17 Haziran 2007 Pazar

turklerin tarihi ve kizilcahamami tanitma projesi

>KIZILCAHAMAM'I TANITMA PROJESI -Alkan Biraderler

Beseriyetin hafizasi ve insanligin tecrubesi olan tarih, suurda yasadikca, milletlerin sahsiyetlerini gelistirmeye, kultur ve ulkulerini guclendirmeye hizmet eder. Tarihini bilmeyen ve suurunu tasimayan milletler, hafiza ve idraklerini kaybetmis saskin kimselere benzer.



Beseriyetin hafizasini canli ve diri tutacak unsur ise belgelerdir. Buna karsi Yabanabad’ in gecmisi hakkinda yeterli kazi ve arastirma yapilamamis olmasi yuzunden, bugune kadar bolge ile ilgili yazili eserlerde, Ankara ile beraber ele alinma zarureti hasil olagelmistir.



Ankara-Diskapi’da bulunan Roma Hamami ve Haci Bayram Camii yanindaki Ogust Tapinagi harabeleri, Arkeoloji Muzesinde sergilenen buluntular yaninda, ilcemiz sinirlari icinde bulunan Baskoy Kalesi, Mahkeme Agacin kilise magaralari, Akdogan Koyu kazilari, Saray koyu Roma harabesi, Seyhamami’ ndaki eski kilise, genel olarak Ankara ve munhasiran Yabanabad tarihinin ilkcaglara kadar uzandigini, o devirlerde onemli bir yerlesim yeri oldugu konusunda bir fikir veriyor.



Ankara ve Yabanabad bolgesinin, sulari, tabii guzelligi ve insanin temel ihtiyaclarini karsilayabilecek zira calismalara imkan veren topragi ile sadece yerlesim yeri olarak kalmayip, Ilkcagda Ortadogu’ nun en onemli stratejik unsuru olan Kral Yolu’nun uzerinde bulunmasindan dolayi onemli bir konaklama merkezi oldugu da bir gercekdir. Asya-Avrupa arasi goc, ve seferler sirasinda da cok onemli bir ugrak merkezi olan Yabanabad’ dan, Kargasekmez ve Azaphane gecitleri ile kuzeye, Ozboyu (Kirmir vadisi) ile de batiya ulasmak mumkun olmustur. (Bugun uluslararasi iki karayolu da ve E-89-Kizilcahamam’dan gecerek, bolgenin hala onemli bir gecit ve ugrak yeri oldugunu adeta tasdik eder.)



Genel olarak 20. Asrin baslarinda Ankara civarinda eski medeniyet izlerinin nisbeten yer uzerinde bulundugu; Cubuk, Maltepe, Uregil, Ataturk Orman Ciftligi, Ergazi, Baglum, Karaoglan, Gudul, Ahlatlibel ve Eti Yokusu gibi mevkilerde yapilan kazilarda ortaya cikarilan yapi, arac-gerec ve yazili belgelerden, Ankara ve cevresinde Kalkolotik ve Bakir Cagi’na ait iskan izleri goruluyor.



Sehrin bazi yerlerinde Paleolotik devir tas aletlerI ve kalenin eteginde Neolitik devIr el baltasi bulunmasi, buranin o donemde iskan edildigini gosteriyor. Cikarilan belgelerin okunmasindan, cevrede koyler kuruldugu, hayvanlarin evcillestirildigi, tarim ve kismen dokumacilikla ugrasildigi anlasilmaktadir.



Ayrica yapilan arastirmalarda ilcemiz Cestepe koyunun Paleolotik devirde yerlesim yeri oldugu goruluyor.



M.O. 2. Bin yil baslarinda, once Asurlular’in Orta Anadolu’da ticari koloniler kurdugu, ardindan Hitit’lerin gelip, Hatusas (Bogazkoy) merkez olmak uzere Ankara ve cevresine hakim olduklari gorulur. Akdogan koyu ve dolaylarinda Prof. Dr. Muzaffer Senyurek’in yaptigi arastirma ve kazi bulgularindan, Hititlerin bolgede ve Kirmir vadisi tabaninda yasamis olduklari tesbit edilmistir. Fakat bu arastirmaci ilim adaminin tesbitleri yayinlanmadan, bir ucak kazasinda vefat ettigi icin bolgemizin tarihi hakkinda daha fazla bilgi edinebilmek su an icin mumkun olamamistir.



Hititlerden sonra, M.O. IX. Asirda Frigyalilar, merkez Gordiyon (Polatli yakinlarinda ) olmak uzere, Manisa, Afyon, Ankara ve Konya’yi icine alan ve Malatya’ya kadar uzanan bir bolgede hakimiyet kurarlar. Ankara bu donemde (M.O.VII-VII asir) muhtemelen kale ve etrafina kurulmustur.



Arkeolojik buluntulara gore Ankara tarihi Friglerle baslar. Haci Bayram Tepesi zirve olmak uzere, hal civarindan, Cankirikapi ve Diskapi’ya kadar olan kisim bir Frig hoyugu olup, Anitkabir, Bahcelievler ve Ciftlik tumulusleri (Yigma tepe) asillerin, istasyon civari ise halkin mezarligidir. Gerek mezar tumuluslerinin buyuklugu, gerekse icindeki esyanin zenginligi Ankara’nin onemli bir Prenslik oldugunu ortaya koyar.



Bu tablo Ankara ve cevresinin Frigler tarafindan iskan edildigini gostermis olmasina karsi, Yabanabad’ da iskani gosteren fazla bir ize rastlanmiyor. Bunun icin ozellikle Kizilcahamam’da iskanin olabilecegi kanaatinde oldugumuz Ozboyu’nun (Kirmir Vadisi) Gudul’e kadar arastirilmasi gerekmektedir. Cunku 1463 tarihli tahrir defterine gore Gudul’e bagli Kesanuz (Yesiloz) ve Erkeksu koylerinde Rum halkin bulundugu gorulmektedir.



Ankara’ya cesitli donemlerde “Ankaraya, Angora, Enguru” gibi isimlerin ne zaman ve kimler tarafindan kondugu bilinmiyor. Bizans kaynaklarinda, Galatlar’in Misirlilara kazandigi bir deniz zaferi serefine bu sehri kurduklarini ve zaferin nesi olarak Misirlilardan ele gecirdikleri bir gemi capasindan dolayi, ismini Ankaraya koyduklari belirtiliyor. (Ank-Grekce-=Cengel ve kivrimli. Gemi capasinin da cengelli ve kivrimli olmasi, bu gorusu kuvvetlendiriyor)



M.O. VII asrin ortalarinda Dogu Anadolu’ya gelen Iskitler, buradaki Urartu’ larin karsi koymalari ile Orta Anadolu’ya yonelirler. Gordiyon’u tahrip ederek Frigya Devleti’ni yikarlar ve VII asrin ilk ceyreginden itibaren Ankara ve cevresinde belli bir sure devam edecek bir hakimiyet kurarlar.



Iskitler’den sonra Ankara ve cevresi, M.O. 547’den itibaren Lidya hakimiyeti altina girer. Fakat Iran’dan gelen Pers’lerin saldirmasi sonucu, baskentleri Sard’ (Manisa’nin ilcesi Sardmahmud) a kadar cekilirler ve yenilirler. Ozellikle bu donemde kullanilan Kral Yolu’un, Ankara’dan gectigini yukarida belirtmistik.



Pers hakimiyeti, Makedonyali Buyuk Iskender’in, Dogu Seferi icin Anadolu’ya gelisine kadar devam eder. Kral Yolu ile Gordion’a ugrayan Buyuk Iskender, burada bir kis gecirerek, M.O. 333 yili baharinda, Ankara’ya gelip yaza kadar Pers ordusunu bekler. Daha sonra da Dogu seferine devam etmek uzere, ayni yol ile guneye inerek, Toroslari asar.



Buyuk Iskender’in hakimiyetinin ardindan, M.O 281 yilindan itibaren bu sefer de yagmaci ve capulcu bir Avrupa kavmi olan Galatlar, Balkanlar’ dan Anadolu bozkirlarina gelerek, cobanlik yaptiklari Fransa ve Guney Almanya gibi kendi memleketlerine benzettikleri Ankara ve cevresini uygun bulup bu cevrede Galatya adiyla bir devlet kurarlar. Fakat Anadolu’nun yerlesik halki bu barbar kavmi Romalilar’a sikayet edince M.O. 188 de Roma Konsulu Manliyus Vulsa Galatlari yener ve, bir daha yagmacilik yapmamalari sarti ile baris yapilir. Bu sekilde II.Asrin baslarindan itibaren bu bolgede siyaset birligi yeniden kuran Romalilar, Ankara ve cevresinin cografi onemi ve ticari yollar uzerinde bulunmasi sebebiyle, Galatya’yi bir Roma eyaleti haline getirirler ve Ankara’yi da bu eyaletin baskenti yaparlar. (M.O. 25) Galatya bu sekilde kurulduktan sonra Yabanabad, kuzeyde merkezi Gangra (Cankiri) olan Paflagonya Eyaleti sinirlari icinde yer alir.



Ankara M.S.(188) II.Asirdan itibaren, Roma ile kurulan sIki iliskilerin de sonucu yavas yavas buyuyup gelisir ve en parlak donemini yasar.



M.O. 391 de Roma uzerine yuklenerek bir koldan Antakya’ya, baska bir koldan da Galatya’ya kadar dayanip (M.O.395-398) Ankara civarina gelen Hunlar’in, Yabanabad’a gelip gelmedikleri konusunda bir bilgi yok.



M.S. 515/516 yillarinda Sabar (Sibir) Turkleri Anadolu’ya girerek Kayseri, Konya ve Ankara civarlarina akinlar yaparak pek cok ganimet alirlar.



M.O. 395 de Roma Imparatorlugu’nun ikiye ayrilmasi ile, Dogu Roma (Bizans) hakimiyet sahasi icinde kalan Ankara (ve Yabanabad), VII. Asir baslarinda Sasniler’in Anadolu’ya duzenledikleri seferler sonucu, 620 yilinda hukumdar II.Husrev tarafindan ele gecirilirse de, kisa bir sure sonra (627) Bizans Hukumdari Heraklius tarafindan geri alinir.



Bu yillardan itibaren, Arap Devletleri Istanbul’u almak icin Anadolu’ya sayisiz sefer duzenlediler. Bu amacin gerceklesmesi icin,onemli bir gecit uzerinde bulunan Ankara ve Yabanabad’dan gecmek gerektiginden, bolge Malazgirt Zaferi’ne kadar Bizans ve Araplar arasinda surekli el degistirir. Ankara bu donemde Musluman Araplar tarafindan Enguru veya diye anilir. Halkin Ankrya sozunu, Farsca uzum demek olan “Enguru”ye benzetmesi sonucu bu ismi verdigi anlasilmaktadir.



Sehir Araplar tarafindan ilk olarak 654 de isgal edilirse de bir sure sonra Bizans tarafindan geri alinir. VIII. asir sonlarina kadar Bizans hakimiyetinde kalan ve devamli akinlarla oldukca zayiflayan Ankara, 838 de Halife El-Mu’tasim tarafindan zapdedilerek, bastanbasa yikilip yagma edilir. Bundan sonra Islam ordularinin, Istanbul’a ulasmak icin, Yabanabad (Kargasekmez, Azaphane ve Kirmir vadisi) gecitlerini kullanmis olduklarini soyleyebiliriz.




2-SELCUKLULAR DONEMI:



Ustunlugun artik bariz bir sekilde doguya gecmeye basladigi XI.Asir baslarinda, Anadolu’nun dogu sinirlarinda tarihin seyrini degistirebilecek kabiliyette, dogum sancisi seklinde heyecanli bir kipirdanma tezhur etmektedir.



Bu devir, tarih kimligimizin meydana gelip, kemale ermesi bakimindan oldugu gibi, asirlar sonrasi bazi onemli olaylara zemin teskil etmesi bakimindan da cok onemli ve ilginc bir takim olaylarla dolu olup, bizler icin derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.



a-Turklerin Islamiyeti kabul etmeleri:



Araplarin Cinlilerle yaptigi Talas savasinda, ezeli dusmanlarina karsi Araplarin yaninda yer alan Turkler,bu suretle ilk olarak Islamla tanisma firsati buldularsa da asil toplu olarak bu dini kabul etmeleri Karahanlilar zamanina rastlar.



Turklerin Islam’i kabul etmeleri basli basina bir olay olup anlatmaya sayfalar yetmez. Ancak simdilik Turkler’in kendi dinleri ile bir cok (Tevhid esasi, Kurban, Ahiret ve ruhun bekasi, gogun katlari, cihad Vb.) ortak noktalari oldugu icin ve kilic zoru ile degil gonullu olarak topluca Musluman olduklarini belirtelim.



Gokturk Hakani Bilge Kagan’in Orhun kitabelerinde belirttigi tavsiyesine uyarak gocebe hayati birakip yerlesIk duzene gecen ve siyasi birligi saglayan Turkler Cihan hakimiyetine nereden baslayacaklari konusunda kararsiz durumda iken mi secmeleri ile bu dugum kendiliginden cozulur ve sebeplerini birazdan aciklayacagimiz sekilde Bati’ya yonelmeye baslarlar.



b-Dandanakan savasi:



Asya’da hukumranlik iddiasinda bulunan iki Musluman Turk devleti olan Selcuklular ile Gazneliler arasinda hukum suren cekisme, nihayet Dandanakan savasinda Oguz soyunun temsilcisi olan Selcuklularin galibiyeti ile sonuclanir.



Gazneliler’e karsi kucuk Oguz ordusunun bu zaferi, kimsenin hatir ve hayalinden gecemezdi. Oguzlarin partiyi kaybettikleri, hic Horasan’a inmemis gibi bir istikballe Aral golu etrafindaki bozkirlara atilacagina herkes emindi. Yalniz Selcuklular bunun aksini dusunuyorlar ve bu dusuncelerine inaniyorlardi.



Dandanakan Turk tarihinin Istanbul’un fethi ve Malazgirt’ten sonra en muhim hadisesidir. Filhakika bin yil kapali kitalarda dolasan Turkler, Dandanakan ile bir hamlede acik denizlere inmislerdir. Dandanakan, Osmanli cihan devletinin kurulmasinin uzak sebeplerini hazirlamis, bu inanilmaz mucizeyi mumkun kilmistir. Bu suretle tarihin dengesi altust olmus, mecrasi degismistir.



c-Buyuk Turk muhacereti:



Turk milletinin Islam dunyasina hakimiyetleri, Islamiyeti kabul etmeleri ile baslayan buyuk Turk muhaceretinin tabii bir neticesidir. Ozellikle Anadolu’nun Turklesmesine sebep olan bu buyuk muhaceret olayi olmasaydi ne Selcuklu devleti, ne de Turk hakimiyeti soz konusu olurdu. Bu onemi dolayisiyla bu gocler hakkinda esasli bilgi edinmek, bu tarih donum noktasinin ve halkimizin gercek kokenini ogrenmek bakimindan bir zaruriyet oldugu inancindayim.



10.Asir baslarinda Cin ve Mancurya’da kurulan Kitay Devleti 924 de Orhun vadisine saldirarak, zaten yogunlasan nufuslari ve bollasan hayvanlari ile daralan yerlerinde sIkisan Turkleri, yurtlarini birakip Bati’ya goc etmelerine mecbur etti. Bu hareket sirasinda Turk kavimleri arasindaki kaynasma sonunda Saman dinine mensup Baskirdlar, Pecenekler, Macarlar ve Bulgarlar 932 de Karadeniz uzerinden Avrupa ve Balkanlar’a goc ederler.



11.Asir baslarinda Kitaylar’in, diger Dogu Turkleri ile beraber Kipcak, Karluk ve Oguzlar’a baski yapmalari sonucu, 2.bir goc dalgasina sebep oldu. Bu gocler Musluman Oguzlar’in (Turkmenler) Selcuklular idaresinde Islam dunyasina hakim olmalarina imkan verirken, Saman (Pecenek,Uz ve Kipcak) Turkler de Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa ve Balkanlar’a gocuyorlardi.



Butun Avrupa’yi tedirgin eden Saman Turklerinin bu gocler sonunda Balkanlarda meydana getirdigi hakimiyet uzun surmez. Bizans bunlari (1123) ortadan kaldirip bir kismini Balkanlar ve Anadolu’da sinir boylarinda iskan eder.



Saman dinine mensup olan bu Turk boylari zamanla Hiristiyanligi kabul ederek kimliklerini kaybetmislerdir. Ancak Rumeli’deki bu Turk nufusu, daha sonra buraya gelen Turkmenler tarafindan Musluman edilmislerdir. Y.Ziya Yorukan, Rumeli’ye gecen bu Turkmenlerin kamilen Yoruk adini almis olduklarini belirtiyor. Fakat Rumeli’deki kadim yerli Turkler’e bazi yerlerde Gacal, Catak, Aryan, Pomak ve Bulgar gibi degisIk adlar verilmis



d-Anadolu’nun Musluman-Turk yurdu haline gelmesi:



Bu goclerin bizce asil onemlisi, Hazar’in guneyinden Anadolu’ya akin eden Musluman Oguzlar’in gocleridir.



Burada enteresan bir nokta da, Turkler’in Bati Milletlerine nazaran, muayyen bir cografyada yerlesmekte gecikmis olmalaridir. Bu gecikme, asirlarca Asya’da hayvanciliga ve akinciliga dayanan, “Bozkir Medeniyeti” denilen bir hayat nizami icinde yasamis olmalarindan kaynaklanir. Fakat zamanla bu sistemin risklerini anlayarak, VIII.asirdan itibaren, Buyuk Gokturk Hakani Bilge Kagan’in vasiyetine de uyarak, belirli bir mekanda yerlesip, surekli devletler kurma amaci guttuler.



Dandanakan savasindan sonra onlerinde hicbir engel kalmayan Turk boylari hayvanlari ile Malazgirt savasina kadar Anadolu kapilarina gelip dayanirlar. 1018-1021 de Cagri Bey, 1045 de Kutalmis Bey, 1067 de Afsin Bey Anadolu iclerine sayisiz akinlar yapip, buralarin bereketli, yasamaya uygun guzel bir yer oldugunu ve Rumlarin da savasamayacak kadar zayif olduklari konusunda rapor verirler.



1071 Malazgirt Zaferi ile Bizans ordusu yenilince Anadolu kapilari ardina kadar, heyecanla bekleyen Turk boylarina acilir. Hizla iceri dalan Turkler hic direnc gostermeyen Anadolu’da o hizla Ankara ve cevresine ulasirlar. 1073 yilinda Ankara Selcuklu Hakimiyetine girer.



1040 Dandanakan zaferi ile baslayip, 1071 Malazgirt zaferini takip eden yillarda Turkistan, Horasan ve Maveraunnehir’den yapilan goclerle Anadolu’ nun etnik yapisi da hizla degisir. Artik bu gocler istila ve yagma seklinde degil, bir yerlesme ve yurt tutma amaciyla yapilmistir. Boylece Anadolu’nun, yerli (Rum, Ermeni ve Gurcu) nufusu, Turk nufusu karsisinda cok azinlikta kalmistir.



