04 Mayıs 2007 Cuma

Kediler nasil hep dort ayak uzerine duserler?

>Kediler nasil hep dort ayak uzerine duserler?

Bilimsel olarak izahi biraz zor. Bilime gore dusen bir cisme disaridan bir kuvvet uygulamazsaniz, ona acisal bir donme hareketi kazandiramazsiniz.

Gerci bir kule atlayicisi, havuza dusmeden once havada birkac kez takla atar, kendi ekseni etrafinda doner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayaklari ile baslattigi bir donme hareketidir. Sirtustu dusen bir kedi once bacaklarini kendisine, kuyrugunu da bacaklarinin arasina ceker, basini yere bakacak sekilde dondurur. Belirli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarini ve kuyrugunu acar ve vucudu tam ters yone, yani yere dogru doner.

Boylece parasut etkisi yaratarak, hizini da frenler ve inisin yumusak olmasini saglar. Yapilan deney ve gozlemlerde bir kedinin alcak bir yerden dusmesinin, yuksek bir yerden dusmesine gore cok daha fazla hasar yaratabilecegi tespit edilmistir.

Ornegin yaklasik 100 metre yuksekligindeki, 32 katli bir binanin tepesinden dusen bir kediye hicbir sey olmazken, 7 katli binalardan dusenlerde ciddi sakatliklar, hatta olum vakalari gorulmustur. Bilim insanlari bunu da 'limit hiz' ile izah ediyorlar. Havadan yere dusen cisimler, once gittikce artan bir hizla yere duserler.

Sonra kutlelerine bagli olarak belirli bir mesafede hizdaki bu artis durur ve 'limit hiz' denilen sabit bir hizla yere dusmeye devam ederler. Yani bir gokdelenin tepesinden atilan madeni bir paranin yere dusme anindaki hizi ile ucaktan atilan (ayni) paranin hizi arasinda bir fark yoktur. Iyi ki de yoktur, cunku bu 'limit hiz' olmasaydi ve cisimler gittikce artan bir hizla dusmeye devam etselerdi, yagmur damlalari kafamiza kursun gibi dusebilirlerdi.

Bu teoriye gore yuksekten dusen kediler, yaklasik saatte 100 kilometre surate gelince limit hiza ulasirlar, artik hep ayni hizda duserler ve stresi atlatip, kendilerine gelir ve gevserler. Baslangicta bahsettigimiz donme hareketini yaptiktan sonra, Avustralya'da yasayan ucan sincaplarin ucusuna benzer sekilde, tum vucutlarini parasut gibi kullanarak, yaralanma olasiligini en aza indirerek, yere inerler.

Tabii butun bu deney sonuclari ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler goz onune alinarak ortaya cikartilmistir. Yuksekten dusup de olen veya alcaktan dusup, olmeyip, olay yerini terk eden, her iki sekilde de hayvan hastanelerine ugramamis kedilerin sayilari bilinmiyor.

Kuslar nicin 'V' seklinde ucuyorlar?

>Kuslar nicin 'V' seklinde ucuyorlar?

Sadece kazlar degil, martilar, pelikanlar gibi buyuk su kuslari da filo olarak toplu halde giderken 'V' sekli olusturarak ucarlar. Bunun nedeni ile ilgili kesin olmayan, tartismaya acik cesitli gorusler vardir. Biz bunlardan en cok ragbet goren ikisinden bahsedelim.

Birinci goruse gore, surunun 'V' seklinde ucmasinin amaci enerji tasarrufudur. Bu ucus sekli ile oncelikle en ondeki kus, bir arkadaki kusa gelecek ruzgari ve hava direncini engeller ve daha az enerji sarf etmesini saglar.

Bunun bir baska ornegi de bisiklet takim yarislarinda birbiri arkasina saklanarak giden ve sik sik en ondekini degistiren yarismacilarda da gorulur. Araba yarislarinda da arkadaki araba ondekine mumkun oldugunca yaklasarak, onun kestigi ruzgar ve hava akiminin avantaji ile daha az yakit harcamayi amaclar. Bu sekilde ucan kuslarda da sik sik en ondeki liderin degistigi ileri surulmektedir.

Yine bu goruse gore, ondeki kus kanadini cirptiginda, kanadinin ucunda bir hava boslugu, yani bir girdap yaratir, arkadaki kus buraya yukselen havayi kanatlarinin altinda bularak ve daha az enerji sarf ederek yuksekligini muhafaza eder. Bu kusun hareketinden de bir arkadaki kus faydalanir.

Bu ucus seklinin daha ziyade buyuk kuslarda gorulmesinin nedeni de bunlarin buyuk kanatlari ile yarattiklari hava hareketinin buyuklugu ve arkadaki kusun isine yarayabilmesidir. 70'li yillarda yapilan bir arastirma sonucunda, 25 kusluk bir filonun bu sekilde ucarak, ucus mesafesini yuzde 75 artirabildigi ileri surulmustur. Ancak bu teoriye gore her kusun ondeki ile ayni mesafe ve acida ucmasi ve senkronize yani es zamanli kanat cirpmasi gerekir ki, bu, gercekte mumkun degildir.

Ikinci bir goruse gore ise, kuslarin gozleri baslarinin yanindadir, dolayisiyla tam onlerini goremezler. Bu ucus sekli ile surunun fertlerinin birbirini gorerek, kaybolmadan bir arada kalmasi saglanir.

Bu goruse karsi olanlar ise kuslarin geceleri de uctuklarini, bu nedenle ondeki kusu gormenin onemli olmadigini zaten suruyu kuslarin bagirislarinin bir arada tuttugunu ileri suruyorlar. Cok basit gibi gorulen bu olayin bile sebebi tam ogrenilmis degil, belki de goruslerin bilesimi, yani hepsi dogru. Kuslar konusabilseler de anlatsalar!

Nicin ayi bazen gunduz de goruyoruz?

>Nicin ayi bazen gunduz de goruyoruz?

Ay sadece gece gorulebilir diye bir sey yok. Gunduzleri de periyoduna bagli olarak ay da tepemizde, butun yildizlar da. Ama gunesin atmosferimizde yansiyan isinlari onlari gormemize mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydi gokyuzu gunduzleri de karanlik olacak, gunesle birlikte yildizlari da gorebilecektik. Ay dunyamiza cok yakin oldugundan gokyuzunde goruntu olarak yildizlardan cok buyuk gorunur.

Eger konumuna gore gunesten iyi isik alabilirse gunduzleri de gokyuzunde rahatlikla gorunebilir. Ayin yuzeyi bir asfalt yol yuzeyi gibi yansiticidir. Koyu renktedir ama tam siyah da degildir. Biz gokyuzunde aya baktigimizda sadece onun gunesten yansittigi isigi goruyoruz. Gunes kadar isik sacmiyor ama yine de gokyuzundeki en parlak yildizdan 100.000 kat daha fazla isik yansitabiliyor. Gunduz havanin aydinligi yildizlarin pariltisini yok eder. Aslinda parlak yildizlarin oldugu bolgede gokyuzunun parlakligi da biraz daha farklidir ama bu farki pek algilayamayiz.

