozel kiliseler, manastirlar kurulmustur. Ne Hz.Muhammed�in, ne Hz.Musa�nin ne de Buda�nin dinlerinde boyle bir kutsal kadin tiplemesi yoktur.




Iste salt bu noktada Meryem Ana veya Bakire Meryem, 1991�in Aralik ayinda Time dergisinde kapak olarak, tarihin ilk feministi ilan edildi, ona aftedilen kimlikler hep sasirticiydi; "Evrenin Kralicesi, Tanri�nin Cariyesi, Iki Alemin Tanrisali, Bilginin Anasi" gibi.. Ve tabii Madonna kimligi; (Aman dikkat, bu Madonna tanimi, simdiki cilgin medya ciplagi Madonna degil, onemle duyurulur zira Madonna sozcuk anlaminda bakireligi ve arinmisligi ifade etmekte,bizim sarisin pop kizimiz ise tam aksini simgeliyor.) Yaklasik bir duzine kaynak ve daha bir suru arastirma Meryem Ana�nin Selcuk�a yani Antik Efes�e gelip yasadigini ve orada yasama veda ederek, gizli bir yere gomuldugunu belirtiyorlar. Gizli mezari simdilik bir yana birakacak olursak, Meryem Ana�nin Kudus�den Efes�e getirildigi kesin gibi gozukuyor cunku bu konuda ciddi kaynaklar ve kanitlanmis tezler bulunuyor. 1896�da Papa 9.Pius� un Bulbul Dagi�ni Hac Merkezi ilan ettiginden bu yana, kurulan dernek ve vakiflarin sayisi onlari buluyor. Ve yine soruyoruz, bunlar gercek olabilir mi diye?

Nasil olmus da Meryem Ana , 2000 yil oncelerinde Kudus�den yola cikip, buralara gelebilmis? Incillerden biri olan Yuhanna Incili bize su oykuyu anlatir, ama dikkat edin oteki uc Incil�de oyku boyle degildir. Hz.Isa carmiha gerildikten sonra, son dakikalarini yasarken ayaginin dibinde havarilerinden John veya Yuhanna bulunur, Havari John Meryem Ana�yi ve Azize Mary Magdalena�yi son anda orada bulunsunlar diye getirmistir. Iste tam o aci anda, Hz.Isa basini cevirir ve John�a annesini gostererek; "Iste senin annen.." ve sonra da annesine "iste senin oglun.." der. Cizilen teolojik kisilige gore Havari John, efendisi Isa�ya saf ve katisiksiz ve hatta militanca bagimliligi olan biridir. O andan baslayarak John, Isa�nin emrini benimser, Meryem Ana�yi, Mary Magdalena�yi ve daha birkac yakinini yanina alarak korumaya calisir ama Kudus, Isa�ya ilk inananlar ve yakinlari icin artik tehlikelidir. Gerek fanatik Yahudiler, gerekse de egemen Romalilar goz actirmamakta ve yakaladiklarini oldurmektedirler.

Sonucta John kutsal kadinlari yanina alarak, Kibris uzerinden Anadolu� ya uzanan yola duser, 2000 yil oncelerinin dunyasinda cok onemli bir liman kenti olan, ticaret merkezi Efes�e kadar gelirler. Neden mi Efes? Cunku Efes o yillarda tam bir megapolisdir ve herkese aciktir. Ustelik belli bir anlamda da orada dusunce ozgurlugu vardir, ayrica da Isa ve yarattigi olaylar henuz oralarda etkin ve duyulmus degildir. Kaynaklara gore Meryem Ana ve yakinlari Efes�e gelerek, gozden uzak, guvenli ve huzurlu ve ayni zamanda da kente ve limana hakim olan Bulbul Dagi�na yerlesirler, John efendisinin annesine kucucuk bir tastan ev insa eder, iste bu ev bugun ziyaret edilen evin bulundugu yerde yapilir, su an ziyaret edilen ev, John� un yaptigi ev degildir, ayni yere yaklasik 300 yil sonra yapilan kilise yapisidir. Yani John�un Meryem Ana icin yaptigi evin temellerinin uzerine yapilan yapidir, arastirmalar bunlari gosterir.

Acaba, Yuhanna�nin yazdigi Incil, kendine ozel konum yaratmak icin taraflimidir? Boyle olmus olabilir mi? Ayrica, Incillerin asillarini hic gormedigimiz icin kuskulanabilirmiyiz? Bilimsel olarak evet, Yeni Cag mantigi ile yine evet ama kutsal metinlere inanirsak, kural geregi hayir, kisacasi oyku budur ve Meryem Ana burada omrunu bitirip olmus olmalidir ama buna karsin tekrar Kudus�e geri dondugunu yazan dinsel iddialar ve karsit gorusler de vardir. Neyse, biz yine eve geri donelim..