Bu gocebe Turkmenler hakkinda Rumlarin davranislari da kayda deger. Onceden Turkmen akinlarindan sikayet eden Rumlar, Beylik kurulduktan sonra davranislarini derhal degistirip, Bizans’in baskisi idaresi yerine bu Turkmenler’in hakimiyetini seciyor, adalet ve guvene kavusacaklarini umuyorlardi.



Iste Mogollarla Turkler arasindaki esasli fark budur. Nitekim Selcuklu beylerinin ayri ayri Turkmen istilasi ilk zamanlarda mecburen bir takim akin ve yagmalara sebep olmus, fakat devlet kurulunca hersey duzelmistir. Halbuki Mogol istilasi bir devlet idaresinde buyuk ordular vasitasi ile ve bir nufus hareketi olmaksizin, toptan yagma, kital ve tahripler esliginde yapilmisti.



Bu buyuk farka genellikle dikkat edilmezken, yalniz Rus alimi W.Barthold, Turklerin demokrat, Mogollarin da aristokrat bir devlet idaresine sahip olduklarini, Turk beylerinin mevki ve asaletlerine ragmen, Mogollar gibi halka hakaretle bakmadiklarini, bilakis devletin kurulus ve yukselisinde halka birinci derecede mevki verdiklerini belirtmistir.



Kesif Turk muhacereti, Anadolu’yu,11.Asrin son ceyreginde tamamen bir Turk ulkesi yapmistir. Islamiyet’in Orta Asya’da kuvvetlendigi 11. asirdan itibaren bilhassa Buhara ve Semerkant gibi ilim ve kultur merkezlerinden gelen ve “Horasan Erenleri” denen atesli propogandaci dervis gaziler, imanlarini bu asiretlere asilayarak onlara kolayca hukmederler. Emirleri altina giren kitleye once “Cihad” ve “I’l-yi Kelimetullah” umdelerini asiliyor, sonra bu umdelerin tahakkuku icin, gerekli bilgi ve beceriyi veriyor, yol gosteriyor, teskilatlandirip sevk ve idare ediyorlardi. .”Alp” ve “Abdal” gibi unvanlar da tasiyan bu mursidler, once harb ile Bizans topraklarini isgal ediyor, sonra oralarin Turk-Islam topragi (Sulh) haline gelmesi icin muazzam bir faaliyete girisiyorlardi.



Tarihin en dikkate sayan hadiselerinden biri olan bu faaliyet, buyuk bir enerji ve en musbet sekilde ve en kisa zamanda netice veriyordu. Hoca Ahmet Yesev Hazretlerinin talebeleri olduklarini bahsettigimiz ve aralarinda Mevlana Celaleddin Rum seyh Aliyyus Semerkand gibi onderlerin de bulundugu bu manevi mimarlar Anadolu’ya Turk-Islam muhrunun vurulmasinda bizce en etkin rolu oynamislardir.



Asirlar suren Turk-Arap akinlari, zaten Anadolu’da Rum ve Ermeniler’in koy hayatini temelinden yikmisti. Rum ve Ermeni yerli halk, Turk akinlari karsisinda once mustahkem kale ve sehirlere, oradan da daha sonra sahillere cekilmisler, boylece Orta Anadolu tamamen Turklesmistir.



Dogudan gelen Turk gocmenler, ileri, Bizans siniri uzerindeki vilayetlere iskan edilmislerdi. Bunlar proniyelik vazifesi gordukleri icin, butun enerji kudretleri ile bu topraklara yerlesmisler, saf Turk kulturunu temsil etmisler ve Bati Anadolu Turk beyliklerinin nuvesi olmuslardir.



Mogol istilsi ile Kuzeybati Anadolu’ya yerlesen taptaze gocebe kuvvetler, nisbeten hayatiyetini kaybetmis yerlesIk Turklerden daha canli ve atesle hududu muhafaza ediyorlardi. Bunlarin, anayurtlarini mustevliye birakmanin kompleksi icinde cihada sarildiklari muhakkaktir.



Bu yillarda Kuzeybati Anadolu’da dunya capinda gelisme istidadi gosteren bir herc u merc mevcut idi. Bu konuda fazla bir bilgi olmamasina karsi, bu bolgede tesekkul eden dini tarikatlerin, sosyal kitleyi sevk ettikleri muhakkakti.



Oguzlarin Bozok gurubuna mensup 12 boy Kuzey Anadolu, Ucok gurubuna mensup 12 boy da Guney Anadolu’nun cesitli bolgelerine yerlesmislerdir. Turkiye’ ye yerlesen en kalabalik boy, Selcuklularin basinda bulundugu Kinik boyudur. Asalette birinci telafi edilen ve Osmanogullarinin basinda bulundugu Kayilar, daha sonra Afsar ve Bayindirlar da yogun olarak geldiler. Kiniklar ozellikle Kizilirmak cevresini isgal etmislerdir.



Oguz asiretleri uygun yerlesim yerlerinde iskan edildikten sonra buralara genellikle kendi soylari ile ilgili isimler vermeye basladilar. Cevredeki koylerden Kinik, Igmir, Igdir, biraz daha ilerlerde Kizik, Camlidere’de Pecenek, Bayindir, Cubuk’da Cavundur, Ayas’da Bayat gibi koyler Oguz boyu isimlerini tasimaktadir. Bunun yaninda koyun kurucusu oldugu bilinen Dervislerin isimlerini alan, kendi koyumuz oldugu gibi Tasli Seyhler, Ali Dede Seyhler, Yuva Seyh, Otaci Seyh koylerini sayabiliriz. Ayrica icindeki turbeden veya Alperenlik literaturunden isim alan Erenkoy, Tekke gibi koyler de var.



Bozkir kavmi oldugu icin onceleri duzluk yerlere yerlesen Oguzlar, nufuslari cok artinca, daglara da yayilmaya baslamislardir.



Selahattin Kocyigit’ e gore, Orta Asya’dan en son Kipcak Turkleri’nin bir kolu olan Citaklar ilcemize yerlesmis. Yazar, sadece ilcemizde degil, Anadolu’nun pek cok yerinde Citak olarak bilinen aile ve yer ismi var oldugunu belirtiyor. Turkmenistan’da gorev yapan hemsehrimiz Yusuf Akgul ise, Orta Asya’da Citak sozunun, “Cotak” haliyle hal kullanildigindan bahsediyor.



Burada Anadolu’nun Musluman Turk kimligi kazanmasinda manevi mimar olarak rol oynayan Dervis Gaziler hakkinda genis bir sayfa acmak istiyorum.



Horasan’da Yesev tarikatinin kurucusu Pir Turkistan Haci Ahmet Yesev ve cevresindekiler, Islam inanciyla Turk geleneklerini kaynastirarak bir sentez meydana getirmisler ve Islam’i samimiyetle kabul etmislerdi.



Islam Turk kulturunun mimari sayilan bu gurup, kulturumuzun temel taslari olan unsurlari, Islam gibi saglam bir harcla ormusler, sonsuza dek yikilmayacak dayanikli bir yapi meydana getirmislerdi. Sentezci, yani iki farkli unsuru tek butun haline getiren rolleri ile, tarihte isimlendirilirken de bu rollerini aksettirirler.



Alperen ismi, bu ozelliklerin hepsini en iyi sekilde ifadelendiren bir sifattir. Alp; yigit, mert, savasci demektir. Eren ise, Allah yolunda belli bir mertebeye erismis, kendini Allah yoluna adamis kisi anlamindadir. Ilk bakista cok farkli duran bu iki kelimenin, bazi insanlarin sahislarinda somutlastigini goruruz.



Alplik, Islam oncesi Turklerde bir unvan veya savasciligi ifade eden bir sifat olarak kullaniliyordu. Turkler’in Islam’i kabulu ile Anadolu’da eli kilicli bazi din adamlarinin, tasavvuf erbabinin faaliyete gectigi gorulur. Bu insanlar Islam’in yayilmasi icin ellerinden gelen gayreti gosteriyor, kimi sozle kimi zaman kilicla mucadele ediyorlardi. Soz gibi soyut bir kavrami, kilic gibi somut bir varlikla birlestiren bu insanlara,herhalde “Alperen” den daha guzel bir sifat verilemezdi.



AsIk Pasazade’nin “Gaziyan-i Rum”,diger kaynaklarin Alpler-Alperenler gibi unvanlarla zikrettikleri bu zumre, yalniz Anadolu Selcuklularinin cokme devrinde degil, daha ilk Anadolu futuhati esnasinda da mevcut bir sosyal kurum idi.



Islam’dan once Turklerde “kahraman, cengaver” anlamina gelen ve prenslere de verilen Alp unvani, Islam’dan sonra, hatta Musluman Turk devletlerinin resmi unvanlarinda bile devam etmisti. Fakat Islam’i kabul ettikten sonra yalnizca “Gazi” lakabi kullanilmis.



AsIk Pasazade ayrica Alperen olmak icin, kuvvetli yurek, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, ozel bir elbise, yay, iyi bir kilic, sungu ve iyi bir arkadas olmak uzere dokuz sartin arandigini da kaydediyor.



Kirmizi Ebe’nin de icinde bulundugunu var saydigimiz “Baciyan-i Rum” zumresi, tarihcilerden sadece AsIk Pasazade’nin kayitlarinda geciyor. Bu kadinlar uc beyliklerindeki Turkmen kabilelerin silahli ve cengaverleri olarak anlatiliyor.



Alplik ile Erenligi sahsinda birlestirip, Anadolu’nun fethinde ordu icinde yer alan, diger zamanlarda tekkelerde ogrenci yetistiren bu seckinler, kendilerinden sonra gelenlere yol gostermislerdir. Alperenlik,yuksek ahlak ve savasci ruh isteyen bir mertebedir. Onlar Islam’in yogurdugu celik gibi bir sahsiyete ve yilmaz bir savasci iradeye sahiptirler. Halk arasinda oyle kabul gormuslerdir ki, cogu dag baslarinda olan turbeleri bile bu gun pek cok insanin ziyaretgahi halindedir.



Dervis Gaziler, 11.12. ve 13.asirlarda, Anadolu’da henuz fethedilmemis olan yorelere, yol agizlarina, bogazlara tekkelerini kurmuslardir. Bu Tekkeler Turk ordusunun karakolu durumundaydi.



Bu dervisler Hiristiyan ulkeleri, kisa zamanda Turk topragi olarak devlet sinirlari icine dahil etmislerdir. Savasci niteliklerinden dolayi Alperenler, kultur tarihimizde “Kolonizator Turk Dervisleri” olarak da anilmaktadirlar.



Ahmet Yesevden aldiklari ilhamla yola cikan bu sahislarin, kilic ve sozleri oldugunu belirtmistik. Fakat onlarin sozle yaptiklari cihad daha dikkat cekicidir. Dunya tarihinde diger fetihlerden sonra meydana gelen ayaklanma ve direnmeler olurken, bu Dervis Gaziler, Anadolu’daki yerli halkin ruh dunyasini ele gecirdikleri icin herhangi bir direnme ile karsilanilmamistir.



Hoca Ahmet Yesevnin talebeleri olan Dervis Gaziler, bir carik bir asa, birkac bas hayvan ile yerlestikleri yerlerde, ilkin yerli halkdan biraz uzak, tereddut icinde gecen bir zamandan sonra yerli halka yapilan karsiliksiz iyilik ve yardimlarla meydana gelen guvene dayali dostluk, asirlarca surecek, kardesce bir arada yasama duzeninin temelini olusturur. O Cennetmek Dervis Gazilerin tesis ettigi sicaklik ile, Bizans’in zulmunden bunalan yerli halk, Turkmen gocu dalgasina hic direnc gostermez ve zamanla sosyal bir kaynasma meydana gelir.



Batili kaynaklarin: ”Turkler, yerli halki Bizans’in zulum ve fenaliklarindan korumak icin, tanri tarafindan gonderilmisdir.” Diye bahsettigi Turk Begleri, Mogollar gibi yerli halki asla hakir gormeyip, onlara insanca yaklastilar.



Uzerinde yasadigimiz ve “Anadolu” olarak isimlendirdigimiz topraklarin Bizans donemindeki adi; Latince “Gunesin dogdugu yer” anlamina gelen Anatolia’ dir. Islam tarihi kaynaklarinda ise Diyar-i Rum (Rum ulkesi) olaerak gecen bu ellere Anadolu isminin verilmesi, mutasavvif Dervis Gazilerin diliyle olmustur.



Bu Dervis Gazi’lerden biri de, bugun Taslica Koyu’muzde medfn bulunan Kirgiz Ebe ve oglu Oruc Gazi’dir. Bu iki Turk-Islam mucahidinin kabirleri sanki, hal o eski yasadiklari yeri gecmiste oldugu gibi bugun de muhafaza etmek ister gibi koyun girisinde ve cikisindadir. Kaynaklara gore Kizilcahamam’in, kaydi



bulunan en eski Turk-Islam yerlesim yeri oldugu bilinen Taslica Koyu’nde vuku bulan ve yasadigimiz bu topraklara Anadolu isminin verilmesine vesile olan menkibenin genis seyri kitabimizin turizm bolumunde ele alinmistir



Anadolu Selcuklu Sultani Alaaddin Keykubat (1220-1237) ordusu ile seferde iken yolu uzerindeki Taslica’ya ugrar ve burada Kirgiz Ebe’nin, askerlere ayran ikram ettigi sirada gosterdigi keramet karsiligi, Kirgiz Ebe’nin dilegi uzerine buralari onun evlatlarina yurtluk olarak bagislar. Koye de vergi muafiyeti taninir.



Taslica Koyu’ne taninan bu vergi mufiyeti Osmanlilar doneminde de yururlukte kalip, Cumhuriyet’e kadar devam eder ve 1925 sonrasi siyasi sosyal ve ekonomik duzenlemeler cercevesinde kaldirilir.



Keramet ehli biri olmasindan dolayi, Allah’in veli kullari arasinda olan Kirmizi Ebe ve ailesinin, siradan bir gocmen ailesi olmayip, Haci Ahmet Yesevin talebelerinden birisi oldugu hukmunu cikarabiliriz. Bu topraklara yerlestigi tarih olarak da, Melik Mesud’un Ankara’nin kuzeyini fethettigi 1197 veya sonraki 5-10 yil olarak soylememiz mumkundur.



Cunku, bu tarihler, Haci Ahmet Yesevin, talebelerine vasiyeti uzerine olumunden (1166) sonra Anadolu’ya gelmis olabilecekleri tarihlere yakindir. Ikinci bir hareket noktasi da, Kirmizi Ebe’nin,Haci Ahmet Yesevin,yillar once Turkistan’da gosterdigine benzer bir keramet gostermis olmasidir ki, bu ozelligin kendisine Haci Ahmet Yesevden tevarus etmis olmasi kuvvetle muhtemeldir. Azi cok etme kerameti, manevi yonu cok fazla kisilerde gorulen bir haldir.



Tarihin akisina donersek,1176 Miryakefalon zaferinden sonra, 2.Kilicaslan tore geregi ulkeyi ogullari arasinda pay ederken Ankara ve kuzeyini (Cankiri ve Kastamonu dahil) oglu Ankara meliki Muiniddin Mesud’a biraktigini goruyoruz.



Melik Mesud, Bizans’a karsi Sakarya vadisine kadar yaptigi fetihlerle, 1197 de Devrek’i Turk topraklarina katar. Devrek’in fethi,Gerede ve Yabanabad’in bu tarihten once veya en azindan ayni yil Selcuklu hakimiyetine girdigini gosterir.



Bu donemlerde Ankara ve Kastamonu cevresine daginik halde 100.000 cadirlik (=400. 000 kisi) Kayi Turkmen toplulugu yerlestirilmistir.



En onemli Anadolu beyliklerinden olan Candarogullari Beyligi’nin sinirlari icinde bulunan Yabanabad, beyligin basta Osmanlilar olmak uzere diger beyliklerle irtibat noktasinda ve ayni zamanda beyligin egitim ve kultur merkezidir. Bu donemde daha da onem kazanan Yabanabad’in kuzey (Guvem) bolgesinin idaresi, Candaroglu Isfendiyar Bey tarafindan oglu Hizir Bey’e verilmek istenir. Buna karsi cikan oteki oglu Kasim Bey’in Osmanlilar’a basvurmasi sonucu Celebi Mehmet’in bolgeye yurumesi uzerine, bolge idaresi Kasim Bey’in uzerinde kalir. (1417)



Mogollarla yapilan Kosedag Savasi’nda Selcuklular’in yenilmesi sonucu, 1243-1277 arasi Ankara Mogol hakimiyetine girer. Bu yillarda Mogol baskisindan kacan Turkmenler, ilk fetih donemlerinde oldugu gibi buyuk gruplar halinde Anadolu’ya girdiler. Bu goc ile,sahip olduklari menkul kiymetleri ile az cok mureffeh bir takim koylu halk, zengin tuccarlarla beraber, Mogol saldirisindan kacan cok sayida ilim adami, sanatkar, lider, seyh, dervis ve baba Turkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya geldi ve bu goc dalgasindan sonra Turkler Anadolu’da % 85-90 (Ozellikle koylerde % 100 e yakin) bir yogunluga sahip oldular.



Bu sekilde Anadolu’ya gelen baska bir zumre de gocebelerdir. Bunlar ayri ayri yayla ve kislaklarda yasayan yari gocebe unsurlardir. Kendi ihtiyaclari kadar biraz ziraatle mesgul olmakla beraber, bilhassa hayvan suruleri yetistiriyorlar, Orta-Asya’dan getirdikleri halicilik ve nakliyecilik de onlar icin mutemmim bir uretim vasitasi oluyordu. O zamanlar Anadolu’nun pek meshur olan atlarini yetistirenler, halilarini dokuyanlar bunlardi.



12.asrin sonlarina dogru, yillar suren futuhat ve istiladan sonra nufus yavas yavas oturmaya baslar. Koyler onemli bir cogunluk idi. Orta-Asya’da koyde yasayanlar, goclerden sonra Anadolu’da da derhal koyler kurup zirai uretime basladilar. Bu arada gayrimuslimlerin kurduklari koyler de zamanla Turklesti. Koyler ozellikle ticaret yollari, buyuk sehirlerin cevresi ve maden bolgelerinde kurulmuslardi. Fakat yol guzergahindaki koyler daima tahribata ugruyorlardi.




Koylerde kendi topragini isleyen az sayida ciftciden baska, toprak sahibi olmayip belli bir ucret karsiligi rencberlik edenler veya baskasinin topragini kendi sermaye ve gucu ile isleyerek yaricilikta bulunanlar da vardir ki, koy halkinin cogunlugunu teskil ediyorlardi. Bunlardan baska koy arazisinin buyuk kismini kendi ellerinde toplayarak onlari rencberlerle isleten, yariciliga veren, sayilari az da olsa bir koy aristokrasisi mevcut idi. Bunlar koyun hakiki hakimleri idi.