Ama ayin oldugu bolgede isik yeterli ise geceki gibi cok parlak olmasa da onu gorebiliriz. Hatta hava sartlarinin olumlu oldugu durumlarda hava aydinlikken Venus gezegenini bile gorebiliriz. Gunesi buyuk bir ampul, ayi da buyuk bir ayna olarak dusunebiliriz. Bazi durumlarda ampulun isigini dogrudan gormesek bile, aynanin yansittigi isigini gorebiliriz.

Bu, geceleri olan durumdur. Gunesi goremeyiz, cunku dunyamiz ondan gelen isigi bloke etmistir. Ayi, yani aynadan yansiyan isigini gorebiliriz. Ampulu de, aynayi da birlikte gordugumuz durum ise ayin gunduz gorunme durumudur. Genellikle 'ayin karanlik yuzu' diye kullanilan deyis sekli yanlistir. Dogrusunun 'ayin arka yuzu' olmasi gerekir.

Ayin dunyamiz etrafindaki donus suresi ile kendi etrafindaki donus suresi hemen hemen ayni oldugundan, biz ayin hep bir yuzunu goruruz ama ay dunya ile gunes arasindayken bize bakan yuzu karanlik, gunese bakan arka yuzu aydinliktir

Lavabodan su nicin saga donerek bosaliyor?

>Lavabodan su nicin saga donerek bosaliyor?

Lavabonuzu veya kuvetinizi su ile doldurun ve tikaci aniden cekin. Su duz olarak delikten bosatmayacak, done done bir hortum olusturacak sekilde bosalacaktir.

Bu donus yonu kuzey yarimkurede saga dogru, yani saat yonunde, guney yarimkurede ise tam tersidir. Bilim insanlari buna 'Coriolis' kuvveti diyorlar. Her iki yarimkurede boyle birbirine ters yonde hava akimlarinin ve okyanus akintilarinin oldugu herkes tarafindan kabul ediliyor da, bir lavabodan bosalan suda, boyle kucuk bir ortamda dunyanin donusunun etkili olup olamayacagi tartisma konusu. Dunya kendi etrafinda donerken her tarafindaki hiz ayni degildir.

Ekvatordaki biri, bir gunde dunya capi kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diger ifade ile saatte 1670 kilometre hizla yol alirken, tam kutuptaki bir insan sifir hizla sadece kendi etrafinda donmektedir. Ayni sekilde gokyuzunde asili gibi duran bulutlar ruzgarin etkisini katmazsaniz yere gore hareketsizdirler ama altlarindaki kara parcasi ile birlikte donerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hizli donmektedirler.

A'yi ekvatorda, B'yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak dusunelim. Bir top mermisini A'dan tam kuzeye nisanlayip attigimizda, atis sirasinda ekvatorun donus hizi B noktasina gore neredeyse iki kat olacagindan mermi B noktasinin dogusuna gidecektir.

Ayni sekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam guneye atilan bir mermi 45 paralelinde dunya donus hizi daha cok oldugundan bu sefer hedefin batisina dusecektir. Yani kuzey yarimkurede kuzeye veya guneye atilan her sey atanin konumuna gore saga gitmektedir. Bu durum guney yarimkurede ise sola dogru gerceklesmektedir. Her iki yarimkurede kuzey - guney dogrultusunda hareket eden hava akimlari ve okyanus akintilari bu durumdan etkilenirler.

Kuzey yarimkurede saga, guneyde sola donerler. Ancak be. dunya yuzunde buyuk bir olcekte okyanuslarin dibindeki surtunme ve bulutlarin, hava akimlarinin uzerinde bulunduklari yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle olusan bir tabiat olayidir.

Bilim insanlari bunun lavabo veya kuvet gibi nispeten mikro olcude de mumkun olup olmadigini hala tartisiyorlar. Bir kismi burada suyun musluktan cikis sekil ve hizinin, lavaboya dustugu noktanin, lavabonun ve suyun gittigi yerin yapisinin etken oldugunu soyluyorlar, digerleri de ideal sartlarda 50 kere deney yapin ve gorun diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Paslanmaz celik nicin paslanmaz?

>Paslanmaz celik nicin paslanmaz?

Celik ile demir arasinda cok az bir fark vardir. Saf demir bir bakir kadar yumusaktir. Onun icine yuzde 2'ye kadar karbon katilmasi ile inanilmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik ozellikler elde edilir ki, adi artik celiktir. Demirin bol olmasi, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle celigin de kullanimi cok yaygindir. Ancak celikte de, demirde olan bir zayif nokta vardir. Paslanma, diger bir deyisle oksidasyon.

Gunluk hayatimizda kullanilan esyalarin paslanmasi sonucu her yil dunyada milyonlarca dolar bosa gitmektedir. Bu kaybin buyuk bir kismi demir ve celigin paslanmasindan dolayidir. Paslanmayi kisaca demirin havadaki oksijen ile birlesmesi olarak tanimlayabiliriz. Aslinda bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde baslayan paslanma boyanin altindan gecerek diger bir yerde ortaya cikabilir.

Sadece demir ve celik degil diger metaller de paslanir. Ornegin, aluminyum, pirinc, bronz gibi. Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birlesmesinden olusan cok ince tabaka, daha olusur olusmaz malzemenin hava ile temasini keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanin ilerlemesini onler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen degismez.

Demirdeki paslanmanin ozelligi onun ve oksijen atomlarinin boyutlarindaki buyuk farktan dolayi yuzeyde saglam bir birlesme olamamasi, paslanmanin malzemenin icine nufuz etmesi, sadece goruntu degil mukavemetin de bozulmasidir. Paslanmada havadaki nemin de etkisi buyuktur. Reaksiyondaki su miktari pasin rengini de belirler. Bu nedenle pasin rengi siyah veya cok koyu kahverengi olabildigi gibi sarimtirak da olabilir. Paslanmanin hizini artiran faktorlerden bir digeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hizini arttirir. Kisin kar nedeni ile yollarina tuz dokulen yerler ve deniz kenarlarinda paslanma daha hizli olur.

Paslanmaz celikten once, paslanmayi onlemek icin malzeme boyaniyor veya galvaniz kaplaniyordu. Bu cozumler de ozellikle saglik ve gida sektorunde baska sorunlar yaratiyordu. Ilk paslanmaz celigi Harry Brearley, 1913 yilinda tesadufen kesfetti. Tufek namlulari icin cesitli metalleri birlestirerek deneyler yaparken bazilarinin paslanmaya karsi direncli olduklarini gordu. Her buyuk bulusta oldugu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek icin uzun bir ugras verdi. Krom gibi bazi metaller, atom boyutlarinin birbirine yakin olmasindan dolayi oksijenle cok kolay ve suratli birlesirler. Kalinligi birkac atom olacak kadar cok ince ama cok saglam bir tabaka olustururlar. Baska reaksiyon olmaz.