Bu ev nasil bulundu sonusuna donerek oykuyu tamamliyalim. Galiba isin en doga otesi yani burada basliyor. Cunku evi ve evin yerini, oraya 3500 km uzaklarda yasayan ve koturum oldugu icin yasami boyunca evinden disariya hic cikamayan bir alman rahibesi, vizyonlar gorerek buldu. Anne Caterina Emmerich, Almanya�da Westfalen�de Flamsk� da 1774�de dogdu ve 1824�de Dulmen�de oldu. Genc kizliginda gecirdigi bir hastalik sonucunda koturum kaldi ve bir daha hic ayaga kalkamadi, onun vizyon denen uyanikken gordugu hayallerle yerini gosterdigi ve buldurdugu ileri surulen Meryem Ana Evi�nde yuzyillar sonra sayisiz yuruyemeyen hasta sifa bulacak ve iddialara gore belgelerle kanitlanacakti. Emmerich, yataginda vizyonlarini anlatirken, yaninda bulunan Clemens Brentano adli Alman ozani, tum soylediklerini yazdi ve bir kitap haline getirdi. Bu kitap bir zaman sonra basildi ve Kilise literaturunde yerini aldi, artik yuzyillar boyunca okunacakti. Brentano� nun kitabi sonraki yillarda olay oldu ve 1891 yilinda Izmir Koleji Muduru Paulin, kitabi okuyunca sok gecirdi. Cunku Emmerich�in vizyonlarinda adi gecen Panaya Kapulu Dagi�ni biliyordu, o yillarda adi Kirkince olan Sirince Koyu�nun Rum sakinleri daga giderek dini torenler yaptiklarini da biliyordu, oyleyse Emmerich, vizyonlarinda Meryem Ana�nin 15 Agustos�da oldugunu soyluyordu. Oyleyse dogru soyluyordu. Ama nasil? Omru boyunca Almanya�nin kucuk bir koyunden hic ayrilmamis, koturum bir kadin, binlerce kilometre uzaktaki yoresel bir gelenegin yildonumunu nasil bilebilirdi?

Iste, Selcuk Bulbul Dagi�indaki Meryem Ana Evi ile ilgili inancin ilk soru isareti buradadir, cunku tum inanc Emmerich�in soylediklerinin uzerinde gelisir. Acaba, koturum rahibenin soylediklerini kitap haline getiren Brentano�mu eklemeler yapti? Peki, Brentano Bulbul Dagi�ni ve Sirince�yi nasil bilirdi? Ya da kitap, salt Brentano�nun degil de, Vatikan�in veya dinsel bir grubun Bati Anadolu uzerindeki Hiristiyan emperyalizmine yonelik planinin bir parcasi mi?

Hemen ikinci soru isaretine gecelim; Izmirli Paulin ve arkadaslari uzun aramalar sonunda tam kitapta anlatildigi gibi onunde bir dere akan, agaclar arasinda, tarif edilen kaya ve cali kumeleri icinde bir evin temellerini bulurlar, ortalik ayaga kalkar, pespese gruplar gelir ve Meryem Ana�nin burada yasadigi inanci inanilmaz bir hizla yayilir. Daha sonra uzmanlar, bulunan yikintinin Milat�dan yuzyillar sonrasinda yapilmis bir Bizans kalintisi oldugunu soyleyeceklerdi ama bunun uzerinde pek durulmadi cunku bulunan Bizans yapisi, daha eski bir temelin uzerine yapilmis, deniyordu. Gercekten de, gerek Paulin, gerekse sonra arastirmacilar ortaya bir cok belge de koymaktadirlar, bazilari cok ciddi olan bu belgelere gore, Meryem Ana Efes�e gelmis ve orada yasamistir. Ama resmi tarihte boyle bir referans yoktur, kaynaklar genel olarak teolojiktir, hemen hemen kesin olan sey Aziz Yuhanna�nin Efes�e geldigidir, ya da adi Yuhanna olan ve Hiristiyanligi vazeden birinin. Ve bu adamin yaninda bazi kadinlar vardir, biri de Meryem�dir ama hangi Meryem? Yaklasik 2000 yil oncesinden soz ederken, ne yazik ki gazete arsivlerine bakamiyoruz, ancak soylentilerle yetinebiliriz ve uzak gecmisin soylentileri inanclarla butunlesmistir, artik onlari birbirlerinden ayirmaniz ve netlestirmeniz mumkun olamaz. Meryem kimligine yine donecegiz.

Paulin ve sonraki yandaslarinin cabalari sonucunda Meryem Ana Evi kisa zamanda bir turizm ve sifa merkezi haline geldi. Papa tarafindan evin Meryem Ana�nin evi oldugu ve bu yuzden de Kutsal Hac Merkezi oldugu ilan edilinceye kadar olaylar boyle gelisti. Politik cevreler, gecen yillar icersinde olaya iki zit acidan yaklasiyorlardi, ilki yuzyillardir suren Yunan menseli Megaloidea�nin bir parcasiydi bu, nitekim 1985�lerde Meryem Ana Evi ile ilgili dokumanter bir film projesini TRT�ye sundugumda yetkililerden "Turk topraklarini Hiristiyan dunyasina hedef gostermek mi istiyorsunuz.." cevabini bizzat almistim.

Eski Iyonya, simdiki Bati Anadolu Kurtulus Savasi�ndan beri bu kavganin odak yeri degilmiydi? Ikinci gorus ise, Meryem Ana Evi�nin turizm yonunden paha bicilmez bir yer olduguydu, bu da bir gercek cunku her yil buyuk bir turist-haci kitlesi Bulbul Dagi�na akmakta. Izmir�de bulunan ve genelde eski levantenlerin elinde bulunan Meryem Ana Dernegi ve arka plandaki Amerikan menseli Quatman Vakfi hem Ev�in, hem de Selcuk�da bulunan Aziz Yuhanna Kilisesi�nin bakim, onarim, personel gibi giderlerini karsiliyorlar, Dernek�de Selcuk Belediyesi payindan ve diger yasal ciktilardan sonra kalan belli bir payi almakta. Turizm gelirinin yanisira, ciddi bir bagis gelirinin oldugu goruluyor. Aslinda ortada hic de azimsanamayacak gelirler vardir. Demek ki, turizm acisindan Meryem Ana Evi gercekten cok onemli bir yer ama oteki goruse yonelir ve Turk-Islam topraklarinda bir Hiristiyanlik merkezi olmaz, dersek dogru mu dusunuruz?