Koylerde kendi topragini isleyen az sayida ciftciden baska, toprak sahibi olmayip belli bir ucret karsiligi rencberlik edenler veya baskasinin topragini kendi sermaye ve gucu ile isleyerek yaricilikta bulunanlar da vardir ki, koy halkinin cogunlugunu teskil ediyorlardi. Bunlardan baska koy arazisinin buyuk kismini kendi ellerinde toplayarak onlari rencberlerle isleten, yariciliga veren, sayilari az da olsa bir koy aristokrasisi mevcut idi. Bunlar koyun hakiki hakimleri idi.



Y.Ziya Yorukan, bu donem Anadolu’sundaki koylu kesimini; Turkler (Eskiden burada bulunmus ve Turkmenler geldikten sonra Musluman olmuslar), Turkmenler ve Yorukler olmak uzere uc kisimda inceliyor. Ifadesine gore Turkmen ve Yorukler Anadolu’ya sonradan, muhtemelen Turk muhacereti sirasinda geldiler.



Selcuklu idaresi, harp ve anarsi neticesinde zarara ugrayan, dagilan koyleri mumkun oldugu kadar himayeye, belli bir zaman icin vergiden muaf tutmaya, hatta onlari tohumluk ve cift hayvanlari ile donatmaya dikkat ediyorlardi.



Oguzlar’in onemli bir kolu olan Kayilar, Selcuklular devrinde genel Oguz muhaceretine katilarak Bati’ya gelmisler, Anadolu’ya gelenler muhtelif parcalara ayrilarak cok daginik sahalarda yerlesmislerdir. Ozellikle Amasya, Corum, Cankiri, Kuzeybati Ankara, Bolu, Eskisehir, Mugla, Burdur, Isparta ve Bilecik cevresinde yogunluk goruluyor. Buralarda hala Kayi isimli koyler var.



Yaband’da ilk meskenlesme buyuk capta ciftlikler seklinde olup, az sayida da mezraa bulunmaktadir. Anadolu’daki iskn sekilleri icinde en eski ve koklu unitelerden biri olan ciftlikler, cok defa bir veya birkac ailenin gecimini ve yerlesimini saglayan, genisce bir toprak parcasi uzerinde kurulmus kucuk bir yerlesim alani ve iskn tipidir. Yabanabad’daki ciftlikler muhtemelen, bu gun koylulerin verana / viran dedikleri, eski Bizans veya daha eski iskan yerlerinin uzantisidir. Bunlarin bir kismi babadan ogula intikal ederken, bir kismi da daha sonra vakfa donusturulmuslerdir.



Anadolu’nun fethinin ardindan, iskanin onculeri Dervis Gazi’lerdir. Bu gun en eski iskan kaydi Taslica Koyu’ne aittir ve Selcuklu Sultani Alaaddin Keykubat’ in (1220-1237), o zaman bolgede yerlesmis olan Kirgiz Ebe’ nin oglu Oruc Gazi’ye koy arazisini ciftlik olarak vakfettigini gosteren vakfiyedir.



Butun bunlara karsi Yabanabad’da Turk Koyleri, Vakif veya Timar Ciftlikleri’ nin etrafina kurulmustur diyebiliriz. Kendilerini emniyete almak icin gocebe Turk aileler, baska yerlerden gelerek ciftliklerin etrafina yerlesip, zamanla buralarin koy olmalarini saglamislardir. Prof Dr. Fuat Koprulu’ ye gore Ankara Savasi’ ndan sonra, Celebi Mehmet idaresi altinda bulunan yerlerde kurdugu timarlar sayesinde, kardeslerine karsi basari kazanmis ve padisah olmustur.



Kosedag Savasi’nda Selcuklular’in yenilmesi sonucu, 1243-1277 arasi Ankara Mogol hakimiyetine girer. Bu yillarda Mogol baskisindan kacan Turkmenler, ilk fetih donemlerinde oldugu gibi buyuk gruplar halinde Anadolu’ya girdiler.



Mogollar’ da once Anadolu’ya gelmis olan cok sayida dindar lider, seyh, dervis ve baba, yeni gelen ve yari Samanist olan bu Turkmenlere Islam Inancini tam olarak benimsettiler ve uclarda ki savas kutsal bir anlam kazandi. Bu durum da yayilmayi artirdi. Bu ikinci goc dalgasindan sonra Turkler Anadolu’da % 85-90 (koylerde % 100 e yakin) bir yogunluga sahip oldular. Ankara’da Ilhanlilar (1304-1344) devresindeki bu hakimiyet Eretna Devleti kurulana kadar devam eder (1304) ve Ankara’da Osmanlilar’a kadar surecek bir Ah yonetimi kurulur.




3-OSMANLILAR DONEMI:



Ankara, Ah yonetiminde iken, stratejik oneminden dolayi, Osmanli hukumdari Orhan Bey’in oglu Suleyman Pasa tarafindan fethedilir (1354). Fakat bir sure sonra Ahiler tarafindan geri alininca, bu sefer de Osmanli hukumdari I.Murat tarafindan cevresi ile beraber (Yabanabad dahil) Osmanli topraklarina katilir. (1362) Bir rivayete gore Ankara, sehrin ululari tarafindan I.Murat’a hediye edilir. Bu donemde Ankara, yogun Turk nufusuna olan ihtiyac ve stratejik oneminden dolayi Karaman Beyligi ile cekisme alani haline gelir ve birkac defa el degistirir. Bu yillarda Yabanabad’in dogu ve guneyi Osmanli Beyligi, bati ve kuzeyi de Candarogullari Beyligi hakimiyetnindedir.



“Yabanabad” adini ilk ne zaman aldigi bilinmemekler beraber, 1423 tarihli ilk tahrirde zikredilen “Yabanova” adinin Selcuklular’dan intikal ettigini kabul etmemiz gerekir. Bu tarihte verilen Yegen Bey Vakfiyesi’ne konu olan vakiflarin kaynagi ilk Osmanli donemine kadar gitmektedir. Yani bolge-yer isimlendirme ve tanimlamalari II.Murat devri tahrirlerini esas almakta, onlara da Selcuklular’dan intikal ettigi anlasilmaktadir.



Burada Yabanabad tarihinde onemli bir yere sahip olan, ileride sIk sIk karsimiza cikacak olan Turasan Sah Bey’den soz etmemiz gerekir. XIV.asir ortalarinda Horasan’dan gelen Turasan Sah, ”Bey” unvani ile Ankara bolgesine yerlesmek istediginde, sIk ormani, soguk ve bol suyu ile temiz havasindan dolayi, o zamanki adi Akcakavak olan 10 hanelik Tekke (Verimli) koyunu secer ve koy bundan boyle Beykoy olarak anilmaya baslar. Zamanla etrafindaki 5-10 hanelik koyler (Ortakoy, Verana, Hacikoy ve Omurlar) eskiya korkusu ile Bey’in himayesine siginip Beykoy ile birlesirler.



Bundan, guc ve nufuzunun cok fazla oldugunu anladigimiz Turasan Sah Bey, 1354 de Ankara Kalesi’nin fethine babasi ile birlikte katilir. Yabanabad’da daha sonra kurulan en zengin vakiflar O’na ait olduguna gore, bu zenginligini ve nufuzunu bu sirada elde etmis olmasi muhtemeldir.



Ankara Kalesi’nin fethinden sonra bolgede kalici Osmanli hakimiyetinin kurulmasi icin baslatilan ilhak mucadelesine de katilarak, bu sirada elde ettigi basari ile yari must bir otorite kuran Turasan Sah Bey’e,”Bolgenin bir bolumunun ilhakla elde edilmis ilk sahibi” olmasi sifati ile, memleketi imar-ihy ve iskan etmesi sarti ile II.Murat tarafindan ilk mulkiyet berati verilir.



Buradaki Virancik (Orencik) koyu ise 1.Murat zamaninda Iskender Bey’e ait iken, iki hisseye ayrilip II.Murat zamaninda Ahi Pasa ve Ahi Arif’e satilir.



Turasan Bey vakfi hakkinda, Fatih Sultan Mehmet’in gonderdigi berat ise 1463 Mart’nda deftere islenmistir. Defterde Hiristiyan halkin; Istanoz, Gudul, Kesanuz ve Erkeksu karyelerinde yasadigi anlasiliyor. Yabanabad’da ise herhangi bir gayri muslim unsur yok.



Gudul’de 11 hane “Kefere-i Gudul” ismi ile kaydedilmis. Kesanuz (Yesiloz)’da 1600 akcalik epeyce fazla cizye miktari, buradaki Hiristiyan reaya miktari hakkinda bir fikir verebilir.



Bu sayimda ilcede gayrimuslim unsura rastlanmamis. Bu tesbitle bolgede sadece Turk ve Musluman homojen bir yapi bulunuyor denilebilir. Ancak bazi koylerimizin cevresindeki yer isimlerinin ve “Kurd” isimli koylerin varligi, bolgemizde vaktiyle az da olsa bir Kurd iskaninin oldugunu ortaya koyuyor. Mesela Camlidere Yedioren koyunun eski ismi Kurd koyudur.



1523-1571 arasi tahrirlerde koyden; ”Kurtler ve Kuzkoy,karye-i mezkrenin ehli Kurtlerdir. Ors-i Seriyyeden ve orfiyyeden mu’af ve musellem olup yilda ikisi asakir-i mansureye eserler deyu defter-i kohnede mestur, yine kemakan mukarredir.” Diye bahsediyor. 1463 sayiminda Sorba yakinlarinda bir Kurd koyu oldugu kaydediliyor. Bunlardan baska Taslica koyunun kuzey batisindaki Kurdkonagi mevkii ve Beskonak koyundeki Kurtalti mevkii ve Selami Demircan’ in ifadesine gore Yildirim bolgesinde Kocakurdun Dere, Tilloglunun Kopru, Kurtler mevkileri ve Kurt mezarligi, bolgede vaktiyle Kurt iskaninin bir delilidir.



Anadolu’ da istikrarin ve asayisin ortadan kalktigi donemlerde, Dogu’ dan bazi Kurt asiretlerinin bolgeye gelip yerlesmis olabilecegi soylenebilir.



2.Mahmut zamaninda, gocebelerin azginliklari cogalip syet konusu olunca, Ankara sancakbeyligi, kaza kadiliklarina gonderdigi fermanla, Kurt gocebelerinin kislaklarina donerken, Sorba kazasi koylerinde arazi ve hayvanlara zarar verdiklerinden bahisle gerekli tedbirin alinmasini ister. Gercekten Kurt gocebeler, 1824 sonbaharinda hayvanlari ile Sorba kazasi sinirlari icinden gecerken, halkin 2000’e yakin koyun ve keci, 350 den fazla beygir-kisrak, 200 kadar kara sigir-okuz ve 65 den fazla merkebini gasp etmisler, ekili araziye zarar verip bunlara engel olmaya calisan halki dovmuslerdir. Ayrica bu Kurt gocebeler Taslica’ya ugrayip, koy halkindan Mehmet isimli birinin kizina tecavuz etmisler.



Bu bilgiyi aciklayan Seyfettin Bey, ayrica koyumuzun Calti tarafindaki Kurt konagi mevkiinin, bu goc hareketleri sirasinda bahse konu Kurtler tarafindan kullanildigi ve bu yuzden bu bolgeye Kurt konagi denilebilecegi uzerinde duruyor.



Basta Anadolu’nun fethinde gorev alan beylerinkiler olmak uzere mulkler, daha II.Murat (1421-1451) zamanindan itibaren vakfedilmeye baslanir. Gelirleri ile Yabanbad’in gelismesinde buyuk bir paya sahip olup sonraki bolumlerde genis olarak ele alinacaklardir.



Yabannin temeli olarak kurulan bu vakif ve timar ciftliklerinin etrafina kurulan Turk Koyleri isimlerinin bir kismi Beylerin ismini, bir kismi asiret, boy veya cemaat ismini, bir kismi cevrede icra edilen sanat ve cevrenin ekonomik ozelliklerini, bir kismi cevrede yasamis evliya veya turbe ismini, bir kismi cevrenin arazi sekillerini, bir kismi Rum ismi ile kalirken bir kismi da renklerle tasvir edilmistir. (Ornekler idar bolumde detaylica ele alinacaktir.)



Bursa-Tebriz Ipek Yolu (Ankara, Cankiri, Corum, Amasya, Tokat, Erzincan, Erzurum ve Aras) uzerinde bulunan ve icinde Yabanad’in da bulundugu Ankara’nin kuzeyindeki Candarogullari Beyligi’ne ait onemli merkezlerin, Osmanli kontrolunde tutulmasi meselesi yuzunden, Yildirim Bayezid zamaninda Osmanlilar ile Candarogullari arasindaki



Ankara Savasi’nda (28 Temmuz 1402), Osmanli Hukumdari Yildirim Bayezid’in, ordusu ile, bugun Cubuk ile Kizilcahamam arasinda yer alan Yildirim Ormanlari’nda otag kurdugunu bazi kaynaklar anlatiyor. Baska kaynaklarda da Timur’un Kizilcahamam yakinlarinda mevzilendigi ve fillerini IsIk Dagi etegindeki ormanlarda sakladigi belirtilir. Hemsehrimiz Huseyin Cinar; “Osmanlidan Cumhuriyete Cubuk Kazasi” isimli eserinde ise Yildirim’in otagini Esenboga yolu yakininda Meliksah koyu yaninda, Timur’un ise Pursaklar’in batisinda Kuscu Dagi’nin Sirkeli’ye bakan eteklerinde kurulmus oldugunu belirtiyor. Belgelere dayandigi icin bu gorusun dogru olmasi gerekir.



Ankara Savasi’nda Osmanli ordusundaki Rumeli kuvvetleri icinde bulunan Citak boyu Turkleri’nin, savasdan sonra geri donmeyip bolgede yerlesmis olmalari ve bu gunku Citak kokunun temelini teskil etmis olmalari kuvvetle muhtemeldir. Bugun bolgedeki koyler (1840dan itibaren) hep Yildirim on adi ile (Yildirim Oren, Yildirim Hacilar, Yildirim Catak, Yildirim Demirciler, Yildirim Olucak gibi) anilir.



Ilcemizin Egerli ve Semer bolgelerinde Ankara Savasi ile ilgili bir tesbit var. Bolgeye ilk gelen asiretlerden atlari egerli askerler, Baskoy, Alveren Koyu tarafinda, atlari semerli olanlar ise Semer tarafinda yerlesmis olduklarindan bolgeye “Egerli” ve “Semer” ismi verilmis oldugu belirtiliyor.



Ancak bu isimlerin bolgede bir zamanlar bulunabilecegi mumkun olan “Egercilik” ve “Semercilik” gibi sanatlarla da ilgili olabilecegi gibi, bolgedeki Egri akarsuyunun zamanla bozularak Egerli almis olabilecegi de mumkundur. Cunku Baskoy 15. ve 16. asir sayimlarinda Bas Inegrilu olarak geciyor. Egrili ismi sanki sonradan Egerli olmus gibi.



Savastan hemen sonra Timur 8 gun kadar Ankara’da kalir. Aksak koyu, ismini Timur’ un i olan “Aksak” dan almistir. Bilindigi gibi Timur’un bir bacagi hafif sakat oldugu icin aksayarak yururmus.



Bu savasta Yildirim’in, yenilmesi ile baslayan Fetret Devri’nde Ankara Yildirim’in ogullari arasinda devamli el degistirir. Mehmet Celebi’nin Anadolu’ yu ele gecirdigini goren Suleyman Celebi, kardesi Isa Celebi’yi bir ordu ile Bursa’ya gonderir. Beypazari’nda Karaman ordusu ile carpisarak buradan Bursa’ya gelen Isa Celebi, Mehmet Celebi’ye yenilerek, Isfendiyar Beyligi’ne siginir.



Ikisi Ankara’yi Mehmet Celebi’den geri almak isterlerse de Gerede’de yapilan savasta yenilirler. Bunun uzerine diger kardes Suleyman Celebi taze kuvvetlerle bizzat ordusunun basinda Ankara kalesini kusatir ve kenti alir.



Boylece Ankara Yildirim’in ogullari arasinda devamli el degistirir. Yaban noktada mucadeleler sirasinda yapilan seferlere ugrak ve konaklama yeri olarak kullanilir. Sonucta Celebi Mehmet’in Osmanli tahtina oturmasi ile Anadolu Eyaleti’ne bagli bir sancak olarak kalir.



Sultan II.Murat zamaninda Haci Bayram nin Ankara’da yasadigi yillarda koylerine varana kadar imar edilir. Fatih Sultan Mehmet zamaninda ise, Karaman Beyligi ile mucadele yillarinda dimi bir ugrak yeri olur.



Anadolu Beyliklerinin en onemlilerinden olan Candarogullari Beyligi sinirlari icindeki Yaban bu beyligin, basta Osmanlilar olmak uzere diger beyliklerle irtibat noktasi konumunda ve beyligin egitim ve kultur merkezidir.



Bu donemde daha da onem kazanan Yabanbad’in kuzey (Guvem) bolgesinin idaresi, Candaroglu Isfendiyar Bey tarafindan oglu Hizir Bey’e verilmek istenir. Buna karsi cikan obur oglu Kasim Bey Osmanlilara basvurunca Celebi Mehmet’in bolge uzerine yurumesi uzerine bolge idaresi Kasim Bey’in uzerinde kalir. (1417) Kasim Bey, Celebi Sultan Mehmet’in damadidir ve Istanbul’ un fethine katilmistir.



Bolgedeki Kasimlar koyu, adini o gunlerden alir ve o doneme ait onemli kultur izleri tasir. Hidirlar adi da, Isfendiyar Bey oglu Hizir Bey’den kalmistir.



Osmanlilarla yapilan savasda yenilerek Candarogullari’na siginan Mentese Beylerinden Mahmut Bey, Kizilcahamam’in kuzeyinde (Iyceler Koyu’nun Menteseler Mahallesi) yer alan ve gunumuzde Menteseler adi ile anilan havalide yerlesmistir. Su anda bolgede yasayan Kara soyadli sulle bunlarin devamidir.



XV. Asrin ikinci yarisinda ise Guvem ve kuzey bolgeleri Candarogullari’ ndan Iskender Bey bin Mehmet Bey’in mulkudur. Bolgeye ismini veren Iskender Bey, elindeki arazileri vakfettigi halde Seyhamami’ni mulkiyetinde birakir. Eski ismi Kilise olan Seyhamami’ ndaki kilise, muhtemelen Iskender Bey zamaninda yikilarak, yerine bir cami insa edilmistir.



Osmanli arsiv belgelerinde “tab Binari” ip ucuyla belirtilen “Ilisu” koyunden bahsediliyor. Bu durumda Ilisu koyunun, gecmiste Binari kazasina bagli bir koy oldugu soylenebilir. Belgelerde Binari’ ye bagli diger koyler ve Sey Hamami civarinda sicak su kaynaklarinin bulundugu dikkate alindiginda Ilisu koyunun Guvem cevresinde bir koy (veya mezra) oldugu soylenebilir.