Bu tabaka zedelense bile tekrar olusur. Krom belli bir oranda celige katilirsa yine ayni olay olur, celik artik paslanmaz. Paslanmaz celigin icinde yuzde 10-30 krom vardir. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, aluminyum, bakir, sulfur, fosfor ve benzeri elemanlara bagli olarak kullanim yeri degisir.

Matematikte nicin (-2) ile (-2)'nin carpim sonucu (+4)'dur?

>Matematikte nicin (-2) ile (-2)'nin carpim sonucu (+4)'dur?

Aslinda cok eglenceli olabilecek matematik bizlere kati formullerle ve mantigin kolay kabul edemeyecegi ifadelerle ogretilince bir kabus olup cikiyor. Artinin arti ile, eksinin eksi ile carpim sonucu arti iken arti ile eksinin carpim sonucu eksi oluyor. Peki bunun mantiki izahi nedir? Yani -5 derece sicaklikla -8 derece sicakligi carpinca sonuc +40 derece olup ortalik isiniyor mu? Tabii bu bir saka, sasirtmaca.

Esas bilmemiz gereken (-2)x(-2)=(+4) diye bir esitlik yazdigimizda, bunun sadece rakamlarin ve onlerindeki isaretlerin belirledigi mantiksal bir denklem olmadigi, bir beyan, bir ifade oldugudur. Eger sayilari bir cizgi uzerinde gosterirsek, '-1' sifirin eksi tarafindaki ilk sayi olarak dusunulebilir ama esitlik icinde bu boyle degildir.

Cizginin neresinde olursaniz olun bir adim geri atmaktir. Yani cizgide '+4' noktasinda iseniz ve ona '-1' ilave ederseniz, bir adim geri atarak '+3'e gelmis olursunuz.

Toplama ve cikartmada nispeten kolay olan bu aciklama, is carpmaya gelince biraz zorlasiyor. Ornegin haftanin 5 gunu ise otobus ile gidip geliyorsunuz. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapiliyor.

10 milyon tutarinda 10 tane bilet aldiniz. Her gun gidis-gelis kullandikca iki tanesi eksiliyor. Bunun esitlikteki yeri '-2'dir. Siz bu isi 5 gun suresince yani 5 kere yaparsaniz (-2)x(+5)=(-10) olur ki biletler biter. Diyelim ki bayram tatilinin iki gunu o haftanin persembe ve cuma gunlerine denk geldi ve tatil. Bu sefer yapmaniz gereken hareketi yapmiyorsunuz. Iki gunluk 4 bileti kullanmiyorsunuz.

Bu hareket yapmaniz gerekene gore negatif yani ters yonde bir harekettir. Her gun bilet almak yerine iki gun suresince hic bilet kullanmiyorsunuz. Iki kere negatif hareketi '-2' bilet uzerinde yapinca o hafta elinizde (-2)x(-2)=(+4) bilet kaliyor.

Hala biraz karisik degil mi? Bir ornek daha verelim. Bir esitligin basina '-2' yazdiginiz zaman baslangicta bu sizin sifir noktasindan iki kere geri sicrayarak '-2' noktasina ulasacaginiz anlamina gelir. Ama siz yapacaginiz bu hareketin tam tersini yani negatifini iki defa yapiyorsunuz. Sifirdan '-2'ye sicrama hareketini iki kere ters yonde (-2) yapiyorsunuz ve sonunda '+4' noktasina ulasiyorsunuz. Ters bir kararin tersini yapinca dogruyu buluyorsunuz yani.

Ucan balonlar ne kadar yuksege cikabilir?

>Ucan balonlar ne kadar yuksege cikabilir?

Bazen cocuga alinan bir ucan balon elinden kacabilir. Hep beraber havada yukselen balona bakakalinir. Bu balon havada ne kadar yukselecektir acaba? Ucan balonlarin doldurma uclari ne kadar iyi baglanmis olursa olsun, cok az da olsa hava daha dogrusu helyum kacirirlar.

Havadan cok daha hafif helyum gazi ile sisirilen bu balonlarin agizlarindan kacirdiklarini eve getirdigimiz ve tavana yapisikmis gibi havada duran balonun sabah olunca porsuyup yere inmis oldugunu gorunce anlariz. Balonun agzinin ideal bir bicimde baglanmis oldugunu kabul etsek bile havada yukselebilecegi mesafe yine de sinirlidir.

Yukseldikce hava basinci azaldigindan ve balonun ic basinci disindakinden daha yuksek kaldigindan balon yukseldikce sismeye baslar. Sonunda balonun yapildigi malzemeye, hacmine ve malzemenin kalinligina bagli olarak belirli bir yukseklikte patlar. Kucuk ucan balonlar en cok 10,000 metreye, sepetinde insan tasiyan buyuk balonlar 30,000 metreye, bilim insanlari tarafindan icinde olcum aletleriyle birlikte yollanan arastirma balonlari da 40,000 metreye kadar yukselebilirler.

Balonlarin belirli yukseklikte dis basincin azligina dayanamayip patlamalarindan bazi bilimsel gozlemlerde de faydalanilir. Hava tahmin balonlarina bagli hava sicakligini, basincini ve nem oranini olcen aletler vardir. Bu balonlar yaklasik 30,000 metre yukseklikte patlayacak sekilde yapilmislardir. Aletler acilan bir parasutle yere yumusak inis yaparlar. Hem uzerlerindeki

degerler kaydedilir hem de oldukca pahali olan bu olcum aletlerinin tekrar kullanilabilmeleri saglanir. Bu olcum aletleri bir tarlanin ortasina, bir agacin tepesine veya bir vadi yatagina da dusebilirler. Onlari bulanlarin ilgili makamlara goturmeleri artik aletlerin ne olduklarini anlamalarina veya insaflarina kalmistir.

Tukenmez kalemin dolmakalemden farki nedir?

>Tukenmez kalemin dolmakalemden farki nedir?

Kalemin tarihi yazininkinden de eskidir. Ilk insanlar sivriltilmis cakmak taslari ile hayvan kemiklerinin ustune resim kazirlardi. Turkceye Arapcadan gecen kalem sozcugunun kaynagi 'kamis' anlamina gelen eski Yunanca 'kalamos' sozcugudur.