Hayir, artik Haclilar caginda degiliz, kimse kimsenin topragina dinsel nedenlerle saldirmiyor, hos Bosna�daki gibi etnik ve dini bahanelerle veya Guneydogu Anadolu�da oldugu gibi etnik mazeretlerle petrol ve suya yonelik ekonomik cikarlarin ortbas edildigini gormuyor degiliz ama bunlari artik akli basinda olan hickimse yutmuyor, tabii oralardaki militarist duygularla kandirilmis insanlarin disinda. Hiristiyan dunyasi, gecmiste yaptigi gibi yine "Allah�in oglunu ve anasini kurtaralim.." sacmaligini kolay kolay bir daha yapmayacaktir ama politika sacmaliginin nelere malolacagi da hic bilinemez.

Kisacasi, Meryem Ana Evi, bir turizm merkezi olarak ve daha da otede dinsel turizmin gucu dusunuldugunde Hac Merkezi olarak cok onemlidir, hatta Turk Hukumetleri buraya cok daha fazla onem vermeli ve isin promosyonunu disardakilere birakmayarak ciddi bicimde uslenmelidirler. Arabistan�in, Vatikan�in, Hindistan ve Guney Fransa�in din turizminden veya Hac turizminden neler kazandigini iyi biliyoruz. Neyse.. Birinci sorumuz ile liskisi olan ikinci sorumuz, Paulin ve arkadaslarinin mi bu senaryoyu hazirladikladir? Yukarda anlattiklarima bagimli olarak tabii..




Eger, Clemans Brentano bunlari yakistirmadiysa, Paulin ve arkadaslari Brentano�nun kitabina gore oturup bunlari yakistirip, planlamadiysalar veya Vatikan menseli bir plan yoksa, o zaman ortada Emmerich adli Parapsikolojik bir olay kalir. Koturum Rahibe, binlerce km. uzaktan, hic gormedigi bir yeri gormus ve binlerce yil onceki olaylara vizyonal olarak tanik olmustur. Bu yaklasim, bu kitabi gore imkansiz sayilmaz cunku benzeri ciddi vakalar vardir, tek handikapi cok eskilerde olmus olmasi ve inanc sistemiyle cakismasidir. Dinsel medya cok aldaticidir, yuzyillardir Italya�da Turin�de bulunan ve Hz.Isa�nin Kefeni diye milyonlarca insana sunulan bez parcasinin gecen yuzyila ait oldugu uzmanlar tarafindan ortaya cikarilinca, insanlar sok gecirmisti. Ciddi iddialarin, inanclarla karistirilmamasi gerekir, Amerika�da bazi sarlatan din adamlarinin cam bir sisedeki adi suyu, Meryem Ana�nin rahminin suyu diye yutturmaya kalkistiklari bilenen olaylardan sadece biridir. Gecmiste olanlar bizler icin karanliktir, onceki bolumde uzerinde durdugum gibi Tarih sadece kuskudur ve yanlidir. Bir an icin uygarligin yokoldugunu ve geriye sadece Turkiye Gazetesi�nin veya Marx�in "Kapital" inin kaldigini dusunun, bu iki tarafli ve ideolojik anlatim bicimi gelecegin insanlarina bizi nasil gosterecektir?

Bin yil sonra, gereken kaynaklar yokolursa, acaba Mihail Gorbacov, Marx adli peygamberin kutsal kitabini ve inancini yokeden inancsiz ve kotu kral olarak mi tanimlanacaktir? Aynen Tevrat�daki hikayelerde oldugu gibi.. Ya da, Tansu Ciller ikibin yil sonra Turkiye adli bir yerde, erkeklerin hegemonyasini yikip, kabilesine iyi bakan amazon Kralice olarak mi animsanacaktir? Veya Cem Boyner, Musa�ya karsi cikan tuccar oykusunde oldugu gibi, Kutsal Kralice�nin yasalarina cikan bir hain olarak mi bilinecektir? Bizler, cok uzak gelecege belki daha kalici seyler birakma sansina sahibiz, basili kitaplarimiz, filmlerimiz falan var ama bunlarin da ikibin sonrasina kalip, kalmayacaklarini acikcasi henuz bilmiyoruz. Hepsi bozulup, yok olabilirler veya cok uzak gelecegin teknolojisi bunlari anlamayabilir. O zaman ne olacak?