Keza Seyhamami’ nin bagli oldugu Yukari Kese koyunde onemli bir yere sahip Deli Imam ailesinin ILIPINAR soyadinin da ILISU baglantili oldugu varsayimi goz onunde tutulabilir.



XIII asir sonlari-XIV asir baslari arasinda bir Horasan ereni olan Seyh Ali-yus Semerkand (K.S.) hazretleri de Yabanbad’i sereflendirir. M.1320 de Isfahan’da dogan ve Hz.Omer (R.A)’in dorduncu batindan torunlarindan bir sulleye mensup olan bu zat, Semerkant ve Buhara’da ilim tahsil edip kemle erdikten sonra Anadolu’ya gelir. Irs vazifesine once Karaman’da devam eden Seyh, buradan Cankiri Ili Eskipazar ilcesi Seyhler Koyu’ne, daha sonra da Yabanbad’a gelerek o zamanki adi Kuzviran olan Camlidere’ye yerlesir. Bu belde Seyh’in yerlesmesinden sonra Ali Dede Seyhler Kriyesi olarak un yapar. Koy Seyh’in mulku olan ciftlik yeri ve degirmeni vakfettigi yaninda ileride bir de camii yapilmasiyla gelismeye baslar. (Seyh’e ait genis bilgi ilerde verilecekdir.)



Seyh’in keri arasinda “Sigircik-veya cekirge- suyu vardir ki, Eskipazar Seyhler Koyu’nde bulunan bu su, ar ve urune zarar veren hasar karsi, usulune uygun olarak kullanilirsa, hasaratin oldugu yerde karinlari alti beyaz Sigircik kuslari meydana gelerek zararlilari yok etmektedir. 51 Haziran 1571 tarihli ve padisah II.Selim’in muhrunu tasiyan fermanda; ”Seyh’in evlatlari olan ve sigircik suyuna memur edilen kisilerin her turlu vergi ve angaryadan muaf olduklari ve kendilerine hic kimsenin zulum ve baski yapamiyacagi, bu muafiyetlere iliskin ellerinde Huccet-i Serif olup bunun her zaman gecerli oldugu” belirtilmektedir. (Bu fermanlar her padisah doneminde yenilenmektedir.)



Bolgeye Horasan Erenlerinin yerlestigine bir baska ornek de, Guvem Hidirlar Koyu camii yanindaki Horasanli Abdullah turbesi. Fakat bu merhum zata ait bugun herhangi bir bilgiye rastlanamadigi gibi turbesinin yerinde de yeller esiyor.



Osmanlilar’ in Rumeli’ye gectigi 14. asir ortalarindan baslayarak, bu bolgenin genis anlamda Osmanli hakimiyeti altina girdigi II.Murad ve Fatih Sultan Mehmed zamanina kadar, Anadolu’dan ozellikle Turkmen asiretlerinin yogun olarak yasadigi bolgelerden cok sayida insanin buraya yerlestirildigi malur. Ali Kemal Balkanli’nin “SarkRumeli ve Buradaki Turkler” eserinde, Yaban’ dan yuzelli hane Turk’un, Edirne Eyaleti’nin Filibe Sancagi’na bagli Haskoy yakinlarindaki Uzunca maa sadirvan, hamam, bir cami-i Serif, bir mekteb-i munif, on kadar medrese odasi, bir dershane ve hademe odalari insa etmistir.



Ayni eserde, Haskoy ile Uzunca arasindaki mesafenin bir milden az oldugu, bolgenin kara ve demiryollari kavsaginda bulundugu, ipek, susam, anason, pamuk, tutun ve uzum yetistigi, tavukculuk ve hayvancilik yapildigi belirtiliyor. Ayrica yakin bir yerde kaplicalar da bulunan bolgeye sonradan Bulgar gocmenleri de yerlestirilir. Fakat 1912-13 Balkan savasi sirasinda butun Turk evleri yagma ve tahrip edilir, camiler yikilir, camii vakfi olan buyuk han da yakilir.



Rumeli’de Turklerin Anadolu’dan goturulup yerlestirildigi yerlerden biri de Cirpan ilcesidir. Ahmet Hezarfen, bunlarin Yabanabad Cirpan koyu ahalisi olduklarini soyluyor. Belgelere gore, buradaki Cirpan ilcesi Ali Pasa koyu ahalisi Aralik 1811 de Istanbul’da Divan-i Humayun’a gonderdikleri dilekcelerinde, yol uzerinde bulunan koylerinin Dagli eskiyasinin hucumuna ugrayip yakilip yikildigini ve bu koyun yerine yeni bir koy kurmak istediklerini belirtiyorlar.



Kanun Sultan Suleyman devri (1520-1566) baslari ve II.Selim devri (1566-1599) sonlarinda yapilan sayimlardan anlasilmaktadir ki, Yaban Asirda en parlak devrini yasamistir. Nufus ve uretime paralel olarak refah artmis, ekilebilir alanlar genislemistir.



Alisilan yerlesIk duzenin gerektirdigi hayat surerken, yayla zamani cikan tatsizliklar, koylerde bazan vukr ve sipahilerle aralarinda cikan nizzilerinde bazi yillar akarsularin tasip urunu mahvetmesi, degirmenlerin yikilmasi, bataklik ve salgin hastaliklardan dolayi tabiatla giristikleri bitip tukenmek bilmeyen mucadeleler etkiliyordu.55



Merkezden uzak sarp yerlerde kurulan bazi koylerin halki, bilhassa kis mevsiminden yollarin kapanmasi, yapilan tehlikeli yolculuklardan korktuklari, davarlarin bazilarinin heloldugu ve hirsizlar tarafindan gasp edildiginden sIkayetcidir. Yaban Oremis koyu halki bolgelerinin imardan uzak oldugu ve guvenlikten yoksun oldugu icin Ankara Kadisina muracaat ederek koylerinin Derbent olmasini isterler. (Kasim 1568) Koylunun bu istegi padisaha bildirilir.



Divan-i Humayun’dan (Yabanad veya Ankara kadisi oldugu anlasilan) Rahmi Bey’e yazilan yazida ise konunun arastirilmasi, adi gecen koyun korkunc ve tehlikeli yerde olup olmadigi, bunun icin Derbent olmasi gerekip gerekmedigi, koyun eskiden beri mamureden uzak olup olmadigi hususunun bildirilmesi istenir.



Anadolu’nun Cel isyanlarla sarsildigi XVI. Asir sonlarindan itibaren, Osmanli Devleti’nin oldukca saglam iktisad ve mill sebeplere dayanan bu hareketi bastirmakta zorlandigi gorulur. Toplum icin tehlikeli hale gelen bu isyanlar uzerine koylu, yol kiyisinda ve ovadaki koyunu birakarak, Cellilerin erisemeyecegi gozden uzak noktalarda 5-10 haneli koyler kurarak buralarda yerlesmeye baslamis. 57 Bu gun elverissiz yerlerde toplanmis akil disi gibi gorunen daginik koylerimiz bu kacisin bir gostergesidir. Atlarin tirmanamayacagi ve barinmanin zor oldugu dag doruklari ve yol vermeyen orman izbeleri gibi yerlesim yerleri bolgemizde fazlasiyla mevcuttur.



Idarlumde, bahsedecegimiz Altiviran koyu de belki bu sekilde kayboldu. Cunku kuytu sahalarda kurulan koylerimizin cogu gunumuze kadar gelmisken, acik sahalarda kurulu olanlarin cogu silinmis, dagilmis veya yer degistirmis.



Kendini korumakla gorevli devlet memuru ve pasadan bile gelen zulum uzerine koylu, yol kiyisi ve duz arazideki koyunu birakarak, atlilarin tirmanamayacagi kayalik yerler, ciplak dag doruklari ve orman icleri gibi gozden uzak 5-10 hanelik yerlere yerlesme yolunu tutmustur. Bugun en elverissiz yerlerde toplanmis akil disi daginik koy yapimiz bu kacisin bu gunlere gelmis bir uzantisidir.



Isyanlarin arttigi 16.asir sonlarinda, bazi kaza kadilari halki silahlandirmaya baslar. Elinde Emr-i serif bulunan bazi devlet gorevlilerinin de karistigi bu isyanda, halkin devlete ve ehl-i orfe (hukumet) guveni kalmaz. Bu yuzden bilhassa 1595-1596 yillarinda bazi kasaba ve sehirlerde ehl-i orf’e karsi saldirilar gorulur.



Bu saldirilardan biri de Yabanbad’da yasanir. Yabanbad kadisi ile Naib Abdulkadir, muhafiz oldugu anlasilan Mustafa Cavus’u “Halka zulum etmek” le suclayip mahkemeye cagirirlar. Diger yandan da Naib Abdulkadir halki toplayarak, ”Emr-i Serif mucibince Dem-i hederdir” diye kiskirtmis ve Mustafa Cavus’u mahkeme etmeye bile gerek duymadan kasaba halkina silah, tas ve sopa ile parcalatmistir. Ayrica iki elini de kesip evini de yagma ettirmistir.



Celi onderlerinden Karakas Ahmet de 17. asir baslarinda Ankara sancaginda tahribat ve talana girisir. 1603 de Yaban, Murtazabad, Ayas ve Baci kadilari Istanbul’a hukumete ortak bir dilekce yazarak, bu sirada Ankara Sancagi Mirlivasi Edip Bey’in kaymakami olan “Ali Kethuda’ nin hareketleri hakkinda bilgi vermislerdir. Bey’in vekili sifati ile guya devriye gezen Kaymakam, Celali levendlerden meydana gelen 200 silahli ile bu kazalarda koy koy dolasip “Burada kital olmus” diyerek cebren para tahsilati yapiyordu. Bu tahsilat sirasinda Yabanad koylerinden 6 yuk nakit akce olmak uzere diger kazalardan toplam 18,5 yuk (bir milyon sekizyuzellibin akca) haracdan baska at, katir, deve ve bir cok esyayi da zapdetmisti.



Bu dilekceye Istanbul’ dan gelen cevapta, isnat olunanlar dogru ise hemen hakkindan gelinmesi (idami) ferman olunmus. Ancak Ankara Sancak beyinin vekili olan Ali Kethuda’ nin Karakas Ahmet’ e karsi nasil bir tavir takindigina dair bir kayit bulunamamis.



Osmanlilarin, ozellikle Yukselme devrinde parlak bir hayat seviyesine ulasmis olan Anadolu ve uzerindeki koylerde, Duraklama devrindeki ic karisIkliklardan olumsuz etkilenmeler goruluyor. Genelde yol uzerinde kurulmus olan koyler her zaman baskina ugrayinca, buralardan daha emin oldugu dusunulen dag izbelerine bile goc edilip yerlesmeler baslar.



Koylerin birbirine saldirmasinin ve birbirilerinin arazilerinde hak iddia etmelerinin sebebi, anarsiden dogan otorite boslugudur. Bu bosluktan faydalanmak isteyen komsu Y. Karaoren koyu halki, koyumuzden toprak talep edince, Taslica koyu halkindan Seyyid Ibrahim, 1729 yilinda Sorba kadisina bir dilekce ile basvurarak, koye yapilan mudahalenin menini ister.



Ayrica bahse konu topraklarin kendilerine ait oldugunu belirten ve Kanun zamaninda (1542 yili ortalari) verilen vakif beratini gosteren Taslicalilar, Oruc Gazi adina tanzim edilmis vakif beratini sahitler huzurunda mahkemeye ibraz ederek; ”(Ekim-1729): ”Ecd Rahmetullah Hazretleri bir ciftlik yer vakfedup ol zamandan beri tasarruf eyledigimiz topraklardir.” diye koylerinin hakkini savunmuslardir. Kadi ise bu durumda mudahil Y.Karaoren halkini bu mudaheleden men eyleyip hukmunu bir il ile belirtmistir. (Ek-9)



Koyun tarih onemini goz onunde bulunduran Kultur Bakanligi,Ankara Kultur ve Tabiat Varliklarini Koruma Kurulu’nun 21.11.1991 tarih ve 2056 sayili karari ile Taslica Koyu’nu tekrar koruma altina almistir.



Anadolu’ da bir kisim acikgoz otorite boslugundan da istifade ederek, haksiz kazancin yollarini bulmaktadirlar. Bunlardan Murtaza Malkocoglu koyunden Katip oglu Seyit Mehmet ve Yaban etmislerse de kirk koy halki korkularindan bu sIkayet aleyhine ifade vererek, toplanan paranin kazanin masrafi icin kullanildigini ve ayanlardan memnun olduklarini beyan etmislerdir.



Fakat bir sure sonra tekrar sIkayet edilmisler, bu ayan iddiasinda bulunanlarin bir cok kimseyi de yanlarina alarak cevreye zulum yaptiklari ifade edilince Seyhulislam Durri-zde’ nin de talimati ile bu isi incelemek uzere bir molla tayin edilip fakir fukaranin hakkinin geri verilip ilgililerin ayanlik iddiasiyla halka eziyet etmelerinin men edilmesi emredilir.



Iddiada Katipoglu Seyyid Mehmet ve Cil Ahmet’ in 1776 dan beri her vergi toplanisinda kendileri icin deftere beser sekizer akce ekledigi ileri suruluyordu. Fakat kayitlarin kendilerine gore duzenlendigi ve Katipoglu’ nun kardesi Kadi Halil’ in davaya bakmasi ve baski yapmasindan dolayi davanin tam olarak gorulemedigi yolundaki ihbar uzerine, davanin yeniden gorulmustur.



Nitekim 1784 Haziran’ inda de yazilan bir ferman geregi Katipoglunun bundan boyle derebeylik yapmamasi, vazifelerinden disari cikmamasi, aksi halde hatir gonul dinlemeden cezalandirilacagi belirtilmistir.



Katipoglu ile beraber ayanlik pesinde kostugu iddia edilen Cil Ahmet oglu Hasan bir sure sonra yakalanip Aytuz kalesine kapatilir. Fakat Cil Ahmet kale dizdarinin kizi ile evlenip kacar. Bu olay uzerine kale dizdari ile Cil Ahmet’ in yakalanip baslarinin kesilerek Istanbul’ a gonderilmesi emrolunmussa da Cil Ahmet’ in bundan sonra ne oldugu bilinmiyor.



Ilcemizde Seyyid’ler bulunabilecegine dair elde kayit var. 1786 da Nakib-sraf tarafindan, Ankara eski Kaaim makami Fevzullah Efendi Zade Es-Seyid Lutfullah Efendi Ankara; Merkez, Yabanbad ilcelerindeki seyyidlerin basina kaymakam olarak atanmis.



Ilce merkezi Demircioren’de iken, II.Mahmud donemine ait 1831 tarihli bir belgede, padisah emri ile Yabanabad’dan 70 demirci ustasinin, top arabalarinin kundaklarinin yapiminda calistirilmak uzere Istanbul’a sevk edilmesi istenmis olup bugun bu koyde bir tek demircinin bulunmamasi garipdir. Istanbul’a gonderilen bu demircilerin, yakin zamana kadar koyde yasadigi bilinen Rumlar olabilecegi belirtiliyorsa da,1463 sayiminda ve ondan sonraki sayimlarda gayri muslim tebaanin olmayisi bu gorusu curutuyor. Ancak bu aileler eger etnik olarak Rum iseler, sonradan musluman olmalari soz konusu olabilir.



Bugun Demircioren’de, ilce merkezi oldugu devirden kalma “Mudur’un Mezari” olarak bilinen ve kitabesinden, vergi daireleri genel muduru, eski Ankara milletvekili Said Efendi’nin validesi Habibe Hanim’a oldugu anlasilan bir mezar (Olum tarihi:1312-1897) mevcuttur. Koyun yakinlarinda ise yeri tam olarak bilinmeyen bir kilise haresi oldugu soyleniyor.



1877-78 Osmanli-Rus Harbi’nden sonra Anadolu’ya Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan onemli miktarda goc akini olur. Vahsi Rus ordularinin onunden kacan Turk ve akraba topluluklari o donemin zor sartlarina ragmen Anadolu’nun cesitli bolgelerine yerlestirilir. Bunlardan 20 Cerkez ve 1 Bosnak aile Celtikci bolgesindeki Alibey Koyu’ne yerlesir. 93 harbi de denen bu savastan once gelen Kazak Turk aileler de Gol Koyu’ne yerlestirilmis. Gol koyu bu yerlesim ile kurulmus olup, koyun bulundugu arazi daha once Cirpan’a ait iken, Orencikli Meshur Cin Ali’ nin korkusuna vermisler.



Celtikci’nin batisinda bulunan ve derin bir vadi ile yarilmis olan Alicin Deresi’ne ismini veren Cin Ali hakkinda pek fazla bir malmata ulasamadik. Ancak cevrenin kendisinden kortugu bir gercek. Belki bir eskiya idi. Toplumdan soyutlanip, boyle bir yerde yasamis olmasi, boyle bir fikir uyandiriyor. Derenin yamaclarinda insanin ulasmasi mumkun gorunmeyen magaralarda yasadigi anlatiliyor. Hatta buralara tirmanmanin ve yasamanin normal insan isi olmadigi, ancak “Cin” gibi insanlarin yapabildigi ve bunun icin kendisine Cin Ali dendigi gibi enteresan bir de tesbit var. Baglica’li Seyit Ipek’in (80) ifadesine gore; Cin Ali bu derenin yamaclarindaki magarada yaninda bir kadin ile yasar ve kadini da herkesden kiskanirmis. Bu kiskanclik o dereceye gelmis ki, bir gun turku soyleyerek dere boyu yuruyen bir adamin uzerine kopekleri saldirtarak oldurtmus.



Ilcede, Ali Cin’den baska tesbit edebildigimiz bazi eskiyalik vakalari daha var. Bunlarin cogu, Osmanli’da istikrarin bozuldugu gerileme devrine rastliyor.



1753 de Sorba’da bir dervisin esyasini calan kapisiz (Issiz takimi) eskiyasi, Ankara Mutasarrifi Abdullah Pasa tarafindan yakalanip cezaevine konur. Fakat Sorba ayni Haci Omer oglu Haci Osman’in cobani da kapisiz takimindandir. Mezkr cobanlar tahliye edilince, eski bir hesap yuzunden Haci Osman’in cobani tarafindan yaralanir. Bu isi kasden yaptirdigi sanilan Haci Osman Ankara kalesine hapsedilir. Bunu onur meselesi yapan Ankara ‘nin diger kaza aynlari topladiklari 300 kisilik bir kuvvetle kaleye saldirarak Haci Osman’i kacirirlar.



Olay, Divan-i Humayun’a bildirilince, padisah I.Mahmud, Abdullah Pasa’ya yazdigi fermanla; ”Sen ki beyler beyisin, Bu Haci Osman’i ahaliden iste. Saklandigi yerden bulup cikarsinlar. Nasil olsa yakalanacaktir. Onu kimse saklamaya, arka almaya calismasin. Boyle yapanlarin sonu fena olacaktir. Engel olup gucluk cikaranlarin uzerine asker sur. Haci Osman yakalaninca bir gorevli ile hemen Istanbul’a yolla. Bu isi oluruna birakma. Ustaca yap.” Buyurur.