Misir, Yunan ve Roma medeniyetlerinde saz ve bambu gibi bitkilerin ici bos saplarindan yapilmis kamis kalemler kullanilirken, Ortacagda kagidin uretimi ile beraber, kaz, kugu, karga gibi kuslarin kanatlarindaki tuylerin murekkebe daldirilmasi seklinde kullanilan tuy kalemler yayginlasti. Murekkepli metal kalemler aslinda ta Romalilar devrinden beri biliniyordu ama John Mitchell adli bir Ingiliz 1822'de ilk kez makine yapimi celik ucu imal etti. Dolmakalemler ise sertlestirilmis yapay kaucugun elde edilmesinden sonra yapilabildi.

Tukenmez kalem adi ile bilinen bilye uclu kalemin son yillarin bir bulusu oldugu sanilir. Halbuki bu kalemin ilk modeli 1880 yillarinda ortaya cikmis ama pek ragbet gormemis, seri uretimine gecilememistir. Alakasiz gibi gozukse de tukenmez kalemin tekrar gundeme gelmesinde ucaklarin gelismesinin etkisi olmustur.

Ucaklar 2-3 bin metreye cikinca hava basinci oldukca azalir. Dolmakalemin haznesinde atmosferik basinc altinda doldurulan murekkep disaridaki basinc dusuk olunca kendiliginden akip yazilari da, giysileri de berbat ediyordu. Ikinci Dunya Savasi'nda Amerikan Hava Kuvvetleri ucus personeli icin havada kullanabilecekleri, murekkep akitmayacak bir kaleme ihtiyac duydu. Bilye uclu kalem aranan bu ozelliklere sahipti. Baslangicta sadece havacilar tarafindan kullanilirken kisa zamanda genis halk tabakalarina da yayildi. Tukenmez kalemlerde murekkep kagida, pirinc uctaki yuvaya yerlestirilmis olan minik bir bilye araciligi ile aktarilir.

Normal yazi kalemlerinde bu bilyenin capi l milimetre, daha ince yazilar icin 0,7 milimetredir. Bilye murekkebin yuvadan disari cikmasini onler ama yuvasinda dondukce yuzeyine sivanan murekkebi kagida verir. Tukenmez kalem murekkebi, dolma kalem murekkebinden daha farkli, ozel bir kimyasal birlesime sahip olup cabuk kuruyan turdendir.

Murekkep uca surekli ve duzgun olarak geldiginden dolgun, temiz ve lekesiz bir yazi yazilmasini saglar. Genellikle bir tukenmez kalemin 2-3 kilometre boyunda bir cizgi cizmeye yetecek kadar murekkebi vardir.

Tukenmez kalemdeki bilye uc, kagit uzerinde dolma kalem ucundan cok daha az bir surtunmeyle ve cok daha cabuk hareket edebildiginden yazma hizi buyuktur ancak bilye ucun kagit uzerine surekli olarak degmesini saglamak icin kalemi daima kuvvetle bastirmak gerekir, bu nedenle de parmaklar daha fazla ve cabuk yorulurlar.

Ne zamandan beri catal ve kasik kullaniyoruz?

>Ne zamandan beri catal ve kasik kullaniyoruz?

Avrupa'da Ronesans baslangicina, diger bir deyisle insanlarin titizligin ve temizligin farkina varmalarina kadar, butun bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanildi. Tabii bunun da bir adabi vardi.

Yemek yerken kullanilan parmak sayisi o kisinin statusunu gosteriyordu. Normal insanlar bes parmaklarini kullanirlarken asiller uc parmaklarini -yuzuk parmagi kesinlikle kullanilmadan- kullaniyorlardi. Aslinda Latince catal anlamina gelen kelime, ciftcilerin hasadi havaya atip savurmada kullandiklari dev catallarin isminden turemistir.

Bunlarin cok kucukleri Turkiye'de Catal Hoyuk'de yapilan kazilarda bulunmus ama ne ise yaradiklari, milattan 400 yil oncesinde sofralarda yemek yemede kullanilip kullanilmadiklari tam anlasilamamistir. Catal konusunda kesin bilinen bir sey, ilk defa 11. yuzyilda Toskana'da (Italya) ortaya ciktigidir. Iki uclu olan bu catallara insanlar "Tanrinin bahsettigi yiyecek yine Tanrinin verdigi parmaklarla yenilebilir" diye siddetle karsi ciktilar. Insanlarin yuzyillar boyu suren, yemek yerken catal kullanmaya karsi direnme gibi tavirlarin tarihte ornegi azdir. 17. Yuzyila kadar suren bu direnmenin bir baska cephesi daha vardi. Yiyecegi bicakla tutup, isirarak yemeye alismis erkekler catal kullanmayi kadinsi bir davranis olarak goruyorlardi.

Bu arada Fransiz ihtilalinin biraz oncesinde Fransa'da yavas yavas dort uclu catallar kullanilmaya baslandi. Zamanla catal kullanmak luks, asalet ve statu gostergesi oldu. Catalla birlikte sofralarda her insan icin ayri tabak ve bardak kullanmak adeti de gelisti, toplumun tum siniflarina ve giderek dunyanin diger yerlerine de yayildi. Kasigin kullanilmaya baslanmasi ise tarih kadar eskidir. Insanlar, catala karsi gosterdikleri direnci kasiga gostermemislerdir. Bu, suphesiz sivi bir sey icmek icin eli kullanmanin iyi bir alternatif olmamasindan kaynaklanmistir.

En eski zamanlara ait kazilarda bile, tas, kemik, agac veya madenden yapilmis kasik veya benzeri seylere rastlanmaktadir. Kasiktaki en onemli gelismeler sapinin seklinde olmustur.

Insanlar nicin icki kadehlerini tokustururlar?

>Insanlar nicin icki kadehlerini tokustururlar?

Bu konuda daha guncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda bes ana duyu var: Dokunma, gorme, koklama, tat alma ve isitme. Yemege gidilen bir restoranda sarap ismarlanirsa, garson sarabi getirdikten sonra bardaga bir parmak koyar ve kontrol etmesi icin dogrudan erkege uzatir. Hic bir kadinin da itiraz etmedigi bu durum gercekten anlasilmazdir.

Cunku dunyadaki aroma ve tat alma uzmanlarinin cogu kadindir. Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soguk temasiyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havali bir sekilde goz hizasina kadar kaldirilip sarabin rengine bakilir. Gorme duyusu kontrolunden sonra kadeh burun hizasindan bir saga bir sola gezdirilerek koklanir.

Minik bir yudum alarak tadini da algiladiniz. Zaten saraptan pek anlamiyorsunuz. Garsonun da mantarini actigi sarabi kendisi icmezse baska birine verecek hali yok. Mecburen 'mukemmel' diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldi, isitme duyusu. Iste o duyuyu da kadehleri tokusturup, 'cinnn' sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gercekten romantik ama isin asli biraz degisik. Antik caglarda bir insanin dusmanini yemege davet edip, onu ortadan kaldirmak icin zehirli bir icki sunmasi gorulmemis bir sey degildi. Ev sahibi ickisinin zehirsiz oldugunu ispat etmek icin kendi ickisini havaya kaldirir ve misafirin ickisinden bir miktarini kendi bardagina dokmesine musaade ederdi.

