9 Mayıs 2007 Çarşamba

Ucaklar arkalarinda nicin bulut birakiyorlar?

>Ucaklar arkalarinda nicin bulut birakiyorlar?

Bu, cocuklarin gokyuzune bakarak en sik sorduklari sorulardan biridir. Kim bilir kacimiz, kacamak cevaplar vermis, ucagin motorlarindan cikan duman oldugunu soylemis ama ayni yukseklikte ucan her ucakta ayni seyin olmadigini aciklayamamisizdir.

Bir bulutun olusabilmesi icin, havanin, yeryuzunden buharlasan suyu absorbe edemeyecek, yani icine alamayacak kadar dusuk sicaklik ve basincta olmasi, bir de bulutu olusturacak su damlaciklarinin etraflarinda tutunabilecekleri toz parcaciklarinin olmasi gereklidir.

Yerden 10 bin metreden fazla yukseklikte ucan yolcu ve savas ucaklarinin uctugu bu yukseklikte normal sartlarda hava cok temizdir, hic toz yoktur, yani bir bulutun olusmasi icin gereken sartlardan biri eksiktir. Bilindigi gibi jet ucaklarinin motorlari, on taraflarindan havayi alarak, yakit ile yakar ve islev tamamlandiktan sonra, arka taraflarindaki kucuk captaki egzozdan buyuk bir basinc ile disari verirler.

Bu motorlarin aldiklari hava ile birlikte giren su buhari, motorun icinde daha da koyu hale gelerek disaridaki cok soguk havanin uzerine puskurtulur. Buna teknik dilde 'sublime' olma olayi denir. Yani buhar halindeki suyun, sivi hale gecmeden, dogrudan donmasi, buz haline gecmesidir. Aslinda ucaklarin arkalarinda biraktiklari bulut, insan yapisi bir buluttan baska bir sey degildir.

Soguk havada verdigimiz nefes havada nasil buharlasiyorsaonun gibi bir seydir. Deniz seviyesinde, yuksek sicaklik ve basincta buharlasan suyu hava kolayca absorbe eder.

Yukseklik arttikca, hava sicakligi ve basinc dustukce, hava artik su buharim icine alamaz hale gelir. Ancak bulutun olusmasi icin bir ucuncu sart daha vardi, yani toz parcaciklari. Iste burada toz parcaciklarinin gorevini, ucagin motorlarindan egzost olarak cikan yakit parcaciklari yerine getirir.

Bu sayede bir bulutun olusmasi icin uc sart da yerine getirilmis olur ve motorlarin gerisinde uzun, ince bir bulut olusur. Esasinda alcak irtifada ucan ucaklarda da ayni sey olusur, motorlardan su buhari salinir ama dusuk isi, nem miktari, ruzgar yonu gibi etkenler tam olusmadigi icin ucaklarin arkasinda beyaz bulut olusmaz. Ilave edelim ki, bu olayda ucagin ve motorlarinin cinsi ve kapasitesinin hicbir etkisi yoktur.

Nicin Tespih Cekiyoruz?

>Nicin Tespih Cekiyoruz?

Boncuk, kemik, tas gibi kucuk parcalarin bir ipe dizilmesi insanlik tarihi kadar eskidir. Ilk insanlar avladiklari avin parcalarini ip benzeri seylere dizer, bir sonraki avda basari getirmesi icin uzerlerine takarlardi.

Daha sonralari bu tip takilar kotuluklerden ve dusmanlardan korumasi icin savaslarda da takilmaya baslandi. Bugun bile bazi taslarin ozel ugurlar getirdiklerine inananlar vardir. Boncuklarin dini amacla ve dualari saymada kullanilmasina ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanisinda rastlaniyor.

Tespihin atalari Hindistan'dan doguya, sonra Ortadogu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayiliyor. Tespihin kullanis amaci Muslumanlik, Hiristiyanlik (Katolik), Hinduizm ve Budizm'de ayni olup hepsinde de dualari ve dualar arasi bolumleri saymada kullanilir. Tespihin Islam dunyasinda ne zamandan beri kullanildigi kesin olarak belli degildir. Hz. Muhammed'in tespih tasidigina dair bir kayit yoktur.

Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet'de tespih kullanmadilar. Arsivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yuzyilin sonlarina dogru rastlanmaktadir. Ne var ki, Hz. Muhammed zamaninda namaz ve dua sirasinda hurma cekirdegi veya cakil tasi kullanildigi bazi hadislerden anlasilmaktadir.

Islam'da Peygamber'in namaz kilarken sunneti olan 'Subhanallah, Elhamdulillah ve Allahuekber' kelimelerini 33'er defa tekrarlamanin hangi tarihte baslayip, yayildigi da bilinmiyor. Yuce Yaratici'ya 99 ayri isim veren Islami anlayis, onu anarken, her isim icin bir isaret olmak uzere ipe dizdigi bu 99 taneli seye de 'tespih' adini vermistir.

Cesitli malzemelerden yapilan tespihteki tane sayisi 33, 99, 500 veya 1000 olabilir. 500 ve 1000'lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr icin kullanilirlardi. Tekke seyhleri, hastalari veya bir muradi olanlari, iyilesmeleri veya muratlarinin olmasi icin bu tespihlerin icinden gecirirlerdi. Tespih cekmek, tespih tanelerini birer birer isaret parmagi ile bas parmak arasindan gecirmektir.

Ancak gunumuzde tespihi bir oyuncak veya el aliskanligi olarak kullananlara, sallayarak veya cesitli figurler meydana getirerek dolasanlara, hatta tuttuklari futbol takiminin renklerine gore yapilmis tespihleri cekenlere sikca rastlanmaktadir. Aslinda tespih cekmek din adamlarina ozgu bir davranismis gibi algilanir ama halk arasinda da neredeyse bir aliskanlik haline gelmistir.

Tespih cekmenin daha cok kirsal kesimlerde yaygin olmasinin nedeninin tespihin bos elleri mesgul edebilme ozelligi oldugu ileri suruluyor. Sicak aylari tarimsal calisma ile geciren,surekli ellerini kullanmaya alismis kisilerin kis aylarinda bu boslugu tespihle doldurduklarina inaniliyor. Gunumuz biliminin tespih cekme aliskanligina bakis acisi biraz degisik.

Bilim insanlari, beynimizin, calisma yasaminin guclukleriyle, sorunlar, endiseler ve korkularla surekli baski altinda tutuldugunu, bunun sonucunda sinir hucrelerinin asiri yorulup yiprandigini ve beynimizi rahatlatmak, onu ozgur birakmak, dikkatimizi baska tarafa yoneltmek icin tespih cekmenin cok etkili ve faydali oldugunu soyluyorlar.