1796 Ekim ayinda, ilce halkina baski yapan, esya ve para gasp edip cinayet isleyen Cabi oglu Ali ve Turedi oglu Hasan isimli eskiya yakalanir ve Ankara kalesine kapatilip yargilanirlar.



Delilbasi Huseyin Aga tarafindan Divan’a yazilan yazida; Suleyman oglu Huseyin ve Omer’in pazara giderken adi gecen eskiya tarafindan yollarinin kesilip olduruldukleri, mal, elbise ve atlarinin gasp edildigi, ayrica Mustafa Aga’nin ciftligini basip Bekir ve Ispir isimli hizmetkarlari oldurup ciftligi yagma ettikleri, kaza ahalisinin olenlerin kanli gomleklerini Delilbasi’na goturup feryad ettiklerini, bu gomleklerin Istanbul’a gonderildigi bahsediliyor.



Bir baska eskiyalik vakasi 1851 yilinda gerceklesir. Yabanbad kazasi Ozmen (?) koyunden Mustafa oglu Mahmud, Mustafa oglu Dervis ve Akcakese koyunden Omer oglu Ali isimli kisiler Gerede civarinda uc koyluyu, Cukurviran koyunden Cafer oglu Abdullah, Kirmizi oglu Ali ve Kara Ahmed oglu Huseyin isimli kisiler de Mihallicik civarinda Filibeli Lazar veled-i Petri isimli zimmiyi soyarlar. Yakalanip yargilanan bu sahislar kurek cezasina carptirilirlar.



Bolgedeki bazi arazi tecavuzlerinde ise yapilan sikayetler uzerine mahalli zabita gorevlendirilir. Bercin Catak koyunden Haci Hasan Aga’nin koy merasina



tecavuz edip, 15 donum araziyi gasp etmesi uzerine koy idaresi durumu Ankara Valiligine sikayet eder. Valilik Yabanbad Kaymakamligina yazdigi 4 Eylul 1909 tarihli yazi ile Haci Hasan Aga’nin mahalla zabita ile men’ini istemektedir.



Arazi gaspi olayina vakiflarin da adinin karistigi goruluyor. Mesela 1852 de Sorba’ya bagli Dodurga koyu’ndeki Akserafeddin Vakfi mutevellisi Haci Suleyman, ayni koyden merhum Keyleci Ali Aga’nin kizlari Fatma ve Ummu Gulsum’e kalan ev ve tarlalari haksiz olarak gasp ettigi gerekcesi ile,adi gecen kizlar tarafindan Divan-i Humayun’a sikayet edilir. Divan’dan Ankara Valisine yazilan yazida, adi gecen gayrimenkulun varislere geri verilmesine iliskin yapilacak yargilamada haksizlik yapilmamasi isteniyor.



Bundan baska 1787 de Sorba kazasinda yol kesen Firuz Ibn Ali’nin ve 1817 de Yabanbad Seyhler Koyu’nde Deli Omer’in yargilanmalari da merkez yonetim tarafindan Ankara Naibi’ne birakilmistir. Seyhler (Camlidere) koyu halkindan Sari Dede oglu Seyh Ahmet, arazisini elinden zorla alanlari Sadrazam’a sikayet etmis ve bu konu ile ilgili Sadrazam fermani Ankara Sancagi Mutasarrifi ve Yabanbad Naibi’ne gonderilmistir. Fermanda soyle denilmektedir:







“ANKARA SANCAGI MUTASARRIFI VE YABAN�BAD NAIBINE HUKUM KI:



“Yabanabad SeyhlerKaryesi ahalisinden Sari Dede Oglu Seyh Ahmed’in sundugu dilekcesinde: -Seyhler karyesi topraginda iki yuz yildan beri sahip oldugum, belli sinirlar icerisindeki mulk ve arazimin osur ve vergisini verirken bu araziye kimsenin karismaya ve hak iddia etmeye hakki yokken, adi gecen koy halkindan Hasan Dede oglu-Pasa oglu Omer ve seyh Ali isimli kisiler 1814 yilinda hic haklari yokken arazi ve mulkume zorla el koyup, uc yildan beri surup islemektedirler. Bu mulk ve arazilerimin mahkeme yoluyle bana verilmesi icin ilgililere emirlerinizi arzederim.- Diye Divan-i Humayun’uma muracaat etmektedir. Sen ki,Vezir-i Mesarileyhimsin. Yerinde Serh-Kanun uzre amel olunmak bunda amel olasiz. Soyle bilesiz, alamet-i Serifime itimad eyleyesiz.”







Bu ferman ile kanun geregi islem yapilmasi istenmektedir.



Gorulen davalarin sonunda, mahkeme ile taraflarca mecli-i Valya oradan da Fetvahane’ye (Seyhulislmlik) gonderilmektedir. Sorba Kazasi Yukari Viran (Yukari Karaviran olabilir) karyesi ahalisinden, bir cinayet sonunda oldurulen Tur Ali’nin varisleri ve birinin ismi Ibrahim oldugu anlasilan 4 sanikla ilgili davanin ilmi bu sekilde ilgili makamlara gonderilmis.



Arastirmamiz sirasinda, bolgemize zaman zaman Iran (Acem) asilli ailelerin de goc ederek yerlestigini tesbit ettik. Bunlardan biri Alisenler (Esenler) koyunun kurucusu olan Alisen ve kardesleridir. 19.asrin son ceyreginde (1875 den sonra, 93 harbi sirasinda Anadolu’ya yapilan yogun goc esnasinda) bolgeye gelen Alisen ve kardesleri, Cestepe’nin 5 Km. ilerisine yerlesmisler. Pazar’da ise Acemogullari denen bir sulle de bu sekilde Iran’dan goc eden bir ailenin devamidir.



1880 yilinda ilce merkezinin nakledildigi Sorba’nin ilk adi Guney Koy’dur. Konumu itibari ile guneye baktigi icin bu isimle anilan koyde, anlatildigina gore, gelene gidene corba ikram ettigi icin Corba Dede diye anilan muhterem bir zatin olumunden sonra koyun ismi Sorba kalir. Bu yillarda yapmi dusunulen Ankara-Istanbul yolunun, ilce merkezinden gecmesi veya ilce merkezinin bu yol uzerinde olmasi istenildigi icin Sorba’ya tasindigindan bahsediliyor.



Ilce merkezinin tasinmasindan sonra Sorba’da hizli bir meskenlesme yasanir. Bu sirada zenginler arasi adetler yaris baslar ve sanki birbirine nisbet olarak yapildigini ima etmek ister gibi adina “Nisbet Konaklari” denilen luks binalar yapilir. Her katinda W.C. ve banyo, zemin katta ambar, samanlik, ahir ve kiler, odalarda yukluklerin (gomme dolap), bakir kaplarin dizildigi sergenlerin (raf) bulundugu bu konaklarin yapim yillarinda sehrin imarina da onem verilmis.



Birbirine paralel uc cadde ve bunlari kesen sokaklarin kenarlarinda yaya kaldirimlari ve altlarinda kanalizasyon sebekesi o devrin imkanlari goz onunde tutuldugunda hayli mamur oldugu anlasilir.



Sorba’nin bu mamur gunlerinde baglarinin bollugu da biliniyor. Fakat zamanla doga tahribi sonucu, baglarin yani sira ormanlar da yok olmus. Kacak odun temini ve kereste ticareti amaciyla ormani yok edilen bu topraklar bugun ciplak. Vaktiyle geyik ve ayi gibi yaban hayvanlarinin da bulundugu bu ormanlardan kacak olarak elde edilen kereste, hayvanlarla, ormanci ve zabita korkusu altinda yapilan uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Ankara, Polatli, Haymana ve hatta Serefli Kochisar’da pazarlanip satilarak, yerine alinan tahil ve tuz ile geri donulurmus.



Bu arada, ilce merkezi Sorba ile Pazar’in ayri ayri yerlesim yerleri oldugunu da belirtmeliyiz. Cunku zikredilen, o doneme ait borc senetlerinde, Sarac, Igmir, Igdir, Karaviran ve Cestepe ile beraber Pazar da ayri bir koy olarak geciyor.



Bu donemle ilgili olarak Semsettin Sami Bey’in Kamus-u Alam isimli eserinde; ”Ankara Sancagi’nin kuzeyinde bir ilce oldugu,Dogu ve Kuzeyden Kastamonu, Batidan Beypazari ve Ayas, Guneyden Zir (Simdiki Yenikent) ve Cubuk ile cevrili oldugu ,ilce merkezinin Corba Kariyesi (Koyu), hepsi Musluman olmak uzere 175 koy ve 48.250 nufusa sahip oldugu ve ilce hudutlari icinde 130 camii,15 mescid, 8 medrese, bir rusdiye, bir iptidciye (ilkokul), 15 sibyan mektebi (Cocuklarin temel din ve Kur’an egitimi aldiklari okul), 72 dukk ve 190 adet de degirmen oldugundan” bahsedilir.



Abdulhamit Han’in son devirlerinde, Ingiltere’nin Osmanli Devleti’nde gorevli subaylarindan Sabki ve arkadasi Sandison, iki tercuman ile, Izmirden baslayip butun Anadolu’yu izin almadan gezerler. Amac, Osmanli topraklarinda ayaklanma ve huzursuzluk cikmasi muhtemel yerleri tesbit etmektir. Ekip gezi sirasinda Ankara-Yabanbad (Sorba Kizilcahamam Guvem) yolu ile Cerkes, Kursunlu, Ilgaz ve Kastamonu’ya giderler.



Durum Serasker Mehmet Pasa tarafindan 29 Eylul 1905 de Hukumete bildirilir.



Bu seyahat sonradan (Mayis-1923) Lozan baris gorusmelerinde bahis konusu olur. Ingiliz basbakan Lord Gurzon, Osmanli bunyesindeki azinliklara haksizlik yapildigini ispat etmek ister gibi;”Bu seyyahlar Turkiye’nin her tarafini gezip, gorduklerini rapor ettiler” diye konusur.



Goruldugu gibi o doneme ait belgelerden,Yabanbad halkinin tarim ve hayvancilikla mesg oldugunu, bunun yaninda ororite ve istikrarin bozuldugu, guvenin sarsildigi donemlerde yer yer gasp gibi olaylarin yasandigini ogreniyoruz. Herseye ragmen gene de o gunun sart ve imklari dahilinde baskent Istanbul’da olup bitenler takibedilebilmekte ve siyaset kendine taraftar bulabilmektedir.



Yabanbad’li Mesud nam ve Ittihat ve Terkki taraftari oldugu anlasilan biri Istanbul’a cektigi 16 Ocak 1909 tarihli telgrafda, Sadrazam Mehmet Kamil Pasa’ yi 31 Mart Olayi’nin bastirilmasindan dolayi kutlar ve ilcede istibdat ! doneminde yolsuzluk yapan memurlarin cezalandirilmasini ister. Telgrafta sunlar yazilidir:







“DERSAADET’DE MAKAM-I SADARETPENAH�’’



“Ankara Vilayeti’nde mulhak Yanababad kazasi ahali-i umumiyesi namina fahim-hanenizi acizane tebrik iderim.El-yevm kazamiz mustebit saibe mesbuku-i-ahvesinde arz idileceginden, kazamiz hakkinda lutf-i fahimanenizin ibzi musterhamdir-ferman.”



Ahali namina Mes’ud







Bu zat ileride Yabanbad Mudafaa-i hukuk Cemiyeti baskanligi yapacak ve Ingilizlere protesto telgrafi cekecektir. Cumhuriyet’in iln edildigi yil ise bir ara Kaymakam vekilligi yapmis. Cemal Kocak’a (1922) gore Mesud bey, ilcede 1932-1946 arasi belediye baskanligi yapan Tahir Barlas’in babasidir.



Bilhassa, II.Mesrutiyet’in iln edildigi ilk yillarda ilcemizde kisa zaman icinde birkac kaymakamin gorev yaptigi anlasiliyor.



Mesel bu tarihlerde,Yabanbad kaymakami iken gorevinden azledilen Mustafa Sadik Efendi’nin, Dahiliye Nezareti’ne 27 Eylul 1909 tarihli telgraf ile basvurarak “Magduriyetinin ve sefaletinin giderilmesi icin kendisine harcirah odenmesini talep ettigini”ancak “Gorevinden azledilen memurlara harcirah odenemeyecegi“ gerekcesi ile bu isteginin yerine getirilmedigi bir baska belgeden anlasilmaktadir.



Mustafa Sadik efendinin, (31 Mart vak’asinin ardindan) gorevden alinmasindan sonra ilceye kaymakam olarak Emin Bey atanir. Fakat gorevi sirasinda yolsuzluk yaptigi ve uygunsuz hareketlerde bulundugu iddiasiyla Hasan bin Huseyin isimli biri tarafindan Ankara Valiligi’ne sIkyet edilir. Sorusturma sirasinda (tahminen) kaymakam gorevden alinarak Uluborlu’ya tayin edilir. Fakat sorusturma sonunda, Emin Bey’in sucsuz oldugu tesbit edilir ve durum Dahiliye Nezareti tarafindan 2659/16 sayi ve 29 Agustos 1909 tarihli bir yazi ile Ankara Valiligi’ne bildirilir.



Sorusturma sirasinda Uluborlu’ya atanan Emin Bey’in yerine Yababad’a atandigini tahmin ettigimiz Ibrahim Ethem Bey de burada durmak istemez. Ankara Valiligine yazdigi18 Eylul 1909 tarihli dilekcesinde; ”Mulkiyeden mezun olduktan sonra Kalecik ve Mihaliccik’da kaymakamlik yaptigini, sonra da Yabanbad kaymakamligina atandigini, burada 5 ay kadar calistigini, fakat buranin su ve havasina alisamadigini, bu nedenle sagliginin bozuldugunu, ustelik ailesi kalabalik oldugu icin gecim sIkintisi cektigini, bunun icin terfi ettirilerek Aydin, Hudavendig (Bursa),veya Kastamonu illerindeki ucuncu sinif bir ilceye kaymakam olarak atanmasini” istemektedir.



Ankara Vilayeti bu dilekceyi geregi icin Dahiliye Nezaretine gonderir. Dahiliye Nezareti 24 Eylul 1909 tarihli cevapta; ”Kaymakam Ibrahim Ethem efendinin, arzu ettigi vilayetlerde acik yer olmadigi icin,yerinde durmasini” istemektedir.



II.Abdulhamit devrinin sIkyet konusu yapildigi bir baska olay ise gene 31 Mart vak’asi sonrasi yasanir. Yabanbad kazasi sandik emini (Veznedar) Karsli Ahmet, gorevindeki suistimalinden dolayi Ankara valiligi tarafindan gorevden alininca, Dahiliye nezaretine bir telgraf cekerek (7 Subat 1910) il yoneticilerini sIkyet eder. Telgrafda; ”Dayanagimizin Kanuolmasi gerekirken Ankara Vilayeti yoneticilerinin hepsinin istibdat yanlisi olduklarini ve Vilyeti bunlarin elinden kurtarmak icin Maliye ve Dahiliye nezaretlerinden tarafsiz ve adil birer heyet gonderilmesini” talep ederek, kendinin gya o sirada iktidarda bulunan Ittihat ve Terakki partisi taraftari olarak kayirilacagini tahmin etmektedir. Halbuki Ittihat ve Terakki partisi iktidara geleli 11 ay olmustur. Karsli Ahmet eger bu iddiasinda samimi ise, il yonetimini nicin o zaman sIkyet etmedigi merak konusudur.



Bu yillarda Seyhler’ (Camlidere) de meydana gelen ve buyuk capta nufus hareketine yol acan yanginla ilgili gelismeler soyle cereyan etmistir.



Belgelere gore, bu yanginda 700 den fazla ev, 120 dun ve bir de cami yanmis. Yangini kasitli cikardigi sanilan Gerede Ovacik koyunden 8 kisi, Camlidere’li Haci Hasan Efendi’nin tesbiti ile sIkyet edilir. Bu sahislar, Bolu Mutasarrifligi’nca yakalanip Yabanbad kaymakamligina teslim edilir. Fakat sIkyetci Hasan Aga ile, sorgu hakimi Rifat Efendi kardes olduklari icin, Bolu mutasarrifi ve Ankara valiligi, Icisleri Bakanligini adalete golge dusebilecegi fikriyle uyarir. Ic Isleri Bakanligi da geregini yapar. (14 Eylul 1909)



Yanginda meydana gelen zarar icin Yabanbad kaymakamligi, hane basina 500 Kurus olmak uzere toplam 350.000 Kurus yardim ve zaruri ihtiyaclar icin odenek talep eder. Ankara valiligi bu talebi uygun gorerek oldugu gibi Ic isleri Bakanligina bildirirse de, bakanlik istenenden daha az bir miktar (40.000 Kurus) odenek gonderir. Bu yardim da iki parti halinde yangin magdurlarina odenir.



Bu yangindan sonra Camlidere halkinin buyuk bir kismi Kizilcahamam ilce merkezi ve koylerine yerlestirilir.



Ilce merkezinin 1915 yilinda bugunku Kizilcahamam’a nakli ile ilgili olarak bazi rivyet ve belgeler var. Kamu oyunda yaygin bir goruse gore Catakli Haci Hasan Aga bolgede hatiri sayilir ve sevilen biridir. Her hafta Corba pazarina geldiginde cocuklar karsilamak icin onune cikar. O’da onune ilk gelen cocuga baglamasi icin atini verir ve hepsine de bahsis dagitir.



Pazarda da butun esnaf ve cevre koylerin halki kendisine buyuk saygi gosterir. Bunu cekemeyen esraftan Hamdi Aga cocuklari toplayarak onlara para dagitir, Haci Hasan Aga’yi artik karsilamamalarini, her hafta kendilerine para verecegini ve pazara gelip giderken O’nu yuhalayip arkasindan teneke calmalarini soyler. Cocuklar da Hamdi Aga’nin dediklerini yaparak, Haci Hasan Aga’yi rencide ederler. Haysiyeti zedelenen Haci Hasan Aga, bir pazar donusu, gene yuhalaninca, koyun hemen disinda atinin ustunde geri donerek:



-Hamdi Aga ! oturdugunuz bu yerleri viran ettirmezsem bana da Haci Hasan Aga demesinler ! diye seslenir.



Koyune donunce de hazirladigi hediyelerle Istanbul’a gider. Orada tanistigi saray marangozunun yardimi ile Dahiliye Naziri’ (Icisleri Bakani) nin huzuruna cikip durumu anlatir ve ilce merkezinin Corba’dan naklini talep eder.