Her iki kisi de ickilerini ayni anda icerek birbirlerine olan guvenlerini gosterirlerdi. Misafir ev sahibine olan guveninin cok fazla oldugunu gostermek icin bardaklar havada yan yana geldiginde, kendi ickisinden onun bardagina bir sey dokmez, bardagini yavasca onun bardagina vururdu. Duyulan 'cin' sesi gercek bir guvenin ifadesi idi.

Dugunlerde nicin pasta kesiliyor?

>Dugunlerde nicin pasta kesiliyor?

Gunumuzde dugune, evlenen cift tarafindan bir pastanin kesilmesiyle baslanilmasi vazgecilmez bir adet haline gelmistir. Pastanin kat kat yuksekligi biraz da sosyal statu olarak goruldugunden gelin ile damat, boylarini asan bu pastalari, kilic gibi uzun bir bicak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Bugday, tarih boyunca bereket, dogurganlik ve mutlulugun sembolu oldugundan baslangicta, dugun torenlerinde, iyi temenniler gelinin basina bugday dokulerek sunuluyordu.

Evlenmemis veya evlenmeyi bekleyen genc kizlar, kismetleri acilsin diye bu bugday dusunun kendilerinin de baslarina isabet etmesi icin ugrasirlardi. Tipki gunumuzde, gelinin elindeki buketten firlattigi cicekleri ayni inanisla yakalamaya calisan genc kizlar gibi.

Romalilar devrinin baslangicinda ascilar cok saygin bir meslek grubunu olusturuyorlardi ve bu ascilar milattan yaklasik 100 yil once adeti biraz degistirdiler. Bu bugdaylarla kucuk, tatli kekler yaptilar. Kekler suphesiz gelinin basina atmak icin degil, yemek icindi, ama bir sey atmayi aliskanlik haline getirenler bu tatli kekleri de gelinin basina atmaya devam ettiler.

Daha sonralari bu adetin devami olarak, dugune getirilen keklerin bereket getirmesi icin gelinin basi ustunde ufalanmasi, ardindan da evlenen ciftin bu kek kirintilarini birlikte yemesi gibi bir adet basladi. Zaman gectikce misafirler de evlerinden getirdikleri findik, fistik, kurutulmus meyveler ve bala bulanmis bademlerle dugun torenine katkida bulunmaya basladilar. Adet hizla Avrupa'nin batisina, oradan da Ingiltere'ye gecti. Ingiliz ascilar kekleri bir cesit biraya batirip kendilerine has dugun pastalarini yarattilar.

Ortacagin baslarinda ise bu adet bir sure unutuldu. Gelinin basina bugday ve pirinc dokulmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki, dekoratif ve suslu biskuviler, yagli corekler ortaya cikti, adet yine degisti. Misafirler bunlari evlerinde yapip dugune getirmeye basladilar. Ingiltere'de ise bu getirilenler ust uste yigilmaya baslandi. Yiyecek yigini ne kadar yuksekse o kadar iyi, o kadar cok bereket habercisi idi. Evlenen cift bu yiginin uzerinden birbirlerini optukten sonra oncelik gelinde olmak uzere yiyecek tepeciginin yenilmesine baslaniyordu.

Ingiliz ve Fransiz ascilar arasindaki yaraticilik, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayi yapma yarisi sureci icinde dugun pastasi adeti de yayildikca yayildi, dugun torenlerinin olmazsa olmazlari arasina girdi.

Bilim ve Teknik

> Yakin bir gelecekte insan vucudu veri aktariminda kullanilacak
Insan vucudunun bir kisisel genis bant veri agi gibi kullanilmasi ve cep telefonu veya MP3 calarin kablosuz kulakliga ya da dijital fotograf makinasinin PC'ye ve yaziciya insan vucudu araciligiyla baglanmasi yakinda mumkun olacak.
Japon NTT firmasinin gelistirdigi ve "RedTacton" adi verilen teknoloji, insan derisi uzerinden bir hizli genis bant baglantiya esdeger olan "2Mbps" hizinda veri aktarimi saglayarak, vucudun veri aktariminda hizli bir araci olarak kullanilmasina olanak veriyor.
RedTacton uyumlu cihazlar kullanarak bundan boyle cebinizdeki bir MP3calari vucudunuzu bir genis bant ag gibi kullanarak kablosuz kulaklikla dinlemeniz, boynunuzdaki dijital fotograf makinanizda bulunan resimleri bir kablo yerine parmaginizi PC'ye dokunarak iletmeniz yeterli olacak.
Ayrica, veri bir vucuttan digerine gecebildigine gore el sikarak elektronik kartvizit degisimi yapmaniz, yanak yanaga dans ederken muzik dosyalari degis tokusu yapabilmeniz veya sadece opuserek telefon numarasi alabilmeniz olasi hale gelebilecek.
IBM ve Microsoft tarafindan da daha once gelistirilen teknolojiye karsilik deriyle dogrudan temas gerektiren vericiye ihtiyac duymayan RedTracton, cihazlara yerlestirilerek ya da cepte veya cantada tasinarak, vucuda 20 cm uzakliktan veri transferini olanakli kiliyor.
Japon firmasinin gelistirdigi teknolojide, insan vucudunda dogal olarak ortaya cikan anlik elektrik alanindan veri iletiminde faydalanan ve MP3 calar gibi bir cihaza takilan bir verici, insan vucudundaki bu alani bir genis bant baglanti gibi kullaniyor.