Gecmisle ilgili cok az sey biliyoruz, son iki yildon bu yana bircok Bati ulkesinde Hz.Isa ve Meryem Ana ile ilgili ciddi arastirmalar baslatildi, kaynaklar didik didik ediliyor. Hatta, bazi arastirmacilar o kadar ileri gittiler ki, Isa�nin yasamadigini, Hiristiyanlikla bir ilgisinin bulunmadigini ve Meryem Ana�nin bakirelik inancinin bos oldugunu ileri surduler. O�nun bir simge hatta yaratilan kisiligin ilk feminizm hareketi oldugu bile iddia edildi. Hz.Isa�nin tarihsel kisiligi gercekten de belirsizdir, zaten tum yasayan dunya dinleri icinde Islam Peygamberi Hz.Muhammed�den baskasinin yasadigi bilimsel olarak kesinlikle kanitlanamiyor. Hz.Musa tamamen belirsizdir, zaman zaman uzmanlarca Tek Tanri inancini ilk kez ortaya atan Firavun Akneton�la karistirilir, basta Velikovsky olmak uzere bazi bilinmeyenciler Nil�in ikiye ayrilmasi ve Musa�nin kitlik, Nil�in renk degistirmesi gibi dinsel mucizelerinin Misir Tarihi�ndeki yerlerini arastirirlar ama kesin bir yere varilamaz.

Hz.Isa�da boyledir, gunumuze ulasmis, bilinen en iyi yazili tarihlerden birisi Roma Tarihi�dir, oylesine ki 2000 yil oncesinde Romalilar, Roma�dan Filistin�e kac kilo tahilin, hangi gemi ve kaptaniyla, hangi tarihte yollandigini ve ne zaman ulastigini dahi kaydetmisler. Ama bu kayitlarda, yeni bir dinin kuruldugu ve gercek Yahudi adiyla "Iesus" yani Isa diye birinin peygamberlik iddiasinda bulunduguna raslanmaz. Zaten etnik ve teolojik olarak Isa kisiligi, ailesiyle beraber Yahudidir ve bircok kaynaga gore de o donemler Roma Emperyalizmine karsi Yahudi direnisinin yogun oldugu ve gizli orgutlerin kuruldugu cagdir. Bu orgutlerin en unlusu de Essenerler�dir, ayni zamanda da mistik bir gizem orgutu olan Essenerler, Roma�ya karsi bir tur terorizm uygulamalarinin yanisira, Misir hatta Iskenderiye kokenli Hermetik Filozofi ogretisine bagimli, Ionik ve Eluisyan ritueller uygulayan kati bir tarikattir, Incil�deki Hz.Isa�nin col sinavinda ve dagdaki unlu konusmasinda bu izler acikca gorulur.

Baris ve sevgi sembolu olarak sunulan aslinda Hz.Isa pek oyle degildir, yine Incillerde unlu Suleyman Tapinagi�nin onunde kapitalist ve somurucu duzeni simgeleyen sarraflara saldirir, sopayla tezgahlarini kirar ve altinlarini halka dagitir, sonra da "..size ben kilic getirdim.." der, zorluk, sikinti, mucadele ve eylem onermektedir, hic de oyle tokata karsi oteki yanagini uzatacak biri degildir. Acikcasi, Misir doneminden bire yasanan emperyalizme karsi sosyalist bir hareket vardir ortada, zaten Hz.Musa oykusunde de ezilen Yahudi toplumunun, ezen soylu Misir kast sistemine ve simgesi olan firavuna bas kaldirmasi anlatilir. Ayni kavrami yuzyillar sonra iki dini de kabul edip, Islamiyet cizgisinde sosyal ve hukuksal esitligi vazeden Hz.Muhammed surdurecek ve daha etkin olacaktir. Sonucta, her uc peygamber de ezilmisligin, somurunun, sosyal ve hukuksal adaletsizligin savunucusudurlar, teolojik yontemlerinin ve kisiliklerinin yaninda ucu de duzene bas kaldirmis ve siddete bas vurarak amaclarina yonelmislerdir. Tanrisal iliskileri ve mucize olarak tanimlanan hareketleri apayri bir konudur, bunu idrak etmemiz ve bilim terazisine koymamiz bu gun icin mumkun olamaz. Demek ki son soz olarak peygamberlerin kendi donemlerinin Yeni Cagcilari olduklarini soyleyebiliriz.

Cok dikkat cekici bir yerdeyiz, cagdas pozitif bilim sadece parapsikolojik degil, tum bilinmeyenlerin ve de teolojinin de karanlik, muphem, mantiga uymayan yonlerini gozden geciriyor, dogruyu bulmaya calisiyor. Bunu yapaken, ozgur inancin dokunulmazligini da unutmamak gerek, oylesine hassas bir dengenin kurulmasi lazim ki, hem toplumun inanci korunacak, hem de siddeti, bagnazligi ve cehaleti tesvik eden unsurlar ayiklanacak, iste Yeni Cag misyonunun temel islevlerinden birisi bu.

Emmerich�in daha dogrusu Brentano�nun kitabi bu kadarla bitmiyor, asil sok daha ilerki sayfalarda, zira ozgun adiyla Dulmen Rahibesi, Kutsal Anne�nin olumunu ve nereye, nasil gomuldugunu de anlatiyor. O sayfalara kadar anlatilan ve yazilanlar eger dogruysa, bu da dogru olabilir, hem Brentano�da, hem de destekleyen diger kaynaklarda, Meryem Ana�nin Efes�de 63 yasinda oldugu ve Havari John yani Yuhanna tarafindan gizli bir yere gomuldugu iddia ediliyor. Daha sonra John�unda Efes�de olerek ve simdi Selcuk�un icinde bulunan ve uzerine kilise yapilan yere gomuldugu iddiasinda oldugu gibi, yani Kutsal Anne Meryem Ana nin yakinina..