Fakat bu gunlerde ilce merkezinin Kizilcahamam’a tasinmasina sebep olan asil olay yasanir. Hamdi Aga iki evlidir ve zengin ve koklu ailelerinden birinin kizi ile yaptigi ikinci evliligi ile daha da guclenir. I.Dunya savasinin basladigi gunlerde beklenen olay vukf hanimlarinin yaptigi nim, Kaymakamin esinin ayaga kalkmamasi ve kendisi ile ilgilenmemesine ustelik diger hanimlarin bu duruma gizlice gulmelerine oldukca icerler ve durumu kocasina bildirir. O gunlerde nufuz hus r. Aga’nin hismindan korkan koy halki ve resmgorevliler mudhele edemezler. Cunku, Ittihat ve Terakki Partisi iktidardadir ve Hamdi Aga’nin kucuk kardesi Dr.Mehmet Fahri Bey etkili bir Ittihatcidir. Ustelik bu yillarda Osmanli’da otoritenin iyice azaldigi yillardir.



Bu durum karsisinda kucuk dusen kaymakam ise atina binip ilceyi terkeder ve Kizilcahamam’a gelir. Burada bir hana yerlesir. Ardindan gorevliler de gelirler ve ilce filen Kizilcahamam’a tasinmis olur. (1914) Ilcemiz o zaman, yaz aylarinda kaplica tedvisi icin gelenlerin kaldigi 60 odali bir han ve bir hamamdan ibarettir.



Olaydan haberdar olan Ankara Valiligi ve Istanbul hukumeti ise duruma yasal yonden mudhele ederek, adetSorba’yi cezalandirir.Ankara Valiligi’nden Icisleri Bakanligi’na yazilan 18.Ocak.1914 tarihli bir yazi ilebad’in ilce merkezi olan Corba Kazasi’nin, koylere uzak olmasi, Kizilcahamam’in ise merkezi bir konumda olmasi ve sifli sulari ile ileride daha da gelisebilecek bir yerlesim yeri oldugu” ndan bahisle buranin ilce merkezi olmasi teklif edilir.



Ancak bu talep Icisleri Bakanliginca, Il Daimi Encumeni karari eksIk oldugu icin kabul edilmeyip geri gonderilir. Bunun uzerine ayni islemler yenilenip uygun bir sekilde duzenlenerek Ic Isleri Bakanligina yeni bir teklif yapilir. Bu yeni teklifte onceki yazilanlara ilaveten; ” Kizilcahamam ve civarinda bulunan Sey Hamami ile Visi (Maden) suyunun kasabaya cok buyuk bir ticaret kaynagi olacagi, yakinda pek buyuk bir kasaba haline gelecegi, civardaki celtik tariminin saglik bakimindan sakinca teskil etmesine ragmen bunun kisa bir calisma ile ortadan kalkabilecegi ve ayrica ilce merkezinde gerekli resmi binalarin halk tarafindan ucretsiz yaptirilabilecegine dair halktan alinan taahhutnamelerin de ekli oldugu “ belirtilerek, yeni ilce merkezinin Kizilcahamam’ a tasinmasinin uygun oldugu bir kere daha teklif edilir. Bu teklif uzerine Kizilcahamam kanunen ilce merkezi olur. Yazismalar 1914 icinde olur. Ancak Kizilcahamam’in resmen merkez olmasi, o gunku sartlarda yazilarin gec ulasmasi sonunda 1915 Kasim ayina kadar uzar.



1898 de nahiye yapilan Camlidere ise, daha once Beypazari’na bagli iken ilcenin tasinmasi ile 1915 de Kizilcahamam’a baglanir.




4-MILLI MUCADELE DONEMI:



Buraya kadar anlattiklarimizdan da anlasilacagi gibi Yabanbad’in fazlasi ile enteresan yonleri ile dolu zengin bir gecmisi var.



Gerileme Devri’nden itibaren istikrarsizlik, savaslarda alinan yenilgiler ve bunlarin getirdigi sIkintilar Anadolu halki uzerinde yillarca surecek derin izler birakir. Halkin gayreti ve cevredeki sivil kuruluslarin yardimi ile, asirlardir kendi basina ayakta durma cabasi icinde olan Anadolu halki, her seferinde vergi vererek, cepheye asker gondererek, kanun ve nizamlara uyarak gorevini yapmistir. Kaybedilen I. Dunya Savasi butun sIkintilarin uzerine tuz-biber eker. Sosyal bir kargasanin yasandigi, yonetim boslugunun hukum surdugu ve yer yer isyanlarin ciktigi Milli Mucadele’nin basindaki sIkintilardan ilcemiz de nasibini alir.



Bu donemde Yabanababad adini, Istanbul’daki Ingiliz Yuksek Komiserligi’ne cekilen bir telgrafda goruyoruz. Ancak olayin basini hatirlamakta yarar var. Ingilizlerin Sevr Baris Konferansi’na; ”Istanbul’un milletlerarasi bir hale getirilecegi, Turk Hukumetinin yeni merkezinin Anadolu’da kurulacagi, Istanbul’un ise Halifelik merkezi ve Din baskent olarak kalacagi” seklinde teklif goturecegi haberinin ardindan Mustafa Kemal 8 Ocak 1920 de durumu 3.Ordu mufettisligine telgraf ile bildirerek halkin bu durumu protesto etmesini ister. Hemen ertesi gunu (9 Ocak 1920) Anadolu’ daki 15 Mudafaa-i Hukuk cemiyeti, Istanbuldaki Ingiliz Yuksek komiserligine protesto telgrafi gonderir ve Komiser Robeck, oldu denilen Turk halkinin bu duyarliligi karsisinda sasirir kalir. Telgraflar; Konya, Tokat, Hacibektas, Ayas, Kastamonu, Beypazari, Tekke, Trabzon, Gerede, Bogazliyan, Zonguldak, Develi, Cerkes, Nazilli ve Yabanbad’dan gonderilmistir.



Bu telgraf ile Yabanbad’da o yillarda bu komitenin kurulmus oldugu anlasilmaktadir ki, halkimizin Mill Mucadeleyi yurekten destekledigi ve vatanin kurtarilmasi konusunda ne kadar hassas davrandiginin da bir delili sayilmalidir. Anadolu’da yaygin olan,”Istanbul’ un dusman eline gececegi ve baskentin Anadolu’ya tasinacagina” iliskin korku ve kaygi bolgemizde de mevcuttur. Ancak 1919 Kasim ve 1920 Temmuz aylari arasinda, Mill Mucadele icin Anadolu’dan gonderilen yardimlarin yer aldigi listede Yabanbad ismini goremedik



Yabanbad’dan telgraf gonderen zat, Mudafaa-i Hukuk komitesi baskani Mesud ve iki uye arkadasidir. Bu zatin, 31 Mart dolayisiyla Sadrazam Mehmet Kamil Pasa’yi kutlayan Mesud olmasi muhtemeldir. Mesud Bey’in itibarli biri oldugunu dusunduk.1923 de, Seyh Ali Semerkand zaviyesi turbedrinin secimi ve bu secimin onaylanmasi sirasindaki yazi trafiginde, 11 Kasim 1923 tarihli bir yazida “Kaymakam Vekili” olarak isim ve imzasini goruyoruz. Kaymakamliga bir burokratin vekalet etmesi gelenegi o donemde de vardir ve Mesud Bey o yillarda Tahrirat Katibidir. (Yazi Isleri Muduru)



Bu donemde ilcemiz cevredeki isyanlardan da etkilenir. Bunlarin en onemlisi Duzce Isyni’dir. T.B.M.M. Hukumeti, isynin bastirilmasi icin bazi birlik ve cete kuvvetlerini isyancilarin uzerine gonderir. Meclis de bazi tedbirler alir.



Bu isyan Anzavur Isyani’nin kollarindan biridir. Anzavur, Gonen’de Cerkez Ethem’den agir bir darbe yiyince Istanbul’a kacar. Burada fazla durmayarak eline verilen “Ankara hukumetinin taninmamasi ve Mustafa Kemal’in idami hakkinda” fermanlar ve heybeler dolusu Ingiliz altini ile suratle Duzce’ye gelir ve isyana burada devam eder.



Meclis de tedbir olarak Geyve’deki 24.Tumen komutani Kurmay Yarbay Mahmut Bey’i, emrindeki kuvvetlerle Anzavur’ un uzerine gonderirken, dort milletvekilini de halka nasihat etmek ve olup biten hakkinda bilgi toplamalari icin Gerede ve Bolu’ya gonderir .Mahmut Bey,Anzavur’u bir carpismada yener,fakat gene kurtulmayi beceren asi, Istanbul’ a kacar, cetesi de dagilir. Fakat isyan halka sirayet etmis ve tehlikeli olmaya baslamistir.



Mustafa Kemal’in, komutanlara gonderdigi yazi uzerine, Afyon’da bulunan Yarbay Arif Bey, emrindeki kuvvetlerine Karakecili Asireti’nden de 300 kisiyi katarak, isynin baska bir kolunu bastirmak uzere (24 Nisan 1920) Beypazari’na girer. Ilce ileri gelenleri: ”Halkin birkac tahrikci tarafindan kandirildigini,isynla bir ilgileri olmadigini,bunu bilmeyen askerlerin sehri yakmak istediklerinin duyuldugunu” soyleyerek ozur dilerler. Mustafa Kemal’ in istegi ile Meclis’deki din adamlarindan bir grup telgraf basinda Beypazarlilar’la gorusup teminat aldiktan sonra bagislanmalari kararlastirilir.



Mustafa Kemal once halkin ve meclisin moralini bozmamak icin Beypazari olaylarini mecliste anlatmamis fakat, tedbir olmak uzere Etlik ve Kecioren tepelerinde silahli nobetciler bekletilmistir.



Halka nasihat etmek uzere Gerede’ye hareket eden milletvekilleri Kurmay Binbasi Husrev Bey, Bolu Milletvekili Dr.Fuat (Umay) ile Osman ve Sukru Beyler Ankara’dan ciktiktan iki gun sonra Yabanbad’a gelirler. Burada, Bolu’nun Duzce isyanina katildigi haberini ogrenince hemen Gerede’ye hareket ederler. Amaclari Dortdivan Bucaginda oturan ve civarda sozu gecen Husrev Bey’in kayinpederinin de yardimi ile MillKuvvet toplayip Bolu uzerine yurumektir.



Geceyi Akyarma’ da bir koyde geciren milletvekilleri, ertesi gun Gerede yonunden top sesleri duyunca, bunu “Meclisin acilisini kutlamak” veya kendilerine “Hos geldin” karsilamasi icin atildigini sanip sevinirler. Fakat az ilerleyince baslarinda 31 Mart isyaninin elebasilarindan Kel Ali Hoca olan bir gurubun kendilerine yaklastigini gorurler. Gurup kendilerine: ”Gelmeyin, Islam’i Islam’a kirdirmayin!” diye ilerlerken, Gerede yonunden uzerlerine yaylim atesi acilir.



Bu sirada gelen gurubun saldirisina da ugrayip dovulurler. Ancak Gerede’den gelen jandarmalar sayesinde kurtulurlar ve dort saat belediyede hapsedilirler. Belediye onunde cevreden de gelerek toplanan halk, asmak icin kendilerini ister. Daha sonra zincire bagli olarak Duzce’ye gotururler. Burada isyancilarin “Bu milletvekillerini nerede asalim?” tartismalari surerken, Cerkez Ethem’in de dahil oldugu Milli Kuvvetler yetisir ve kurtulurlar. Hemen orada kurulan Divan-i Harp’de suclular idam edilir.



Bu gelismeleri burada birakip, Ankara’ya donersek, T.B.M.M.’nin acilisinin ikinci gunu (24 Nisan 1920 Cumartesi) reis-i sin Serif Bey baskanliginda acilan 5. celsede, ”Agnam vergisi” uzerindeki gorusmelerden sonra, meclis baskaninin, Yabanbad kaymakamligi ve belediye reisliginden meclisin kusadi munasebeti ile, gonderilen tebrik telgrafini okuttugunu goruyoruz.



“Millet Meclisi Riyaseti Celilesine



“Butun islam’in mukadderatina nasekibane muntazir oldugu makam-i akdesi hifetin masuniyeti tammesi ve vicdan-i insaniyet ve medeniyyette hududu gayri kabil-i red bir surette cizilen muazzez vatanmizda mustakilen yasama hakkimizin temin ve mahfuziyeti icin manen ve maddeten gostermekte olduklari muzaheret ve muavenete de mazhar-i teyid olan mucahedat-i milliyemize istinaden ve avni bariden istimdaden tedvir-i umura baslayan Meclis-i Milli’ mizi kaza ahalii namina tebrik ederiz.



A’sar-i tarihiyyemizin hic birine nasip olmayan bu muazzam ve mubeccel muzaheret-i milliye ve diniyyenin vahdet-i kahharanesi mutlaka eser-i ilham-i subhanoldugundan halasimiz bir emri mukarrerdir. (Alkislar) Bu umniyyenin husulu icin siz muhterem ve fedakar vekillerimize teveccuh eden fakat berendazane vezaif-i muhimmenin nail-i teshilat olmasini temenni eyleriz.” (Alkislar, Amin sadlari)







Belediye Reisi Vekili Namina Yabanabad Kaymakam ve



Hikmet Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti



Heyet-i Idaresi namina Hakki







Yabanabad T.B.M.M’nin acilisini kutlarken, isyancilar da bos durmaz ve Koc Bey isminde bir emekli binbasi Bukeler’e gelip halki Ankara hukumeti ve Kuvva-yi Milliye aleyhine kiskirtir. 21 Nisan 1920 Carsamba gunu gerceklesen bu olayi ogrenen kaymakam, meclisi haberdar etmek uzere baska bir telgraf daha ceker.



25 Nisan 1920 de Ihanet-i Vataniyye Kanunu gorusulurken, Mustafa Kemal, milletvekilleri arasindan meclis baskan vekili Celalettin Arif Bey’e bir yazi gonderir. Baskan yaziya soyle bir goz attiktan sonra okutur :







“Ankara’da Buyuk Millet Meclisi Baskanligimiza,



Simdi alinan guvenilir bilgiler soyledir. Koc Bey (Duzce isyani elebasilarindan) isminde biri bugun Bukeler Koyune gelmis ve Padisahin iradesini teblig edeceginden, onumuzdeki Carsamba gunu butun ahalinin ilce merkezinde (Kizilcahamam’da) bulunmasini ve padisahtan ne suretle ayrilmis olduklarinin ahaliden soracagini, imzasi altinda (bulunan) yazilarla ahaliye teblig etmistir. Haber aldigimiza gore butun ahali bu toplantiya gelecektir. Bu halde bizim durumumuzun tayin buyurulmasini rica ederim. Cunku artik telgraf muhaberesinin de kesilecegi kuskusuzdur.”



Yabanabad Kaymakami Hakki







Bu telgraf, butun ulkede, Ingiliz altinlari ile kandirilan kisilerin giristigi fesadin tipik bir ornegidir. Bu telgrafin yarattigi ofke ile “Hiyanet-i Vataniyye” kanunu mecliste kabul edilir ve meclisin 2 numarali kanunu olarak yururluge girer.



Bu sirada Mustafa Kemal’in kursuye ciktigi goruldu. Baskan telgrafi karsiliksiz, kaymakami da talimatsiz birakmamisti:



-Musaadenizle bu telgrafa yazilan cevabi da okuyayim, der ve oku:







“Yabanabad Kaymakamligina,



“Koc Bey’in ahaliye yaptigi tebligat,Ingilizler’in emellerini guden millet hainlerinin tertip eseridir. Halifemiz, Istanbul’da Ingilizler’in esareti altinda kalmistir. Gayemiz halifemizi ve milletimizin hayatini, istiklalini kurtarmaktir.



“Ingilizler ahalimizi bu vasitalarla kandirip Islam ehlini birbirine kirdirmak ve ondan sonra memleketimizi istedikleri gibi esaret altina almak istiyorlar.



“Bu gercekleri halka ilan ediniz.Ahaliden kuskusu olanlar, Ingiliz yardakcilarina degil, Buyuk Millet Meclisi’ne basvursunlar. Buna karsin fesatcilarin ve Ingilizler’den yana olanlarin yalanlarina kapilarak ayaklanmaya kalkanlar olursa, Buyuk Millet Meclisi bunlarin kafalarini ezmeye karar vermis ve ezici kuvvetlerini de hazirlamistir. Dokulecek kanlarin butun vebali de fesatcilara ve onlara uyanlara ait olacaktir.



Sayet Yabanabad’i terke mecbur olursaniz, bize guvenilir bir vasita ile haber gonderiniz. Yaptiklarinizi da devamli olarak bize bildiriniz.”



Turkiye Buyuk Millet Meclisi Reisi



Mustafa Kemal







Meclis’de bunlar olurken,Yarbay Arif Bey de emrindeki iki tabur piyade, 8 makineli tufek, 2 sahra ve 2 dag topundan olusan kuvvetleri ile Bolu’ya ilerler. Istanbul Hukumeti’ nin, ”Kuvva-yi Milliye” ye karsi kurdugu “Kuvva-yi Inzibatiye” nin hareketinden guc alan isyancilar 3 Mayis 1920’de Yarbay Arif Bey’in kuvvetlerini sararak, 4 Mayis da Bolu’ya hakim olurlar. Mutasarrif Vekili ve subaylari oldurerek evlerini yagma ederler. Bu durum karsisinda Yarbay Arif bey geri cekilirken, Cerkes’de bulunan Binbasi Vasfi Bey, emrindeki 58. Alay ile Gerede’ye hareket eder. Sehrin yakinlarina gelindiginde Ilce Boluk komutani Yuzbasi Memduh’un teminat vermesi uzerine tedbir alinmadan yaklasan askerlere sehirden birden ates acilir ve alay dagilir. Binbasi Vasfi Bey de tekrar ilerlemeyi uygun bulmayarak, elinde kalan 85 er ile Cerkes’e geri doner.



Bir gun sonra Kizilcahamam’da toplanan gonulluler, Binbasi Rustu Bey’in komutasinda 400 er ve 4 makinali tufekle Gerede’ye hareket ederse de ayni Akibete ugrarlar ve bozularak dagilirlar. Binbasi Rusdu Bey’de elinde kalan 89 erle guclukle Kizilcahamam’ a geri cekilir.



Birbirlerine cok yakin olmalarina ragmen koordinesizlik sebebiyle disiplinin saglanamadigi mufrezelerde bu bozgunlar yasanir. Bu durum karsisinda Mustafa Kemal Geyve’deki Ali Fuat (CEBESOY) Pasa’yi telgrafla arayarak: ”Duzce’deki isyanin Ankara’yi tehdit eder boyuta geldigini, Ankara’nin muhakkak guvence altinda tutulmasi gerektigini, isyani bastirmak uzere Geyve’den ayrilmasinda bir sakinca yoksa Ankara’ya tesrif etmesini” ister. Ayni gun (8 Mayis 1920) Konya Ereglisi’ndeki 11.Tumeni de butun kuvvetleri ile Ankara’ya cagirir. Hatta, ele ne gecerse gonderilebilmesi icin Antep ve Denizli’ye rica telgraflari ceker



Denizli tarafindan Refet Bey’in, Ankara’ya binbir muskulatla ulastirabildigi, yari atli, yari yaya, yari silahli 120 kisilik daginik, yorgun bir kafilenin kumandani Ustegmen Serif’i karsilayan Ankara vali vekili Yahya Galip, mufreze komutaninin boynuna sarilarak, ellerini goge acar ve: ”Yarabbi, bu gunleri de gorduk. Sana sukur.” Hesap edin ki, o gunlerde korumasiz kalan Ankara icin, 120 kisilik yorgun bir mufreze bile bulunmaz bir nimettir.