Cin Seddi uzaydan bakildiginda gorulebilir mi?

>Cin Seddi uzaydan bakildiginda gorulebilir mi?

Bu gorus nereden, kimden dogdu belli degil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve isik yili bazinda uzakliktaki yildizlar kastedilmiyor. Gozlemin yapildigi yer olarak dunya uzerinde yorungede donen, insan yapisi uzay araclarindan cekilen fotograflar ve astronotlarin gozlemleri esas aliniyor.

Dunya yorungesinde donen uzay araclarindan dunyadaki pek cok sey gorulebilir. Uzay araclari dunya uzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yukseklikte donup dururlar. Bu yukseklikten ancak kilometrelerce duz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar gorulebilir.

Oysa dunyadaki insan yapisi sekiller ile akarsular gibi tabiat yapisi sekillerin cogunlugu boyle degildir. Cin Seddi milattan once 3. yuzyilda Hun Turklerine ve Mogollara karsi ulkenin kuzey sinirim olusturmak ve korumak icin parca parca yapilmaya baslanmistir. 6,000 kilometre uzunlugunda olan Cin Seddi, ortalama yuksekligi 7-8 metre olan iki duvardan olusmustur.

Bu iki duvarin arasindaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup tas dosenmis, birkac atlinin yan yana at kosturabilecegi bir yol haline getirilmistir.

Cin Seddi 7. yuzyilda stratejik onemini kaybetmistir. ideal goruse sahip bir insan, 6,5 metre genisligindeki Cin Seddi'ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yukseklikten gorebilir. Yere dusen golgesi de hesaba katildiginda bu mesafe 60 kilometreye cikabilir ama burada atmosferin gorus mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yukseklik dunya etrafinda donen bir uzay araci yuksekliginin cok altindadir.

Uzaya alti kere giderek, en cok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri ucuslarinin da ilk komutani olan John Young, hic bir ucusunda Cin Seddi'ni goremedigini, goren birisini de bilmedigini, seddin uzaydan gorulebilecek kadar belirgin sekil ve renk farki olusturmadigini, ancak 250 kilometre yukseklikten Piramitleri ve Rusya'da Baykonur'daki Uzay Merkezini, hatta karla kapli duzluklerde temizlenmis genis yollari gorebildigini soyluyor. Birakin uzay araclarini insan daha aya gitmeden once bazi kisiler Cin Seddi'nin Ay'dan gorulebildigini iddia etmekteydiler.

Suphesiz bu hic de dogru degildir. Ay'a giden astronotlara ve bu gorevler sirasinda cekilen fotograflara gore, Ay'dan bakinca dunyada gorulenler, beyaz kisimlar (bulutlar), mavi kisimlar (okyanus ve denizler), sarimsi kisimlar (coller) ile kahverengi ve yesil kisimlardir (ormanlar ve bitki alanlari).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay'dan Cin Seddi'nin gorulmedigini, bunu dusunmenin bile cok sacma oldugunu ayrica belirtmislerdir.

Ay'in nasil olustugu nicin hala bilinemiyor?

>Ay'in nasil olustugu nicin hala bilinemiyor?

Ay'in kutlesi Dunya'nin 81'de biri kadardir ve bir gezegen uydusu olabilmek icin cok buyuktur. Gunes sistemimizde baska ornegi yoktur. Gerci Jupiter, Saturn ve Neptun'un de Ay'in boyut ve kutlesine yakin uydulari vardir ama bu gezegenlerin kutleleri de dunyamizdan sirasiyla 318, 95 ve 12 kat daha coktur. Bu durumda Ay'in olusumu ozel bir problem niteligini tasiyor.

Dunyamizin tek dogal uydusu, uzaydaki en yakin komsumuz Ay, binlerce yil onceki uygarliklar tarafindan Tanrica olarak degerlendirilirken, zamanla duzenli hareketleri ile takvimin olusmasini da saglamistir. Yakinligi nedeni ile gozlemlenmesi kolay olan Ay'in 17. yuzyilin basindan itibaren teleskopla incelenmesine de baslandi ve bu gelisim 1969 yilinda Ay'a ilk defa bir insanin ayak basmasiyla son asamasina geldi.

Butun bu gelismelere ragmen Ay'in nasil olustugu hala bilinmiyor. Yasinin diger gezegenler gibi dort kusur milyar yil oldugu, su anda disinda ve icinde hic bir faaliyet olmayan olu bir gok cismi oldugu, Dunya ile karsilikli cekim gucu sonucunda denizlerde gel-git olayini yarattigi ve Dunya'nin donusunu gittikce yavaslattigi biliniyor ama nereden geldi, nasil olustu halen mechul. Ayin olusumu hakkinda uc teori vardir. Birincisi, dunyanin olusumunun baslangicinda cok hizli dondugu ve bu nedenle bir parcasinin koparak Ay'i olusturdugu seklindedir.

Yapilan hesaplamalara gore bu kopma olayinin meydana gelebilmesi icin Dunya'nin o zamanlar kendi ekseni etrafinda iki saatte bir donus yapmasi gerekiyordu ki, bilimsel verilere gore, bu, mumkun degildir. Ayrica Dunya'nin ve Ay'in yapilarindaki kimyasal birlesimlerin cok farkli olmasi ve bunun Ay'dan getirilen aytaslarinin analizleri sonucunda ispatlanmasi birinci teorinin dogrulugunu mumkun kilmamaktadir.

Ikinci teori ise Ay'in dunyanin yakinlarindan gecerken, cekim alanina takilan bir gok cismi oldugudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birlesim farkini aciklar ama bu sekilde, ayin hizini frenleyerek, yakalamayi saglayacak buyuk enerji miktarini bugune kadar bilinen hic bir olusumun saglayamayacagi hesap edilmistir.

Ucuncu teoriye gore, Ay Dunya cevresinde dolanan, gaz, toz ve kucuk taslardan meydana gelen parcaciklarin zamanla bir araya gelmesi sonucu olusmustur. Ancak bu da Ay'in yorunge uzakligim, neden buyuk bir demir cekirdege sahip olmadigini ve kimyasal farkliligi aciklayamaz. Yani hic bir teori ayin olusumuna ait tutarli bir aciklama getirememistir.

Gunumuzde Ay'in tarihi cok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yillari arasinda Apollo projesi kapsaminda uzerinde insanlar dolasip, dunyaya ornekler getirmelerine ragmen Ay'in nasil olustugu halen buyuk bir sirdir.