***gerCek BIr DahInIn COzUmlerI***

>Mimar Sinan'in mektubu:
Birkac yil once, Suleymaniye Camii'nin yikilma tehlikesiyle karsi karsiya
kaldigi anlasilmis. Eger cozum bulunamazsa, koca cami kisa bir zaman icinde
yikilacakmis. Caminin tum tasiyici yuku kemerlerindeymis. Bu kemerlerin
ortalarinda bulunan kilit taslari zamanla asinmis. Ama elde yazili bir proje
olmadigi icin nasil degistirilecegi bilinmiyormus. Hemen Turkiye'nin en
yetkin muhendis ve mimarlarindan olusan bir heyet olusturulmus. Ortaya bir
suru fikir atilmis. Her kafadan bir ses cikmis ama sonuc alinamamis.
Tartismalar surerken caminin icinde buyuk bir karmasa suruyormus. Ulkenin
cesitli bilim kuruluslarindan bir suru mimar, muhendis kemerleri
inceliyormus. Bu adamlardan biri ortalarda dolanirken, kazara, gizli bir
bolme bulmus. Bolmede, uzerinde eski yazi olan bir not varmis.
Uzmanlara inceletilen kagidin orijinal oldugu belgelenmis. Bu kagit parcasi
bizzat Mimar Sinan'in imzasini tasiyan bir mektupmus. Mektupta yazilanlar
tercume ettirilince ortaya soyle bir metin cikmis.
"Bu notu buldugunuza gore kemerlerden birinin kilit tasi asindi ve nasil
degistirilecegini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit tasinin
nasil degistirilecegini anlatiyormus. Bu oyuk icinde yer alan bir sise ve
sise icindeki notta soyle bir sey yaziyormus:
"Her kim bu tas eskidiginde yenisiyle degistirmek isterse; eski tasin
yerine takilacak yeni kilit tasinin iki tarafindan yagli iple tasi bir
taraftan sokup oteki taraftan ceksin ve sonra ipin disarida kalan
kisimlarini kessin".
Heyet Sinan'in soylediklerini aynen yapmis. Suleymaniye camisi boylelikle
kurtarilmis. Bu mektup su an Topkapi Sarayi'nda saklaniyormus..
Mimar Sinan 2
1950-60 arasi bir tarihte insaat muhendisi, mimar ve jeofizikcilerden olusan
bir Japon heyeti Turkiye'ye gelmis. Heyet Imar ve Iskan Bakanligi'ndan izin
alarak ulkemizdeki tarihi yapilari incelemeye baslamis.
Ayasofyayi, Yerebatan Sarnicini filan gezdikten sonra sira Sinanin kalfalik
eseri Suleymaniye Camisi'yle Sinan'in ogrencisi Mimar Davut Aga'nin eseri
Sultanahmet Camisi'ne gelmis. Japonlar bu camiler uzerinde gunlerce inceleme
yapmislar.
Her gecen gun saskinliklari daha da artiyormus. Cunku Japonlar daha ilk
incelemede camilerin gevsek bir zemin uzerine insa edildigini anlamislar.
Ama bunca yil, bu camilerde bir catlak dahi olmamasina akil sir
erdirememisler. Bunun uzerine Tuurkiye programinin gerisini tamamen iptal
edip, bu iki cami uzerine yogunlasmislar.
Arastirmalarinin sonucunda herhangi bir sarsinti sirasinda bu iki caminin
sabitlenmedigini aksine yerinde oynayarak yikilmaktan kurtulabildigi ortaya
cikmis. Minareleri incelediklerinde ise dumurlari ikiye katlanmis.
Minarelerin cok daha gelismis bir rayli sistem mekanizmasi uzerine
oturtuldugunu ve her yone yaklasik 5 derece yatabildigini gormusler.
Daha derin arastirma yapmak icin Edirne'ye, Sinan'in ustalik eseri Selimiye
Camisi'ne gitmisler. Ordaki olaganustu sistemleri gorunce iyice dumur
olmuslar. Selimiye'nin tum sirlarini aylarini harcayarak cozmusler.
Japonya'ya donduklerinde ise Sinan'in sirlarini uygulamaya sokarak
sehirlerini Sinan'in kullandigi sistemlerle kurup muazzam gokdelenler
dikmisler. Yani su an gelismis ulkelerin gokdelen yapiminda kullanildiklari
cogu sistem, yuzyillar once Sinan'in gelistirdigi mekanizmalarmis.
-------------
Bir gun Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altiinda bir Japon'un
ayaklarini kibleye dogru uzatmis sirtustu yattigini gormusler Tabii
hemenJapon'u, "Burasi kutsal bir yer. Bu sekilde yatmak bizim inanclarimiza
gore saygisizliktir. Lutfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmislar.
Ancak, Japon trans vaziyetteymis, gozlerini kubbeden ayirmadan soyle
sayikliyormus:
"Bu imkansiz. Ben yillarin muhendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal
goruyorum. Bu kubbenin orada o sekilde durmasi fizik ve matematik
kurallarina aykiri. Bu imkansiz, orada hicbir sey yok,orada hicbir sey
yok..."
Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmis. Bu nedenle minarelerinin yakin
zamanda yikilacagi farkedilimis. Uluslararasi bir grup bilimadami
toplanmislar. Nasil kurtaririz bu tarihi minareleri diye kafa kafaya
vermisler. Sonucta en son teknoloji olan metal kelepcelerle minarelerin
temellerini sabitlemenin en iyi cozum olduguna karar vermisler. Minarelerin
temellerini acinca, koymayi dusundukleri kelepcelerin aynisiyla
karsilasmislar. Mimar Sinan bilmem kac yuzyil once ayni seyi dusunmus
megerse
Mimar Sinan'in Selimiye Camii'nin kubbesini o genislige oturtmak icin 13
bilinmeyenli bir denklemi matematigin bilinen 4 ana isleminden farkli
besinci. bir islem yaratarak cozdugu soylenir. Ayrica minarelerin
serefelerine cikanlarin yolda birbirlerini gormemeleri ise buyuk bir bir
dehanin urunudur. Almanlar ayni sistemi meclislerinin onundeki dev kurede
kullanmislar. Mimar Sinan bu sistemi 2 metre capindaki minarelere yuzyillar
once monte edebilecek bir dehadir. Almanlarin dehasi ise, o cirkin metal
yiginina Selimiye'den fazla turist cekebilmelerindedir..

Bunlari biliyormusunuz ?

>

Piramitlerin sirri


Kahire'de bulunan Keops piramitinin 12 ton agirliginda iki bucuk milyon tas
bloktan olustugunu, Gunde on blok yerlestirilmesi halinde yapiminin 664 yil
surecegini, Piramitin ustunden gecen meridyenin karalari ve denizleri tam
esit iki parcaya boldugunu ve piramitin dunyanin agirlik merkezinin tam
ortasinda bulundugunu, Yuksekliginin (164 m.) bir milyarla carpiminin
gunesle dunyamiz arasindaki uzakligi verdigini, Taban alaninin,
yuksekliginin iki katina bolunmesinin pi sayisini verdigini,
Biliyor muydunuz?


Kizilderililer New York'u kaca satti ?

Bugun dunyanin en pahali arazisi sayilan New York'un unlu Manhattan adasinin
1624 yilinda Peter Munite adli bir tuccar tarafindan kizilderililerden 24
dolar degerindeki incik boncuk karsiliginda satin alindigini, Toplam 58 km2
olan Manhattan'a ilk olarak Hollandali gocmenlerin yerlestigini ve bolgeye
New Amsterdam adi verildigini, Bolgeye 1664 yilinda yerlesen Ingilizlerin
New York adini verdigini, Kizilderililerin 24 dolarlarini 377 yildir
Amerikan hazine bonolarina yillik % 5 faiz ile yatirsalar bugun 2 milyar336
milyon 536 bin 394 dolarlari olacagini, Biliyor muydunuz?