Bu sirada Yarbay Arif Bey, halkin gonullu olarak Kuvviye’ye katilmasi konusunda calisma yapmak uzere Kizilcahamam’da, cadiri da Kucuk Kaplica’nin yanindadir. O yillarda Seyhler (Camlidere)’li din ulemasindan Hafiz Halil (Okur) Efendi, sevdigi yarbayi sIk sIk ziyaret eder onunla sohbet edip Kur’an okur, Arif Bey de bundan cok hoslanirmis.



Fakat Yarbay Arif Bey 11-12 Mayis 1920 gecesi cadirinda uykuda oldugu bir sirada bir suikaste ugrayarak sehit edilir. Suikasti yapanin, yarbayin seyisi oldugu belirtiliyor. Fakat yapilan sorusturma sonunda asil suclu olarak, Kizilcahamam Mufrezesi’nin Gerede’de ugradigi bozgunda kusuru gorulerek, Yarbay Arif Bey’in once idam etmek isteyip sonradan affettigi Binbasi Rusdu tutuklanir. Bu suikastten sonra, cok sevdikleri ve bagli olduklari komutanlarini kaybeden Karakecili Asireti de izin isteyerek Kizilcahamam’dan ayrilip koylerine donerler.



Boylece Duzce Isyani bu dramatik yonleri ile Kizilcahamam’a yansimis olur.



Kizilcahamam halki bundan sonra da, Kuvvayi Ordu saflarinda gonullu olarak Milli mucadele’ye katilir. Kendilerine, Anadolu’nun Turk-Islam kimligine kavusmasini saglayan Dervis Gazi’lerden devrolan Kutsal Cihad mirasini, onlara yarasir bir sekilde kullanarak, ayni ruhla bu sefer de, mukaddes vatan topraklarini istilacilara karsi korumak icin mucadele ederler. Gonullerindeki meseleyi Inonu’ye, Sakarya’ya ve Kocatepe’ ye tasirlar. Kimileri sehit olarak en guzel mertebe ile sereflenirken, kimileri de Gazi olarak geri doner ve hayatlari boyunca gururla tasiyacaklari “Istiklal Madalyasi” ile taltif edilirler. 1919-1922 arasinda Milli Mucadele’ye Ankara’dan katilanlardan 2317 kisisi kayipdir. Bunlardan 224 tanesi Yabanabad’a aittir. Mekanlari Cennet olsun.



Yabanabad’dan Balkan,1.Dunya ve Kurtulus Savaslarina katilip sehit olanlarin listesi kitabimizin sonunda ekler bolumunde verilmistir.



Burada bu vesile ile, bu mukaddes vatan topraklarinin mirascisi durumunda olan nesli, o sehit olup olmadigimiz konusunda bir muhasebeye davet ediyor, bir kere daha ecdada sukran ve minnet duygularimi belirtiyorum.




5-CUMHURIYET’TEN BUGUNE :



Kayitlardan ogrendigimize gore ilce merkezi Kizilcahamam’a tasinmasina ragmen Sorba’ daki belediye teskilati calismalarina bir sure daha devam eder.100 Kizilcahamam’ da ise ayni yil kanun geregi belediye teskilati kurulur. Ziraat Bankasi bu yil, Askerlik subesi ve Nufus idaresi ise 1925 yilinda Kizilcahamam’a nakledilir. Fakat o yillarda yeterli mesken bulunmadigindan devlet dairelerinin bir kismi gecici olarak kurulan cadirlarda, bir kismi da kiralik olarak tutulan birkac evde calismalarini yurutur. Ilce merkezinin Kizilcahamam’a tasinmasi ile beraber, Ahiler ve Zimmiler koyleri mahalle yapilarak Kizilcahamam’a baglanir. Sonraki sayimlarda nufusun cogunlugunu bu iki mahalle meydana getirecektir.



Bu yillarda Milli Mucadele doneminin asker kacaklarinin ilcemizde cikardiklari huzursuzluk ile ilgili bazi tesbitlere rastladik.



Yukarida da bahsettigimiz Cil Ahmet Usaklari denen birilerinin basini cektigi bir gurup asker kacagi, daglarda saklanip, koyleri basmakta, harac toplamaktadir. Ozellikle islek olan Cerkes yolunu kontrol ediyor, yolcu ve kervanlardan harac aliyorlardi. Kisitli imkanlarla bunlarla bas edilememisti.



1928 de cikarilan affa ragmen dagdan inmeyen bu eskiya gurubu altlarinda iyi cins bakimli atlari, iyi giyimleri, ayaklarinda parlak deri cizmeleri ile hatirlaniyor. Neticede idare bunlari cokertmek icin iclerine nifak sokmayi planlar.



Devamli takip sonucu bir sefer Derbent degirmeni yaninda (Celtikci yolunda Cay Mahallesi civari) kistirilan gurup makineli tufekle donatilmis bir mufreze asker tarafindan, kacan bir kaci haric imha edilir. Cesetler, Zimmiler koyunden temin edilen kagnilara doldurulup ilceye getirilir ve simdiki Ataturk anitinin oldugu yerdeki bataklik halde bulunan dere yataginda acilan cukurlara gomulur.



Bahsedilen vurusmadan kacmayi basarabilen son bir kaci da ilce icinde kistirilir ve onlar da ayni sekilde vurularak ayni yere gomulurler.



1933 yilinda Ahiler Mahallesinin ismi Kemalpasa ve Zimmaler’in ismi de Ismetpasa olarak degistirilir. Halkin Uzemler olarak bildigi mahallenin ismi tarihteki kayitlarda Zimmaler olarak gecmekte oldugu icin biz de gecmis olaylarla ilgili anlatimlarda hep bu ismi kullandik.



Zimmi, bilindigi gibi Osmanli devrinde gayrimuslim tebaaya verilen isim. O devirde bu mahallede oturdugunu kabul ettigimiz gayri muslimlerden dolayi buraya bu ismin verilmis olmasi muhtemeldir. 1930 tarihli bir haritada da bu iki mahallemizin ismi Zimmiler ve Ahiler solarak yazilmistir. Zamanla da bu kelime halk agzinda degisIklige ugrayarak Uzemler ismini almistir. Cumhuriyet sonrasi degisIkliklerde, bazi vatandaslarin kimliklerine dogum yeri olarak Zemiler yazilmasi, koyun isminin once bu sekilde degistirildigi, daha sonra Ismetpasa olarak kesinlik kazandigi anlasiliyor.



Ancak, mahalle halki bu ismi begenmeyerek, degistirmek icin epey mucadele etmis. Hatta 1979 da bir de referandum (Halk oylamasi) yapilip halki, ismin degistirilmesi yonunde oy kullandigi halde her hangi bir sonuc alinamamis.



Kayitlarda 1930 oncesi Yabanabad olarak gorunen ilcemizin ismi 1933 yilinda bu iki mahalle ile beraber degistirilerek “Kizilcahamam” haline getirilmistir.



Cumhuriyet’in ilani ve Ankara’nin baskent olmasindan sonra ilcemiz, baskente yakinligi, Ankara-Istanbul karayolu uzerinde bulunmasi, kaplica ve dogal zenginliklerine ragmen, beklenen gelismeyi uzun yillar yakalayamaz. Uzerine sanki olu topragi serpilmis gibi, kapali toplum ozelligi bu donemde de devam eder. Meskenlesme oldukca gec baslar. Oyle ki gelen memurlarin cogu bile yakindaki Zimmaler (Ismetpasa) ve Ahler (Kemalpasa) koylerinde ikamet etmek zorunda kalirlar. Belediye baskanlari zaman zaman yakin koylere giderek halki ilce merkezinde ev yaparak ikamete ikna etmeye calisirlar. Fakat ziraat ve bilhassa hayvancilik yapan koylu icin Kizilcahamam hic de ilginc gelmez



Ankara’ya yolculuk, yuruyerek (12 Saat) ve hayvan ile yapilirken ilk tasima araclari ile nakliyecilik 1930-40 larda baslar. Cumhuriyetle baslayan egitim seferberligine ve baskente yakinligina ragmen 1926 larda ilcede Maleti’ (Milli Egitim Bakanligi) ne bagli (300 ogrencisi ile) 6 okul bulunmasi, yeni egitim kurumlarinin henuz yayginlastirilamadigini gosteriyor. Okullasma genel olarak 1938-39 lardan itibaren basliyor. (Bu donemde farkli sektorlerdeki gelismeler detayli olarak ileride kendi basliklari ile anlatilacakdir.)



1915 de ilce Kizilcahamam’a tasinmasina ragmen o kadar az bina vardir ki, gelen her dereceden memur uzun sure yakindaki Ahiler ve Zimmiler’deki evlerde kiraci olarak ikamet etmek mecburiyetinde kalir. Kaymakam ise Yusuf Kocak’a ait evde kalir. Ilcede hukumet binasi yapilana kadar da kamu hizmetleri kira ile tutulan evlerde yurutulur. Ilk Hukumet binasi olarak, Arif Taskin’in ifadesine gore simdiki binanin oldugu yerdeki bina kullanilmis. Uc katli olan bu binanin alt katinda bazi esnafin dukkanlari ust katlarda ise devlet daireleri bulunuyormus.



Simdiki hukumet binasi 1945 de insa edilmis. Mehmet Cavus’un Ziraat Bankasi’nin az ilerisindeki evi ise uzun yillar Adliye binasi olarak hizmet gorur. Ziraat Bankasinin arkasindaki iki katli konak bir sure cezaevi olarak (Sehit Mehmet Erdem Caddesinin onceki ismi Sanayi Caddesi, ondan onceki de Cezaevi Caddesidir.) 1945 e kadar, simdiki P.T.T. nin yanindaki eski iki katli bina da (1943) Askerlik Subesi olarak kullanilir. Ilce boluk komutanligi ise, simdiki Is bankasinin oldugu yerdedir.107 1945 yilinda Cezaevi ilce icinde Soforler odasinin karsisindaki yerine tasinir. (Bu bina o tarihe kadar cocuk islah evi olarak kullanilmis.)



Orman memleketi olmamiza ragmen Orman isletmesi ilceye 24 Agustos 1943 de yilinda gelmis ve ilk yillar Deliyusuf Sokak’daki gocmen evlerinin yaninda bir yerde, sonra da hukumet binasinin ust katinda hizmet vermis. O yillarda henuz orman muhafaza memurlugu olmadigi icin, ormanlar bir sure, askerler tarafindan korunur. 1946 da ise Orman muhafaza memurlugu kursu acilir ve 1950 de bu kursu bitirenler, orman idaresinde gorevlendirilmislerdir.



Yaptigimiz arastirmada, ilceye ilk yerlesen dort aile tesbit ettik. Bunlardan biri Taslica’li Yusuf Kocak olup, Pazar Rusdiyesi’ni bitirdikten sonra mustantik olarak gorevli iken, ilce merkezinin tasinmasindan sonra gorevi ile beraber Kizilcahamam’a gelip simdiki Deliimam Ceddesine yerlesmistir. Bercin Catak’li Haci Hasan Aga ise, sehir stadinin yanindaki bolgeye yerlesmis. Camlidere’den goc eden Yusuf Ziya (Tereyagoglu) Efendi, Buyuk Kaplicanin yanina, Pazar’ dan goc eden Mehmet (Turedi) Efendi ise Kucuk kaplica civarina yerlesmisler.



Kadirbey semtine ismini veren sahis ise,1920’den sonra (Milli Mucadele sonrasi) ilcemize gelip yerlesen ve nereli oldugu belirsiz, biraz esrarengiz olan emekli binbasi Kadir Bey’dir. O’nun, tamamen issiz bu semte gelip yerlesmesinin sebebi bilinmiyor. Ancak evinin onundeki buyuk ve zengin bahcesi, oturdugu postu ve kopegi unutulmamis. Kadir Bey, bazan ilceye iner ve Mehmet Cavus’un kahvesinde oturup cay icermis. Uzun zaman burada yalniz basina oturan Kadir Bey’e izafeten bu semtin ismi, bolge iskana acildiktan sonra Kadirbey olarak anilmaya baslar. O zamanlar aileler cocuklarini, yalniz basina oturan bu adamin kaldigi yere gondermek ve oralardan gecmelerini istemezler.




Yabanbad Osmanli devrinde Ankara Sancaginin en buyuk nufusuna sahip iken, Cumhuriyet’ten sonra bu durum tamamen tersine doner. Ankara’nin baskent olmasi ile ortaya cikan cazibe yaninda is ve tahsil gibi sebeplerle buyuk bir goc yasanir. Kizilcahamam, ilce merkezi olduktan sonra uzun sure buyuyemez.



O yillarda Ahiler koyunun bir merasi gorunumundeki ilcemizde bir hamam ve tedavi icin gelenlerin kaldiklari 60 odali bir handan baska bir iki de mandira bulunuyordu. Sonradan belediye baskanlari zaman zaman koylere kadar gidip, halki ilce merkezinde ikamet ettirmeyi ozendirici (Arsa vermek gibi) care ve tedbirler dusunmuslerse de iskan agir ve kendi seyrinde yurumustur. Gene de basta buyuk oranda Camlidere’den olmak uzere yakindaki Akdogan, Ucbas, Taslica, Karacaoren, Saraycik, Doganozu, Kizilcaoren, Ugurlu gibi koylerden yapilan goclerle bir miktar nufus artisi olur.



Derken 1944 lerde Mengen’den birkac aile, birkac yil sonra da Gerede, Tosya ve Safranbolu’ dan baska aileler gelip yerlesirler.



1949 da ise Bulgaristan’dan goc eden 10 kadar soydas aile Kizilcahamam’da iskan edilirler. Bunlardan 5 aile simdiki (Tuna boyuna izafen) Tuna Sokak’da, digerleri de Kizilcaoren, Cigirler ve Karacaoren koylerinde yerlestirilirler.



Tahminen 1937 de unlu Koc ailesi ile ilgili olarak Cukurca koyunde ilginc bir olay yasanir. Donemin ihtiyaclarini ve insanimizin psIkolojik durumunu anlatmasi bakimindan olayi buraya almayi uygun bulduk.



Icme suyu olmayan Cukurca koyu, ilceden de bir yardim alamayinca muhtar Hasan Yildirim (Kel Hasan) bu ihtiyacini gorebilmek icin Ankara’ya gider. O zaman en onemli ugrak yeri olan Samanpazari’nda gezerken Pazar koylu birinin tavsiyesi ile Vehbi Koc’dan yardim istemeye karar verir. Vehbi Koc’un kapisinda iki gun beklemeden sonra yanina girmeyi becerip derdini anlatir.



Vehbi Koc Kel Hasan’a ilgi gosterir. Gerekli malzemeyi aldirip bir kamyon ile Kizilcahamam’a Aci Deresi’ne getirtir. (Bu arada ne kadar uzunlukta boru gerektigi urganla olculmustur.) Malzemeler buradan hayvanlarla koye goturulur.



Calismalari devam ederken, boru yetmez. Tam muhtarin evinin onunde bitmistir. Koylu hemen “Muhtar boruyu kendi evinin onunden olcturdu.” Diye bir kulp bulur. Buna icerleyen Kel Hasan koyununu satar ve o para ile Ankara’ya gidip tekrar Koc’un huzuruna cikarak eksIk boruyu tedarik ettirir ve koye doner.



Calismalar devam ederken, su yoluna bu sefer taslik bir yer cikar. Koylunun bu engeli kendi baslarina asma gucleri yoktur. Caresiz muhtar tekrar Ankara’nin yolunu tutar. Orada Koc sirketinde dinamiti nasil kullanacagini bile gosterdikten sonra, kendisine verilen dinamitle geri doner ve su yolu tamamlanir. Gurul gurul akan su ile halk yorgunlugunu unutur. (1938)



Koczade cesmesi ismi verilen cesmeden bu gun hala su akmakta.



Ulkemiz II. Dunya savasina girmemistir ama gelismeler merakla ilcemizde de takip edilmektedir. Askerligin 4 yila cikarildigi ve bunun yaninda yedeklerin de askere cagrildigi o yillarda herkes hem savasin gidisi hem de yakinlari hakkinda kisitli haberlesme imkanlari ile haber alabilme telafisi icindedir. Bu sIkintilara ilaveten, savasin getirdigi ekonomik sIkinti da had safhaya ulasmistir. Ekmek, seker gibi bazi temel besin maddeleri karneye baglanmistir. Bu sIkintili gunlerin ardindan 1945 de savas sona erince ulke capinda oldugu gibi, ilcemizde de savasin bittigi 2 Eylul 1945 gecesi, gece bekcileri halka duyururlar. (Tellal cagirirlar)



Daha sonra ilcemizi 1947 de (Bir ifadeye gore 1946 secimleri aninda) Milli Mucaddele’nin unlu komutani Kazim Karabekir Pasa ziyaret eder. Ilcede birkac gun, Genc Palas otelinde kalir. Bu ziyaretten sonra belediye baskani Hilmi Kaya tarafindan belediye meclisi karari ile P.T.T. onunden baslayip Buyuk Kaplica’ya kadar uzanan sehrin merkezi caddesine Kazimkarabekir adi verilir.



Tahminen, Amerika ziyareti donusu 1947 veya 1948 de Celal Bayar ve Adnan Menderes ilcemizi ziyaret ederler. Sanildigina gore Demokrat Parti ilce teskilatini kurmak icin gelen Celal Bayar ve Adnan Menderes, yaninda o zamanki ilce baskani Ismail Sezen ve arkasinda kalabalik bir halk toplulugu oldugu halde, simdiki P.T.T.’nin oldugu yerden Soguksu’ya kadar yuruyus yaparlar. Ismail Sezen’in evinde kisa bir sure dinlendikten sonra da ilceden ayrilirlar.



Ayni yil bu sefer de Ismet Pasa (Inonu) Cumhurbaskani olarak ilcemizi ziyaret eder. Bacaginda kilot pantolon ve kirmizi meshur cizmeleri vardir ve henuz genctir. ”Pasam yasa !” sesleri ve alkislar arasinda O da Soguksu’ya kadar yuruyus yapar. Buradan da o yillarda henuz ilce olmamis olan Camlidere’ye giderek cok sevdigi belediye baskani rahmetli Halil Okur Hoca ile gorusmeler yapar.