Gercek boyleyse, sonuc inanilmaz olabilir eger birgun Meryem Ana�nin mezari ortaya cikarilirsa, iki buyuk din, ortak olarak kutsal kabul ettikleri kadinin huzurunda butunlesebilirler ve acaba o gun dinsel ayrim ve dusmanlik yok olup her iki dinin de gercekte aradigi ve vazettigi baris gerceklesir mi? Meryem Ana�nin mezarinin kulagimiza gelen soylentilere gore yeri biliniyormus ve uygun zamanin gelmesi bekleniyormus. Ilginctir, kitabmin baslarinda sozunu ettigim Izmirli Ruhcularin bir kismi da bu isin icinde, simdi yasamayan eski Selcuk Belediye Baskani Cahit Tanman ve birlikte oldugu bir grup Izmirli Ruhcu, Meryem Ana Mezari konusunda yillarca adeta bir misyon surdurduler. Meryem Ana�dan ruhsal tebligler alindi, mezarin yeri ogrenildi ama aciklanmasi yasaklandi, hatta Baskan kazi yapmaya niyetlendigi gece vefat etti gibisinden bircok oyku kulaktan kulaga yayildi. Ruhcular istedikleri zaman siki misyonlar olustururlar ama gercegin nerede baslayip, bittigi anlasilamdigindan cogu zaman kendi olusturduklari misyonun icinde de kaybolurlar. Burada da oyle oldu ve ciddi arastirma cabalariyla, misyonik inanclar karisarak kemiklesmis bir mit olusturdular. Oylesine ki, bizzat agizlarindan dinledigim kadariyla, Gazeteci Mete Akyol ve Izmirli Arastirmaci yazar Yasar Aksoy�da o donemlerde Meryem Ana Mezari konusunda onemli deneyler yasadilar ve inandilar.

Ne mi bekleniyor? Kimbilir, belki Emmerich tarzi bir vizyon veya bir baska fizik otesi bir olay ya da, baska bir bilinmezlik, belki de bir raslanti.. Zaten bilinmeyen, bilinenin icinde degil mi? Butun bunlar yuzlerce kitabi dolduran bir konunun mini ozeti ama capi ne olursa olsun, olayin gizemi ve carpiciligi degismiyor. Hersey bir yana, dedim ya yolunuz oralara duserse once bir Sirince�ye cikin, uygarlik adli beton ve celik salatasinin henuz tecavuz edemedigi yemyesil, sevecen bir koyu birkac saat icin bilinmeyen duygularla yasayin.

Sonra Bulbul Dagi�na veya Panaya Kapulu�ya cikin ve cikarken o sarhos edici virajlarin birinde bir mola verip, yukseklerden Efes�i ve mavi piriltili Arsipel�i seyredin, aynen ikibin yil oncelerinde Aziz John ve arkadaslarinin yaptigi gibi.. Belki de gercekten Meryem Ana ikibin yil evvel Efes�i ve uygarliklar denizi Ege�yi seyrederken cok uzaklarda kalan oglunun anisina tam oradan gozyasi dokmustur. Kim bilebilir ki?

Butun bunlar gercek mi? Hersey bir kurgu dahi olsa hic onemi yok, hatta, Meryem Ana�nin kimligini ve gercekligini tartissak dahi yine onemi yok, cunku onemli olan humanist boyut, onemli olan baris ve sevgi icin her yolun denenmesi. Meryem Ana�nin ardindan, bir baska unlu kadina, ozbeoz bir Anadolu kadinina gecelim..

"inme" (stroke) okumalisiniz...

>Bir toplantida, bir hanim dusuyor ve arkadaslarina bir seyi
olmadigini soyluyor.
Tokezledigini saniyorlar, ustune basina ceki duzen verip oturtuyorlar.
Biraz sarsilmis gorunuyor ancak aksamin geri kalan kismini da
eglenerek geciriyor.
Daha sonra kocasi tum dostlarini arayarak esinin hastahaneye
kaldirildigini bildiriyor ve hanim sabaha karsi vefat ediyor.
Meger "inme" (stroke) gecirmis. Norolojistin soyledigine gore boyle bir
durumda hasta 3 saatin icinde getirilebilseymis, durumu
duzeltebilirmis.
Bir insanin "stroke" gecirmekte oldugu nasil anlasilir:
1. Tebessum etmesini isteyin.
2. Iki kolunu birden kaldirmasini soyleyin.
3. Basit bir cumle soylemesini isteyin : Bu gun hava gunesli... gibi
Bunlardan birini yapamiyorsa hemen acil i arayin.
Bu bilgiyi mumkun oldugunca cok kisiye iletebilirseniz belki bir hayat
kurtarmada yardimci olursunuz.

baba-ogul ve torun ayni anda askere gitmezmis

>OKURKEN DIKKAT EDIN DE BASINIZ DONMESIN.

Saygideger Hakim Bey..

Saygilarimla size aciklama ozgurlugumu

kullanarak bazi seyleri bildirmek istiyorum

Umarim bu durumu en kisa zamanda acikliga

kavusturursunuz.. Su gunlerde askerlige cagirilacagim.

Yasim 24 ve 44 yasinda bir dul bayanla

evlendim, kendisinin de bir kizi var 25 yasinda.

Babam ise bu bahs etmis oldugum kizi ile

evlendi.

Boylelikle Babam, karimin kizi ile evlendigi icin damadim olmus oldu.

Bunun uzerine kizim da uvey annem olmus oldu

babamla evlendigi icin..

Hanimimin ve benim gecen sene bir oglumuz

oldu.

Oglum hanimimin kizinin erkek kardesi oldu, ayni zamanda Babamin da

enistesi.

Birde uveyannemin erkek kardesi oldugu icin

dayi oldu.

Anliyacaginiz benim oglum benim dayim oldu..

Babamin esi sene sonunda dunyaya bir erkek

cocugu getirdi. O babamin oglu oldugu icin benimde erkek kardesim, vede

kizimin oglu oldugu icin de torunum. Yani beni torunumun erkek

kardesiyim.

Ayrica bir Annenin evladinin babasi esi

olduguna gore bende Esimin Kizinin babasiyim vede kizimin erkek cocugunun

erkek kardesiyim. Kisacasi kendimin buyukbabasiyim..

Sayin Savci bey sizden ricam beni Askerlik

gorevimden azl etmenizdir,

sizde biliyorsunuz ki kanunlarimizda Baba, Ogul ve Torun ayni zamanda

askerlik yapamazlar..

Saygilarimla..

Not: Pskolojik rahatsizliklardan ve

(!)Ailedeki dengesizliklerden dolayi bu

genc adam askerlikten men edilmistir..

(Dosyasina bu sekilde islenmis..)

Bunu neden kimse konusmuyor?

>Bunu neden kimse konusmuyor?
Herkes Disbank'i satin alan Fortis'i konusuyor.. Fakat hic kimse, Fortis Bank'in, PKK'nin kullandigi mayinlari ureten firmaya ortakligindan bahsetmiyor..






Belcika-Hollanda ortakligi Fortis tarafindan satin alinan Disbank, dunden
itibaren musterilerini Fortis Bank adiyla kabul etmeye basladi. Fortis Bank Yonetim Kurulu Baskani Karel De Boeck, 2010 yilina kadar sube sayisinin 183'ten 300'e cikarilacagini acikladi." Bu haber dun, Turkiye'nin mumtaz basin ve yayin organlarinin hemen hemen tumunde yer aldi. Fakat hic kimse, Fortis Bank'in, PKK'nin kullandigi mayinlari ureten firmaya ortakligindan bahsetmedi.

Iste gozden kacan o detay:

Dunya uzerindeki bankalarin hareketlerini izleyen Netwerk Vlaanderen adli kurulus, aralarinda Fortis Bank'in da bulundugu 5 bankanin, Birlesmis Milletler Insan Haklari Komisyonu tarafindan uretimi yasaklanan misket
bombasi, nukleer bomba, seyreltilmis uranyum silahlari ve mayin gibi
muhimmat ureten silah sirketleriyle ortak oldugunu belgeledi.

Netwerk Vlaanderen tarafindan hazirlanan 52 sayfalik raporda, Belcika'nin onde gelen finans kuruluslarindan biri olan Fortis Bank'in, dunyanin en buyuk mayin ureticisi Singapore Technologies Engineering-STE'de 1,376,600 adet hissesinin bulundugu ortaya cikarildi.

Raporda Fortis Bank'in ortak oldugu Singapurlu mayin ureticisi STE'nin VS-50 ve VS-69 tipi mayinlar urettigi belirtildi. Singapurlu STE firmasinin urettigi VS-50 ve VS-69 tipi mayinlar, Guneydogu'da PKK tarafindan siklikla kullaniliyor.

Dunya Mayin Izleme Komitesi'nin 1999 tarihli raporunda Singapur'un tek mayin ureticisi STE'nin Valsella Valmara 69 ve Valsella VS-50 mayinlardan milyonlarca adet urettigini belgelemisti.

EMIN COLASAN DA YAZMISTI



Gazeteci Yazar Emin Colasan, 20 Kasim 1998 gunu kalemealdigi " Italyan mayini" baslikli yazisinda PKK'nin hain pusularinda kullandigi mayinlarin kaynaginin Singapur'da uretilen Italyan mayinlari oldugunukamuoyuna aciklamis ve "Italyan VS-50 mayinlari, PKKtarafindan en yogun olarak kullanilan mayin turu...Cunku kullanimi kolay, tespiti zor. Cok kucuk. El kadar. Ayrica icinde ignesi disinda metal yok. Buyuzden tespit edilemiyor ve patladikca biziminsanlarimizi olduruyor, sakat birakiyor. Valsellafirmasi butun dunyada mayin uretimine karsi acilan kampanya sonucunda, uretimini Singapur'a kaydirdi. BizTurkiye'den Fiat gibi Italyan firmalarina calisiyoruz,onlarin urettigi mayinlarla bizim insanimiz canveriyor, sakat kaliyor" diye yazmisti.

..:: Panama Kanali Nasil Isliyor Canli Video ::..