Yasli Albayin Inadi:


Amerika'da yasli bir emekli olan albay Sanders'in otoyol kenarinda kucuk bir
lokanta islettigini, Otoyol baska bir yere tasinacagi icin lokantasini
kapattigini, Kendi buldugu bir kizarmis tavuk tarifinden baska bir sermayesi
kalmadigini, Bu tarifi ulkedeki lokanta sahiplerine satarak pilic basina
prim almaya karar verdigini, Tum ulkeyi arabasi ile dolastigini ve tam 1009
lokantadan red cevabi aldigini, Fakat sonunda birinin kabul ettigini ve
bunun sonucunda Kentucy Fried Chicken zincirinin dogdugunu, Albay Sanders'in
simdi ulkenin sayili zenginlerinden oldugunu, Biliyor muydunuz?


Sigara sagliga iyi gelir...

[img]http://images.google.com.tr/images?q=tbnQN4SL3oKncC:www.ipl.dtu.dk/~thn/billed/cigaret.jpg[/img]
Avrupalilarin tutun icmeyi onun tedavi edici ozellikleri olduguna inanan
Amerikan kizilderililerinden ogrendiklerini, 16. yuzyilda tutunun Avrupa'ya
tibbi faydalari olan bir madde olarak tanitildigini, tutunun zararli
etkilerinin ancak 1950'lerde kanitlanip kamuoyuna aciklandigini, Dunyada
sigaradan kaynaklanan toplam olumlerin 1995 yilinda 2.5 milyon kisi
oldugunu, Bu rakamin 2050 yilinda 12 milyona ulasmasinin beklendigini, 1990
yilinda Amerikada 20 bin kisi uyusturucudan olurken 400 bin kisinin
sigaradan oldugunu, Her sigaranin bir tiryakinin hayatinin 5.5 dakikasina
mal oldugunu, Ingilterede butun sigara tiryakilerinin yarisinin sigara
kullanimindan dolayi oleceklerini, Biliyor muydunuz?


Olmaz Olmaz deme olmaz olmaz


Leonardo Da Vinci'nin 16. yy. basinda modern helikoptere sasirtici derecede
benzeyen ucan makineler cizdigini, Engizisyon korkusu ile bunlari
gizledigini, Bu tasarilar 1797 yilinda yayinlandiginda herkesin havadan agir
makinelerin asla yerden ayrilamayacagi konusunda fikir birligi ettigini, 20.
yy. baslarinda unlu astronom Simon Newcomb'un ucan araclarin uzun mesafelere
gidebilmesini saglayacak bir itici gucun bulunamayacagini savundugunu, 1924
yilinda prof. Hermann Oberth'in "Uzaya Roketler" adli kitabini elestiren
unlu Nature dergisinin uzay roketi tasarilarinin ancak insan soyunun
tukenmesinden biraz once gerceklesebilecegini one surdugunu, Ilk roketlerin
dunyadan ayrildigi 1940'larda bile doktorlarin insan metabolizmasinin
yercekimsiz ortama , uymayacagini ve insanli uzay ucuslarinin imkansiz
oldugunu savunduklarini, Biliyor muydunuz?


Piramitlerin Sirlari 2

Piramitlerin icerisinde ultrasound, radar,sonar gibi cihazlarin
>calismadigini, Kirletilmis suyun bir kac gun piramitin icinde birakildiginda
aritilmis olarak bulundugunu, Piramitin icerisinde sutun bir kac gun sureyle
taze kaldigini ve sonunda bozulmadan yogurt haline geldigini, Bitkilerin
piramit icerisinde daha hizli buyuduklerini, Cop bidonu icindeki yemek
artiklarinin hic koku yaymadan mumyalastiklarini, Kesik, yanik, siyrik ve
yaralarin piramitin icinde daha cabuk iyilestigini, Piramitin icinin yazin
soguk, kisin sicak oldugunu, Piramit kimin adina yapildiysa onun bulundugu
odaya yilda 2 kez gunes girdigini ve bu gunlerin dogdugu ve tahta ciktigi
gunler oldugunu, Biliyor muydunuz?
Piri Reis haritalarini uydudan mi cizdi ?


18. yy. baslarinda Topkapi sarayinda amiral Piri Reis'e ait bir cok eski
haritanin bulundugunu, 1957 yilinda Amerikali haritacilar tarafindan
incelenen haritalarda henuz 1952 yilinda ses yansitici araclarla kesfedilen
Antarktika daglarinin butun ayrintilariyla cizildigini, Daha sonra uydu
fotograflari ile karsilastirilan haritalarla uydu fotograflari arasinda
muthis benzerlikler ciktigini, Bilim adamlarinin bu haritalarin ancak cok
yukseklerden cekilmis fotograflar araciligi ile cizilebilecegini >soylediklerini,
Biliyor muydunuz?


Ingiliz taburu nereye gitti ?

12 agustos 1915'te Canakkale savasinda Ingilizlerin 54. tumenine ait 4.
Norfolk taburunun Kucuk Anafartalar ovasinda bir tepeye tirmandigini,
Tepenin uzerindeki ekmek somunu seklindeki beyaz bulutun icine girdiklerini,
Son askerde bulutun icinde kaybolduktan sonra bulutun yavasca havalandigini
ve ruzgarin aksi yonunde hareket ettigini, 250 asker, 16 subay ve 1 albayin
hic bir iz birakmadan kaybolup gittigini ve bir daha haber alinamadigini,
Biliyor muydunuz?


Kanuni Viyana'yi neden alamadi ?


Kanuni Sultan Suleyman'in 1529 yilinin mayis ayinda 75 bin kisilik buyuk bir
ordu ile Viyana'ya sefere ciktigini, O yilin son 10 yilin en yagisli yazini
yasadigini, Kanuni'nin camura saplanan toplarini geride biraktigini, Viyana
onlerinede bu kosullar nedeniyle bes ayda ancak vardigini, ordusunun
yiprandigini, Bu arada Viyanalilara takviye geldigini ve hazirliklarini
tamamladiklarini, asker sayilarini iki katina cikardiklarini, Bu aksilikler
olmasa Kanuninin buyuk olasilikla Viyana'yi almis olacagini ve tarihin
degisecegini, Biliyor muydunuz

Bayrak Nedir? Bayragimizin Tarihcesi! (Genel Bilgi)

>Bayragin hangi devirde hangi millet tarafindan ilk defa kullanildigina dair kesin bir tarih gosterilemiyor.Cesitli kaynaklar ilk bayragn Yahudiler, Iranlilar, Misirlilar ve Cinliler tarafindan kullanilmis olmasi ihtimalini ileri surmektedir.Fakat hicretten 2813 yil once Misirlilarin kullandigina dair kesin kayitlar vardir.Iskenderin Dara ile olan savaslarinda da uzun gonderler uzerine buyuk bayraklar bagladigida bilinmektedir.