Oyle gorunuyor ki, gunumuz bilimindeki tum gelismelere ve bu yoldaki gayretlere ragmen, biricik uydumuz Ay, sirlarini simdilik bize aciklamak istemiyor. Ancak surasi mutlak ki, Ay genetik olarak dunyamizin yavrusu degil. Nereden geldi, kim bilir?

Yildizlarin isiklari gece nicin kirpisiyor?

>Yildizlarin isiklari gece nicin kirpisiyor?

Geceleri gokyuzunde gordugumuz yildizlarin bircogu bizim gunesimizden de buyukturler ama o kadar uzaktadirlar ki, ancak birer nokta olarak gozukurler. Gezegenlerin yildizlardan farklari, gunes sistemimiz icinde bizimle beraber gunesin etrafinda donuyor olmalaridir. Bu nedenle cok uzak olan yildizlar gokyuzunde 'sabit' dururken, gezegenler surekli yer degistirirler. Bu gezegenler gunese yakinlik sirasi ile Merkur, Venus, dunyamiz. Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptun ve Pluto'dur.

Gunes sistemimizde bile mesafeler o kadar buyuktur ki. dunyamiza 8 dakikada gelen gunes isigi, Neptun'e ancak 4 saatte ulasir. Zaten gunes sistemimizde bulunmalarina ragmen Neptun ve Pluto teleskop kullanmadan dunyamizdan gorulemezler. Gunes Neptun'e o kadar uzaktir ki, bu gezegenden bakildiginda gorunumu parlak bir yildizdan farksizdir. Gunes isiklarinin dunyamiza gelmek icin 8 dakikada aldigi bu yolu, saatte 1000 kilometre hizla giden modern bir jet ucagi ancak 17 yil civarinda gidebilirdi.

Gunes sistemimizin disindaki mesafeler ise inanilmaz. Ornegin, Andromeda galaksisinin isigi dunyaya 2.2 milyon yilda ulasmaktadir. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yil evvelki hali ile goruyoruz. Simdi ne yapiyorlar acaba? Aysiz berrak bir gecede gokyuzunde gozle gorulebilen yildiz sayisi 7000'dir.

Kucuk bir teleskopla 25 milyon yildiz gorulebilir. Ama ornegin ABD'deki Mount Palomar gozlem evindeki teleskopla tum gokyuzu taranabilse 2 milyar yildiz gorulebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yildiz oldugu tahmin edilmektedir.

Yildizlarin goz kirpiyormus gibi isiklarinin kirpismasinin sebebi, cok uzaktan geliyor olmalari ve atmosferimizdir. Yeryuzunde nispeten ilinan hava devamli olarak yukselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yildizlarin zayif isiklari bu yukselen hava dalgasi icinde kirilirlar. Bazen gozumuze tam olarak ulasamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sicak radyatorun veya bir atesin ya da yazin cok sicak yollarin uzerindeki yukselen havanin arkasindaki sekillerin goruntusunu dalgalandirmasina benzer. Gerci gorulebilir gezegenlerden gelen isiklar da yukselen hava dalgalari ile kirilir ama onlarin isiklari daha guclu olduklarindan gozumuze ulasmada kesinti olmaz ve goz kirpmazlar.

Yasanmis en dusuk ve en yuksek sicaklik kac derecedir?

>Yasanmis en dusuk ve en yuksek sicaklik kac derecedir?

Simdiye kadar dunyamizda tespit edilebilen en dusuk sicaklik guney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antarktika Vostok istasyonunda olculmustur. Sanilmasin kiguney kutbu devamli kar yagisi aldigi icin dunyanin en soguk yeridir.

Antarktika daima karla kapli olmasina ragmen dunyanin en az yagis alan collerinden daha kuraktir. Soguk hava cok uzun araliklarla da olsa dusen her yagisi dondurup, korudugu icin surekli kar ve buzlarla ortuludur.

Ortalama sicaklik olarak guney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soguktur. Cunku guney kutbu deniz seviyesinden daha yuksektir, gunesten daha az isik alir ve gunesin gittigi zamanlarda bu isigin getirdigi isiyi suratle kaybeder. Dunyadaki buzlarin yuzde 90'i guney kutbundadir, buzlar denizin altinda 600 metre derinlige kadar iner.

Yasam ancak buz parcalarinin kiyilarinda penguen ve fok suruleri olarak gorulur. Kuzey kutbu, altinda hicbir kara parcasi olmaksizin, denizin ustunde yuzen bir buz kutlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceginiz her tas mutlaka goktasidir. Dunyamizda olculebilecek en dusuk sogukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha dusuk sicaklikta molekuller hareket edemeyecegi icin buna 'mutlak sifir' denilir.

Dunya uzerindeki ortalama sicaklik 5-10 derece artsa Gronland ve Antarktika'daki buzullar erir, okyanuslardaki su duzeyi 100 metre artar ve tabii dunya haritasi da onemli bir sekilde degisirdi. Dunyada bugune kadar saptanabilen en yuksek sicaklik golgede 58 derece olarak 13 Eylul 1922 tarihinde Libya'da El-Azizia'da olculmustur. Tabii en yuksek sicaklik insani en fazla rahatsiz eden sicaklik anlamina gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin cok onemli bir rolu vardir.

Goremeyiz ama havanin icinde su da, daha dogrusu su buhari da vardir. Atmosferde bulunan su miktari toplanabilseydi, dunya yuzeyini 2,5 santimetre kalinliginda bir su tabakasi kaplardi. Ancak havanin icine alabilecegi su miktarinin bir sinin vardir. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artik icine su alamaz. Insanlar terleyince ter buharlasip havaya karisamaz ve artik terleyemezler, rahatlayamazlar.

Cok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiginiz icin fazla bir rahatsizlik duymaya bilirsiniz de, nemli, suya doymus havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.

Gunese yaklastikca hava nicin soguyor?

>Gunese yaklastikca hava nicin soguyor?

Dunyamizdaki isinin kaynagi gunes olduguna gore ve bir dagin tepesi gunese daha yakin iken orada hava nicin daha soguk oluyor? Oncelikle sunu soyleyelim ki, gunes ile dunya arasindaki mesafeyi dusunursek, bir dagin tepesine cikmakla bu mesafedeki azalis cok onemsiz kalir.

Gunes dunyamizdan 149,5 milyon kilometre uzakta iken dunyamizdaki en yuksek dagin yuksekligi 9 kilometreyi bile bulmaz. (Everest: 8.846 metre) Biz zaten her gun evimizde otururken dunyanin kendi cevresinde donmesinden dolayi, dunyanin capi kadar, gunese 12 bin kilometre yaklasip uzaklasiyoruz.

Elips seklindeki yorungesinde dunya gunesin etrafinda donerken gunese en fazla yaklastigi mesafe 147 milyon, en uzaklastigi mesafe ise 152 milyon kilometredir. Yani dunya zaten bir yil icinde gunese 5 milyon kilometre yaklasip uzaklasmaktadir. Bu durum dunyamizdaki isiyi pek etkilemez, muhim olan isinlarin dik gelmesidir. Gunesin dunyamizda yarattigi sicaklik, isinlarinin yeryuzunden yansimasi ile olur.

Ondan sonra yukseldikce nemli havada her bir kilometrede yaklasik 6-7 derece duser. Yani Everest'in dibi ile tepesi arasinda 50 dereceden fazla sicaklik farki olmasi dogal. Bu sicaklik dususu atmosferin birinci katmanina kadar boyle suruyor. Yani yeryuzunde isi 25 derece iken 11 kilometre tepemizde -50 dereceye kadar dusuyor.

Bundan sonra sicaklik degisiminin akil almaz dansi basliyor. Atmosferin ikinci tabakasi olan ve icinde ozon tabakasi da bulunan 11. ve 48. kilometreler arasinda hava isisi bu sefer tam tersi yukseldikce artiyor, tekrar sifir dereceye kadar cikiyor.

48. kilometreyi gecip 3. tabakaya girince ta 88. kilometreye gelene kadar tekrar dususe geciyor. Bu tabakanin sonunda, yani 88. kilometrede -80 derecelere kadar dusuyor. Bundan sonra da surekli yukselise gecerek gunese yaklastikca artiyor. Gunesin yuzeyinden 2 milyon derece sicaklikla cikan isigin 149,5 kilometre yol kat ettikten sonra dunyamiz yuzeyine yasayabilecegimiz bir ortami yaratacak sekilde bu kadar ince ayarla gelmesi hakikaten inanilmaz.

Yeryuzunde isinan havanin yukseldigi dogrudur, ama hava bu enerjisini yukselirken harcar ve dagin tepesine ulastiginda cevre hava isisi ile ayni isi derecesine gelir.

Dag tepelerinin soguk olmasinin bir baska nedeni dag yuzeylerinin sekilleri dolayisiyla gunes isiklarini dik alamamalaridir. Bu nedenle daglarin etekleri bile serin olur, burada isinip yukselen bir hava tabakasi bile olusamaz. Ayrica dagdaki kayalarla birlikte kar ve buz da gunes isinlarini fazla emmez ve cogunu yansitirlar.

Yeryuzunun isinmasinda bulutlar da onemli rol oynarlar. Dikkat ederseniz bulutsuz geceler, bulutlu gecelerden daha soguktur. Cunku bulutlar yerden gelen isiyi tekrar yere yansitirlar. Dag zirvelerinde ise ne bu sicakligi yere tekrar yansitacak bulut vardir, ne de onu tutacak yogunlukta atmosfer.

Deprem Oncesi Neler Olurmus.

>Depremler meydana gelmeden once dogada bir cok sira disi olaya neden olurlar.
Dogada meydana gelen bu olaylari gerek hayvanlarda, gerek bitkilerde gerekse insanlarda gozlemleyebiliriz. Depremlerin oncesinde yayilan manyetik etkinin elektrikli ev aletleri uzerinde etki ettigi de gozlemlenen olaylar icerisindedir. Soz konusu olaylari orneklemek gerekirse; Ozellikle buyuk depremlerden once;
• karincalarin evleri istila ettigine, cay dokulmuscesine toplandiklarina,
• hayvanlarin cesitli sira disi davranislar gosterdiklerine ,
• bitkilerin sararip solduguna, kuruduguna ya da zamansiz cicek actigina
• gokyuzunde isik toplari goruldugune,
• elektrikli ev aletlerinin bozulduguna,
• radyolarda kanallarin karistigina, parazitlenme meydana geldigine
• cep telefonlarinda bellek karisikliklari meydana geldigine, sarj degisimleri ya da kendi kendine kapanip acilma gibi etkilerin olustuguna
• insanlarda bas donmesi, bulanti , kusma, nedensiz agrilar, tabanlarda yanma hissi , kadinlarda adet duzensizlikleri gibi biyolojik etkilerin olustuguna dair bulgulara rastlanmistir. (Insanlardaki bu etki Charlotte King sendromu olarak bilinmektedir.)
bunlari biliyormuydunuz.

Buraya DIkkat!!!

>

20.10.1990 dogumlu Hilal PALABIYIK Dokuz yasinda babasini kaybetti.2004-2005 Egitim donemi sonunda okulunu okul ikincisi olarak bitirdi ve Anadolu Lisesini kazandi.10 gun once losemi hastasi oldugunu ogrendi, Saglik problemi yuzunden egitimine devam edemeyecek.....


Bu hastaligi yenecegine inaniyor, Gucunu umudunu kaybetmiyor.Okumayi, okuluna devam edebilmeyi cok istiyor......


Hastaligi yenmesinde ve Gerekli tedavide kullanilmasi gereken kani bulmakta zorlaniyorlar.Ama hicbir saglik guvencesi yok,yesil kart icin yapilan basvuru henuz sonuclanmadi.


B Rh ( - ) kana sahip olan daha once trombosit kan vermis yada vermeye uygun olan kisilere ihtiyaclari var..


ISTANBUL Goztepe SSK Cocuk Polikliniginde HEMATOLOJI bolumunde yatarak tedavi goruyor.Uzman Dr. Cetin Timur gozetiminde tedavisi surmekte. Hastalik tanisi ALL L2 Febrilrotrozer Losemi Tedavi sureci 1 yil yogun ilac ve kemotoropi tedavisi yatarak , hastaligin seyrine bagli sonraki 5 yil ayakta ilac tedavisi seklinde sure gelecek.



Kardesleri

Suleyman PALABIYIK 0538 355 72 20

Gokhan PALABIYIK 0 535 224 62 73



Mail : moni_1956@hotmail.com

Mail : meral_kul79@hotmail.com

Nicin kar yagiyor ?

>Nicin kar yagiyor ?

Kis aylarinda gunes isinlari cok guclu olmadigi icin, bulutlarin bulunduklari yuksekliklerde hava sicakligi cok dusuk olunca, yukselen su buhari, sublime denilen sekilde sivi hale gecmeden, bu asamayi atlayarak dogrudan buz kristali haline donusur. 0. l milimetre capindaki buz kristalleri birbirlerine yapisarak kar tanelerini olustururlar.

Eger bulut ile yer arasindaki hava sicaksa bu kar taneleri yere dusene kadar yagmur tanesi haline donusebilirler, ama soguksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi basarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavas inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir.

Bazen bulutun altindaki sicaklik oyledir ki, bir kismi kar, bir kismi yagmur damlasi halinde duserler, biz buna 'sulu sepken' diyoruz. Yani yagmur veya kar yagmasini belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasindaki hava sicakligidir.

Genel kaninin aksine kar yagmasi havayi isitmaz, aksine isinan hava karin yagmasina sebep olur. Cok soguk havanin icine su alma kapasitesi daha azdir. Icine alamadigi su ya 'don' seklinde yeryuzunde kalir ya da 'kiragi' olusur. Bu sartlarda kar kesinlikle olusamaz. Hava 3 derece gibi biraz isininca, su buhari yeryuzunden yukselebilir, cok yuksekliklerdeki soguk hava tabakalarina ulasabilir ve kar yagisi meydana gelebilir.

Biz de sanki kar yagdigi icin hava isinmis gibi algilariz. Kar tanesinin olusumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerci bazi kayak merkezlerinde, kar yagisi yetersiz oldugu zamanlarda suni kar uretiliyor ama bu goruldugu kadar kolay degil. Dogal kar tanelerinin ortasinda cekirdek olarak toz parcaciklarinin oldugunu biliyoruz. Eger bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristallesemiyor. Ilk olarak 1975 yilinda Berkeley, California Universitesinden Prof.

Steve Lindow 'snomax' denilen bir proteini toz parcaciklari yerine kullanarak suni kar uretmeyi basardi. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin uretilmesi saglandi ve Norvec'te yapilan 1994 kis olimpiyatlarinda cok yaygin olarak kullanildi. Kar kristalleri altigen bir sekil icindedirler. Her bir koldan 3 ve 12'li kollar cikar. Bu dizilisin sebebinin oksijen atomlarinin dizilis sekli oldugu saniliyor.

Dolu yagisi daha ziyade iliman iklimlerde ve bahar aylarinda gorulur. Isinan hava ile yukselen su buhari, hava akimlari ile daha da yukselerek 12.000 metre civarinda -50 derece hava sicakliginda buz kristallerine donusur. Buradaki guclu hava akimlari ile bu buz kristalleri de birleserek buz tanelerini olusturur.

Bu buz taneleri agirliklari nedeni ile o kadar hizli duserler ki bulut ile yer arasindaki sicaklik ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Capi 5 milimetreden buyuk dolular halinde yeryuzune ulasirlar. Aslinda tum bu sartlarin olusmasi cok enderdir ve bu nedenle dolu yagisi hem cok az gorulur, hem de cok kisa surer.

Suyun hacmi, donunca nicin kuculmuyor?

>Suyun hacmi, donunca nicin kuculmuyor?

Gunumuzde ilim o kadar gelismistir ki, atomun, cekirdeginin, cevremizdeki her seyin, dunyamizin hatta gokyuzundeki yildizlarin hareketlerinin simdiye kadar kesfedilen ve bilinen fizik kurallari ile izahi mumkundur. Bildigimiz her sey fizik kurallarina uyar.

Bir sey haric. Yasamimizin ayrilmaz bir parcasi olan su. Fizik kurallarina gore bir madde isitildiginda genisler, genlesir. Sogutuldugunda da buzusur, yani hacmi azalir.

Ancak su bu kurala uymaz, aksine sifir derecenin altina sogutuldugunda donar ve buz olarak hacmi azalacagina artar. Saf su buza donusurken, hacminin yuzde 9'u oraninda genisler. Buzda su molekulleri olaganustu gevsek bir olusum icinde yer alirlar. Buz, arada deliklerin kaldigi bir yapiya sahiptir.

Bilindigi gibi, bilimsel formulu 'H2O' olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan olusmustur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birlestiklerinde, kendi aralarinda 105 derecelik bir aci meydana getirirler. Yapi olarak iki hidrojen atomunu birlestiren baska elementler de vardir ve onlar fizik kurallarina uyarlar.

Ornegin ayni yapidaki 'H2S' eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline gecer. Ancak su hidrojen atomlarinin dipol baglantilari nedeni ile sifir derecede donar, arti 100 derecede gaz haline gecer, donarken de hacmi kuculecegine buyur. Iste bu fizik yasalarina aykiri ozellik dunyamizdaki yasami saglar.

Eger buz sudan daha yogun, yani daha agir olsaydi, suyun icinde dibe batardi. Soguk bolgelerde denizlerde, gollerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, gunes isigi alamayacaklarindan eriyemeyeceklerdi. Boylece yillar suren birikimlerle her tarafi buzlar kaplayacak ve buzullar devri baslayabilecekti.

Ancak buz, yogunlugunun azligi nedeni ile suyun uzerinde kalir. Bu durumda buzlar altlarindaki sularin donmalarina engel olduklari icin dunyamizdaki ani isi degisikliklerini de onlerler, gece ve gunduz arasindaki isi farklarini azaltirlar ve yaz gunlerindeki gunes isigi ile kolayca erirler.

Eger buz sudan daha agir olmus olsaydi, gezegenimizdeki tum su rezervleri donmus olurdu. Belki de baslangictaki buzul devrinde oyleydi de, tabiat ana kendi koydugu kurallara aykiri olarak, hidrojen atomlarinin arasindaki aciya biraz dokundu, buzun suyun ustunde kalmasini sagladi ve dunyamizi bizim icin yasanir hale getirdi.

Nicin yagmur yagiyor ?

>Nicin yagmur yagiyor ?

Herhalde siz de haberlerin sonunda hava durumunu merakla izliyorsunuzdur. Acaba yarin yagmur yagacak mi? Semsiyemi yanima alayim mi? Yagmur gunluk yasantimizin cok onemli bir parcasidir. Bazi yerlerde kurakliktan yagmur duasina cikilirken, bazi yerlerde de caddelerde sandallarla dolasilip, sel basan evlerden, esyalari kurtarmaya ugrasirlar. Peki nasil oluyor da basimiza boyle gokten sular geliyor?

Aslinda mekanizma basit. Gunes isiginin etkisi ile yeryuzunden su buharlasiyor, yani gaz haline geciyor. Bu durumda havadan hafif oldugundan atmosferde yukseliyor. Yukseldikce hava soguyor ve hava basinci azaliyor. Su buhari sogudukca havadaki toz parcaciklarina tutunarak su damlasi haline donusuyor ve bunlarin milyonlarcasi havada birleserek gozumuze bulut olarak goruluyorlar.

Bulutlari olusturan bu su damlaciklari hemen yakinlarindakilerle surekli birlesiyorlar, buyudukce buyuyorlar, agirliklari artiyor, yeterli agirliga ulasinca yer cekiminin etkisi ile yere dusmeye basliyorlar. Yeryuzunden buharlasip, bulut olusturup sonra yagmur olarak yeryuzune donen su buharinin havada gecen bu macerasi ortalama 8 gun suruyor. Ancak bulutun icindeki su damlaciklarinin tumu yagmur olarak yeryuzune inmiyor.

Bir bulutun en fazla yarisi yagmur olarak yagabilir ve bu da normalde 30 dakika surer ama bulut devamli olarak yeniden olustugundan yagmur saatlerce, hatta gunlerce surebilir. Bu arada ruzgara bagli olarak bulutlar devamli hareket ettiklerinden yagmur cok genis bir alana yagabilir. Bugune kadar dunyamizda tespit edilebilmis en yogun yagis 26 Kasim 1970 tarihinde Guadaloupe'de olmus, sadece bir dakikada 3.81 santimetre yagmur yagmistir.

Atmosferde, yani basimizin uzerindeki havada 13 milyar ton su buhari bulunuyor. Bunun hepsinin bir anda yeryuzune indigini dusunebiliyor musunuz? Dunyamizda yagmurun cogu, yani yuzde 78'i okyanuslarin uzerine yagiyor. Bu da cok normal, cunku havanin icindeki su miktarinin kaynagi hemen hemen ayni oranda okyanuslardan geliyor.

Yagmur damlalarinin yari-caplari 0.5 milimetreden 6.35 milimetreye kadar degisebiliyor. 5.0 milimetre yari-capindaki bir yagmur damlasinin 1800 metre yukseklikteki bir buluttan cikip basinizin ustune dusmesi icin gecen zaman yaklasik 3 dakikadir. Yani aslinda semsiyenizi acabilmeniz icin yeterli sure vardir.

Suni yagmur yaratabilmek icin gunumuzde bazi teknolojiler gelistirildi ki, temeli su damlaciklarinin yapisabilmesi icin cekirdek gorevi yapabilecek tozlari bulutun icine gonderebilmektir. Bunun icin bulut ucak veya helikopterden gumus iyodur ile bombalaniyor.

Bu iste de en usta olan Israilliler. Onlar bu yontemle yagmur miktarini yuzde 13 oraninda arttirabilmisler. Yagmurun olusabilmesi icin ana etkenlerden biri olan toz parcaciklarinin, yani hava kirliliginin artmasi ise tam ters etki yapiyor, bu durumda damlaciklar kuculuyor ve yagmur olarak yere dusmeyi basaramiyorlar.

Bulutlar nasil olusuyor ?

>Bulutlar nasil olusuyor ?

Tepenizde gordugunuz orta buyuklukte, yaklasik l kilometre capindaki bir bulutun hacmi 4 milyar metrekuptur ve icinde l-5 milyon kilogram su vardir. Peki nasil oluyor da bu kadar su basimiza kovadan dokulur gibi dokulmuyor, bu kadar tonlarca agirlik havada durabiliyor? Gercekten bulutlar gokyuzunun inanilmaz ve harika susleridir. Hicbir bulut digeri ile sekil ve hacim olarak ayni degildir.

Cunku olusumlarina etki eden hava akimlari, sicaklik, basinc, havadaki toz miktari v.b. gibi o kadar cok etken vardir ki, cok degisken olan atmosferde iki yerde butun bu sartlari esit olarak saglamak mumkun degildir. Isinan yeryuzunden buharlasan su, havadan hafif minik su buharlari seklinde dogruca gokyuzune yukselir.

Belirli bir yukseklikte basinc azaldigi, hava dasogudugu icin minik su damlaciklari haline gecerler ve bulutlari olustururlar. Baslangicta bu damlalar o kadar kucuktur ki, caplari birkac mikrometredir. (Insan saci 100 mikrometredir.) Ortalama bir yagmur damlasinin olusabilmesi icin bunlardan milyonlarcasinin birlesmesi gerekir.

Bulutlarin bu kadar agirliga ragmen gokyuzunde asili kalabilmelerinin sebebi bu damlaciklarin cok kucuk olmalaridir. Her ne kadar bir kilometre capindaki bir bulutta en azindan 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha agirdir. Bu nedenle de bulutlar icerlerindeki yagmur taneleri iyice olusup, agirlasip yere dusene kadar tepemizde gezinip dururlar.

Aslinda yagmur yagarken yagmur damlasi olusma islemi devam ettiginden bulut icindeki suyu bosaltip bir anda kaybolmaz. Bulutun olusumunda baslangicta olusan su damlaciklari o kadar kucuktur ki, uzerlerine gelen isiklari dogrudan yansitirlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz gorunurler.

Su damlaciklari birlesip buyudukce, yani kalinlastikca isigi daha az yansitirlar, bu nedenle de yagmur bulutlari daha koyu, gri hatta siyaha yakin renkte gorunur. Gittikce buyuyerek agirlasan bu damlalar bulutun altinda toplandigindan, bu tip bulutlarin tabanlari ust taraflarina nazaran daha koyu renktedirler. Havadaki sicaklik yatay olarak genellikle aynidir.

Bu nedenle havanin icine suyu alabilecegi yukseklik yatay olarak hemen hemen ayni oldugundan bulutlarin altlari daha duzdur. Bulutun ortasi ile ust kenari arasindaki isi farkli oldugu ve ust tarafinda su damlasi olusumu devam ettigi icin ust taraflar kivrimlidir. Bulutlar sekillerine ve yuksekliklerine gore siniflandirilirlar.

Genelde uc ana grupta toplanirlar. Bu siniflandirmaya gore, ince, tutam tutam, ufak bulutlara 'sirus', kumeler halinde olanlara 'kumulus', ufukta tabaka halinde gorunenlere de 'stratus' deniliyor. Ayrica iki tane de yukseklik kategorisi var.

Bulutun tabani yerden 2.000 - 6.000 metre yukseklikte ise on ismi 'alto', 6.000 metreden daha yukseklikte ise de 'sirro' oluyor. Yagmur bulutlarina da digerlerinden ayirmak icin 'nimbo, nimbus' gibi isimler ekleniyor.

Yagmurda karincalara nicin bir sey olmuyor?

>Yagmurda karincalara nicin bir sey olmuyor?

Bir karincayi alin, suyun icine batirin, saatlerce tutun olmez. Sudan cikardiginizda olu gibi gorunur ama birkac saat icinde kendine gelir. Biz insanlar boyle suya batirilsak, nefes alamadigimiz icin oksijensizlikten oluruz ama su karincalarin cok ince olan nefes tuplerinden iceri giremez. Karbondioksitten narkoz yemis gibi olurlar.

Tabii ki bu sure cok uzarsa onlar da olurler ama dayanma sureleri inanilmazdir. Ne var ki, karincalar yagmur ve seller altinda bu sekilde nefeslerini tutarak mucadele vermiyorlar. Yagmuru hissedince yuvalarina giriyorlar ve giris yollarini tikiyorlar.

Ates karincasi denilen bir turunde ise karincalar birbirlerine tutunarak sel sularinin ustunde yuzuyorlar. Bir yerde karaya vurup cikiyorlar. Tabii kralice karinca ortada, yuksekte ve mumkun oldugunca kuru tutuluyor. Karinca yuvalari insaat teknigi olarak ornektirler. Yuvanin girisine bagli ve buradaki suyu alip baska tarafa verebilen bircok tunel daha insa ederler.

Bazilari ise yuvalarinin ustunu oyle saglam kapatirlar ki, sel sularinin bir evin catisinin ustunden asmasi gibi gecip giderler. Yine de bir aksilik olur, yuva su ile dolarsa, karincalar cop ve yaprak parcalarina veya yukarida belirtildigi gibi birbirlerine tutunup yuzebilirler. Cok siddetliyagmurdan sonra olusan camur tunellerini kapattigi zaman ise yuvalarini yeniden insa etmek zorunda kalirlar.

Gundelik hayatta artik yaygin olarak kullanilan mikrodalga firinlarin kapaklarinda kacak yapmamalari, insanlara zarar vermemeleri icin ozel tedbirler alinir. Ancak bir mikrodalga firinina girmis karincaya, firin calistigi surece bir zarar gelmeyecegini biliyor muydunuz? Mikrodalga firinlarinda isin yogunlugu bir noktaya gore ayarlidir. Bu nokta hemen hemen firinin ortasidir.

Bu nedenle yiyecek, her tarafi esit pissin diye ortada donen bir tabla uzerine konulur. Karincalar firinda isinlarin daha az yogun oldugu bolgeleri hissederler. Zaten sicak bolgelere girseler de, vucut yuzey alanlarinin hacimlerine oranla yuksek olmasi nedeni ile ilik bolgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez.

Erkek bebeklerin giysileri nicin mavidir?

>Erkek bebeklerin giysileri nicin mavidir?

Yuzyillarca once insanlarda seytani guclerin, bebeklerin veya kucuk cocuklarin odalarinda dolastiklarina, onlarin vucutlarina girmek icin firsat kolladiklarina iliskin ortak bir inanc vardi. Ayrica bu seytani guclerin, mavi renk tarafindan kovulduguna da inaniliyordu. Cunku mavi goklerin rengi idi. Hatta bugun bile hala Ortadogu'da seytani kovmak icin, bazi evlerin kapilari maviye boyanmaktadir.

O zamanlarda, sulalenin devami icin, erkek bebeklerin onemi daha fazla oldugu icin, seytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve kucuk erkek cocuklarin giysilerinin mavi olmasi adet haline geldi ve yuzyillar boyunca devam etti. Cok sonralari kiz bebekler de "erkek bebekler kadar onem kazaninca", onlarin giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyaci dogdu ve de ciceklerin en guzeli olan gulun rengi, yani pembe renk verildi.

Nicin muzikten hoslaniyoruz?

>Nicin muzikten hoslaniyoruz?

Muzik nedir? Duz bicimde konusarak soylenebilecek bir seyin degisik ses dalgalari ile soylenmesinden nicin hoslaniriz? Muzik nicin keyif veya tam aksi huzun duygusu verebiliyor?

Muzik aslinda ses dalgalarinin, belirli kurallar icinde bir duzene sokulmasidir. Bilindigi gibi, ses dalgalar halinde yayilir. Bir saniye icindeki dalga sayisi sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titresen ses 'Do' notasidir.

Bu sekilde 7 temel nota olusur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do'nun titresim sayisinin bir kati kadar titresimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasina bir oktav denir. Iste bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir cesit dizilerek muzik olusturulur. Ancak tum bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dag basindaki cobanin enfes muzigini aciklayamaz. Aslinda kulturun muzik ve bundan alinan zevk uzerinde dogrudan ilgisi vardir.

Dogu muziginde yukarida belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasinda karisik gezinilme, Afrika'da bas dondurucu ritimler, Avrupa'da ise notalarin ideal duzeni one cikar. Ancak bunlar da, degisik muzik turlerine ilgi duyan bizlerin ve muzigin hoslanilma nedenini aciklamaya yetmez. Muzik ve dil yetenekleri bircok yonden birbirine benzemektedir.

Bilimciler insanlarin muzik yetenegi kazanmalarinin, konusmaya baslamalari ile ayni zamanlara denk dustugunu ileri suruyorlar. Konusma yetenegi suphesiz daha iyi bir iletisim ve yasama sansi avantajini getirmistir ama muzigin hangi ihtiyaci karsiladigi hala mechul. Bebekler anlamli kelimelere benzer sesler cikarmaya baslarken ayni zamanda sarki soyler gibi mirildanmaya da baslarlar.

Uzun ve karisik cumleler kurmayi becerdikce, daha uzun ve karisik sarkilari soyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konusmaya kumanda eden kisminda hasar olan hastalarin konusamamalarina ragmen muzik yeteneklerinin devam ettigi de gorulmustur. Son zamanlarda, beynimizde muzigi algilayan bir alici bulunabilecegi tezi ileri surulmektedir.

Eger bir gun bu alici bulunsa bile, bunun nicin beynimize konuldugunun sebebi yine anlasilamayacaktir. Ogretilme yoluyla bir cesit dans yapabilen veya dans olarak algilanamayacak hareketleri olan canlilari saymazsak, dogada muzik ve ritim duygusu sadece insanda vardir. Bu ozelligin nedeni ise hala tam olarak aciklanamiyor.

Nicin kursunkalemlerin cogu altigen ve sari renkte?

>Nicin kursunkalemlerin cogu altigen ve sari renkte?

Esasinda en kolay uretim bicimi kare kesitli kursun kalemdir ama yazarken elde tutulmasi pek kolay degildin Yuvarlak kalemlerin elde tutulmasi kolaydir ama uretimi pahalidir.

Altigen kesitli kalemler ise orta yoldur. Yuvarlak kesitli kalemler kadar kullanilmasi kolay ve uretimi daha ucuzdur. Sekiz yuvarlak kursunkalem icin harcanan agactan, dokuz altigen kesitli kalem yapilabilir ve uretim safhasi bir kademe daha kisadir. Tabii ki, alicilar icin uretim maliyetlerinin pek onemi yoktur.

Altigen kesitli kursunkalemlerin oburlerine gore hala on bir kat daha fazla tercih edilmelerinin sebebi, belki de konuldugu masada yuvarlanip, asagiya dusmemeleridir. Kursunkalemlerin disinin sariya boyanarak satisi 1854 yilma dayanir. Ancak 1890 yilma kadar bu rengi kullanmak cok onemsenecek bir faktor degildi.

1890 yilinda Avusturya'da L&C Hardtmuth Co. isimli sirket oyle bir kursun kalem uretti ki, diger ureticiler de bu kaliteyi yakalamak zorunda kaldilar. Bu kursunkaleme meshur Hindistan elmasi olan 'Koh-I-Moor' adi verilmisti ve altin sarisina boyanmisti. Ayrica icindeki siyah renkli kursun ucuyla birlikte Avusturya-Macaristan imparatorlugunun bayragini olusturuyordu.

Bu kursunkalem o kadar begenildi ve o kadar basarili oldu ki, sari renk kursunkalemdeki kalitenin bir simgesi olarak kaldi. Diger kursunkalem ureticileri de bu basaridan pay alabilmek icin urunlerini piyasaya sari renkte surmeye basladilar. Bugun hala piyasada olan dort kursunkalemden ucu san renktedir.

Kursunkalemlerin icinde kesinlikle kursun yoktur. Ana madde olarak kullanilan grafit 40 degisik malzeme ile karistirilarak, yuksek sicaklikta cok ince cubuklar haline gelene kadar preslenir. Zaten kursun cok zehirli bir elementtir. Kursunkalem denilmesinin sebebi 16. yuzyilda grafiti bulan Ingiliz bilimcinin onu bir cesit kursun elementi sanmasidir. Ancak 200 yil sonra grafitin bir cesit karbon oldugu anlasildi.

Orumcek agi

>Bir kurcun kalem kalinligindaki orumcek aginin bir jumba yolcu ucagini durduracak kadar saglam oldugunu biliyor muydunuz?

Yapay orumcek aglarinin koprulerde kullanildigini...

Yani orumcek agi demir ve celiklerden daha saglamdir.

Buz kalibinda dondurulan bir akrep nasil yasar?

>3 hafta sureyle buz kalibinda dondurulan bir akrep buz eritildiginde yuruyup normal hayatina devam eder.Akrepler 1 sene ac ve susuz yasarlar. Kopan organlari yeniden ortaya gelir. Radyasyona cok dayaniklidir.Ciftlesme sonucu disi akrep erkegini yer."Eger akrebin etrafini atesle cevirirsen, akrep kendini
oldurur"

Gunes daha ne kadar sure isi ve isik verebilir?

>Gunes daha ne kadar sure isi ve isik verebilir?

Gunes sistemimiz, bizim Gunes adini verdigimiz tek bir yildiz ve onun etrafinda donen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafinda donen 60'dan fazla uydu (Ay), yine Gunes'in etrafinda donen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar kucuk 5,000 civarinda astroit, sayisiz goktasi, toz ve parcalardan olusur. Gunes bu sistemdeki enerjinin de tek guc kaynagidir.

Gunes'e baktigimizda kati bir maddeymis gibi goruruz ama aslinda yanan bir gaz kutlesinden baska bir sey degildir.

Bilim insanlarina gore Gunes'ten soz ederken yuzey kelimesini kullanmak hatalidir cunku Gunes tamamen gazdan olusmustur. Gunes'in fotograflarinda gorulen keskin koseler ise gazin yogunlugunun birdenbire arttigi yerlerdir.

Gunes evreni dolduran milyarlarca yildizdan biridir. Ustelik tamamiyla siradan bir yildizdir. Gezegenimizin de icinde bulundugu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar gunes bulunuyor. Bizim gunesimiz de bunlardan farkli bir olusum degil.

Gunes bize cok yakin (150 milyon kilometre) oldugu icin cok buyuk ve parlak gorunur. Gunesten sonra bilinen en yakin yildizin, bu mesafenin 250 bin kati daha uzakta oldugu dusunulurse, Gunes'e burnumuzun dibinde diyebiliriz. Dunyamizdan bakinca Gunes sabitmis gibi gorunur ama o da kendi ekseni etrafinda doner.

Donus yonu dunyaninkine gore terstir. Kati bir cisim olmadigindan ekvatoru uzerindeki bir nokta 24,5 gunde tam donus yaparken daha kuzeydeki bir noktasi 31 gunde yapar. Yani kutuplarina gittikce donus hizi yavaslar.

Gunes'in isi ve isik olarak yaydigi enerji, merkezinin hemen cevresinde surup giden nukleer tepkime (hidrojen bombasinda oldugu gibi) yani hidrojen atomlarinin helyum atomlarina donusurken cikardigi buyuk enerjidir. Gunes tarafindan saniyede yakilan hidrojen miktari 564 milyon tondur. Bunun yuzde 0,7'si ise dogrudan enerjiye cevrilmekte, isi ve isin yayinimina gitmektedir.

Yeryuzunde yasam Gunes isinlarina bagli olduguna gore, Gunes'in insanlar icin gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman surdurebilecegini bilmek hakkimizdir. Gunes'in su andaki enerji durumunda onumuzdeki 5 milyar yilda onemli bir degisiklik olmayacak, ayni sekilde isi ve isik vermeye devam edecektir.

Daha sonra genlesmeye baslayacak, sicakligi bugunkune gore yuzde 20 artacak dev bir kizil yildiza donusecektir.

O zaman yeryuzundeki sicaklik dayanilmaz bir yukseklige ulasacak, okyanuslar kaynayip buharlasacak ve gezegenimiz bizim bildigimiz turden bir hayatin var oldugu bir yer olmaktan cikacaktir. Ancak 5 milyar yil hayli uzun bir zaman suresidir, simdiden telasa kapilmaya gerek yoktur.