>Once Bilgi

Kristof Kolomb’un 1492 yilinda Bahama Adalarina* ayak basmasinin ardindan, devrin Ispanya kralinin yetki verdigi denizcilerden biride Ferdinand Macellan olmustu. Tarih� kaynaklara gore Macellan, cesur, akilli ve tecrubeli bir denizcidir. O da Kolomb gibi Hindistan’a bati yoluyla ulasmayi arzulamis, fakat Kolomb’un aksine, daha gercekci bir hesaplama yaparak bu seferin umulandan cok daha uzun surecegini tahmin edebilmistir.
15 Agustos 1519 yilinda Macellan, emrindeki bes gemi ve ikiyuzelli tayfa ile birlikte Sevilla limanindan yola cikarak Brezilya kiyilari boyunca guneye inmis ve Atlas Okyanusunu asmisti. 1520 yili baslarinda rotasi onu Guney Amerikanin ucunda, soguk ruzgarlarin estigi, yalcin kayaliklarla kusatilmis bir bogaza getirmisti. Macellan, kit’anin bir gecidi olduguna inanmis ve tahminlerinde yanilmadigindan emin olarak bu bogazda ilerlemeye baslamisti. Bu esnada civardaki adalarda yasayan yerlilerin daglarda yaktiklari ateslerden esinlenerek buralara Tierra del Fuego (Ates Topraklari) adini vermisti. Sonraki yillarda Macellan bogazi adini alacak olan bu gecitte besbucuk hafta sureyle firtina ve buzlarla ugrasarak bir olum kalim mucadelesi sergilediler. Fakat umitlerin kesildigi bir anda, gemiciler bogazin birdenbire genisledigini ve sakin bir denize acildigini gorerek tekrar dogmus gibi oldular. Bundan dolayi Macellan, bu sessiz ve durgun denize, sessiz, durgun anlamina gelen Pasifik adini vererek ardindan da yorgun tayfalariyla mechule dogru yelken acti. Ates Topraklari yillar sonra kesfedilecek olan buzlarla kapli Antarktika’ya en yakin kara parcasiydi ve Penguenlerin yuzdugu bu soguk sular, gecen zaman icerisinde pekcok denizciye mezar olmustu.
Sonraki caglarda zenginlesen bu kit’ada, buna paralel olarak deniz tasimaciligi da artti. Ancak, Pasifik kiyilarindan Avrupa ve Afrikaya gitmek icin cok uzun ve mesakkatli bir deniz yolculugu yapilmasi gerekiyordu. Bunun icin yuzyillar sonra, Amerika kit’asinin ortasi ve en dar yeri olan Panama’dan bir kanal acilmasina karar verildi. Tarihlerin 1880’i gosterdigi yil, ilk kazmayi Fransizlar vurmustu daglara. Fakat aradan yirmi yil gecmesine ragmen kayda deger bir ilerleme saglanamamisti. Madd� problemlerin yanisira karsilarina hic beklenmedik bir engel daha cikmisti ki, oda sivrisineklerdi. Isciler bu hayvanlarin verdigi rahatsizliga dayanamayarak, bolgeyi terketmektelerdi.
Fransizlarin ardindan kanal acma projesini bu kez Amerikalilar ustlendi. Daha profesyonelce dusunen Amerikalilar, ise civardaki ormanlarda yasayan sivrisinekleri yok etmekle basladi. Ve kanal, 1903 yilinda tekrar hiz kazanan calismalar neticesinde, cagin butun ileri teknikleri kullanilarak 15 Agustos 1914 gunu hizmete acildi. Gemiler artik cok daha kisa surede ve firtinalarin eksik olmadigi guneyin Arktik sularini dolasmaksizin istedikleri limanlara gidebileceklerdi.
Panama kanalinin calisma prensibi:
Okyanus otesi sefer yapan buyuk gemiler, ici su ile doldurulan uc havuzda (lok’da) asamali olarak deniz seviyesinden otuz metre yukseltilerek daglarin arasindaki bir gole cikartilmaktadir. Bu kucuk golde bir muddet kendi Makina gucleriyle ilerleyen gemiler, cikista yapilan islemin tersi uygulanarak, su seviyesi kademeli olarak dusurulen uc ayri ‘lok’tan daha gecerek diger okyanusa varabilmektedir. Herbiri digerinden on metre daha yuksek su tutma ozelligine sahip olan bu loklarin genislikleri 32 metre, uzunluklari ise 294 metredir.
Basit olarak izah edilmek istenirse: Geminin ilk loka alinmasinin ardindan kapaklar kapatilarak, deniz seviyesinden otuz metre yukarida bulunan Gatun golunden buraya su basilmaktadir. Kisa bir zaman sonra suyla birlikte on metre yukselen gemi, birinci ve ikinci loktaki su seviyesi esit oldugu anda, kapaklarin acilmasiyla lokomotifler tarafindan ikinci loka cekilmektedir. Ayni su yukseltme isleminin burada da tatbik edilmesiyle ucuncu loka gecilmekte ve sistematik olarak yapilan son operasyon sonucunda, gemi daglarin uzerindeki gole cikabilmektedir. Karsidan gelen konvoyun gecisini muteakip golde harekete gecen gemiler, cikistaki islemin tersi bir uygulama sonucunda uc loktan daha gecerek diger okyanusa ulasmaktadir.
Uzunlugu yaklasik 80 kilometre olan Panama kanalinin Atlantik ayagindaki Kristobal’de alti, Pasifik ayagindaki Balboa’da da yine alti olmak uzere toplam oniki ‘lok’u bulunmaktadir.
Fakat insanoglunun 86 yil evvel butun imkanlarini kullanarak yapmis oldugu bu akilalmaz projenin birtek guvencesi vardir ki, o da Allah’in Rahmeti yani yagmurdur. Bize bir seferinde kilavuzluk eden Amerikali kaptanin deyimiyle “Yagmur olmazsa, Panama kanali da olmaz.” sozu, gercegi oylesine acik olarak izah etmektedir ki, ...Gunde onbinlerce tonluk kapasitelere sahip pekcok geminin gectigi oniki lok’a su veren kucuk gole bugunku teknolojiyle dahi denizden su yetistirmek neredeyse imkansizdir. Oysaki yagmur ormanlarinin kusattigi Panama’nin Gatun Golu ve cevresine, Rahmet timsali olarak hergun yagan tropik yagmurlar, bu ihtiyaci karsilamaktadir. Cogu zaman farkinda dahi olmadigimiz bu ilahi rahmet ve koruma, biz deniz insanlarinin zor gunlerinde hep yaninda olmustur.
— Oysaki onlar, yagmur kendilerine indirilmeden once, iyice suskun ve umitsiz idiler. (Rum, 49)
— Kullari umutlarini kestikten sonra yagmur indiren ve Rahmetini yayan O’dur. Veli’dir O, Hamid’dir. (Sura, 28)
*Tarih� belgeler, Kristof Kolomb’un yeni dunyada karaya ayak bastigi yerin, Bahama Adalarindaki Watling (Kolomb’un verdigi isimle San Salvador) adasi olduguna isaret etmektedir. Fakat dunyaca unlu cograf� yayin organi N.Geographic dergisi, Kolomb’un buyuk bir ihtimalle ilk kez Samana Cay adasinda karaya ciktigini yazmaktadirki, bu ada da Watling adasinin 60 mil guneydogusundadir.

Alintidir. Bilginize;





Buraya Tiklayarak Canli Cekim Videoyu Izleyebilirsiniz.

Ayrintili Bilgiye Gorsel Animasyonlarla Asagidan Ulasabilirsiniz.
http://www.pancanal.com/eng/general/...omo-tour1.html

http://www.pancanal.com/eng/general/...-funcion1.html


Forumda Daha Once Panama Kanali Ile Ilgili Acilmis Konular Sobeciler Iszide Dusundum Siz Aramadan Ben Arayayim Dedim
http://www.turkeyforum.com/satforum/...d.php?t=114632
http://www.turkeyforum.com/satforum/...ad.php?t=82398
http://www.turkeyforum.com/satforum/...ad.php?t=28527

KOLAY GELSIN

Latin alfabesinin olusumu

>

*Cagin populer sembolu "@" ne anlama geliyor?*

>*Biraz komik gorunumlu, kuyrugu tepesinden dolasan bu kucuk 'a' harfi, internetle beraber gunumuzde en cok kullanilan sembollerden biri olmustur. Sembolun gercek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dunya uzerinde genel kabul gormus ortak bir isminin olmamasi da sasirticidir. Iste @ sembolunun anlami ve tarihten gunumuze gelisi;
*

En cok kabul goren ismi Ingilizce'deki 'at sign'dir. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', Ispanyollar 'arroba', Fransizlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adini vermislerdir.

'@' sembolu bircok ulkede sekil olarak degisik hayvanlarla ozdeslestirilir. Internet erisimi olan herkesin adres veya telefon numarasinin bir cesit karsiligi olan e-posta (e-mail) adresi vardir. Iki bolumden olusan bu elektronik posta adresini @ sembolu ikiye ayirir. Onceki kisim kisisel ad olan posta kutusunu, sonraki kisim ise internet servis saglayicinin adini belirler.

Ikinci kisimdaki son birkac karakter genellikle o kisinin bagli oldugu kurulusu ve ulkeyi gosterir. Ornegin, 'com' (ticari), 'gov' (hukumet), 'net'
(ag organizasyonu), 'edu' (egitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunlarin disindakiler de 'org' (organizasyon) uzantisini tasirlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait oldugu ulkeyi belirlerler, tr (Turkiye), uk(Ingiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantisini kullanmasi gereken ABD genellikle bir ulke kodu uzantisi kullanmaz.

@ sembolunun orijini bir muammadir ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye gore @ sembolunu Ortacag kesislerinin yorgun elleri yaratmistir. Matbaanin icadindan once cogunlugu din konulu olan kitaplarin her bir kopyasi elle yaziliyordu. Bu uzun ve yorucu isi kesisler yapiyorlardi, 'Tarafina, dogru, halinde icinde, yaninda, hususunda uzerinde, beherine' gibi cesitli bircok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden turemis 'at' kelimesi her ne kadar kisa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar cok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan kesisler onu tek el hareketi ile yazacak sekilde, 't' yi 'a'nin uzerinden sola dogru asirarak @ sekline donusturduler.

Ikinci hikayeye gore sembol 'amphora' kelimesinin kisaltilmasiydi. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve saraplarin tasindigi firinda pisirilmis kuplerin olcum birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir Italyan arastirmaci 1492 tarihli Latince - Ispanyolca sozlukte 'amphora'nm bir agirlik olcusu olan 'arroba'ya cevrildigini kesfetti. Ispanyollarin hala @ isaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalidir.

Stabile ayrica, Floransali tuccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdigi bir mektupta @ isaretini kullandigini da tespit etti. Isaret ayni zamanda uzak mesafeler arasi ticareti belirtmek icin de kullaniliyordu ama 18. yuzyilda kullanilisi birim basina bir fiyati gostermek icindi. Ornegin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alinsa '10 portakal @ 5 Peni' seklinde 'her biri' anlaminda yaziliyordu.

@ isareti ilk olarak 1885'te yazi makinelerinin ilk ornegi olan Underwood'unklavyesinde kullanildi. E-posta adresinin bir parcasi olarak ise ilk olarak
1977 yilinda Roy Tomlinson tarafindan kullanilmistir. Tomlinson'un amaci ise kimsenin adinda bulunmayan ve karisikliga yol acmayacak bir isareti kullanmakti.

*Kaynak:* www.imedya.com