--------------------------------------------------------------------------------

Sekline ve anlamina gelince; bir millet veya cemiyetin sembolu olarak kullanilan dort kose duz yada cesitli renkler tasiyan, bazilarinda ozel isaretler ve resimler bulunan bir bezdir.Onemi olan resmi bayraklarla askeri kitalarda kullanilanlarla ve gemilerin arka taraflarina cekilen bayrakalra Sancak denilir.


--------------------------------------------------------------------------------

Bayrak kelimesinin asli mizrak anlamina gelen batrak sozunden gelmektedir.Zamanla T harfi dusmus yerini Y harfi almistir.Eski Turkler savaslarda mizraklarinin ucuna kirmizi bir ipek kumas parcasi takarlardi bunlara Kutas denirdi, mizraklara kumas yerine yaban okuzu kuyrugu takarlardi ki bunlara da Yak denirdi.


--------------------------------------------------------------------------------

Cesitli Turk topluluklari arasindaki bu deyimler daha sonradan Selcuk ve Osmanli Turkleri arasinda bayraklarin bicimlerine gore ayri ayri adlar almistir.At kuyrugundan olanlar Tug, kumastan olanlar Bayrak, ince uzun olanlara Yalav bayraklarin tepesine takilan kuyruklara Percem veya Beckem, alemlerede tanuk denilmistir.


--------------------------------------------------------------------------------

Araplarin kullandigi bayrakalrin kucuklerine liva buyuklerine urayet denilmektedir.Turk topluluklarinda Ilhanlilarin kullandigi bayragin rengi beyazdir.Selcuk Turkleri hem siyah hemde beyaz bayrak kullanmislardir.Selcuklular cifte bayrak, Iranlilar gunesli ve arslanli, Timur da ejderli bayraklar kullanmislardir.


--------------------------------------------------------------------------------

Osmanlilardan zamanimiza kadar kullanilan bayraklara gelince; Osman gazinin kurdugu buyuk beylik toprak kazanclariyla hizla buyuyup gelistigi devrede devleti temsil eden tek renkli ve tek sekilli bir bayrak yoktu.Anadolu Selcuklu hukumdari Giyasettin Mesut tarafindan osman gaziye egemenlik alameti olarak gonderilenler arasinda bir de beyaz bayrak vardir.Turk akinlarinda ordunun basinda bu bayrak dalgalanmistir.Bu tarihten once yani beyaz bayrak gonderilmeden Osman gazi savas bayragi olarak kirmizi bayragi secmistir.Osman gazinin kirmiziya karsi ozel bir alkasi oldugu bilinmektedir.Bu yuzden kirmizi cuhadan serpus giymistir.Asiret halki da kirmizi rengi pek sevdiklerinden kirmizi keceden yapilmis kuahlar giymislerdir.


--------------------------------------------------------------------------------

Osman gaziye emaret verilmesinden sonrada kirmizinin yerini beyaz bayrak almistir.Takii XV.y.y la kadar bu tarihten sonra Osmanlilarin beyaz bayrak yerine kirmizi bayrakda kullandiklari anlasiliyor.Bu devirlerde bayrak yine tek renk ve tek sekilde degildir.Devletin cesitli askeri ve sosyal kademelerinde turlu renk ve sekillerde bayraklar kullanilmistir.Bunlar hukumdarlara, kapikulu ocaklarina, devlet buyuklerine, beylerbeyi, sancak beylerine mahsus turlu renk ve sekilde bayraklardir.


--------------------------------------------------------------------------------

Yeniceri ocaginin cesitli ortalarininda ozel bayragi vardir.Bunlarin sekilleri ve renkleri ayri ayridir.Uzerlerine Capa, balik, anahtar, tavsan v.s. gibi her ortamin alameti bulunurdu.Topcu, humbaraci, lagamci gibi askeri orgutlerde bayraklari uzerine kendi alametleri olan top, humbara resimleri koyarlardi.


--------------------------------------------------------------------------------

XVI. y.y.da yeniceriler ve sipahiler ayri ayri renk ve sekillerde bayraklar kullanmislardir.Yeniceriler ak, sipahi bolukleri kirmizi, silahtar bolukleri sari, orta ve asagi boluklerde alaca bayrak kullanmislardir.Bu bayrak renkleri Kanuni Sulta Suleyman devrsnde yediye kadar cikmistir.Bu konuda yazilan bir eserde su bilgiler yer almaktadir."Kanuni Suleyman zamaninda veziriazam fenk Ibrahim Pasa nemceye karsi savasa memur edildigi zaman Turk imparotorlugunun bayraklarinin adedi artirilmistir.O vakte kadar ancak dort cesit bayrak bulunuyordu.Bunlardan birisi beyaz ikisi yesil idi uzerlerine altin sirma ile kuran islenmisti.Buna uc bayrak daha ilave edildi.Hasanbey zadenin rivayetine gorede bayraklardaki yildiz adedi yedi idi.Birisi beyaz, birisi yesil ucuncusu sariydi diger dort adetten ikisi kirmizi ikisi de alaca renkli idi". Eser sahibinin verdigi bu bilgiler Osmanli kaynaklarindaki kayitlara uymaktadir.Yalniz yesil renk denizciler tarafindan kullanilmis ve gazilik alameti sayilmistir.Hukumdarlarin kullandigi beyaz bayragi devletin timsali sayabiliriz.


--------------------------------------------------------------------------------

buggunku kirmizi bes koseli ayyildizli bayraga dogru ilk adim ikinci Mahmut zamaninda atilmistir.Ayla beraber yildiz seklinin kullanilmasi ise XVIII. y.y sonlarinda ve III. Selim devrinde gorulur.Yalniz o zaman ki yildiz sekli 8 kolludur kol adedi sekizden bese Abdulmecit zamaninda indirilmistir.Boylece XIX. y.y.'in ilk yarisindan itibaren bugunku sekli ile ay yildizli bayrak Osmanlilarin devleti temsil eden resmi ve milli bayragi oldu.Ayrica padisahlara mahsus olan bayraklarin uzerlerinde tugra gibi ozel isaretler vardi.


--------------------------------------------------------------------------------

!922 yilinda saltanatin kaldirilmasi uzerine gunesli ve tugrali bu ozel bayraklar yerine hilafete mahsus yesil zemin ortasinda sekiz suali beyaz ayyildizli bir sancak kabul edildi.Hlafetinde kaldirilmasiyla Cumhuriyet hukumetince 1925 yilinda bir bayrak talimatnamesi yapildi.Boylece milli bayrakla savas ve ticaret gemilerine mahsus bayraklarin sekli tesbit edilmistir.


--------------------------------------------------------------------------------

Sonradan milli bayraga ve bunun sekline daha kesin ve resmi mahiyet verilmek uzere B.M.M' since 29 Mayis 1936 tarihinde bir kanu kabul edildi.1937 yilinda da bu kanunun uygulama seklini tesbit eden Turk bayragi nizamnamesi nesredildi ve boylece bugunku ayyildizli bayragimiz kesin seklini almis oldu.