1950 de iktidar olan Demokrat Parti, Kizilcahamam topraklari uzerinde bir ilce daha kurmayi planlar. Pazar ile Camlidere bucaklari ilce olmak icin muracaat ederler. Fakat hukumet oy kaygisiyla karar vermekte zorlanir. Buna ragmen her ikisine de kaymakam disinda diger memurlari tayin eder. Mahkeme teskilatlari bile kurulur. Tayin edilen memurlar gelerek gorevlerine baslarlar. Bu donemde Pazar’da ki mahkemelerde yargilanan ve hatta mahkum olanlar bile olur. Bu arada yapilan bir secim hukumetin isini kolaylastirir. Yapilan secimde Camlidere, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Pazar ise Demokrat Parti’ye oy verir. Hukumet secimden sonra her iki merkeze de, sonuclari arastirmak ve nabiz yoklamak uzere milletvekili ve bakanlardan meydana gelen gozlemci bir heyet gonderir. Heyet Pazar’a gelince, D.P.’ye oy veren halk yanlis yonlendirilir ve onlari C.H.P. bayraklari ile karsilar. Neye ugradigini anlayamayan heyet sasirir ve kizginlikla:



- Ilce olmak size haram olsun Pazar’ lilar!” diyerek oradan hizla ayrilip Camlidere’ye varirlar.



Burada ise secimlerde C.H.P. cok miktarda oy almistir. Fakat Camlidere’nin ileri gelenleri baslarinda Mustafa Yesil oldugu halde gelen D.P. heyetini tezahuratla karsilayip hurmet ve saygi gosterirler. Bu karsilama ve kendilerine gosterilen misafirperverlik karsisinda heyet Camlidere’nin ilce olmasi yolunda bir rapor hazirlayip hukumete sunar. D.P. iktidari da, bu tercihe uyar ve oraya bir kaymakam tayin ederek, Pazar’daki memurlari geri ceker.



1950 den sonra cumhurbaskanligi sirasinda Celal Bayar, yaninda maiyeti oldugu halde ilcemizi tekrar ziyaret eder. Simdiki Ab-i Hayat Oteli’nin bulundugu yerdeki belediye binasi onunde halka karsi bir konusma yapar.



Aradan yillar gecer. 1960 darbesi ile D.P. ileri gelenleri tutuklanip yargilanirlar. Bir kismi (Basbakan Adnan Menderes, Disisleri Bakani Fatin Rustu Zorlu ve Maliye bakani Hasan Polatkan) idam edilir, bir kismi da hapse atilir. Celal Bayar 65 yasini doldurdugu icin cezasi affedilir.



Cezaevinden ciktigi sene yaninda kizi Nilufer Gursoy ve damadi Ahmet Gursoy ile Volkswagen bir otomobille tekrar ilcemize gelir. Simdiki Huzur Pansiyon onunde dururlar. Celal Bayar arabadan inerek, o zaman otel (Cicek Palas) olarak kullanilan binaya soyle bir bakar. (Bir zamanlar iktidarda iken gelip muhtemelen ilce baskanligi olarak kullanilmis olan binada kalmis ve o gunleri dusunmus olabilecegi akla geliyor.) Karsidan, esnaftan Durmus Buyuk kendisini farkeder ve hemen disari cikarak kendilerine kosar:



-Buyrun sayin Reis-i Cumhurum, hos geldiniz. Dukkanima buyrun,soba yaniyor. Biraz isinin, size bir sey ikram edeyim, der.



Celal Bayar ise tesekkur ederek kalamayacaklarini ve civarda bir pastane olup olmadigini sorar. Durmus Buyuk, pastane filan olmadigini, ne isterlerse ikram edebilecegini israr ile tekrarlamasina ragmen kalmazlar ve ilceden ayrilirlar.



1958 yili Temmuz ayinda (Kurban Bayrami oncesi), ilceye 5 Km uzakliktaki Kizilcaoren koyunde buyuk bir yangin cikar ve 40 hanelik koy havanin asiri sicak olmasi ve ruzgarin da koye dogru esmesi yuzunden tamamen yanar. Bir evde, yemek yapilirken cikan bu yanginda, evlerin ahsap olmasi ile butun binalar tamamen yanar. Yangini yasayanlar, yanan tahtalardan cikan kizgin civilerin kursun gibi etrafa yayildigini anlatiyor.



Can kaybi olmadan sadece bir kurbanlik hayvan ile bir esegin oldugu yangindan sonra Kizilay, cadir ve battaniye yardimi yapar. Orman idaresi, koyluye kereste yardimi yapar. Ayrica hane basina 200-400 TL yardim yapar. Eski yerlesim yerine bu gunku yer insaat sahasi olarak kabul edilip harkes kendi evini yapar.



Demokrat Parti iktidarinin son yillarindaki karisIklar doneminde Bediuzzaman Said-i Nursi, basbakan Adnan Menderes’ e tavsiye ve nasihatlerde bulunmak uzere birkac defa Istanbul’ dan Ankara’ ya gelir. Bir keresinde otomobili ile Istanbul’ a donerken ilcemize ugradigi sirada ilcemiz esrafindan bazilari ve kendisini seven Murtaza Yildiz tarafindan karsilanir. Biraz hal-hatrir sorma ve hasbihalden sonra Bediuzzaman yoluna devam eder. (1959 Aralik ayi)



1960 dan sonra,daha once mahalle olan 11 yerlesim yeri, bagimsiz koy statusu kazanir. Bunlar; Gokbel, Ugurlu, Yesilkoy, Turnali, Belpinar, Beskonak, Catalan, Balcilar ve Esenler’dir. Bazi koy isimleri de, (Tekke) Verimli, (Gurcu) Beskonak, (Salin) Catalan, (Igbeler) Belpinar, (Alisenler) Esenler ve (Tasli Seyhler) Taslica olarak degistirilir. Uzunoz ve Kosten koyleri tek muhtarlikda birlestirilerek Balcilar olarak ismi verilir. Bu degisIklikle, Turkcelestirmek ve Lalelestirmek amaci gudulurken, 124 bu titizlik, koylere hizmet goturulmesinde gosterilmemistir. Halk hala bu koyleri eski isimleri ile tanir . Hala“Salin, Igbeler ve “Gurcu” isimlerini kullanir. Yani pek benimsenmemis.



Son degisIklik ise 1997 de gerceklesir. Bu yil Pazar Akcaoren, 1999 da ise Verimli kendi istekleri ile ayrilip, daha yakin olan Kazan Ilcesine baglanirlar.



Yabanbad tarihi bu bolumde bahsedilenlerden ibaret degil. Ancak bolgemizde sosyal yapi, egitim, din, ekonomi, ulastirma, spor, saglik, haberlesme ve siyasi gelismeler ileride, kendi bolumlerinde detayli olarak verilmistir. Fakat ilcemiz icin cok onemli bir gelisme olduguna inandigim Mustafa Kemal Ataturk’un 1934 yili 16-17 Temmuz tarihinde ilcemize yaptigi ziyareti ayri bir baslik altinda ve daha detayli olarak ele almayi dusunduk.




B-ATATURK’UN ILCEMIZI ZIYARETI:



Ataturk’un gezilerinde yanindan pek ayirmadigi yazar (Prof.Dr.) Afet Inan, bir toplantida arkadaslarindan Kizilcahamam’in guzelliklerini isitir ve merak ederek ilcemizi gormek ister. Fakat o tarihlerde yol hic de musait degildir ve konaklamak icin yeni acilan bir yatili okuldan (Simdiki Endustri Meslek Lisesinin oldugu yerdeki eski bina) baska bir tesis de yoktur. Buna ragmen otomobil ile Zir (Murted) Ovasi’ni asarak Kizilcahamam’a gelirler.



O gunlerde pek az ev olan,vadisinde manzara olmayan ama camlik ve akarsuyu pek guzel olan Kizilcahamam hoslarina gider ve ilcemiz hakkinda edindigi olumlu intibari donuste Ataturk’e ballandirarak anlatir. Ataturk de ilk firsatta ilcemizi ziyaret etmeye karar verir.125 Bu firsat 1934 Temmuz ayinda cikar. 2.Turk Dil Kurultayi’nin 18 Temmuz 1934 de Istanbul Dolmabahce Sarayi’nda yapilmasi kararlastirilmistir.126 Bunun icin Istanbul’a gidecek olan Ataturk’ un, karayolu ile gitmesi ve yol guzergahindaki Kizilcahamam’da konaklamasi planlanir.



Bunun uzerine zamanin Ankara Valisi Nevzat Tandogan tarafindan Soguksu’ ya cadirlar gonderilir. Kamp yerinde gece kalinabilecek sekilde hazirliklar yapilir.



Ziyaret heyetindekiler Prof. Afet Inan, Dahiliye Vekili (Icisleri Bakani) Sukru Kaya, yakin arkadaslari ve Antep Milletvekili Kilic Ali, Nuri Conker, Bilecik milletvekili Salih Bozok, Bolu milletvekili Ismail Hakki, Rize milletvekili Hasan Cavit ile ordu mufettisi Fahrettin Altay Pasa ve maiyeti oldugu halde 16 Temmuz 1934 sabahi sicak bir havada Ankara’dan hareket ederek, toz-duman icinde, otomobil ile Ataturk’u gormek icin yol kiyisina toplanmis halk arasinda Kazan’a ugrarlar. Kendilerini nahiye muduru, muhtar, kalabalik bir halk toplulugu ve okul ogrencileri karsilar. Kalabalik, kendisine yaklasmaya cesaret edemezken, guzel giyimli, esmer cehreli bir kadin Ataturk’e yaklasarak;“hazirlik yaptiklarini ve hic olmazsa bir tas ayranlarini icmelerini” ister. Ataturk; ”Kadinin kim oldugunu” sorar. Kendisine, koyun yeni muhtari Sati Kadin oldugunu soylerler. Sati Kadini acik sozlulugu, medeni cesareti ve pratik zeka acisindan dolayi takdir eden Ataturk: ”Iste tam mebus olacak kadin” diye gorusunu belirtir. Kazan’da kendilerini karsilayan Muhtar Sati Kadin’in ikram ettigi ayrani icerler. Ileride belde oldugunda ilk Belediye baskani olan Remzi Cirpan’in annesi olan Sati Kadin, bir sene sonra Turkiye’nin ilk kadin milletvekili olarak T. B. M. M.’ne girer.



Ataturk’un ziyreti birkac gun onceden duyuruldugu icin, koylerden de gelenlerin teskil ettigi buyuk bir kalabalik ile devlet memurlari 16 Temmuz sabahindan itibaren simdiki P.T.T.onundeki alana ve yolun iki yanina dizilerek beklemeye baslarlar. Ankara Caddesinin basindan, P.T.T. binasi onune kadar da ilcede bulunan halilar toplanip yola serilir. Emniyet tertibati da, daha onceden Ankara’dan gelen asker birlik ve polislerle saglanir.



O gun sicak havada, ilce girisinde birikenlerin heyecanli bekleyisleri surerken, once Muhafiz Birligi’nin motosIklet gurultusu duyulur. Arkasindan da Ataturk’un ustu acik spor arabasi gorunur. Kafile, karsilayanlarin onunde durur.Ataturk kendisini alkislayanlara selamla karsilik verir. Arabasinda kendisinden baska Afet Hanim ve yaveri vardir. Diger ileri gelenler de obur arabadadir.



Kendisine ilk yaklasan ve “Hosgeldiniz Pasam!” diyen, O zaman ki yatili okul muduru Muhittin Akdik idi. Daha sonra kaymakam, hakim ve diger ileri gelenler sirayla yanina gidip “Hosgeldiniz” derler. Ataturk, un kalabaliga hitaben yaptigi kisa konusmadan sonra, Okul mudurunun okulu isaret etmesi uzerine, arabalarla okula varilir. Okul gezilirken, bir ara Ataturk cebinden cikardigi not defterini inceler ve mudure hitaben: ”1927 yilinda ....... liraya malolan okul bu mu?” diye sorarak, binalarin saglam yapilip, iyi bakilmasina dair tavsiyelerde bulunur. Okul mudurunden de yapilan egitim calismalari hakkinda bilgi alir.



Daha sonra arabalarla Soguksu’ya dogru hareket edilir. Buyuk Kaplica’nin onune gelindigi sirada ziyaret amaciyla durulur. Bu arada yere sermek amaciyla ilcede ancak 4-5 tane hali bulunabilir. Ataturk burada yasli bir kadinla (Celal Demircin’in annesi) sohbet etmeye baslar. Kendisini daha yakindan gormek ve konusmayi dinleyebilmek amaciyla etrafini sIkica saran halki uzaklastirmak icin polislerin hareketini goren Afet Hanim’in: ”Pasam, polisler halki rahatsiz ediyorlar” sIkayeti uzerine Ataturk’un yaverine ve polislere hitaben:



-”Halki serbest birakin, dokunmayin” demesinden cesaret alan halk iyice yaklasir. Buradaki sohbetten sonra Ataturk, ilkel durumdaki kaplicaya girip suyunu kontrol eder. Banyo yapma isteginden “ suyun sihhatli olmadigi” gerekcesi ile doktoru tarafindan vazgecirilir. Ayni sekilde Kucuk Kaplica’nin suyunu da bizzat kontrol ederek, daha sonra kamp yeri olan Buyuk Soguksu’ya hareket edilir.



Kafile bunaltici bir havada Buyuk Soguksu’ya geldiginde karanlik basmistir. Burada ilce idarecileri tarafindan hazirlanan sofrada yemek yenilir. Temmuz sicaginda kufur kufur esen camlikdan cok hoslanmistir. mehtabin butun guzelligi ile camligi aydinlattigi bir ortamda gece yarisina kadar sohbet edilir ve akademik konusmalar yapilir. Etraf ve cadirlarin ici luks lambalari ile aydinlatilmistir. Fakat Buyuk Soguksu Gazinosu’nun oldugu yere kurulan kamp yerinde sivrisineklerin taciz etmesi sebebiyle disarida kalamayip cadirlara gecerler. Bu arada Ataturk mutlaka banyo yapmak isteginde bulundugundan, Vali Nevzat Tandogan’in emriyle Ankara’dan iki arazoz ve bir kuvet getirilir. Arazozlerin kaplicadan tasidigi su ile Ataturk banyo yapar. Sonra da istirahate cekilir.



Ertesi sabah (17 Temmuz) belediye baskani Tahir Barlas oldugu halde ilceden bir gurup, kamp yerine varir. Tahir Barlas, Altin Su’dan doldurdugu bir surahi ile once kendisi icip sonra da Ataturk’e bir bardak su ikram eder ve suyun nasil oldugunu sorar. Suyu cok begenen Ataturk: ”Kizilcahamamlilar, bu su altin gibi” der ve boylece bu suyun adi da (Altin Su) Ataturk tarafindan konulmus olur.



Ataturk ayrica kalabaliga hitaben bir konusma yapar: ”Bu cennet yurt kosesinde mutlusunuz Kizilcahamamlilar” Sozunu de bu sirada soyler. Konusmadan sonra belediye baskaninin girisimi ile, acele kamp yerinin tapusu cikarilip Ataturk’e takdim edilir. Saat 11:00’e dogru da, butun kasaba halki Istanbul Caddesi’ (Cengiz Topel Caddesi) nden, Bolu istikametine ugurlarlar. Kasabada bulunan butun araclar da, Gerede’ ye kadar O’na eslik ederler.



Bu ziyaretten sonra, Ataturk’un,altinda dinlendigi cam ozel bakim altina alinir ve, soyledigi meshur: ”Bu cennet yurt kosesinde mutlusunuz Kizilcahamamlilar” sozu bir levha yazilarak asilir. Yanina da kucuk bir bustu konur.



Ayni gun cikan Cumhuriyet, Hakimiyet-e ve Vakit gazeteleri, Mustafa Kemal’in ilcemize yaptigi ziyareti asagi yukari ayni sozlerle duyururlar:



“Gazi Hazretleri bu sabah saat 09:00 da beraberinde Dahiliye Vekili Sukru Kaya, mebuslar Kilic Ali ,Nuri, Hasan Cavit, Salih ve Ismail Hakki Bey’lerle, ordu mufettisi Fahrettin Altay Pasa ve maiyeti oldugu halde, Ankara’dan otomobille Kizilcahamam’a hareket etti. “Yol boyunca, toplanan koyluler Reis-i Cumhur Hazretlerini buyuk sevinc tezahurleri ile karsiladilar. Ataturk Kizilcahamam’da camlikta hazirlanan cadira gecti”



Boylece, Kizilcahamam’lilarin ve ilceye turistik amacli gelenlerin asla unutamayacagi, onemli bir tarihi olay yasanir.



Prof.Dr. Afet Inan’in hatiralarina gore Ataturk, yol boyunca, etkilendigi Kizilcahamam ile ilgili olarak su degerlendirmeyi yapar:



”Bu turistik beldede oteller yapilmaliydi. Kaplica suyundan daha modern tarzda istifade edilebilirdi. Ormanlarin bakimi ve yenilerinin yetistirilme gayretleri bu yerlere buyuk imkanlar saglardi.”



Ataturk bu degerlendirmeleri ile, O gunku Kizilca’yi degil, sanki gelecegin Kizilcahamam’ini tarif eder gibidir. O gunku sartlarda, belki hayal olarak gorulen bu dilekler, buyuk olcude ancak 1994 sonrasi gerceklesme durumunda olmustur.



Bu ziyaretten baska, 1935 de Trakya Manevralari’na gittigi sirada Kizilcahamam’a bir kere daha ugrar. Ilcemiz Pazar Koylu arastirmaci Demirhan Tuncay, o yillarda bir ilkokul ogrencisi iken, Cestepe onunde Ataturk’u karsilayanlar arasindadir ve kendisiyle bizzat gorusme imkani bulmustur.



Ataturk’un ilcemizi ziyareti ile ilgili olarak, kendisinin olumunden sonra baska bir gelisme daha olur ki, onu da zikretmeden gecemiyecegiz.



1939 veya 1940 yillarinda zamanin Ilce Turizm derneginin girisimi ve bir bayram vesilesi ile (Muhtemelen 19 Mayis) duzenlenen gures musabakalarina, Ataturk’un kiz kardesi Makbule Hanim ve bir cok milletvelkili de davet edilir. Gureslerden once Turizm Dernegi Baskani rahmetli Murtaza Yildiz, Ataturk hakkinda bir konusma yapar. Bu konusmadan sonra kursuye davet edilen Makbule Hanim, Kizilcahamam’lilara tesekkur eder ve, cantasindan vaktiyle Ataturk’e verilmis olan tapuyu cikararak:



-Bu tapu bizden ziyade size layiktir Kizilcahamam’lilar! Diyerek, Ataturk’un kamp yapmis oldugu yerin tapusunu ilceye iade eder.



Mustafa Kemal’in ayrica, Yildirim bolgesinde Aydos Yaylasi’nda bir ciftlik kurdurarak burada koyun surusu beslettigi, elde edilen urunlerin de ordunun ihtiyaci icin kullanildigi naklediliyor. Bu ciftlik hakkindaki detayli bilgi turizm bolumunde “Ilcemizdeki ziyaret yerleri” basligi altinda ele alinmistir.


alintidir

0 yorum: